Dr. Doğan KAYA

Türk halk kültürü içinde önemli bir yere sahip olan halk hikâyeleri tarih boyu sinema, tiyatro, şiir gibi birçok alanda kendine yer bulabilmiştir. Bu alanlardan birisi de seyirlik halk oyunlarıdır. Seyirlik oyunlar denilince de ilk gelen oyun Karagöz'dür.

Karagöz oyunları metinlerinin sayısı 28 olarak tespit edilmiştir. Bu sayı, yakın zamanda yazılan oyun metinleriyle daha da artmaktadır. Oyun metinleri ortaya çıkışlarına göre iki grupta toplanır. Bunlar; kâr-ı kadim (eski zaman işi) ve nev-icad (yeni icad edilmiş) şeklinde gruplandırılır. Sözü edilen 28 oyun içinde pek çok konu işlenmiş; bu oyunlar vasıtasıyla, bir yandan eğlendirilen halka, bir yandan da çeşitli mesajlar verilmiştir.

Oyunların içinde; Ferhat ile Şirin, Tahir ile Zühre, Hançerli Hanım, Kerem ile Aslı ve Leylâ ile Mecnun olmak üzere beş tanesi halk hikâyeleri ile ilgilidir. Bunlardan ilk ikisi kâr-ı kadim, diğerleri de nev-icad oyunlardır.

Türk halk hikâyeleri içinde önemli bir yere sahip olan Tahir ile Zühre hikâyesinin Karagöz metinleri içinde yer alması tesadüfî değildir. Bu hikâyenin seçilmesindeki sebep nedir? Hikâye metni ve konusu ile Karagöz oyunundaki metin arasındaki benzer ve farklı yönler nelerdir? Diğer Karagöz metinleri içinde acaba Tahir ile Zühre oyununun yeri nerededir? Bu sorulara cevap vermeden önce söz konusu olan hikâyeyi tanıtmak yerinde olacaktır.

Biz bu bildirimizi ortaya koyarken üç metinden yararlandık. Birincisi el yazması Tahir ile Zühre hikâyesi olup H. 1141 / M. 1729 yılında yazılmıştır. Bu bildiğimiz kadarıyla Tahir ile Zühre hikâyesinin en eski nüshasıdır. Metin, 50 varaktır ve Şevket Rado yazmaları arasındadır. Bugüne kadar, Tahir ile Zühre hikâyesinin en eski nüshası, Fikret Türkmen'in yararlandığı Cahit Öztelli nüshası olarak görülüyordu.[1] Bu nüsha tarihsizdir. Ancak, bizim inceleme imkânı bulabildiğimiz nüsha, sözünü ettiğimiz nüshadan daha eski bir nüshadır. Manzum parçaların daha çok olması, olayların daha ayrıntılı ve geniş aktarılması da bunu açıkça ortaya koymaktadır.

Diğer metinler Karagöz oyunlarında icra edilen metinlerdir. Tahir ile Zühre hikâyesinin bilinen yedi oyun metni bulunmaktadır.[2] Biz bunlardan ikisini inceleme imkânı bulabildik. Bunlar; Hellmut Ritter, "Karagös", Turkische Schattenspiele adlı eserine dayalı olarak Cevdet Kudret[3] tarafından neşredilen Karagöz kitabı ile Muhittin Sevilen (Hayalî Küçük Ali)'in neşrettiği kitaptır.[4]

İncelemeye tabi tuttuğumuz üç metin içinde en hacimli olanı yazma nüshadır. Bu nüsha, aynı zamanda kişiler, belde, mekân, motif ve manzum ürünler yönünden de diğer iki metinden daha zengindir. Bunları şu şekilde gösterebiliriz:

Manzum parçalar yönünden:

Halk hikâyeleri genellikle manzum ve mensur yapıya sahiptir. Bunlardan Tahir ile Zühre, Ferhat ile Şirin, Gül ile Sitemkâr gibi hikâyelerin manzum kısımları manilerden oluşmaktadır. Aşağıda da belirttiğimiz gibi diğer şiir şekilleri nadirdir. Tahir ile Zühre hikâyesinin Karagöz oyunlarındaki metninde ise aynı durumu göremeyiz. Çünkü oyun metni diğer Karagöz oyunlarının şablonuna oturtulmuştur ve yapılan değişiklik manzum kısımlarda da gerçekleştirilmiştir.

