Celaleddin Rumi gibi eserlerini Farsça yazsa da Türk olan, Türk dünyasının iftihar ettiği, 12. yüzyılda yaşayan edebiyat güneşi, yazdığı eserleriyle ünü dünya genelinde yayılan şair ve düşünür Genceli Nizami'nin doğumunun 880. yılı Avusturya’da düzenlenen bir etkinlikle kutlandı.

     Viyana Azerbaycan Kültür Merkezi’nde 17 Aralık 2021 tarihinde düzenlenen etkinlikte TÜRKSOY tarafından hazırlanan ve yayınlanan, içerisinde Nizami’nin eserlerine Türk Dünyası usta ressamlarının çizdikleri resim eserlerinin yer aldığı “Nizami Gencevi’yi Okumak” sanat albümünün tanıtım toplantısı ve resimlerden oluşan Nizami Gencevi sergisi açılışı yapıldı.

     TÜRKSOY Genel Sekreteri Düsen Kaseinov ve Azerbaycan Kültür Merkezi Müdürü Leyla Gasımova’nın ev sahipliğinde pandemi önlemleri çerçevesinde kısıtlı katılımla düzenlenen etkinliğe, TÜRKSOY üyesi ülkelerin Avusturya büyükelçiliklerinin temsilcileri, Avusturya’nın kültür ve sanat insanları, Azerbaycan diasporası temsilcileri ve davetliler katıldı.

     Serginin açılışının ardından düzenlenen tanıtım etkinliğinde yaptığı konuşmada, Nizami’nin sahip olduğu değerin ve bırakmış olduğu zengin mirasın hatırlanması için çalışmanın herkesin borcu olduğunu ve TÜRKSOY’un bu sorumluluk bilinciyle çalışmalarını yürüttüğünü kaydeden TÜRKSOY Genel Sekreteri Düsen Kaseinov, Nizami Gencevi’nin doğumunun 880. yılı kapsamında  Azerbaycan dışında ilk etkinliğin Ankara’da TÜRKSOY Genel Sekreterliği’nde, Azerbaycan Cumhuriyeti Kültür Bakanı Anar Kerimov başkanlığındaki heyetin katılımıyla gerçekleştirdiklerini kaydetti.

     Kaseinov, “Nizami; dünyada ün kazanan ve eserleri sayesinde, ismi sadece Azerbaycan ve Türk edebiyatını değil, bütün dünya edebî coğrafyasını kuşatmış ve etkilemiş bir şairdir.

     Şiir sanatını en iyi şekilde temsil eden, zengin sözlü halk edebiyatı geleneklerini içeren benzersiz eserleriyle, edebiyat ve sanatın inkişafını etkilemiş; eserleri kitap sanatının, minyatür ressamlığının, ince ve dekoratif uygulamalı sanatın çeşitli türlerinin gelişimine büyük ve faydalı katkılar sunmuş; müzik, sinema, tiyatro, bale ve resim alanlarında da geniş yansımasını bulmuştur.” diye konuştu.

     “Nizami Gencevi’yi Okumak” sanat albümünün tanıtımını da yapan Kaseinov, ayrıca bugün Viyana Azerbaycan Kültür Merkezi’nde sergiledikleri resim eserlerinin, Türk Dünyası ünlü ressamları ile 19 Aralık’ta doğumunun 100. yılı kutlanan dünyaca ünlü Azerbaycanlı ressam Mikayıl Abdullayev’in Nizami Gencevi eserlerinden ilham alarak yarattıkları çalışmalardan oluştuğunu kaydetti.

     Azerbaycan Kültür Merkezi Müdürü Leyla Gasımova da yaptığı konuşmada Nizami Gencevi'nin edebî mirası, şiir sanatı ile Azerbaycan ve dünya edebiyatındaki öneminden bahsetti. 

     Tanıtım toplantısı, TÜRKSOY Gençlik Oda Orkestrası üyesi genç müzisyenleri Yerassyl Hkamit ve Amina Maşkeyeva ile Azerbaycan'ın “Gorgut Muğam Grubu”nun Nizami şiirlerine bestelenmiş müzik eserlerinin icrasıyla sona erdi.



