OLAYLAR:
-     Hüseyin Arif’in Macaristan’da odasında gazetede Çanakkale savaşı ile ilgili bir yazı okuması
-     İstanbul’un içinde bulunduğu durumu hayal etmesi
-     Mehmed Siyâvuş’un onu ziyarete gelmesi
-     Sümbülü koklayınca sümbül kokusunun İstanbul’u hatırlatması
-     Çanakkale’ye gidip savaşma kararı almaları
-     İstanbul’a gitmek için eşyalarını satmaları
-     Pasaportlarını vize ettirmek için şehbenderhaneye (konsolosluğa) gidince öğrencilerin askerliğinin tecil edildiğini öğrenmeleri
Ana fikir: Vatan sevgisi.
Konu: Macaristan'ın Budapeşte Şehrinde okuyan bir öğrencinin ülkesine olan sevgisinden dolayı savaşa katılmak için elindeki eşyaları satması anlatılıyor.
Kişiler:
 Hüseyin Arif, Mehmet Siyavuş, Konsolosluk Kâtibi,  bir gazeteci
Hüseyin Arif: Macaristan’ın Budapeşte şehrinde Darülfünun Tabii İlimler Şubesinde okuyan bir öğrencidir. Vatansever biridir. Uzun, siyah kirpikleri vardır. Ninesi ve ablası İstanbul’dadır.
Mehmet Siyavuş:  Hüseyin Arifin arkadaşıdır. O da öğrencidir. Vatansever biridir. İstanbulludur.
Kâtip: Soğuk yüzlü bir memur. Şehbenderhanede ( konsoloslukta) çalışır.
Gazeteci:  Hakkında bilgi yok.
MEKÂN:
       Hikâye Macaristan’ın Budapeşte şehrinde küçük, dar fakirane bir odadır. Odada bir masa vardır. Masanın üzerinde bir tabanca durmaktadır.
       Mekân gerçeklik duygusu uyandırıyor. Küçük, dar bir öğrenci odası günlük hayatta karşılaşılabilecek bir odadır.

ZAMAN:
        Hikâyenin yazıldığı dönemle yaşandığı dönem aynı zaman dilimidir. Osmanlının son dönemleridir. Birinci Dünya savaşının yaşandığı yıllardır.
8. Etkinlik
       Mekân: Ev,  zaman: Birinci Dünya Savaşı yılları,  olay: Hüseyin Arif’in savaşa katılmak için karar vermesi, Kişiler: Hüseyin Arif, Mehmet Siyavuş, Bir gazeteci ve konsolosluk kâtibi. 
       Hikâyede yapıyı meydana getiren unsurlar arsında bir uyumdan söz edilebilir. Hem kişiler hem mekân hem de zaman olayın yapısı ile uyumludur.
       Yapıyı oluşturan unsurlardan biri değiştirildiği zaman bir uyumdan söz edilemez.
Hikâyedeki temel çatışma:  Vatan için fedakârlık yapma.
GERÇEKLİK:
       Hikâyede insana özgü gerçeklik gerçek yaşama uygun ele alınmış. Hikâyede geçen olay günlük hayatta karşılaşabileceğimiz bir olaydır. Vatanı için elinde ne varsa satıp cepheye gitmek için harekete geçen insanlar konu edinilmiştir.
BAKIŞ AÇISI- DİL VE ANLATIM:
       Hikâyede yazarın bakış açısı ilahi anlatıcı bakış açısıdır.3. tekil şahıs anlatım kullanılmıştır. Yazar kahramanın hayaline yer veriyor.
Örnek metinler:
“Her satır bir hançer, her nokta bir kurşun gibi beynine saplanıyordu.”
“Şimdi vatanı, İstanbul bütün camileriyle, saraylarıyla mavi göğü, mavi deniziyle, saz benizli narin kadınlarıyla, ince uzun boylu sinirli gençleriyle, ağır ve meyus yürüyüşlü ihtiyarlarıyla gözünün önüne geliyorlar...”
        Hikâyede bazı bölümlerde şiirimsi bir anlatım havası vardır. İçten samimi bir dil kullanılmıştır. Teşbihlerle söz sanatlarıyla anlatım zenginleştirilmiştir. Dil dönemine göre daha sadedir. Servet-i Fünun hikâyesine göre daha anlaşılır bir dil kullanılmıştır.
GELENEK:
a. Bu hikâye Servet-i Fünun hikâye geleneğine göre yazılmıştır.
b. Olay hikâyesidir.
