░   Son haftalarda Yunus Emre konusunda üst üste gelişmeler yaşıyoruz. Bunlardan biri Yunus Emre Divanı'nın Vatikan nüshasıyla ilgili haber ve ardından Prof. Dr. Timur Kocaoğlu'nun ikazı idi.
     2021 yılı, Türk dili ve kültürünün en önemli şahsiyetlerinden Yunus Emre’nin vefatının 700. yıl dönümü olması münasebetiyle UNESCO tarafından anma ve kutlama yıl dönümleri arasına alındı. 30 Ocak 2021 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Genelge ile 2021 yılı Cumhurbaşkanlığı tarafından “Yunus Emre ve Türkçe Yılı” olarak ilan edilmişti. Bu kapsamda “Dünya Dili Türkçe” adıyla yurt içinde ve dışında etkinlikler düzenlenmesine karar verilmişti. Düzenlenecek etkinliklerin Kültür ve Turizm Bakanlığının koordinasyonuyla yürütüleceği de duyurulmuştu.
     Bu haberlere 11 Mayıs 2021 tarihli "Karar" gazetesinde yayımlanan bir yazı da katıldı. Yazıyı okuyucularımızın dikkatine sunuyoruz. Saliha Sultan'ın kaleme aldığı yazı şöyle:

Kütahya’nın Yunus’u Vatikan’ı Gölgede Bıraktı


     Türkiye, Vatikan arşivinde bulunan 16’ncı yüzyıla ait Yunus Emre Divan’ı haberine sevinirken, Kütahya’da 15'nci yüzyılda yazılmış yeni bir divanın bulunduğu ortaya çıktı.

     KARAR’ın edindiği bilgiye göre, Kütahya Vahit Paşa Yazma Eserler Kütüphanesi tarafından satın alınan ve Memlûkler döneminde Kahire’de yazıldığı tespit edilen eser, Yunus Emre çalışmalarına kaynak olan Fatih, Karaman nüshaları kadar değerli.

     Bugün konuştuğumuz Türkçenin Anadolu’nun resmi dili haline gelmesindeki katkısından dolayı ‘Türkçenin süt dişleri’ olarak anılan Yunus Emre’nin vefatının 700’ncü yılı hem UNESCO hem de Cumhurbaşkanlığınca kutlanıyor. Ülkemizde ilan edilen ‘Yunus Emre ve Türkçe Yılı’ kapsamında Yunus Emre’ye dair birçok yeni bilgi de gündeme geliyor.

     Bunlardan biri de, önceki gün bir toplantıda konuşan Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Himmet Büke’nin arşivini dijital ortama taşıyan Vatikan Kütüphanesi’nin Türk el yazmaları dijital koleksiyonunda araştırma yaparken Yunus Emre’ye ait olduğu değerlendirilen ve içinde 200’e yakın şiirin yer aldığı yeni bir divan tespit ettiğini açıklaması oldu.

     Doç. Dr. Büke, 200’e yakın şiir içeren Vatikan Nüshası’nın 196 varaktan oluştuğunu, hicri 1038, miladi 1629 yılında yani günümüzden yaklaşık 400 yıl önce el yazısına aktarıldığını kaydetti. Basında yankı bulan Vatikan nüshası haberinin ardından, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden Prof. Dr. Ersen Ersoy ise Türkiye’de yeni ortaya çıkan ve daha eski tarihli bir nüshayı sosyal medya hesabından "1950’lerde Rossi tarafından hazırlanan katalogda zaten tanıtılmış. Ben size daha güzel bir nüsha göstereyim. Kütahya Vahid Paşa Kütüphanesine yeni bağışlanmış nüsha. XV. asırda Kahire’de istinsah edilmiş" ifadeleriyle açıkladı. 