Yazma nüsha: (Tamamı hece ölçüsüyledir.)

Mani tipi: 115 şiir

Dörtlük: 2 adet

Beyit: 56 adet

Mesnevi tarzı: 12 beyit ve 3 beyitt olmak üzere iki şiir.

Semai: 1 adet (d dörtlük)

Sevilen metni (Şiirler aruz ve hece ölçüsüyledir.)

Semai-şarkı: 7 adet

Gazel: 1 adet

Mani: 6 adet (Bu maniler yazma nüshada mevcuttur.)

Koşma: 2 adet

Kudret metni: (Şiirler aruz ve hece ölçüsüyledir.)

Semai-şarkı: 5 adet

Gazel: 1 adet

Kıta: 3 adet

Koşma: 1 adet

Mani: 3 adet

Kişiler:

Yazma nüsha: Tahir, Zühre, padişah (Zühre'nin babası), vezir (Tahir'in babası), Zühre'nin annesi, Derviş, Hoca (T. İle Z.'ye ders veren kişi), Karaçor, Sihirbaz kadın, Keloğlan, Hızır Aleyhisselâm, Zühre'nin dadısı, Tahir'in dadısı, ulema, vüzera, Gül Padişahının Kızları, Sai, hadimler, cariyeler, cellat.

Sevilen ve Kudret metni: Karagöz, Hacivat, Tahir, Zühre, Zühre'nin babası, Zühre'nin annesi, Arap halayık, Seymenler.

Belde, mekan:

Her üç metinde de Zühre'nin köşkü, belde olarak da Mardin adına yer verilmiştir. Yazma nüshada ayrıca, dadının evi, zindan, Şat suyu gibi yerler de geçmektedir.

Formeller:

Metinlerin tamamında formel sözler kullanılmış. Bunların bir kısmı girişte bir kısmı da metnin akışında yer almaktadır. İşte bunlardan bazıları:

Yazma nüsha:

Giriş formeli: Raviyan-ı ahbar ve nakılan-ı asar ve muhaddisan-ı silsile-i ruzigâr şöyle rivayet ve bu yüzden hikâyet edip eydürler kim; zaman-ı sabıkta ve kadim eyyamda bir (pa)dişah kâmekân ve bir şehinşah namdar var idi.

Geçiş formelleri: Biz yine sözümüze gelelim. / Ravi-yi şirin şöyle rivayet edip eydür kim / Bu hal üzere iken, birgün gördü kim... / Ravi-yi şirin kelam eydür. / Ravi-yi şirin sühan eydür / Bizim kıssamız bu tarafta Zühre Sultan'a geldi.

Sevilen ve Kudret metni:

Giriş formeli: Yâr bana bir eğlence medet.

Muhavere sırasında kullanılan formeller: Öyle değil Karagöz'üm... / Vay edepsiz külhani vay! / Ey sonra? / Gene ne var Karagöz / Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola.

Özellikleri:

Yazma nüsha: Hikâyenin başlığı “Heza Kitab-ı Âşık Tahir ile Ma'şuk Zühre Budur" şeklindedir. Hikâye yazma eserde (19 b)'den başlamakta, (69 b)'de sona ermektedir. Hikâye 12 beyitlik manzum bir girişle başlamaktadır. Metnin içinde, adına karavelli denilen ve Hz. Süleyman zamanında cereyan eden ibret verici, kısa hacimli bir hikâye bulunmaktadır.

Sevilen ve Kudret'in metinleri: Her iki metin de Hacivat'ın semaisiyle başlamakta, bilahare perdeye karagöz gelmektedir. Her ikisinde de yer yer manzum kısımlar bulunmaktadır. Kudret metni, Sevilen'in metnine göre daha hacimlidir. Aralarında kısmen konu farklılıkları vardır.

Özetler

Yazma nüshanın özeti:

Her şeye sahip olan bir padişahın evlâdı yoktur. Veziri ile şehirde gezerken rastladığı yoksul bir dervişe bin altın sadaka verir. O da padişaha dualarının kabul olması için Allah'a niyazda bulunur. Sarayına gelince bahçede cifr ilmini bilen ve remmal olan birisini görür. Derviş bunlara bir elma verir. Şayet kız-erkek çocukları olursa birbirlerine vermelerinin sözünü alır. Vezir ve padişah elmayı ikiye bölüp eşleriyle yerler. Zamanı gelince padişahın kızı, vezirin de oğlu olur.

