░   Türk Dil Kurumu, kısaca TDK, Türkçeyi incelemek ve Türkçenin gelişmesi için çalışmak amacıyla 12 Temmuz 1932’de Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş. Türkiye’nin başkenti Ankara’da yer alan kurum, Türk dili üzerine çalışmaların yapılıp yayımlandığı bir merkezdir. Türk Dil Bayramı, ilk Türk Dili Kurultayı’nın açılış günü olan 26 Eylül 1932 tarihinden bu yana kutlanıyor. 26 Eylül'de kutlanan dil bayramı bir anda tarih değiştirerek 13 Mayısa geldi ama dilcilerimiz havanda su dövmeye devam ediyor.
     Derken, geçen yıl işte o Türk Dil Kurumu sayfalarında da ilan edildiği üzere "nur topu gibi" bir dil bayramımız daha oldu: "Binlerce yıllık tarihi ile Türk dili, millî kültürümüzün ortak ifade aracıdır, kutsal bir mirastır. Karamanoğlu Mehmet Bey’in 13 Mayıs 1277 tarihindeki 'Şimden gerü hiç kimesne kapuda ve dîvânda ve mecâlis ve seyrânda Türkî dilinden gayrı dil söylemeyeler.' fermanı, Türkçenin devlet dili olması, gelişmesi ve gelecek nesillere nakledilebilmesinde önemli bir yer teşkil etmektedir. 742 yıl önce yaşanan bu tarihî hadise Türk Dil Bayramı adıyla kutlanmaktadır. Türk Dil Bayramı’nın 742. yılı bütün milletimize kutlu olsun."
     Türk Dil Kurumu, 1980 öncesi "öztürkçecilik" adı altında dilimizin tabii gelişimine büyük zarar vermişti. Mustafa Kemal Atatürk'ün dilimizi yabancı diller boyunduruğundan kurtarmak üzere kurduğu kurum; Falih Rıfı Atay'ın ifade ettiği pişmanlığı anlamazdan geldi. Geçim ve şöhret kapısı haline getirdikleri kurumun mensupları dilimizi Türk dünyasının ortak dilinden koparmada Ruslardan daha başarılı oldular.
     1980 sonrası kurumdan akademik çalışmalar bekleniyordu. Üyeleri arasında çok sayıda profesör ve çok doktor unvanlı şahıs olmasına karşılık beklenen gerçekleşmedi. Onlar da eski kurumun izinden gittiler. Eskiler eş anlamlı kelimelerimizi çoğaltmıştı. Yeniler dil bayramlarımızı çoğalttılar. Gerçi fermanını yaydıkları Karamanoğlu'nun o fermanı yazdırırken müstakil beylik değil; Selçuklu veziri olduğunu bile öğretemediler ama Türk Tarih Kurumu ile beraber büyük bir mirasa sahip olan zengin bir kurumun etinden, sütünden, derisinden ve kıllarından istifade etmekten de geri kalmadılar.
     Bu olup bitenlerden rahatsız olan bir öğretim üyesi isyanını sosyal medyada dile getirmiş. 1951 yılında Samsun'un Terme ilçesinde doğan Hüseyin Özbay, yüksek öğrenimini Çapa Yüksek Öğretmen Okulu ile İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yapmış. 1982 yılında Gazi Üniversitesinde yüksek lisans ve doktorasını tamamlamış. Ardından Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak atanmış. 1996-1999 yıllarında Makedonya Üsküp Metody ve Kril Üniversitesi Türkoloji Bölümü ile 2004-2007 yıllarında Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi Türkoloji Bölümü’nde çalışmış. Yazıları Türk Yurdu, Kardeş Kalemler, Kurgan Edebiyat, Dolunay, Sesler, Birlik ve Yeni Türkiye dergilerinde yayınlandı. Avrasya Yazarlar Birliğinin Türk Dünyasına hitap eden Kardeş Kalemler dergisinin yayın kurulu üyeliğini yaptı. Kurgan Edebiyat dergisinin sanat yönetmenliği görevini üstlendi.



