Eserin Adı: Benim Adım Kırmızı
Türü: Roman
Yazar: Orhan Pamuk
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Basım Yeri ve Yılı: İstanbul, 1998
Konusu:  Eski resim sanatının incelikleri ve düşünce yapısı ile ilgili türlü hikayeler ve bilgiler verilmektedir. Bunun yanında bir kadının duygu dünyasındaki değişimler, çelişkiler yansıtılmaktadır.
Benim Adım Kırmızı Romanının Özeti:

     Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü dahil dünya çapında bir çok ödül kazanmasını sağlayan Benim Adım Kırmızı tarihi bir entrika hikayesi sunuyor.
     Zarif Bey ıssız bir gecede öldürülür ve kuyuya atılır. Onun ölmesiyle nakkaşhanede işler eskisi gibi yürümez ve her şey değişir.
     Zarif Bey, Kelebek, Zeytin ve Leylek Başnakkaş Osman’ın nakkaşhanesinde çalışır. Ama padişahın Enişte Efendi’den istediği ve herkesten saklı tutulan kitap için resim çizmeye başlarlar ve bunu Üstat Osman dâhil herkesten saklarlar. Enişte Efendi’nin hazırladığı kitaba resim yaparak Üstat Osman’a ihanet ettiklerinin farkında olmaların rağmen resim yapmaktan da vazgeçemezler.
     Kitabın başlamasından bir yıl sonra Enişte Efendi’nin yeğeni Kara gelir. Enişte Efendi bunun üzerine kitap işini Kara’ya devretmeye karar verir. Kara yıllar önce eniştesinin yanından ayrılmış ve 12  yıldır İstanbul dışında yaşamıştır. Eniştesinin kızı Şekûre’ye olan aşkını yanlış bir zamanda açıklamış ve Enişte Efendi ikisinin evlenmesine razı olmamıştır. Geçen süre içinde Şekûre evlenmiş ve Şevket ve Orhan isimli iki çocuğu olmuştur. Ama Şekûre’nin savaşa giden kocası 4 yıl geçmesine rağmen dönmemiştir. Bir süre kayınpederinin yanında duran Şekûre, kocasının kardeşi Hasan’ın kendisine olan davranışlarından sıkılıp babasının evine dönmüştür.
     Zarif Efendi’nin ölümünden sonra nakkaşlar arasında bir korku olmuştur. Herkes kimden şüphelenmesi gerektiğini düşünmeye başlar ama bu kitaptan kimsenin haber yoktur. Bunun üzerine katilin nakkaşlardan biri olduğunu hepsi anlar. Enişte Efendi’de katili bulma işini Kara’ya verir. Bütün nakkaşlarla ve Üstat Osman’la görüşür ama katilin kim olduğunu bulamaz. Bu sırada padişah için hazırlanan kitap duyulmaya başlar ve kitabın son sayfasındaki resmin dinsizlik içerdiği dedikodusu yılmaya başlar. Zarif Efendi’nin bu resmi görüp korktuğu ve bu yüzden öldürüldüğü düşünmeye başlanır.
     Şekûre’yle Kara arasında ise bohçacı Ester aracılığı ile mektuplaşmaya başlarlar ve Kara onu evliliğe ikna etmeye çalışır. Kara Şekûre’yi bir gece buluşmaya ikna eder. Kara’yla görüşen Şekûre eve gittiğinde babasının cansız bedeniyle karşılaşır. Birisi babasını öldürmüş ve kitabın son resmini de alıp gitmiştir. O gece çocuklara hiçbir şey söylemeyen Şekûre sabah Kara’ya haber yollar ve babasının öldüğünü söyler. İkisi evlenmeye ve bu işin altından birlikte kalkmaya karar verirler. Ama Şekûre kocasından boşanmadığı için evlenmeleri imkansızdır. Yalancı şahitler bulup kocasının öldüğünü söylerler ve kadı Şekûre’yi boşar. Kara’yla Şekûre evlenene kadar Enişte Efendi’nin öldüğünden kimseye bahsetmezler. Ertesi günü Enişte Efendi’nin öldüğünü ilan ederler.
     Kara gidip padişaha Enişte Efendi’nin öldürüldüğünü ve kitabın son resminin çalındığını söyler. Bütün nakkaşlar ve Kara şüpheli haline gelir. Padişah Üstat Osman ve Kara’ya katili bulma işini verir. Katili bulmaya çalışan Kara öldürüldüğünde Zarif Efendi’nin üzerinden çıkan bir resim olduğunu öğrenir. Bu mürekkepleri dağılmış bir at resmidir. At resmini Üstat Osman’la uzun süre incelerler. Saraya gidip hazine odasında bir sürü kitap incelerler ve sonunda bu at resmini çizenin kim olduğunu bulurlar. Ama Üstat Osman’ın katilin başkası olduğunu düşünür.
     Günlerce hazine odasında resim inceledikten sonra eve giden Kara Şekûre’yi evde bulamaz. Sonra Şekûre’nin kayınpederinin evinde olduğunu öğrenir ve yanına bir sürü adam toplayıp Şekûre’yi almaya gider. Zorla Şekûre’yi alıp ev yolladıktan sonra mahalledeki kahvenin basıldığını görür. Dinsizlik yapılan bu kahve Erzurumiler tarafından basılmış ve her yeri yıkılmıştır. Yıkıntılar arasında gezen Kelebek’i görür ve onu yanına alıp evini aramaya gider. İlk önce itiraz eden Kelebek evini aramasına izin verir. Ama evinde hiçbir şey bulamaz. Katili bulmaya kararlı olan Kara Kelebek’i de yanına alıp Zeytin’in evine gider ama Zeytin evde yoktur. Birlikte onun evini ararlar ama yıkılan kahvedeki meddahın kullandığı resimler hariç hiçbir şey bulamazlar. Son olarak da Leylek’in kapısını çalarlar ama aradıkları orda da yoktur. Son olarak Zeytin’i bulmaya karar verirler. Bir tekkede onu da bulurlar ama aradıklarını orada da bulamazlar.

