░   Amasya’da doğdu, hayatını bu şehirde geçirdi. Buna divanında “Geçmiş ki hayf Mihrî Amâsiyye’de ömrün” mısraıyla işaret eder. Babası Belâyî mahlasıyla şiirler de yazan Kadı Hasan Amasyevî, dedesi Halvetî şeyhlerinden Pîr İlyas’tır. Âşık Çelebi adının ve mahlasının Mihrî olduğunu belirtir (Meşâirü’ş-şuarâ, vr. 127b). Çağdaşı olan Sehî Bey, Latîfî ve Kınalızâde Hasan Çelebi gibi tezkireciler ise bu konuda herhangi bir bilgi vermezler. Evliya Çelebi isminin Mihrimah, mahlasının Mihrî olduğunu kaydeder. Son dönemde yapılan bazı çalışmalardaki Fahrünnisâ ve Mihrünnisâ gibi tesbitler herhangi bir kaynağa dayanmamaktadır.
     Mihrî Hatun önce II. Bayezid’in, ardından oğlu Şehzade Ahmed’in Amasya valiliği sırasında bu şehirde şehzade sarayı etrafında teşekkül eden edebî muhite girmiş ve yazdığı şiirlerle dikkat çekmiştir (İpekten, s. 175-176). Dönemin tezkirelerinde Mihrî Hatun’a dair kaydedilen mâlûmatın hemen hemen tamamı bu edebî çevrede onunla diğer şairler ve kişiler arasında geçen olaylarla ilgilidir. Âşık Çelebi, Latîfî ve Hasan Çelebi, Mihrî Hatun’la Sinan Paşa’nın oğlu İskender Çelebi arasında bir gönül bağının oluştuğunu ima ederler. Buna delil olarak da Mihrî Hatun’un bazı şiirlerinde geçen İskender mazmununu gösterirler. Âşık Çelebi ayrıca, Hâtemî mahlasıyla şiirler yazan Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi ile Mihrî Hatun arasında bir hissî yakınlaşma olduğunu belirtir. Bununla birlikte tezkire yazarları, güzelliğini övdükleri Mihrî Hatun’un iffeti konusunda kimsenin şüphesi bulunmadığını da kaydederler. Âşık Çelebi bunu “nice tâlipleri var iken kimsenin ondan murat almadığını ve dünyaya kız gelip kız gittiği” ifadesiyle pekiştirmektedir. Fakat dönemin Zeyneb Hatun, Ayşe Hubbî Hatun gibi diğer kadın şairleriyle ilgili olarak tezkirelerde bu tür konulara yer verilmemesi Mihrî Hatun’un güzelliğiyle dikkat çektiğini gösterir. Ayrıca Latîfî’de ve Âşık Çelebi’de müstehcene varacak çağrışımlar doğuran ifadeler bulunmaktadır.
     Şiirde Necâtî’yi örnek alıp onun şiirlerine nazîre yazan Mihrî Hatun bunları şaire de gönderirmiş. Ancak Latîfî’nin naklettiğine göre Necâtî bundan pek memnun olmadığı gibi bu konudaki düşüncelerini açığa vuran bir kıta yazmış ve bir dostu vasıtasıyla şiirleri hakkında kanaatini soran Mihrî Hatun’a “şâire-i Şîrîn ma‘nâdır... ihâmını beğenir ve musâbahetin özenir” şeklinde üstü kapalı bir cevap göndermiştir.
     Mihrî Hatun’un ölüm tarihi konusunda dönemin tezkirelerinde bir kayıt yoktur; günümüzde yapılan araştırmalarda ise 912 (1506) yılı gösterilmektedir. Ancak in‘âmât defterinde yer alan, 27 Zilhicce 917 (16 Mart 1512) tarihinde II. Bayezid’e kaside gönderdiğine dair kayıt göz önünde bulundurulacak olursa bundan sonraki bir tarihte öldüğünü kabul etmek gerekir. Mihrî Hatun Amasya’da dedesi Pîr İlyas’ın tekkesindeki hazîreye defnedilmiştir.
     Sehî, Mihrî Hatun’un Yavuz Sultan Selim’e ve Şehzade Ahmed’e birçok kaside ve gazel verdiğini söyler. Abdülkadir Karahan da divanındaki kasidelerin hemen tamamının Şehzade Ahmed’e ve bilhassa bayram tebrikleri vesilesiyle sunulduğunu belirtir. Ancak II. Bayezid döneminin 909-917 (1503-1511) yıllarını kapsayan bir in‘âmât defterindeki kayıtlardan, Mihrî Hatun’un Amasya’da iken tanışmış olduğu II. Bayezid’e düzenli olarak kasideler gönderdiği ve divanını tamamladığında ona takdim ettiği anlaşılmaktadır. Mihrî Hatun’a bu şiirleri dolayısıyla 20 Şâban 910 (26 Ocak 1505), 3 Zilkade 915 (12 Şubat 1510), 10 Şevval 916 (10 Ocak 1511) ve 27 Zilhicce 917 (16 Mart 1512) tarihlerinde in‘âm ve ihsanda bulunulmuştur. Aynı defterdeki 2 Cemâziyelevvel 914 (29 Ağustos 1508) tarihli bir kayıtta ise divanını gönderdiği ve 3000 akçe ihsan aldığı bildirilmektedir. Mihrî Hatun’un Süleymaniye Kütüphanesi’nde kayıtlı (Ayasofya, nr. 3974) ve sonunda II. Bayezid’in mührü basılı olan divanında Sultan Bayezid için bir tek kaside bulunmaktadır. Sultan Bayezid’e gönderilen nüsha da büyük bir ihtimalle budur.
     Mihrî Hatun sade bir dille yazdığı şiirlerinde daha çok duygularını ifade etmeye çalışmış, tabii, samimi ve külfetsiz bir üslûp kullanmıştır. Dönemin tezkire yazarları onun şiirini överken ihtiyatlı bir ifade kullanırlar. Sehî “hoş-tab‘ hatundur. Eş‘ârı halk içinde meşhur ve gazeliyyâtı ehl-i dil-i yârân arasında mezkûrdur”, Latîfî ise “Tabakāt-ı şuarâda rütbesi bî-kadr ü pâye ve mâye-i ma‘rifetde kemmâye degil idi” der. Âşık Çelebi, Mihrî Hatun’un şiirinde “nâmahrem” sözler, nâkıs edalar bulunduğunu ve şiirlerinin bütünü itibariyle vasat kabul edilebileceğini belirtir. Divanının Rus Türkologu Maştakova tarafından dört nüshaya dayanılarak yapılmış tenkitli bir neşri vardır; Sabiha Gemici eseri dil yönüyle de inceleyerek yeni bir neşrini hazırlamıştır (bk. bibl.). Mihrî Hatun’un fıkha, ferâize, hayıza, nifasa dair risâleleri olduğu şeklinde Evliya Çelebi’de yer alan bilginin herhangi bir kaynağı olmadığı gibi onun bu konularda yazılmış herhangi bir eseri de günümüze ulaşmamıştır.

İsmail E. Erünsal
TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2005
Cilt: 30 Sayfa: 37-38