Roman okumayı, kitap sayfaları arasında gezinmeyi sever misiniz? Ölümsüz eserler ve çağa damgasını vuran sanatçılarımız, rumuz ile bir eser yazsalar bile bir şekilde isimleriyle onların eserleri ayakta kalır. Kimi zaman bir romanın ana karakterinin yerine koyarız kendimizi, bazen kitapta geçen şehrin o patika yollarında buluruz ruhumuzu. Saniyeler anıları kovalar ve olayların akışına kapılırız ister istemez. Yaşar Kemal’in İnce Memed romanının ciltleri, yapbozun parçaları gibi gelir bana. Nehir roman tarzında yahut ucunda merak aşılayan kitaplar ruhumuzdaki macera duygusunu kamçılar.

   Bir de hikâyeden romana geçiş gibi yani “uzun hikâye ile roman türü arası” eserler vardır. Türk Edebiyatımızdaki Tanzimat dönemi yazarı Nabizâde Nâzım’ın “Karabibik” eseri “ilk köy romanı” olarak kabulse de incecik bir kitaptan ibaret ve olaylar eserdeki ana kahramanımız olan Karabibik üzerinde şekillenmiş. Edebiyat eleştirmenlerimizin bir kısmı bu kitabı tür bakımından “uzun hikâye” olarak kabul etmiş. Kısa roman mı, uzun hikâye mi? Bu türe “povest” denmiş. Povest; hikâyeden uzun, romandan daha kısa yazılmış bir edebî türdür. Povestlerde duygulu ve melankolik, biraz da marazi konular yer alır. Aşklar, mutluluklar yer alır. Karabibik kitabı melankolik, çok duygusal yahut marazi konular içermediği için povest diyemeyiz. Bazı yazılar da öyledir, özellikle edebiyatımızdaki ‘deneme’ türü çok geniş bir yelpaze açıp zikzak çizdirir. Deneme; içinde şiir, edebî mektup, masalsı mısralar, hikâye-anı tadındaki düzyazı, gezi yazısı ve inceleme yazılarından da kesitler sunabilir yahut bir romanın sanatsal cümlelerini deneme içinde görebilirsiniz zannımca. Nasıl ki kalbimizdeki cümleler duygusal bir dille dizeye çevrildiğinde, edebî bir şiir yazıp hayal üretebilmek yetenek işiyse; deneme de kişinin kendi kendine satırlara süzülüp içindeki ben’iyle yüzleşmesi misali yetenek işidir.

     Yazabilmek için pürdikkat okuyabilmeli. Çok okuyup az yazmamı tavsiye ederdi eğitimci büyüklerim. Sabırla, ilmek ilmek işlenmeli satırlar. ‘Sözlük okuma’ çalışmalarıyla şıklığa bürünmeli her bir hayal. Yazmak, kelimeleri cümlelerle evlendirmek gibidir. Hikâye ve roman tadındadır günlük hayatta yaşadığımız olaylar da. Sıcağı sıcağına kaleme alınmayı ister, yazara özgü cümlelerle demlenmeyi bekler sözcükler. Hikâye ve romanın el ele vermesiyle yüreğimize masal tadında hatıralar ışınlanır. İnsanın düşlerine mıh gibi çakılan mısralar yaramaz bir çocuk misali şiire dönüşmeyi arzular. Alacalı ışığın huzmesine süzülen gözbebeklerimiz okuma sevdasıyla büyülenir günbegün. Hicran rüzgârı sarar kalbi, sevda okları yerleşir hayallere. Bir başkadır roman dünyası, apayrı sayfalara kucak açar hayat hikâyeleri. Hikâye ve roman tadındadır her gün, bakıp da görebilen yüreklerin düşlerine tutunur her şey. Masal tadında kalbiniz, şiir gibi ömrünüz olsun.

 

Tarih: 16 Aralık 2018 – Pazar                                     
Saat: 22.00