Dördü oturur ve dertleşmeye eski günlerden konuşmaya başlarlar. Konuşmaları sırasında katil kendini ele verir ve hepsi katilin kim olduğunu öğrenir. Katil ile kavgaları sırasında Kara ağır şekilde yaralanır. Katil ise Şekûre’nin eski kocasının kardeşi Hasan tarafından yanlış kişi sanılarak öldürülür. Katilin bulunması bütün nakkaşları rahatlatır ve her şey eski haline döner. Ama Kara’nın sağlığı eski haline dönmez. Ölene kadar Şekûre’yle birlikte yaşarlar.

Benim Adım Kırmızı Romanının Ana Fikri: En olumsuz şartlar karşısında dahi yaşama ümidi ve sevinci kaybedilmemelidir.

Kişiler:
Şekûre: Kocası savaşa gitmiş,iki çocuklu birkadın.Kara’nın sevgilisi.
Kara : Çocuk yaşta evden kovulan sonradan ünlü olan bir nakkaş.
Zeytin- Leylek-Kelebek: Padişahın istediği kitabı hazırlayan ve İstanbul’un en ünlü nakkaşları.
Zarif Efendi : Kitabın tezhibini yapan ve kitabın başında öldürülen nakkaş.
Erzurumlu Hoca Efendi:Padişahın yaptırdığı kitabın hazırlanmasına karşı çıkan ve nakkaşlar arasında tartışma yaratan nakkaş.

Benim Adım Kırmızı Romanının Değerlendirilmesi:  Kitabın bazı bölümleri,  Sanat tarihi Osmanlı tarihi ve resim sanatı ile özellikle ilgilenenler hariç diğer okuyucular için sıkıcı olabilir. Gereksiz tekrarlar kaldırılırsa zevkle okunabilecek bir roman olabilir.

Yazarın Biyografisi:

