Seni yazmak, seni yaşamakla bütünleşir hayat. Sükûtun vaveylasında, kelimelerle dans eder hayalim. Dileklerim dua vuslatı olur da kibri defeder kalbim. Aşkın ‘e’ hâlini yaşar edebî dünyam. İnancımın tam oluşu; ilahî aşk ile demlenir, kıvılcım bir (od)da od’un odunsu kokusunu sayıklar çam’sı kokular. Dilemma olur kimi serzenişler, sükûtun çığlığı oluverir hücrelerim. Uçtu uçacak kelebek misalidir ömrüm, acı yoğuran ellerim sevincin kanatlarını muştular. Sen olmasaydın olmazdı şiirler, edebiyatsız yetim kalırdı kütüphaneler. İçimdeki boşluk kıpırdanırken kuşluk vakti hoşluk var içimde. İlham sancıları göğsümü yağmalar, klavye tuşundan haz duyar dile gelen kelimeler. İnişli çıkışlı ruh hâlimde yükselir aşk merdiveni, ömür merdivenime vuslat mendili sallarcasına saklanır düşler. Kalbimde düğümlenen sevdamı mı merak etmektesin? Sanat ile edebiyatın aşkla tek vücut oluşunu mu gözlemektesin? İşini aşkla yapan bir insanın eline tutuşur harfler, hayalinin hayallerini takiptedir inleyen nağmeler. Gözbebeklerimiz kalbimize göz olurken, cam bakışlarımız da buğulu gözlerin dili oluverir.
     Seni yazmak ister visal vakti saliseler. Dakikaların saniye ile el ele tutuşması, akreple yelkovanın kıskançlık ipliklerini patır patır söküverir o vakit. Patika yollara kanatlanan aşk ikliminin tütsüsü, gönül dağının doruklarına ramak kala dile geldi. Ramak kaldı sevmeye, saat on ikiye beş kala öğle yemeği sevincini anımsayan çocuklar misali aşk saatine beş kala ramak kaldı sevdamda. Aşka beş kala, şiir saatini beş geçe yellendi kelimeler kırk gün, kırk gece balayı yaşamak istercesine. Sırla kaplı bir camdan ibaretti kalbim, bakmakla keşfedenler azınlıktaydı. Bakıp da görmeyi bilebilenlere açılıyordu kalbimin anahtarı. Öyküden şiire uzandı ellerim, edebiyat iklimine ramak kaldı. Kurşunî gök kubbe, ikindiüstü sararan turuncumsu renklere tuval oldu; portakal turuncu gök ile haki rengi tonlar kardeş oldu. Pembemsi dünyalar morumsu damlaları yudumlarken ebemkuşağında yol aldı şiir. Mevlana’dan Yunus Emre’ye konuk olan Yunusça sözler, Yusuf bakışlı zindanlarda melekleşip hür oldu.
     Bir serencamdı mum kokulu akşamlar, serenat yağdı gökten. Kum saatinde salınan incecik deniz kumları misali inci bakışlara gebe kaldı hülyalar. Havva Ana’nın Âdem Baba’mıza saygısı, ne Tahir ile Zühre’den ne de Ferhat ile Şirin’den farksızdı. Seni anlatmak istedim seni, kırık kalpler durağında inmek isteyen yolcu misali seni anlattım tabiata. Cam kırığı hayallerde can buldu cam gibi parıldayan billur düşler. Peri kızının peri tozu uzandı ‘cam küre’me. Yeni bir yola girerken yılın ilk karını, kar tanelerini dudaklarımda hissetmeyi arzuladım kar tanelerinde uçuşan şiirimsi beyaz yapay kar taneleri gibi. Kardan adamdan öte bir kardan kadın yapmak idi (us)umdan geçen düş. Bir dilek diledim hem de bir ömür şükretmek adına afiyetle. Toplu iğnenin başı kadar küçüldü tüm kötülükler, edebiyat iklimi uğrayınca çoğaldı kelimeler. Edebiyata sesleniştir her bir çağrı, yüreğimdeki okuma aşkının çığlığıdır satırlar. Türk edebiyatından dünya edebiyatına sesleniyorum yürekten. Edebiyatsız ve kitapsız kalmasın güzel ülkem.

 

Tarih: 12.12.2018 – Çarşamba
Şehir: “Altıeylül” Merkez İlçe – BALIKESİR - TÜRKİYE