Çocukların ikisi de birlikte büyür ve birlikte okula giderler. On iki yaşlarına geldiklerinde birbirlerine âşık olurlar. Başkalarını sevmeyeceklerine dair aralarında ant içerler. Tahir karadüzenini çalar ve söyledikleri manilerle sevgilerini ifade ederler. Padişahın hizmetinde olan Karaçor adındaki bir Arap bunların bahçede birbirlerine maniler söylediğini görür ve durumu Zühre'nin annesine haber verir. O da duyduklarını padişaha nakleder. Padişah kızını Tahir'e vermenin zamanı geldiğini söyler, ancak hanımı, Zühre'nin şehzadeye lâyık olduğunu söyleyerek buna karşı çıkar. Kadın şehirde namlı bir sihirbazın yanına gider ve ona altın vererek bu evliliğe engellemesini ister. O da bir toprağı efsunlayıp hazırlayıp kadına verir ve bir şerbete katıp padişaha içirmesini söyler. Kadın söylenileni yapar. Padişah gün geçtikçe Tahir'den nefret etmeye başlar. Tahir'i şehirden uzaklaştırır. İki âşık birbirinin hasretine dayanamaz. Zühre padişah babasından kendisine bir köşk yaptırmasını ister. Padişah kızının arzusunu yerine getirir. Zühre köşke yerleşir.

Zühre'nin ayrılığına dayanamayan Tahir, karadüzenini alıp köşkün önüne gelir. Manilerle karşılıklı söyleşirler. Karaçor bunu haber alır ve Tahir'i yakalayıp padişahın huzuruna getirir. Padişah, Tahir'in boynunun vurulmasını emreder. Mecliste bulunanların ısrarı üzerine emrini geri alır, Mardin şehrine sürgün eder. Tahir, sürgüne giderken Zühre'nin köşkünün önünden geçer ve birbirlerine mani söyleyerek vedalaşırlar. Yedi günde Mardin'e vasıl olur. Askerler, Tahir'i kale komutanına teslim ederler. Tahir zindana konulur. Tahir, zindan penceresinden Zühre için yazdığı şiirleri atar.

Bu arada Zühre de karadüzeni ile Tahir için şiirler söyler. Oradan geçmekte olan kervanda bulunan Keloğlan bunları duyar. Kervan, Mardin'e gelince tesadüfen Tahir'in yattığı zindanın önüne konaklar. Keloğlan içeriden türküler söyleyen kişinin Tahir olduğunu anlar ve Zühre'nin selâmını iletir.

Yedi yıl zindanda kalan Tahir can u gönülden zindan kurtarması için Allah'a dua eder. Allah Tahir'in duasını kabul eder. Yatsı namazından sonra Hızır Aleyhisselâm yedeğinde siyah bir atla zindan kapısından içeriye girer. Tahir, Hızır'ın elini öpüp ata biner. Hızır Aleyhisselâm tan yeri ağarmaya başlarken onu Zühre'nin köşkünün bulunduğu yere getirir ve gözden kaybolur. Tahir, pencerenin altında bir semai söyler. Zühre pencereye çıkar. Birbirlerine yedişer mani söylerler. Tahir dadısının evine gelir misafir olur. Zühre, dadısıyla Tahir'e bir mektup gönderir ve onu gece köşke çağırır. Tahir gece olunca köşkün penceresinin altına gelir ve orada yine birbirlerine yedişer mani söylerler. Zühre, Tahir'i içeri alır. Tahir, kırk gece köşke gider. Dadısı Tahir'i ikaz eder. Tahir iki gün köşke gitmez ama üçüncü gün yine gider. Karaçor bunu haber alıp padişaha bildirir. Padişah Tahirin yakalanıp huzuruna getirilmesini emreder. Tahir, gelen askerlerden ellisini helak eder. Tekviye gelen 70-80 askeri de öldürür. Bunun üzerine 5-10 bin askerle padişah gelip Tahir'i yakalamak ister. Tahir o askerleri de öldürür. Bunun üzerine Zühre, babasına karşı gelmemesini rica eder. Tahir, Zühre'nin arzusu askerlere teslim olur. Tahir'i bağlayıp padişahın huzuruna çıkarırlar. Padişah onu öldürmek isterse de vezirlerin arzusu özerine sandığa konulup Şat suyuna bırakılmasını emreder. Tahir sandığın içinde nereye gittiğini bilmeden üç gün sürüklenir. Bu arada sandığın Gül Padişahı'nın sarayına gideceğini tahmin eden Zühre, padişahın kızına bir mektup yazıp Tahir'e sahip çıkmasını rica eder. Bir- iki gün sonra sandık saraya gelir. Tahir'i kurtarırlar. Gül Padişahının Kızı, bir mektup yazıp kendisine mektubu getiren kadınla Zühre'ye gönderir. Zühre, Tahir'in sağ olduğunu öğrenir.