KARAMAN NÜSHASI

     14 Kasım 2017'de "Karaman'da Uyanış" gazetesi sitesinde de benzer bir haber vardı:

     "Toplum hafızasındaki Yunus Emre bilgisinin gerçeği yansıtmadığını söyleyen Yusuf Yıldırım, ‘Risâletü’n-Nushiyye ve Divân-ı Yûnus Emre - Karaman Nüshası’ isimli çalışmasıyla tasavvuf şairinin hiç bilinmeyenlerini ortaya koyuyor: “Artık doğduğu ev, tekkesi, işi, ailesi, divanı, camisi ve türbesi hakkında birincil kaynaklara sahibiz.”
    Her yıl Yunus Emre’ye dair belki de onlarca çalışma yapılıyor. Sempozyumlar, anmalar gerçekleştiriliyor. Yaşamı ve eserlerine dair hem yeni araştırmalar kaydediliyor hem de yeni romanlar okuyucuyla buluşuyor. Bunların birçoğu bilinenin dışına çıkmıyor, bazılarında ise Yunus Emre’nin kişiliği ve mesleği değişime uğruyor... Ancak Yusuf Yıldırım’ın hazırladığı Duru Bulgur’un yayınladığı ‘Risâletü’n-Nushiyye ve Divân-ı Yûnus Emre - Karaman Nüshası’ ezber bozacak nitelikte önemli bir çalışma. Nüsha’nın 14’üncü yüzyılda yazıldığını söyleyen Yıldırım, “Tüm özellikleri dikkate alındığında Karaman Nüshası’nın en eski Yunus Emre divanı ve asıl esere çok yakın olduğu görülmektedir. Belki de asıl eserdir” diye konuşuyor. Peki bu kapsamlı eser ortaya nasıl çıkarıldı? Diğer çalışmalardan farkı nedir? 
     ...
     Karaman Nüshası ile Yunus Emre Tekkesi arasında doğrudan bağlantı var. Yüzyıllarca orada okunmuş ve okutulmuş. Divan ile ilgili dönüm noktası, 1904 yılıdır. Tekkenin son şeyhi Sunullah Efendi, çok genç yaşta vefat eder. Soyundan şeyh olabilecek özellikte akrabaları var ise de makama Karaman Kadirî Tekkesi şeyhi Hacı Bekir Efendi getirilir. Şeyh Hacı Bekir Efendi, Divan’ı muhafazasına alır. İlerleyen yıllarda Fuat Köprülü, Sahaf Raif Yelkenci, Abdülbaki Gölpınarlı, Cahit Öztelli, İbrahim Hakkı Konyalı gibi dönemin birçok büyük ilim adamı Karaman Nüshası’nı görür, inceler. Mustafa Tatçı, 1991 yılında çıkardığı ‘Yunus Emre Divanı Tenkitli Metin’ adlı eserinde, mikrofilminden yararlanarak Karaman Nüshası’nı bir numaralı kaynak statüsünde değerlendirmiştir. Ancak Divan’ı aslından ilk ve tek kullanan kişi tekkenin son şeyhi Sunullah Efendi’nin torunu Talat Duru’dur. Duru Bulgur yöneticileri ve Duru sülalesi, Yunus Emre Tekkesi’nin son şeyhinin torunlarıdır. Sunullah Efendi’nin yaşayan en büyük torunu Talat Duru, 30 yıldır, Yunus Emre konusunda çalışmalar yapmaktadır. 1993 yılında çıkardığı ‘Yunus Şeyhliği’ adlı kitabında, Karaman Nüshası’ndan 100 sayfa kadar yayımlamıştır... Karaman Nüshası’nın çeviri ve tıpkıbasım müstakil yayını ise tarafımdan 2014 yılında yapıldı. İçerik ve tasarımını değiştirdik. Duru Bulgur Yönetim Kurulu Başkanı Sayın İhsan Duru da bu kitabın yayımlanması için olağanüstü gayret gösterdi. Böylece 113 yıl önce Yunus Emre Tekkesi’nden çıkan ‘Divan’, bugün tekrar sahipleriyle buluşmuştur.
    Okuyucuya Yunus Emre’yle ilgili yeni neler sunuyor?
    Toplum hafızasındaki Yunus Emre bilgisi sağlıklı değildir. Menkıbelerdeki Yunus Emre mit rollüdür. Sosyal kimliği ve kişiliğine dair bilgilerin kıtlığı, etrafındaki sisleri artırmıştır. Buna rağmen menkıbelerdeki bilgilere içten inanan meraklılar hatta araştırmacılar var. Alıç metaforlu menkıbede olduğu gibi. “Yunus’un Hacı Bektaş Veli’ye götürdüğü alıçla geldim” diyerek kendi dünyasını yansıtanlar olmaktadır. Oysa Yunus Emre’nin divan nüshalarından hiçbirinde ne Hacı Bektaş Veli ne de alıç adı geçer. ‘Od’ romanı, ‘Aşkın Yolculuğu’ dizisi gibi yayınlar da sürecin tuzu biberi olmakta, maalesef… Dikkat edin, ikincil kaynaklarda ve güncel yayınlarda Yunus Emre’nin adından öteye bilgi bulamazsınız. Oysa Yunus Emre’nin doğduğu ev, tekkesi, işi, ailesi, divanı, camisi ve türbesi hakkında birincil kaynaklara sahibiz. Güçlü yorum ve açıklamalarla kitabımızın ilk bölümünde hepsine ayrıntılı yer verilmiştir.