     Orhan Pamuk 7 Haziran 1952’de varlıklı bir ailenin son çocuğu olarak İstanbul’un Nişantaşı semtinde dünyaya geldi. Babası da, dedesi ve amcası gibi yüksek mühendisti. Aile servetinin temelini dedesi atmıştı. Babası IBM firmasının Türkiye bölümünde genel müdürlük yapmış olan Gündüz Pamuk, annesi 1700’lü yıllarda Girit valiliği yapmış olan İbrahim Paşa’nın soyundan gelen Şeküre Hanım’dır. Orhan Pamuk, Cevdet Bey ve Oğulları (1982) kitabındaki gibi bir ev ve ailede, İstanbul’un Nişantaşı semtinde büyüdü. Uzun yıllar ressam olma hayali kurarak Robert Kolej’de okudu. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde okurken, mimar ya da ressam olamayacağına karar verip okulu bıraktı. Devam zorunluluğu olmadığı için yazıya daha çok vakit ayırabileceğini düşünerek İ.Ü. Gazetecilik Enstitüsü’ne girdi ve buradan mezun oldu. Ardından başladığı yüksek lisans eğitimini yarım bıraktı. Fakat Kar romanı dışında bu meslekte hiç çalışmadı.
     Orhan Pamuk 1982 yılında Aylin Türegün’le evlendi. 1991’de Rüya isimli bir kız çocuğu sahibi olan çift 2001 yılında boşandı. Orhan Pamuk’un ağabeyi Şevket Pamuk İktisat tarihçisi olup Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
     1985-1988 yılları arasında Iowa Üniversitesi tarafından verilen International Writing Program (IWP) kursuna katıldı. Amacı dünyanın değişik bölgelerinden gelen ve gelecek vaat eden yazarların Amerikan hayatını tanımaları ve kitaplarını yazabilecek güzel bir ortama kavuşmaları olan kurs sonrasında kendi deyimiyle “hayatı değişti”. İlk kitabından itibaren yurtiçinde ve yurtdışında ödüller aldı. Kitapları hem çok sattı hem de edebi açıdan olumlu tepkiler aldı.
     Orhan Pamuk yazarlığa 1974 yılında başladı. 1979 yılında ilk romanı olan Karanlık ve Işık ile katıldığı Milliyet Roman Yarışmasında birincilik ödülünü Mehmet Eroğlu ile paylaştı. Aynı romanı 1982 yılında Cevdet Bey ve Oğulları adı altında tekrar yayımlandı. Bu sefer 1983 yılında bu kitapla Orhan Kemal Roman Ödülüne layık görüldü.
     Pamuk’un bundan sonra yazdığı kitaplar çok sayıda ödüller kazanmaya devam etti. İkinci romanı olan Sessiz Ev 1984 yılında Madaralı Roman Ödülünü kazandı. Bu romanın Fransızca tercümesi ise 1991 yılında Prix de la Découverte Européenne ödülüne hak kazandı. 1985 yılında yayımlanan tarihi romanı Beyaz Kale 1990 yılında ABD’de Independent Award for Foreign Fiction ödülünü kazandı ve Türkiye dışında daha geniş bir şekilde tanınmasını sağladı. Orhan Pamuk, 2002 yılında yayımlanan Kar kitabını, Türkiye’nin etnik ve politik meseleleri üzerine kurulu bir politik roman olarak tanımlamaktadır. Kar adlı kitabı Amerika’da 2004 yılında “yılın en iyi 10 kitabından biri” olarak gösterilmiştir. Yıllar geçtikçe Orhan Pamuk’un Türkiye dışındaki ünü artmağa devam etti. 1998 yılında yayımlanan Benim Adım Kırmızı 24 dile çevrildi ve 2003 yılında İrlanda’nın ünlü International IMPAC Dublin Literary Award ödülünü kazandı.
     Romanlarının dışında, yazılarından ve söyleşilerinden seçmelerin ve bir hikâyesinin yer aldığı Öteki Renkler (1999) ve Ömer Kavur’un yönettiği Gizli Yüz adlı filmin senaryosu (1992) vardır. Bu senaryo, 1990 yılında yayımladığı Kara Kitap romanındaki bir bölümden yola çıkılarak yazılmıştır.