Gül Padişahının üç kızı vardır ve üçü de Tahir'e âşık olur. Tahir, oradan kaçmak ister. Sabah namazını kılıp kendisine yardım etmesi için Allah'tan niyazda bulunur. Allah, Tahir'in duasını kabul eder ve Hızır Aleyhisselâm yardıma gelir. Hızır onu beyaz bir ata bindirir ve göz açıp kapayıncaya kadar kırk günlük yolu kat eder ve Zühre'nin şehrine getirir.

Bu arada babası Zühre'yi bir şehzadeye verir ve o sırada da düğün yapılmaktadır. Bunu dadısından öğrenen Tahir'in dünyası kararır. Bir kadın elbisesi giyip düğüne gider. Orada maniler söyler Zühre, onun Tahir olduğunu anlar, misafir eder. Ertesi gün düğüncüler hamama gider. Karaçor, Tahir'i tanır ve gelip padişaha haber verir. Padişah 5-10 askerle hamamı kuşatır. Tahir, yüzlerce asker öldürür ancak yakalanmaktan kurtulamaz. Padişah Tahir'in boynunun vurulmasını emreder. Vezirler araya girip bağışlamasını isterler. O da Tahir'in üç mani söylemesini ve içinde Zühre'nin adını zikretmemesi şartıyla emrini geri alır. Ancak Tahir üçüncü manide Zühre'nin adını söyler. Artık yapacak bir şey kalmaz ve Tahir'in boynu vurdurulur.

Bunun üzerine Zühre yataklara düşer. Padişaha Tahir'in etinden yerse onun iyileşeceğini söylerler. Tahir'in bedeninden et kesip kavururlar. Dadısı durumu Zühre'ye bildirir. Zühre, eti yemez ve babasına kızar. Tahir'in cesedinin başına gider, sarılıp ağlar. Belinden çıkardığı hançerle canına kıyar. Bunu gören Karaçor, padişahın kendisini öldürmesinden korkup kendini öldürür. Padişah Zühre'nin canına kıydığını öğrenince yaptıklarından pişman olur. Üç mezar kazılır. Tahir ile Zühre yan yana defnedilir. Karaçor da onların ayakucuna defnedilir. Karaçor'un mezarının üzerinden bir karaçalı çıkıp iki mezarın arasına girer.

Muhittin Sevilen metninin özeti:

Giriş: Hacivat, semai okuyarak gelir. Bitiminde karagözle muhavere başlar. Karagöz gerçekmiş gibi rüyasını anlatır. Bunun rüya olduğunu öğrenen Hacivat perdeyi terk eder.

Muhavere: Hacivat uşşak şarkı okurken yanına Zühre'nin Babası, Zühre, Tahir ve Arap halayık olan Şetaret kalfa gelir. Hacivat, köşkün sahibine köşkü en iyi şekilde tamir ettiğini söyler. Bey, işlerini çekip çevirmek için iyi birisine ihtiyacı olduğunu söyler. O da arkadaşı Karagöz'ü tavsiye eder.

Hacivat, Karagöz'e iş bulduğunu söyler ve onu köşke götürür. Köşkün sahibi olan Zühre'nin babası ile anlaşırlar.

