Yâ Rabb olgan çağda cânım cism-i vîrândın cüdâ
Ul bolub mundın cüdâ, sen bolmagıl ândın cüdâ

Çün cüdâ olgan bolsam men-i gamnâk yok u bârdın
Ne gamım sen bolmasang men zâr-i hayrândın cüdâ

Nakd-i cân çıkkanda îman gevherin könglümge sal
Eylegil cândın cüdâ, lîk itme îmândın cüdâ

Hânümândın ayırıb kılganda zindân içre hıbs
Kılma lutfung men alâhân u alâmândın cüdâ

Haşr gavgâsı arâ âsîlığımga rahm kıl
Lutf ile ilgim tutub kıl ehl-i isyândın cüdâ

Gerçi oldum kâfir-i 'ışk ehl-i İslâm içre kat
Ul zamânkim bolgusı kâfir Müsülmândın cüdâ

İlge mahlas isteseng yetti tamuğni eyle kül
Eylebân bir şu'le bu âh-ı dırahşândın cüdâ

Cennet isteb eylegenlerni ibâdet kılmagıl
Kevser u tubî yu kasr u hur u rızvândın cüdâ

Berçedin ayru Nevâîge kılıb vaslıng nasîb
Kılmagıl yâ Rab anı mundın munı andın cüdâ

Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilün

(Bedâyi'ül Vasat)


Nevai, gençlik yıllarında yazdığı bu gazelinde Fuzuli'nin, Yunus Emre'nin şiirlerinde; Hallac Mansur'un hayatında görülen rindane eda yerine zahidane bir eda ile yakarmaktadır:

Ya Rab! Canım, viran cismimden ayrılırken o bundan ayrılsın, sen ondan ayrılma.

Ben gamlı kişi, yoktan da vardan da ayrılacak olsam sen bu ağlayıp sızlanan şaşkından ayrılmazsan gam değil.

Can serveti bedenden çıkarken gönlüme iman cevheri doldur. Beni candan ayır lakin imandan ayırma.

Beni evimden barkımdan ayırıp zindanda hapsettiğinde lutfunu bu cahil ve şuursuzdan eksik etme.

Mahşer kargaşasında isyankar olduğum için bana acı. Lutfunla elimden tutup beni isyankarlardan ayır.

Gerçi aşkı inkar ettim ama sen kafirle Müslümanın ayrılacağı günde beni İslam dinine mensup olanlar arasına kat.

Halkın azaptan kurtulmasını istersen bu alev alıp parlayan ahımdan bir alevle yedi cehennemi yakıp kül eyle.

Cennetini isteyip kulluk görevlerini yerine getirenleri Kevser suyundan, Tuba ağacından, Hurilerden ve cennetin kapısını açacak olan Rızvan'dan ayrı düşürme.

Hepsinden ayrı olarak Nevai'ye sana kavuşmayı nasip eyle. Ya Rab! Onu bundan, bunu ondan ayırma.