    Yunus Emre bugüne kadar hep gezgin, fukara bir çiftçi olarak biliniyordu... Bu nüsha ile hayatı hakkında yeni ipuçları var mı?
    Özellikle Hacı Bektaş Vilâyetnamesi’ndeki menkıbelerden dolayı Yunus, toplum nazarında; mülayim, suya sabuna dokunmayan bir tip algısındadır. Ama Yunus Emre, şiirleri aracılığı ile bir köylünün, bir çiftçinin kat kat üstünde toplumun yanlışlarını çekinmeden eleştirir. Bu eleştirilerden müftüler, müderrisler, imamlar ve kadılar nasibini alır. Eleştirebilmek birikim ister, vizyon ister. Bu özellikleri gariban ve yoksullarda görebilmek zordur. Tüm birincil kaynaklarda, Yunus Emre’nin mesleğine dair genel bilinenlere aykırı ama çok sağlam ipuçları vardır. Bu ipuçlarını güçlü yorumlarla birleştirince ortaya doğru Yunus Emre tipi çıkmaktadır.
    Peki eğitimi, mesleği ve manevi yolculuğu hakkında yeni detaylar belli mi? Kitapta Yunus Emre’nin Kirişçi Baba olarak ünlendiğini belirtiyorsunuz...
    ‘Aşkın Yolculuğu’ dizisinde Yunus Emre bir müftü olarak kitlelere sunuldu. Müftü kimliğinin kaynağı nedir? İbrahim Has Tezkiresi! 18’inci yüzyılda yazılmış. O nereden almıştır? Yunus Emre’nin hayatına dair kaynak çok az ama bilgi kirliliği dolayısı ile kargaşa çok fazla. Vilâyetname de İbrahim Has Tezkiresi de birincil kaynak değildir. Yani müellifleri duyduklarına, bildiklerine hatta inandıklarına göre duygusal yorumlarla eserlerinde Yunus Emre’yi işlemiştir. İçeriklerinde gerçek çok ama çok az, kurgular tersine fazladır. Bir diğer sorun; araştırmacıların Yunus Emre konusundaki birincil kaynakları değil de alanında isim yapmış ilim adamlarının görüşlerine itibar etmesidir.
    Kitapta Yunus Emre’nin medrese ve müderris ortamında istediğini bulamadığını ifade ediyorsunuz. Bunun nedenini nasıl açıklarsınız?
    Şiirlerinde ruh eğitimi ile beyin eğitimini imalı olarak karşılaştıran Yunus Emre, bazı dizeleriyle din büyüklerini ve otoritelerini eleştirir. Yunus Emre’nin hayatının büyük bölümünün arayışlarla geçtiği şiirlerine yansımıştır. O, hayatı boyunca insân-ı kâmili yani erdemli insanı aramıştır, kovalamıştır. Onun hayat görüşünde insân-ı kâmil, nefsani özelliklerinden arınmış insandır. Arzularına, duygularına yenik düşmeyen insan, güçlüdür, erdemlidir. Yani kendini yönetebilen insan büyüktür. Bu arayışlarında; koca koca, mevkili makamlı insanların basitliklerini, şekilciliklerini ve çıkarcılıklarını görerek hayal kırıklığına uğramıştır. Dolayısı ile ruh eğitimi, Yunus’un şiirlerinde ön plandadır.
     Kitapta Risâletü’n-Nushiyye ve Divân-ı Yûnus Emre nüshalarından yaklaşık 40’ının tespit edildiğini, en eskisinin de Karaman Nüshası olduğunu söylüyorsunuz. Nüshanın en önemli özelliği nedir?
    Karaman Nüshası’nı diğer Yunus divanlarından öne çıkaran üç önemli özelliği vardır: Öncelikle yazısı Selçuklu nesihidir. Yani Osmanlı döneminden çok öncedir. 40 kadar Yunus Emre divanının çoğunluğu Osmanlı Devleti döneminde yazıldığı için Osmanlı nesihi özelliği taşır. Karaman Nüshası’nın dili, 13 ve 14’üncü yüzyıl Anadolu Türkçesidir. Has Oğuzcadır. Bir başka deyişle 15’inci yüzyıl sonrasında Anadolu’da gelişen yeni Türkçenin izleri ve etkisi görülmez. En önemlisi de bir tekkeye; hem de adı Yunus Emre olan bir tekkeye ait tek nüshadır. Bu arada Yunus Emre’nin adı ile kurulmuş ve işletilmiş dünyada yanlız bir tekke vardır. O da Karaman Yunus Emre Tekkesi’dir. Diğer nüshaların hiçbirinin bir tekke/zaviye ile bağlantısı yoktur. Tüm özellikleri dikkate alındığında Karaman Nüshası’nın en eski Yunus Emre divanı ve asıl esere çok yakın olduğu görülmektedir. Belki de asıl eserdir.