Bey, kızı Zühre ve evlatlığı Tahir'le ayrı ayrı konuşur ve ikisini evlendirmek istediğini söyler. Kızın annesi, Tahir bir şehzade olmadığı için bu evliliğe karşı çıkar. Aslında kendisi tahir'e âşıktır. Karagöz'e yaptırdığı muskayı beyin başına sokması için on lira verir. Bey, bahçede uyurken Karagöz denileni yapar. Bey, uyanır uyanmaz kızın tahir'e vermekten vazgeçer. Derhal seymenlerini çağırır ve onu Mardin zindanlarına gönderir. Giderken Tahir ile Zühre birbirlerine şiirle dertleşirler. Aradan zaman geçer karagöz birden karşısında Tahir'i bulur. Tahir, hançerini çeker ve ondan gerçeği öğrenir. Karagöz, Tahir'in tehdidi üzerine beyin başından muskayı çıkarır. Bey yaptıklarına pişman olur. Tahir ile Zühre'nin düğünü yapar.

Cevdet Kudret metninin özeti

Giriş. Hacivat Semai söyleyerek gelir ve perde gazelini okur. Bir tirattan sonra "Yar bana bir eğlence." der.

Muhavere: Perdede Karagöz görünür. Hacivat ile Karagöz sohbet ederler. Karagöz, Hacivat'ın sözleri hep yanlış anlar. Karagözcü bir şarkı okur. Şarkı ile birlikte Zühre'nin babası gelir. Üçü birlikte sohbet ederler. Hacivat, Zühre'nin Babasının kâhyası ve Tahir'in babası olan Rüstem Ağa'yı sorar. O da öldüğünü ve kızı Zühre'yi Tahir'e vermek istediğini ve bu arada Hacivat'a işlerini yaptırmak için bir adama ihtiyacı olduğunu söyler. O da bir arkadaşının olduğunu ve kendisine getireceğini bildirir.

Karagöz, Zühre'nin Babası'nın köşküne gider. Önce, Karagöz kendisini tanıtmadığı için Zühre'nin Babası onu kötü niyetli birisi sanır. Karagöz, sonunda Hacivat tarafından gönderildiğini söyler. Zühre'nin Babası, ayda üç yüz kuruşa ev masraflarını görmek hususunda Karagöz'le anlaşır.

Zühre ile Arap Halayığı, Karagöz'den Tahir'i bulup getirmesini isterler. Tahir gelir. Zühre ile Tahir manzum olarak söyleşirler. (Şiir; Fa i lâ tün Fa i lâ tün Fa i lâ tün Fa i lün ve Fe i lâ tün Fe i lâ tün Fe i lâ tün Fe i lün kalıplarıyladır.) İkisinin söyleşmesini bir köşede Zühre'nin babası dinler ve onlara ikisini birbiriyle evlendirmeyi düşündüğünü söyler. Zühre ve Tahir kabul eder. Karagöz, beyin isteği üzerine Zühre'nin annesini getirir. Bey, hanımına Tahir'le Zühre'yi evlendirmeyi düşündüğünü söyler. Kadın bu fikre karşı çıkar ve Karagöz'le baş başa kaldığında da Tahir'e âşık olduğunu söyler. Karagöz'den büyü yaptırıp Zühre ile Tahir'in arasını bozmalarını ister ve ona (beşibiryerde) altın verir.

Karagöz, bir muska yaptırır, bey uyurken onun başına sokar. Bey, bu muskadan sonra fikrini değiştirir ve Zühre'yi Tahir'e vermeyeceğini söyler. Tahir'i çağırtır ve ona kendisini Mardin'e sürdüğünü söyler. Seymenbaşı'ya teslim eder. Başına gelenlerden karagöz'ü mesul tutan Tahir, giderken halini üç dörtlük halinde bir koşma ile dile getirir. Zühre durumu görünce fenalık geçirir.

Mardin'e sürgüne giden Tahir aniden köşke gelir, Zühre'nin yanına gider. Bunu Karagöz'den haber alan bey, Tahir'i çağırtır. Bu arada Zühre'nin annesi beyin başından muskayı alır. Kendine gelen Zühre'nin Babası, yaptıklarından pişman olduğunu söyler. Tahir, kama ile Karagöz'ü tehdit eder. O da olup biteni anlatır. Tahir, Zühre'nin annesini öldürür.