     NİZAMİ

     Doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmediği gibi hayatı hakkında gerek tezkirelerin verdiği bilgiler gerekse yapılan yeni araştırmalarda elde edilen sonuçlar yeterli değildir; son derece sınırlı da olsa hayatına dair en sağlıklı bilgiler kendi eserlerindeki bazı ifadelere dayanmaktadır. Genel kanaat 535-540 (1141-1145) yılları arasında dünyaya geldiği yönündedir. UNESCO, 1141 tarihini esas kabul ederek şairin doğumunun 850. yılına rastlayan 1991 yılını Nizâmî yılı ilân etmiştir. Türk bir baba ile Kürt bir annenin çocuğu olup bazı kaynaklarda doğum yerinin Kum ve Tefreş olduğu belirtilirse de babasının Gence’ye gelip yerleştiği ve Nizâmî’nin orada doğduğu kabul edilmektedir. Gence’de iyi bir eğitim gördüğü, dil ve edebiyat yanında astronomi, felsefe, coğrafya, tıp ve matematik okuduğu, mûsikiye ilgi duyduğu, Farsça ve Arapça’dan başka Pehlevîce, Süryânîce, İbrânîce, Ermenice ve Gürcüce gibi dilleri de öğrendiği anlaşılmaktadır.

     Nizâmî, eğitim döneminden sonra resmî bir görev almayıp çevredeki devlet adamlarına gönderdiği şiirlerden elde ettiği para ile geçindi. Kendileri için şiir yazdığı devlet adamları arasında Irak Selçuklu Hükümdarı II. Tuğrul, Azerbaycan atabeglerinden Nusretüddin Cihan Pehlivan b. İldeniz, Kızılarslan, Nusretüddin Ebû Bekir b. Muhammed, Merâga hâkimi Alâeddin Körpearslan, Erzincan Mengücüklü hâkimi Melik Fahreddin Behram Şah ve Musul Atabegi İzzeddin Mes‘ûd b. Arslanşah bulunmaktadır. Bununla birlikte Nizâmî bir saray şairi olmayıp hükümdarlar, emîrler ve eşrafın yakın çevresinde bulunmak yerine mütevazi bir hayatı tercih etti, böylece hem halk ve yöneticiler hem de şairler tarafından saygı gördü.

     Hâkānî-yi Şirvânî ve Evhadüddîn-i Enverî ile çağdaş olan Nizâmî’nin ölümüyle ilgili olarak kaynaklarda 570-614 (1174-1217) yılları arasında çeşitli tarihler verilmektedir; kendisine atfedilen bir mezar taşının ona aidiyeti şüphelidir. Eserlerinin yazılış tarihlerinden hareketle onun altmış yaşlarında iken 597-611 (1201-1214) yılları arasında öldüğünü söylemek mümkündür. Kabri eski Gence şehrinde olup burada son zamanlarda Azerbaycan mimarisine göre bir anıtmezar yaptırılmıştır.

     Nizâmî, Firdevsî’nin destansı şiir türünü zirveye taşımakla kalmamış, manzum aşk hikâyelerinin en büyük üstadı unvanını kazanmış, Fars edebiyatında hamse türünün kuruculuğu pâyesini elde etmiştir. Fars edebiyatının dâhi şairi olarak tanınmasında onun konuları işleme tekniğindeki mahareti, anlatım gücü, yeni mânalar ve mazmunlar bulması, anlatımda estetiğe önem vermesi, güçlü tasvirleri, ruh tahlillerindeki derinlik, hayal gücündeki enginlik, üslûbundaki parlaklık ve kültür zenginliği rol oynamıştır. Olayları, kavramları ve duyguları ifade ederken edebî sanatlardan yararlanarak bunları zengin bir tablo içine yerleştirmesi sebebiyle her beyti kendi içinde bir bütünlük ve güzellik arzeder. Ancak ilk defa kendisinin ortaya koyduğu kavram ve terkipler eserlerinin anlaşılmasını güçleştirdiğinden birçok beyti şerhe muhtaçtır. Nizâmî dindar bir kişiliğe sahip olup Bâtınîliğe şiddetle karşı çıkmış, şiirlerinde Ehl-i sünnet inancını dile getirmiş, Hz. Peygamber ve dört halife için övgüler yazmıştır. Bazı kaynaklarda Nizâmî’nin tarikata intisap ettiği kaydedilmekte, ayrıca bir kısım şiirlerinde sûfiyâne bir hava görülmektedir; bununla birlikte onun mutasavvıf bir şair olmadığı söylenebilir. Firdevsî’den ve Senâî-yi Gaznevî’den etkilenmiş, kendisi de Fars ve Türk edebiyatlarında birçok şaire örnek olmuştur. Bunlar arasında Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Sa‘dî-i Şîrâzî, Hâfız-ı Şîrâzî, Fuzûlî, Molla Câmî ve Emîr Hüsrev-i Dihlevî gibi ekol sahibi şairler anılabilir.

