░   Satıbaldı’nın karısı hastalandı. Satıbaldı hastayı okuttu, faydası olmadı. Tabibe gösterdi, tabib kan aldı, zavallının gözleri görmez oldu.  Üfürükçü okuyup üfledi.  Tuhaf bir kadın geldi, söğüt dalı ile vurdu. Tavuk kesip kanını sürdü… Bunların hepsi elbette parayla oluyordu. Böyle zamanlarda kalın gerilir, ince kopardı.

     Şehirde bir doktorun muayenehanesi vardı. Satıbaldı’nın bu muayenehane hakkında bildiği şuydu: Serin ve sessiz bir parkın içinde, ağaçların arasında kalmış yüksek ve güzel beyaz bir bina; porselen kollu gri kapısında zil düğmesi vardı. Pamuk tohumu, koza ve küspe ticareti yapan patronu Abdugani Bey, ambarda devrilen çuvalların altında kalıp nerdeyse ölümün eşiğine geldiğinde bu muayenehaneye değil  Fergana’ya gitmişti. Muayenehane denildiğinde Satıbaldı’nın gözünün önüne üstü kapalı fayton ve 25 somluk kağıt para gelirdi.

     Hasta ağırlaştı. Satıbaldı, patronunun yanına halini anlatmaya gitti ama bu gidişten maksadının ne olduğunu kendisi de pek bilmiyordu. Abdugani Bey, onu dinlediğinde çok üzüldü. Elinden gelse hemen şimdi onun karısını ayağa kaldırmaya hazır olduğunu döyledi ve sonra sordu:

     — Bahaeddin Nakşibend’in meczuplarına bir şeyler adadın mı? Ya Gavs-i azam’a?

     Satıbaldı çıkıp gitti. Hastanın yanında gürültü patırtı etmemek ama bu vaziyette geçimini sağlamak için evde yapabileceği bir iş öğrenmeye mecbur kaldı, çeşit çeşit sepet örmeyi öğrendi. O sabahtan akşama kadar yakıcı güneşin altında, dalların arasına oturup sepet örüyordu.

     Dört yaşındaki kızcağızı eline mendil alıp annesinin yüzünü ölmüş, yarı canlı pis sineklerden koruyordu. Bazen elinde mendille boynunu büküyor, uyuyup kalıyordu. Her taraf sessizdi. Yanız sinek vızıldıyordu. Her zaman yakından veya uzaktan dilenci sesi geliyordu:

     — Hey dost! Allah rızası için! Allah resulü der ki: Sadaka belayı def eder!

     Bir gece hasta çok sıkıntı çekti. Onun her inlemesinde Satıbaldı, beynine çivi çakılır gibi ızdırap çekiyordu. Komşusu olan yaşlı kadından yardım istedi. Yaşlı kadın hastanın dağılan saçlarını düzeltti. Sağını solunu okşadı. Sonra… Oturup ağladı.

     — Günahsız bir çocuğun seher vakti ettiği dua kabul olur. Kızınızı uyandırın, dedi.

     Kızcağız bir müddet uyku sersemliği ile ağladı. Sonra babasının öfkesinden, annesinin perişan halinden korkup yaşlı kadının öğrettiği gibi dua etti:

     — Ey Allah’ım. Annemin deydine deva bey…

     Hasta her gün önceki günden kötüye gidiyordu. Sonunda iyileşmesinden umut kesildi. “İçimize dert olmasın” diye başında iyileşmesi için kırk kez Yâsîn suresi okuttular. Satıbaldı, ördüğü sepetlerin çoğunu satın alan bakkaldan yirmi tenge borç aldı. Kırk kez Yâsîn okunduktan sonra hasta iyileşir gibi oldu. Hatta gözünü açıp küçük kızı yanına aldı ve fısıldadı:

     — Allah, kızımın seher vakti ettiği duayı dergahında kabul etti babası. Ben iyiyim. Seher vakti kızımı uyandırmayın.

     Tekrar gözlerini yumdu. Bu kapamadan sonra gözlerini bir daha açmadı. Seher vakti geldiğinde canını teslim etti.

     Satıbaldı, küçük kızını ölünün yanından alıp başka tarafa yatırırken küçük kız uyandı ve gözünü açmadan öğrendiği duayı okudu:

     —Ey Allah’ım. Annemin deydine deva bey…

1936

Türkiye Türkçesine çeviren: Muhammed Emin Töhliyev

Özbekçe