      Orhan Pamuk, romancılığının yanısıra insan hakları, düşünce özgürlüğü, demokrasi ve benzeri konulardaki düşüncelerini makaleler ve söyleşiler yoluyla aktarmaktadır. Şubat 2005 tarihinde İsviçre’de yayımlanan Tages-Anzeiger, Basler Zeitung, Berner Zeitung ve Solothurner Tagblatt adlı gazetelere haftalık ek olarak çıkan Das Magazin dergisine verdiği demeçte ifade ettiği “Bu topraklarda 30 bin Kürt ve 1 milyon Ermeni öldürüldü ama hiç kimse bunları konuşmağa cesaret edemiyor” sözleri Türkiye içinde büyük eleştirilere neden oldu. Yazar, Kürt sorunu ve Ermeni soykırımı iddiaları ile ilgili bu sözleri yüzünden Türklüğe hakaret suçuyla 6 ay ila 3 yıllık hapis istemiyle mahkemeye verildi. Mahkeme dünya çapında büyük ilgi uyandırdı. Orhan Pamuk’a karşı açılan bu dava T.C. Adalet Bakanlığının onayını gerektiriyordu. Bu onay verilmeyince 23 Ocak 2006 tarihinde mahkeme yetkisizlik kararı verdi ve dava düştü. Bu tür söz ve yazılarıyla Türkiye’ye karşı önyargılı Avrupalı ve Amerikalıların gözünde büyük yazar oldu.
     Orhan Pamuk ABD’de yayımlanan Time dergisinin 8 Mayıs 2006 tarihindeki kapak yazısında yer aldı. “Time 100: Dünyamızı Biçimlendiren Kişiler” başlıklı yazıda tanıtılan 100 kişiden biri oldu.
     Orhan Pamuk’un yazarlık kariyeri 12 Ekim 2006 tarihinde Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmasıyla zirveye erişti. Kazandığı bu ödülle Nobel Ödülünü kazanan ilk Türk vatandaşı olarak tarihe geçti. Nobel ödüllerini dağıtan İsveç Akademisine (Svenska Akademien) yakın çevreler Orhan Pamuk’tan ziyade Adonis adıyla tanınan Suriyeli şair Ali Ahmet Said’e şans tanımaktaydılar. Ancak Akademinin 12 Ekim 2006 günü saat 14:00 civarında yayımladığı basın bildirisinde 2006 Nobel Edebiyat Ödülü “Kentinin melankolik ruhunun izlerini sürerken kültürlerin birbiriyle çatışması ve örülmesi için yeni simgeler bulan” Orhan Pamuk’a verilmiştir özleriyle Nobel Edebiyat Ödülünün Orhan Pamuk’a verildiği resmen açıklandı.
     Orhan Pamuk’un romancılığı postmodern roman kategorisinde değerlendirilmektedir. Eleştirmen Yıldız Ecevit Orhan Pamuk’u Okumak adlı kitabında onun avangard romancılığını değerlendirmektedir. Özellikle Beyaz Kale, Kara Kitap, Yeni Hayat, Benim Adım Kırmızı, Kar romanları postmodern romanın özgün örnekleri olarak sayılmaktadır. Bu kitaplarda Pamuk hem edebiyat türleri arasında geçişkenlik sağlamakta, hem de geçmiş-bugün, doğu-batı, gelenek-modernlik, eski-yeni geçişkenlikleriyle yapıtlarını üretmektedir. Bunu yaparken Pamuk özellikle postmodern romanın önemli bir ögesi olan üst kurmaca tekniğini kullanmasıyla önem kazanmaktadır. Pamuk dilsel oyunlara rağbet etmemekle birlikte, yapıtlarında çoğulluk görülür ve bir çok karakter söz alarak anlatıyı farklı yönlerden geliştirir. Özellikle Benim Adım Kırmızı romanının her bölümde yeni bir anlatıcı karşımıza çıkar ve bize kendisini ve olayların gelişimini anlatır. Aynı şekilde edebiyat tarihçisi Jale Parla da Don Kişot’tan Günümüze Roman adlı kapsamlı yapıtında,      Benim Adım Kırmızı’dan hareketle Orhan Pamuk’un romancılığını karşılaştırmalı edebiyat bağlamında irdeler. Parla’ya göre Pamuk, Türk romanının aldığı önemli dönemeçlerin sahibi olan bir yazardır. Doğu-batı sorunsalıyla estetik düzeyde hesaplaşmaya yönelen Ahmet Hamdi Tanpınar ve Oğuz Atay gibi önemli yazarlardan birisidir Pamuk; bu sorunsalı kültürel ve felsefi içerimleriyle edebiyatına taşımış, özellikle Kara Kitap’ta bu tema bağlamında önemli, çok katmanlı bir edebi metin örneği sergilemiştir.

Yayımlanmış eserleri:
Cevdet Bey ve Oğulları, roman, İstanbul, Can Yayınları, 1982
Sessiz Ev, roman, İstanbul, Can Yayınları, 1983
Beyaz Kale, roman, roman, İstanbul, Can Yayınları, 1985
Kara Kitap, roman, İstanbul, Can Yayınları, 1990
Gizli Yüz, senaryo, İstanbul, Can Yayınları, 1992
Yeni Hayat, roman, İstanbul, İletişim Yayınları, 1995
Benim Adım Kırmızı, roman, İstanbul, İletişim Yayınları, 1998
Öteki Renkler, yazılarından ve söyleşilerinden seçmeler, 1999
Kar, roman, İstanbul, İletişim Yayınları, 2002
İstanbul: Hatıralar ve Şehir, anı, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları (YKY), 2003