     Türk diline tam anlamıyla âşık bir kişiliği olan Hüseyin Özbay, dilimizin perişan haline ve çifte bayrama isyan ederek neler yazmış:
     "Dilimizin iki bayramı var: Birincisi, Karamanoğlu Mehmet adına bugün, 13 Mayıs, ikincisi Türk Dili Tetkik Cemiyeti (Bugünkü Türk Dil Kurumu)nin kuruluş tarihi.
     Türkçeyi okullarımızda doğru dürüst öğretip sevdiremiyoruz, onu yüksek puanlı üniversitelerimizden kovuyoruz, ilişki sözlerimizden bile vazgeçip de " by by" diyoruz, ticari ve tabela adlarımız utanç verici, emmioğlu, teyze kızı "kuzen " oldu ama biz bayram yapıyoruz! Hem de çifte bayram.
     Kara mizaha daha iyi bir örnek var mı, bilmiyorum. Karamanoğlu Mehmet'e güya anıt dikiyoruz ama onun meşhur fermanını yanlış yazıyoruz. Karadeniz'le Marmara'yı ikinci defa kavuşturacak projeye "İstanbul Kanalı" yerine " Kanal İstanbul" diyoruz ama yine de biz bayram yapıyoruz. Üniversite'de Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencileri bile Kaşgarlı Mahmut'un meşhur Divan'ının adını doğru yazamıyorlar ama biz dilimizin bayramını yapıyoruz.
     Halkımız ikinci anlamıyla " Şimdi otur da kına yak!" der ya ne kadar uyuyor şimdiki hâlimize. Dilimiz için cenaze hazırlayanlar utanmadan bayram yapıyorlar. Elbette bu alanda yaratılan " kelebek etkisi"nin artık fırtına estirdiğini fark etmeyenler " Hadi yahu abartıyorsun!" diyebilirler. Dilin kemiği yok tabii. Ben de o zaman ister istemez "Türkçe ile bilim yapılmaz." diyen bu ülkenin YÖK başkanını hatırlatırım. Meşhur bir muhafazakar üniversitemizin rektörünün müjde verir gibi " Falan fakültede de İngilizce eğitime geçiyoruz arkadaşlar." demesini hararetle alkışlayan " Ulu Pir"in rektör ve akademisyenlerini hatırlatacağım.
     1400 yıl önce Orhun Bengütaşlarında büyük atamız Bilge Kağan ülkesini, ülküsünü ve kültürünü terk edenler için " Çinci Beyler Türk adlarını bıraktılar, Çin adlarını aldılar." der de büyük uyarısını yapar. Peki bugün dil bayramını kutlayanlar yeni doğan çocuklara bile yabancı isim verilmeye başlandığını fark ediyorlar mı? Oysa Türkiye Cumhuriyetinin yüksek Türk kültürüne dayandığını söyleyen Mustafa Kemal Atatürk Türk Dil Kurultaylarını İstanbul'un en görkemli makamı olan Dolmabahçe sarayında yapıyor ve o kadar iş yoğunluğuna rağmen bir hafta boyunca kurultayın başından ayrılmıyordu. Bu davranış dili, Türkçeye verilen büyük değerin bütün dünyaya sunulmasıydı.
     Bütün aymazlıklara karşı Türkçe yine de tarihinin en güçlü dönemini yaşıyor. Çünkü başta akademik kurumlarımız olmak üzere içeride örselenen dilimiz dışarıda alabildiğine önemsenmeye başladı. Türkçe ile bilim yapılmaz diyen içerideki yerli oryantalistlerimize karşı bugüne kadar bir tek Türkolog veya dil bilimci bile bu dilin yetersizliğinden söz etmedi.Türk Dili ile ilgilenip ona hayran olmayan dünyada tek bir bilim adamı bilmiyorum ben.
     Rahmetli büyük bilim adamımız Oktay Sinanoğlu'nu rahmetle anıyorum şimdi.
     Birçok üniversitemiz konferans vermesi için ona kapılarını bile açmadı.
     Şimdi ben merak ediyorum, Türkçeye ihanet edenler acaba başarıları için mi bayram yapıyorlar?
     Bir bayramda bunlar mı söylenmeliydi?
     Biliyorum ama bayram mı kaldı?
     Aklımızla, zekamızla oynamayın artık beyler!"