Her şeyin başı dil. Dilsiz bir yere varmak, bir noktada tutunabilmek mümkün değil. Kapılandığımız rüzgâra göre anadilimizden bir başkasına yönelmek, başımıza türlü dertler açar. Bu, dün böyleydi. Daha sonraki zamanlarda da aynı şekilde olacak. Bir Nâbi'yi, bir Nedim'i bu hataları yüzünden anlayamamanın ıstırabını yaşamıyor muyuz?
     Bu ıstırabı çok kişi, zaman zaman duydu. Kendilerine göre çareler üretti. Onların tek derdi, Türkçe'ye olan sevgilerini bayraklaştırmaktı. Bunun sancısını çektiler, yaşadılar. Fakat aydınlarımızı aşamadılar. Başlangıçta sade bir Türkçe ile yazan divan şairlerimiz, giderek İran edebiyatının etkisinde kaldıklarından, "Osmanlıca"ya yöneldiler. Farsça'nın yanında Arapça da, "Türkçe'nin belini kırdı.". İşte bu sıralarda Aydınlı Visalî ortaya çıktı. Divan nazım şekillerini kullanmasına rağmen, Türkçe şiirler yazdı. Halk dilindeki mecazları, deyimleri ve atasözlerini şiirine soktu. "Türkî-i Basit"denilen bir hareketi başlattı. Daha sonraları kendisini, Edirneli Nazmi, Tatavlalı Mahremî ve Nâbî gibi divan şairlerimiz izledi.
     
     GAZEL
     Gözlerimdir güzelim gözünü can ile seven
     Göze göster gözünü gözden ırağ olma iken
     
     Ağlamaktan gözüne öyle ki kan oldu benim
     Çıksa gözden göz ucundan ne acep göze uyan
     
     Görmek olmaz iki gözüm gibi gözünü veli
     Görmüşem gör seni gördükte iki gözümü ben
     
     Gözlerim gözleriken oldu gözüm gözüne duş
     Göz ucuyla gözetirken göz göz oldu Fiten
     
     Gözlerin itti Visalî dilini gözden ırağ
     Dimedim mi öze uyup gözünü gözleme sen
     
     Yukarıdaki Türkçe, 15. yüzyıl Türkçe'sidir. Şiirin sahibi Visalî, 15. yüzyıl divan şairidir. Asıl adının İsa olduğu sanılan şairin doğum ve ölüm tarihleri bilinmemektedir. Yalnız bu yüzyılın sonlarında yaşadığı ve Türkî-i Basit akımının başlatıcısı olduğu söylenmektedir. Birtakım söylentilere göre Visalî, sünnetsizdi. Bu, belki de Peygamberimizin (S.A.V.) buyurduklarına uymayan şaire, halk arasında takılmış bir lâkaptır. Birçok zamanlar sarayda hocalık eden, etrafına dini telkinlerde bulunan biri için söylenen bu söylenti doğru sayılmaz. Olsa olsa kendisini çekemeyenlerin ortaya attığı menfi (olumsuz) bir söylentidir.
     II. Bayezid devrinde sarayda hocalık yapan Visalî, aruz veznini ve divan nazım şekillerini kullanmasına rağmen, hemen hemen saf Türkçe diyebileceğimiz bir dille şiirler yazmıştır. Yabancı söz ve tamlamalar, onun şiirinde yoktur. Divan şiirinde sık sık gördüğümüz, yabancı mazmunlar yerine, halk dilindeki mecazları, deyim ve atasözlerini şiirimize sokan ilk şairimizdir. Şiirlerini herhangi bir divanda toplamamıştır. Bazı şiirlerine çeşitli "cönk"lerde rastlıyoruz. Sarayda tenkidleri ve münakaşalarıyla şöhret bulan Visalî, Anadolu Divan Edebiyatı'nın ilk şuurlu dil milliyetçisidir. Onların himmetiyle Türkçe, işte görüyorsunuz, zamanımızda da "hükmünü" sürdüyor.
     
     Oyhan Hasan BILDIRKİ
     
     Kuşadası Halkın Sesi Gazetesi, Yıl: 2 Sayı: 193 / 2 Ocak 1996