Aşrakat min feleki’l-behceti şemsen ve behâ
Melâ el-âlemi nûren ve sürûren ve behâ

Çıktı bir gün ki ziyâsında tamâmî-i rüsül
Oldu mahv öyle ki hur-şîd şu’â’ında Sühâ

Oldu bâzâr-i cihan revnakı bir dürr-i yetim
Hukemâ fırkâ-i dûn felsefe cem’i-süfehâ

Münhi-i ma’rifeti hâl diliyle dâ’im
Kılar ehl-i Hak’a esrâr-i hakikat inhâ

Nice takrîr edeyim vasfını ol şâhın kim
Ana vassâf ola Yâsin ü mu’arrif Tâhâ

Ey Fuzûlî reh-i şer’ini tut ol râh-berin
Bu tarîk ile dalâletten özün eyle rehâ
--------------
Fe i lâ tün fe i lâ tün fe i lâ tün fe i lün


1. Sevinç feleğinden bir güneş doğdu ve âlem onun yüzünden nûr, se­vinç, şuur ve idrak ile doldu.

Fuzûlî, Hazret-i Peygamber için yazdığı bu gazele divanın ilk gazeli gibi Arapça bir beyt ile başlıyor. Behçet ve sürur feleği, cemâl ufkunu göste­rir. Demek ki Fuzuli'nin  peygamberimize bakışı da mutasavvıfanedir. Nûr, sürur ve idrak cemâl tecellisidir. Bir mutasavvıf peygamberimize "Beşir" yani Hakk'ın lutfunu müjdeleyici gözü ile bakar.

Hazret-i Peygamberin getirdiği din, âlemi sürür, huzur ve idrak ile doldurur demek istiyor.

2. Öyle bir güneş doğdu ki, onun aydınlığı içinde bütün peygamberler güneş ışığında Süha yıldızı gibi yok oldu, görünmez oldu.

Süha yıldızı gece görünmesi en güç, en küçük  yıldızlardandır. Bu yıldı­zı bir de gün ışığında düşününüz. Yok olmuş gibidir. Hazret-i Muhammed de kendinden evvel gelen dinlerin en mükemme­lini getirmiş ve o dinleri iptal etmiştir.

3. Cihan pazarını bir yetim bir inci aydınlattı, onun revacı oldu ki iki cihanın mahsulü o incinin değerinde olamaz.

Dürr-i yetim, sadefte tek olarak gelişen incidir ki çok kıymetlidir. Hazret-i Peygamber yetim ve öksüz olarak büyüdü. Kendisini dedesi Abdülmuttalib yetiştirdi.

Burada dünya bir pazara benzetiliyor. Oraya çok değerli bir inci geliyor. Onun parlaklığı, dolayısıyla aydınlığı cihan pazarının revacına yani alış verişin hararetlenmesine de sebep oluyor. Öyle bir inci ki, iki cihanın mahsulü ona baha olamıyor. Bu beytte yetimin ve revnakın ikişer ma'nâsı vardır. Yetimin birinci ma'nâsı tek inci, ikinci manâsı peygam­berimizin yetim oluşudur. Revnakın bir ma'nâsı inci parlaklığı, ikinci ma'nâsı pazarın revacıdır. Bir de bir dürr-i yetim ile iki cihan arasında aynı za­manda tenasüp ve tezat san'atlarını görüyoruz.

İki cihanın mahsulünde şu ma'nâ vardır: İnci sadeften çıkar. Sadefin altı ve üstü dardır, inci onların içindedir. İki cihanın mahsulüdür. İki cihan dünya ve âhirettir.

En değerli inci Bahreyn adalarında çıkar. Bir inci, iki deniz "Bah­reyn" arasında da çok ince bir san'at vardır. Aynı san'atı Nedim, İstanbul kasidesinde yapmıştır.

Bir gevher-i yek-pâre iki hahr arasında / Hurşîd-i cihan-tâh ile tartılsa sezâdır

Nedim iki bahr (Bahreyn) diyerek san'atını daha açıkça yapmıştır.

Bu beytte yekpâre, tek yani sadeften tek çıkan büyük inci demektir. Tartılmak kelimesi de hem mukayese hem de terazi ile tartılmak ma'nâsınadır. İnciyi tartarak alıp satarlar.

4. Peygamber'in kemâlinin mi'râcı, yani kemâlinin en yüksek noktası­na erişmesine ve elde ettiği hikmet mertebesine göre hikmet sahipleri alçak bir fırka; filozoflar ise sefih yani ma'nâsız işler yapan bir topluluktur.

Fuzûlî zamanında hikmetli söz söyleyenler ve filozoflar dinî camiadan ayrı tefekkürler ortaya atan mütefekkirler ma'nâsına gelmektedir. Kemâl mi'râcı peygamber'imizin şeri'at tarafıdır.

Mi'râc ile dûn, alçak arasında tezat san'atı vardır. Ve süfeha ile yani sefihler ile felsefenin sonundaki "sefeh" kelimesine işaret edilmiştir.

5. Marifet yani Hakk'm tasavvuf yolu ile tanınması da Hazreti Pey­gamberde son mertebesindedir. Onun bu irfanının haber getiricisi hâl dili ile, kal yani sözle değil, gönül dili ile Hak ehline hakikat sırlarım bildir­mektedir.

Bu da Hazreti Peygamberin bâtmî yani iç ve tasavvuf cephesidir. Marifet ve hâl dili bizi bu hükme vardırır.

6. Ben o büyük insanın vasfını nasıl söyleyebilirim ki, onu Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de Yâsîn ile en güzel şekilde tavsif ve Tâhâ Sûresiyle de tarif etmiştir.

Müfessirler bu iki sûrenin Hazret-i Peygamber şanında olduğunu muhtelif delillerle ispata çalışırlar. Fuzûlî de burada Allah'ın tavsif ve tarif ettiği bir şahı, bir uluyu ben nasıl anlatırım, demek istiyor.

7. Ey Fuzûlî, o yol göstericinin gösterdiği şeri'atın yolunu tut. Bu yol ile kendini, yolunu sapıtmaktan kurtar.

Bu beytte Fuzûlî tarik kelimesini iki ma'nâya kullanıyor:

  1. Bu yol ile, bu sûretle
  2. Tarikat ve tasavvuf yolu ile...

Şer' ile tarik, şeri'at ile tarikattır. Fuzuli, pPeygamberimizin getirdiği din içinde şeri'atın da tarikatın da bulunduğunu anlatıyor. Bir de (reh) ile (rehâ) kelimesi arasında cinas yapıyor.