 Olay hikâyesi:
-    Bu tarz hikâyelere klasik vaka (olay) hikâyesi de denir.
-    Bu tür hikâyelerde olaylar zinciri, kişi, zaman, yer öğesine bağlıdır.
-    Olaylar serim, düğüm, çözüm sırasına uygun olarak anlatılır.
-    Olay, zamana göre mantıklı bir sıralama ile verilir, düğüm bölümünde oluşan merak, çözüm bölümünde giderilir.
-    Bu teknik, Fransız sanatçı Guy de Maupassant (Guy dö Mopasan) tarafından geliştirildiği için bu tür hikâyelere “Maupassant tarzı hikâye” de denir.
-    Türk edebiyatında bu tarz hikâyeciliğinin en büyük temsilcisi Ömer Seyfettin’dir. Ayrıca Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu Orhan Kemal ve Samim Kocagöz de olay hikâyeciliğinin temsilcileri arasındadır.
-    Uzun olay hikâyeleri halk edebiyatımızın sözlü geleneğinde var olan masallar, halk hikâyeler ve yazılı edebiyat ürünü kıssaların Batı edebiyatı tesirindeki devamıdır.
AHMET HİKMET MÜFTÜOĞLU:
      Tanzimat devrinde yetişen edebi şahsiyetler arasında önemli bir yeri olan Ahmet Hikmet Müftüoğlu 3 Haziran 1870 tarihinde İstanbul’da dünyaya geldi. Anne ve baba tarafından Moralıdır.  Anna tarafının soy kütüğü büyük mutasavvıf şair Niyazi Mısri’ye kadar uzanan Ahmet Hikmet’in aile büyükleri Mora müftülüğünde bulundukları ve Müftizadeler diye anıldıklarından “Müftüoğlu” soyadını almıştır. Dedelerinden Mora Müftüsü Abdülhalim Efendi Mora isyanı sırasında Rumlar tarafından üzerine gaz dökülerek yakılmıştır. Ahmet Hikmet Müftüoğlu daha yedi yaşındayken babasını kaybetmiş, yakınlarının yardımıyla eğitimine devam etmiştir.
      Mahalle mektebinde başlayan öğrenciliği Rüştiye, Askeri Rüştiye ve Dışişleri Bakanlığında çalışabilmek için girdiği Galatasaray Lisesi’nde devam etmiştir. O yıllarda şiir ve edebiyatla uğraşan Ahmet Hikmet, yaşına göre başarılı manzumeler kaleme almıştır.
      1888 yılında Galatasaray Lisesi’ni bitirdi. Yunanistan’da Pire, Kafkasya’da Poti konsolosluklarında görev yaptı. 1891-92 yıllarında İstanbul’a dönerek Dışişleri Bakanlığı’nın konsolosluklar kaleminde görev aldı. Bir yandan da Galatasaray Lisesi’nde dil bilgisi ve kompozisyon derslerine girdi. Yayın hayatına önce edebiyatla hiç ilgisi olmayan, patates konusunda bir tercümeyle başlamıştı. İkinci tercümesi ise kadınlar ve süslenme malzemeleriyle ilgiliydi.
      Servet-i Fünun dergisinde tercümelerinin yanında kendi yazdığı yazılar ve şiirleri ile yazarlığa devam eden Ahmet Hikmet, “Leyla yahut Bir Mecnun’un İntikamı” adlı ilk hikâyesini yayımladı.
      1893 yılından itibaren çizgisini belirleyen Ahmet Hikmet Müftüoğlu Servet-i Fünun akımından gittikçe uzaklaşarak Türk ve İslam tarihini ele alan, yücelten eserleriyle yoluna devam etti. Haristan ve Gülistan ile tanınmış bir yazar olma yoluna giren Ahmet Hikmet’in idealizmini en iyi ortaya koyan eserleri hikâyelerini topladığı Çağlayanlar ve Gönül Hanım romanıdır.
      Edebiyat Fakültesi öğretim üyeliği, Peşte başkonsolosluğu, Birinci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı devletinin satın aldığı ama teslim alamadığı savaş araçları için kurulan tasfiye komisyonu üyeliği, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlığı ve Demiryolları Yönetim Kurulu üyeliği görevlerinde bulundu.  Yazıları, konferansları ve Türk Yurdu derneğindeki faaliyetleriyle topluma karşı görev bildiği düşünceleri yaymaya ve yaşatmaya çalıştı. 19 Mayıs 1927’de İstanbul’da vefat etti.