Bunca yıl güz, bahar, karakış, yazla, 
Ömrümüz yel gibi esip de geçti. 
Gâhi gaflet ile gâhi niyazla, 
Ömrümüz yel gibi esip de geçti. 
 
Daha dün oynardık arka sokakta, 
Kandiller yanardı eski konakta, 
Neleri kaybettik, dönüp bir bak da, 
Ömrümüz yel gibi esip de geçti. 
 
Herkes birbirine selam verirdi, 
İrfan sahipleri hürmet görürdü, 
Her işimiz intizamla yürürdü, 
Ömrümüz yel gibi esip de geçti. 
 
Huzur kaynağıydı kâgir evimiz, 
Gönül otağıydı sinelerimiz, 
Böldükçe artardı sevgilerimiz, 
Ömrümüz yel gibi esip de geçti. 
 
Dupduru akardı pınarın suyu, 
Bahçenin süsüydü çıkrıklı kuyu, 
Huyunu değişti sağlam beş duyu, 
Ömrümüz yel gibi esip de geçti. 
 
Bakkal, kasap, manav amcamız vardı, 
Zehra teyze sesimizi duyardı, 
Konu-komşu birbirini sayardı, 
Ömrümüz yel gibi esip de geçti. 
 
Nerde çocukluğum, gençliğim nerde?
Geçmişi ararım koyduğum yerde,
Yazlık sinemada karardı perde,
Ömrümüz yel gibi esip de geçti.
 
Zamana yenildi köşkler, yalılar, 
Haraç-mezat gitti Acem halılar, 
Birer birer veda etti ululular, 
Ömrümüz yel gibi esip de geçti.. 
 
Var mıdır gidenin kadrini bilen? 
Çağırsam geçmişten yok ki bir gelen. 
Hâlime sırıtır ruhsuz gökdelen,
Ömrümüz yel gibi esip de geçti. 
 
Mâzide gizlidir bin bir hatıra,
Ülkümün hükmüne gelmedi sıra. 
Sığdırmak mümkün mü birkaç satıra?
Ömrümüz yel gibi esip de geçti.
 
Bazen sevinç bazen keder ekledik, 
Yitik senelere hüzün yükledik, 
Niyazkâr'ım "Turan" deyip, bekledik, 
Ömrümüz yel gibi esip de geçti. 
 
Köksal CENGİZ (Niyazkâr)
01.10.2022