     Eserleri. Nizâmî’nin günümüze kadar gelen tek eseri Ḫamse’sidir. Penc Genc adıyla da bilinen ve yaklaşık 35.000 beyitten meydana gelen eserin tamamlanmasının otuz beş-kırk yıl sürdüğü kabul edilir. Fars edebiyatında türünün en parlak örneği olan Ḫamse bu sahada eser veren şairlere örnek teşkil etmiş, Emîr Hüsrev-i Dihlevî, Şemseddin Kâtibî-i Nîşâbûrî, Molla Abdurrahman-ı Câmî, Feyzî-i Hindî, Hâcû-yi Kirmânî gibi şairler esere nazîre yazmıştır. 

Ḫamse’de yer alan mesneviler şunlardır:

1. Maḫzenü’l-esrâr: 570 (1174) veya 572 (1176) yılında Mengücüklüler’den Erzincan hâkimi Fahreddin Behram Şah adına kaleme alınmıştır. “Müfteilün müfteilün fâilün” vezniyle yazılan mesnevi yaklaşık 2400 beyitten ibarettir. Behram Şah’tan bu eser karşılığında önemli bir câize alan Nizâmî, Gazneli Senâî’nin Ḥadîḳatü’l-ḥaḳīḳa adlı tasavvufî mesnevisinden esinlenmiş, münâcât, na‘t ve Behram Şah’a övgüden sonra eserini “makale” adını verdiği yirmi bölüme ayırmıştır. İran ve Hindistan’da olduğu gibi Türk edebiyatında da ilgiyle karşılanan bu didaktik esere birçok nazîre yazılmış, ancak Ali Şîr Nevâî’nin Hayretü’l-ebrâr’ı dahil olmak üzere bunlarda Nizâmî’nin başarısına ulaşılamamıştır.

2. Ḫüsrev ü Şîrîn: Yazılış tarihi ve kimin için yazıldığı konusu tartışmalıdır. On yılda kaleme alınan mesnevi 576’da (1180-81) tamamlanmıştır. “Mefâîlün mefâîlün feûlün” vezniyle nazmedilen Ḫüsrev ü Şîrîn’in beyit sayısı nüshalarına göre 5700 ile 7700 arasında değişmektedir. Eserde Sâsânî Hükümdarı Hüsrev Pervîz ile Ermeni prensesi Şîrin’in aşk hikâyesi anlatılır. Güçlü aşk duygularının tahliliyle bir çeşit aşk romanı haline getirilen mesnevi daha sonra benzerlerinin yazılacağı bir edebî tür oluşturmuştur.

3. Leylâ vü Mecnûn: “Mef‘ûlü mefâilün feûlün” vezniyle nazmedilmiş olup 5000 kadar beyit içermektedir. 584 (1188) yılında Şirvanşah Celâlüddevle Ahsitân’ın isteği üzerine dört aydan kısa bir sürede kaleme alınmıştır. Konusunu Arap kültüründen almakla birlikte kahramanları İranlı kimliğine büründüren Nizâmî üslûbu, kurgulaması ve ifadesiyle en başarılı eserini ortaya koymuş, birçok nazîre arasında Fuzûlî’nin aynı adla yazdığı eseri ona yaklaşabilmiştir.

4. Heft Peyker (Behrâmnâme): “Fâilâtün mefâilün fa‘lün” vezniyle nazmedilmiş olup 593’te (1197) Merâga hâkimi Alâeddin Körpearslan’ın isteğiyle kaleme alınmış ve ona ithaf edilmiştir. Eserde Sâsânî Hükümdarı Behrâm-ı Gûr’un av eğlenceleri, evlilik hayatı ve yedi eşinin kendisine anlattığı hikâyeler konu edilir. Şairin hikâye anlatmadaki ustalığı ve geniş hayal gücü bu mesnevide âdeta doruğa ulaşır.

5. İskendernâme: 597’de (1201) yazılan “Şerefnâme” ile 607’den (1211) sonra kaleme alınan “İḳbâlnâme” başlıklı iki bölümden meydana gelir. “Feûlün feûlün feûlün feûl” vezniyle nazmedilmiş olan birinci bölüm yaklaşık 10.000 beyitten meydana gelir. Burada İskender’in soyu, karanlıklar ülkesine gitmesi, Rûm’a dönmesi ve fetihleri anlatılır. 3700 beyit civarında olan ikinci bölümde İskender daha çok bir filozof ve peygamber olarak takdim edilir. Derin felsefî meselelere girilen bu bölümde Nizâmî’nin bilgisi, engin kültürü ve yüksek anlatım gücü dikkat çeker. 

Nizâmî’nin kaside, gazel, terkibibend, terciibend, rubâî ve kıtalardan oluşan 20.000 beyitlik bir divanı olduğu kaynaklarda zikredilmişse de tam bir nüshası günümüze kadar gelmemiş, cönklerde ve tezkirelerde bulunan şiirleri Vahîd-i Destgirdî tarafından neşredilmiştir.