░   Benim ülkem, kocaman bir liman. Eski dünyanın en stratejik noktasında bulunuyor. Bundan dolayı da, bilinen ve bilinmeyen onca ihtiraslı komşumuzun iştahını kabartıyor. Hepsinin amacı, tek noktada toplanıyor. Bu limanın patronu olmak. Gerisi, bizim için değil ama, onlara göre oldukça kolay. Bu limana sahip olanların misyonunu fark edenler, patron değiştirme aşkına, dört yanımızdan, bütün duarlarımızı yıkmaya çalışmaktalar.
     Bu konuda hepimiz; Yunanlı'nın, Ermenistanlı'nın, Suriyeli'nin niyetlerini, su gibi ezberledik. Milletçe teyakkuzdayız. Üstelik, oldukça da sabırlıyız. Liman'ın kahvesinde, bir acı kahvemizi içenlerin hatırını sayanlardanız. 
     Fakat, aldanıyor muyuz, ne?
     Yoksa, bakış açımız mı yanlış?
     Ben, kendi adıma ikincisinin doğru olduğu inancındayım.
     "Apo, Suriye'de Bekaa Vadisi'nde" haberlerini kanıksadık. Suriye'yi sık sık uyardık. Bu, belki de diplomatik açıdan varılması gereken bir yoldu. Doğrudur. Lâkin, Bekaa Vadisi'ndeki APO'yu, bulunduğu yerden çekip çıkarıp, derdest edip yakalayıp Türkiye'ye getirmeyi düşünmedik. Benim "Mehmedim" bu işi, başaracak güçtedir. Herhalde "sivil otorite", buna izin vermiyor. Tükeniyor denilen PKK, ancak böyle biter. Liman'ın kahvesine huzur gelir. Böylece, Yunanlı'nın da iştahası söndürülmüş olur.
     Bu kadar kolay olan, neden başarılmıyor?
     Nedeni: Bizi yönetenlerden, yönetmeye arzulu olanlardan tamamına yakınının, ülkemde yayınlanan günlük iki gazeteyi bile sıralı olarak okumamalarıdır. Okumayı öğrenseler, çok şeyi anlayacaklar ve doğruya yöneleceklerdir.
     Cumhurbaşkanımız Demirel'in bir konudaki hassasiyetine, milletçe teşekkür etmek, boynumuzun borcudur. O, Bulgaristan'a yaptığı ziyaret öncesinde; "Türk-Bulgar sınırı derhal kaldırılmalıdır. Bunu, onlarla da görüşeceğim." demişti. Dediğini de yaptı. Bu teklif, başta oradaki kardeşlerimiz olmak üzere, Bulgarlarca da alkışlanmasına rağmen, anlayış kıtlığımızdan olsa gerek, bizde lehte veya aleyhte tepkiler almadı. Ya da dipsiz, sonuçsuz, sınırsız gündem yükümüzden olmalı, semada asılı kaldı.
     Halbuki bu teklif, önemli bir tekliftir. Şer ittifaklarını bozmanın, bize karşı kurulan tuzakları dağıtmanın "panzehiri", mesafesi oldukça kısa olan söz konusu sınırı kaldırmaktan geçer. Böylece Liman'ın kahvesinin sahanlığı, yeni deyimle arka veya ön bahçesi genişler. Hatta hatta, Karadeniz'i çevreleyen ülkeler de, bu birliğe katılır.
     Avrupa Birliği'ne girmesek, ne gam? Bu yolda nefes tüketmeye, ömrümüzü törpüleye törpüleye kimliğimizden taviz vermeye gerek var mı?
     Bırakalım fakat dikkat edelim: Avrupa Birliği'ne girelim derken, Avrupa, aşağılık dolaplarıyla bize girmesin!
     Liman'ın kahvesinin değerini bilelim.
     Onurumuz, gururumuz olmalı.
     Gerisi, hikâye!

     18 Temmuz 1995
Powered by OrdaSoft!