Sonuç:

Biraz önce söz ettiğimiz gibi Karagöz'de beş hikâye, oyun olarak kendine yer bulabilmiştir. Bunlar; Ferhat ile Şirin, Tahir ile Zühre, Hançerli Hanım, Kerem ile Aslı ve Leylâ ile Mecnun hikâyeleridir. Bu hikâyelerden hançerli hanım hikâyesi realist halk hikâyeleri arasında yer alır. Ferhat ile Şirin hikâyesi Fars, Leylâ ile Mecnun hikâyesi de Arap kaynaklıdır. Diğer hikâyelerden Kerem ile Aslı ve Tahir ile Zühre hikâyeleri Türklerin ortaya koydukları hikâyelerdir ve en meşhur Türk halk hikâyelerinin başında gelir. Söz konusu ettiğimiz hikâyelerin her birinin halkın beyninde bıraktığı izler vardır. Bunlardan Tahir ile Zühre hikâyesi muhteva itibariyle dikkat çekici hususları ihtiva etmektedir. Birlikte büyüyen iki gencin evlenmesini engelleyen anne ve bu gençlerin vuslat aşkı ile yanmaları, bu yolda söyledikleri içli maniler Türk halkını doğrudan etkilemiştir. Bu özelliğinden dolayıdır ki Tahir ile Zühre hikâyesinin Karagöz oyunları arasında yer almasını tesadüfî olarak niteleyemeyiz.

Manzum parçalar hikâyenin yazma nüshasında genellikle mani şeklinde, oyunlarda ise çoğunlu aruz ölçüsünde olmak üzere şarkı, gazel ve kıt'a olarak karşımıza çıkmaktadır.

Şahıs kadrosu yönünden yazma nüshada yer alan şahıs sayısı, oyunlardaki şahıs sayısından kat kat fazladır. Oyunlarda sevgililerin birbirine kavuşmasına engel olan Karaçor'un yerini, Karagöz alır.

Belde ve mekân yönünden hikâye ve oyunlar arasında bir paralellik söz konusudur.

Her iki metinde formeller çok sayıda yer almıştır ve dinleyicide / okuyucuda dikkat, akıcılık ve ahenk yönünden etki bırakmıştır.

Halk hikâyesi olsun, Karagöz oyunu olsun her iki anlatım şeklide halkı eğlendirmeyi ve bu arada birtakım mesajlar vermeyi amaçlar. Zaman zaman her anlatım şekli arasında müşterekliğin olması, halkın bunlara karşı ilgi duymasından kaynaklanmaktadır. Muhtelif vesilelerle bir araya gelen kalabalıklara anlatılan / okunan hikâyelerin, halkın ilgi odağı olan Karagöz oyunlarında kendine yer bulması da bu sebeptendir. Ana konudan sapmak kaydıyla, hikâyenin Karagöz metni haline gelirken bazı değişikliklere uğraması da tabiidir.

 

[1] Fikret Türkmen, Tahir ile Zühre, Ankara, 1983, s. 9.

[2] Hellmut Ritter, "Karagös", Turkische Schattenspiele, C. III, Wiesbaden, 1953, s. 463-509. Şarkılı ve Kantolu Karagöz Kitabı, Cüz 4, Tahir ile Zühre, Hürriyet Matbaası, İstanbul,

1325 (1909).

Theodor Seif, "Turkische Schattenspiele", Le Monde Oriantal, XVII, 1923, s. 149-161. Hayalî Küçük Ali, "Tahir ile Zühre", Dünya Gazetesi, 5-13 Haziran, 1952.

Hayalî Küçük Ali, Karagöz'ün Tahir ile Zühre Oyunu, (Ses bandı, Tespit eden İlhan Başgöz), Millî Kütüphane Müzik Bölümü Arşivi, Fiş No A 8, İlhan Başgöz Özel Arşivi.

Muhittin Sevilen [Hayalî Küçük Ali], Karagöz, Millî Eğitim Bakanlığı Devlet kitapları 1000 Temel Eser, İstanbul, 1969, Ankara, 1986, (II. Baskı Ankara, 1986, s. 142-179.)

Hayalî Memduh, Tahir ile Zühre, (6 perde) yazma, İstanbul Büyük Şehir belediyesi Atatürk Kitaplığı, Belediye Kitapları K 62/1 ve K 64/2 (yarım)

[3] Cevdet Kudret, Karagöz, C. III, İstanbul, 2004, s. 999-1038.

[4] Muhittin Sevilen, Karagöz, Ankara, 1986, s. 142-179.
---------------------------
Kaynak: dogankaya.com