Ebu'l Gazi Bahadır Han ya da I. Ebül Gazi Bahadur Han, (d. 1603, Urgenç - ö. 1663, Hive) 1643-1663 yılları arasında Hive Hanlığı yapan, Hive Hanı, tarih yazarıdır.
     Ürgenç’te doğan Ebu'l Gazi Bahadır Han, Hıve Sultanı Mehmed Han’ın oğlu ve CENGİZ HAN’ın torunlarındandır.  Hıve Hanlarının 13.sü olan Ebu'l Gazi Bahadır Han 1641 yılında Hıyve Hanı olarak tahta çıkmış 1662 yılına kadar yirmi bir yıl Hive Hanı olarak hükümdarlık yapmıştır.
     Han olmadan önce İran'da on yıl, çok iyi öğrenim görmüştür. Arapça ve Farsça bildiği, bu dillerden yaptığı tercümelerden anlaşılmaktadır.  Onun hükmü altında Hive altın çağını yaşamıştır. Önemli kaynak olan, Ana Asya'nın tarihi çağdaş bilgiyi içeren iki " Türkmen soyağacı" ve " Türk soyağacı" gibi kitap yazmıştır. Hive Hanları, Cengiz Han soyundan gelen, KıpçakTürkçesi konuşan Türkleşmiş Moğollardır.
     Ebu'l Gazi Bahadır Han, köken olarak Moğollardan geldiği halde Cengiz Han’ın soyundan gelen Moğolların Türkleşmesi sonucu Türk milletinin tarihini şuurlu olarak öğrenmiş, Türklüğü benimsemiş ve Türk Dünyasına çok önemli iki eser bırakmıştır. Ebu'l Gazi Bahadır Han, tarihçi olduğu kadar edebiyata da düşkün bir devlet adamıdır.  Bu yüzden Şiir ile de uğraşmış, birçok  Şiirler yazmıştır. Ebu'l Gazi Bahadır Han, Arapça ve Farsçayı Rubai ve Gazel yazacak kadar iyi bilen bir şairdir
     Hive Hanlığı Çağatay Türkçesinin devamı olan bir dili kullanmış olduğundan Ebu'l Gazi Bahadır Han,  Çağatay Türkçesi ile eserler vermiştir.
     1603'te Urgenç'te doğan Ebu'l Gazi Bahadır İyi bir öğrenim gördü, Arapça ve Farsça’yı öğrendi, 1619'da babası I. Arap Muhammet Han tarafından Kat'a vali olarak atandı. Kardeşleri İlbars ile Hubeş'in ayaklanmaları sırasında babasının tarafını tutan Ebu'l Gazi Bahadır, babası kardeşleri tarafından öldürülünce, 1620'de Buhara Hanlığı'na sığındı. Bu hâdise üzerine Ebü’l-Gâzî, Buhara hanı İmam Kuli Hana sığınarak iki yıl yanında kaldı.
     Şah Abbas'a sığınan Arab Muhammed Hanın büyük oğlu İsfendiyar Han, babasının yerine  Harezm Hanlığına geçince, 1623’te Urgenç’i has olarak Ebü’l-Gâzi’ye verdi.
     Ağabeyi İsfendiyar Han'ın hükümdarlık mücadelesine yardım etti ve 1623'te tahta çıkan İsfendiyar Han, ona Urgenç'i vererek onu ödüllendirmiş oldu. Burada üç sene kalan Ebü’l-Gâzi, Harezm’e tek başına hâkim olmak niyetinde olduğundan, ağabeyi ile harbe girişti.
     İsfendiyar Han'dan memnun olmayan Özbekleri çevresinde toplayarak ağabeyine isyan etse de, ağabeyi bu hareketi bastırınca Kazakistan'a kaçtı. Daha sonra Taşkent hanının dâveti üzerine Taşkent’e gitti ve iki sene orada misafir kaldı. Buradan tekrar Buhara hükümdarı İmam Kuli Han’ın ülkesine giderek, ordu toplamaya başladı. Ağabeyinin bir seferde olmasından faydalanarak Hive Kalesini ele geçirdi. 1628. Ancak İsfendiyar Han dönünce, yakalanarak 1629'da Safevilerin hâkimiyetindeki bölgelere sürüldü.
     Safevi hükümdarı Şah Safi'den yakın ilgi gördü. Oradan İsfahan’a geçen Ebü’l- Gâzi, İran’da iken Şah tarafından hüsnü kabul gördüğünü, kendisine dirlik olarak maaş bağlandığını ve on yıl orada kaldığını kendi tarihinde anlatır. Tarihe büyük bir ilgisi olan Ebü’l-Gâzi, gittiği yerlerin tarihini tetkik ettiği gibi, İsfahan’da iken de, Türk tarihi üzerine yazılmış Fars kaynaklarını tetkik etme imkânını bulmuştu.
     İsfahan'dan kaçtıktan sonra, bir süre Kalmukların yanında kalan ve Moğol dilini ve geleneklerini öğrenen Ebu'l Gazi Bahadır Han,Isfahan’dan kaçarak, önce Ersari Türkmenleri, sonra Balhan’daki Teke Türkmenlerinin yanına gitti. 1642’de ağabey İsfendiyar Hanın ölümü ile boşalan Harezm Hanlığına 1643 yılında çıkıp, Hive’yi kendine merkez edindi
     1642'de Urgenç'te Han ilan edildi. İsfendiyar Han'ın ölümü ve hanlığını tanımayan Buhara Özbeklerinin çekilmeleri üzerine Hive'ye gelerek 1645'te tahta çıkan Ebu'l Gazi Bahadır Han, Türkmenlerin başkaldırılarıyla uğraştı. 21 sene hanlık yapan Ebü’l-Gâzi, en çok Türkmenlerle mücadele etmiştir. Ayrıca komşuları olan Buhara Özbek hanlarının yurtlarına da birkaç defa akın düzenleyerek yağma etti.
     Ölümüne kadar Buhara Özbekler’i, Safevî şahları, Kalmuk hanları ve Ruslar’la savaştı. Yerini oğlu Enüşe'ye bıraktıktan kısa bir süre sonra öldü.

     Şecere-i Türk adlı eseri 1663’te ölmesi ile yarım kalmış ve vasiyeti üzerine oğlu Enûşe tarafından tamamlanmıştır. Şecere-i Türk , 15. asrın ikinci yarısından başlayıp Harezm’de hükümet süren Yâd-gâroğlu Şıban-Özbek hanlarının tarihini ve ensâbını (soyunu)tespit maksadıyla kaleme alınmış ve bu sülâlenin 1663’e kadar ki tarihi için esas kaynak olmuştur. Bu eser, Türk ve Moğol tarihine ait bilinen ilk kaynak olduğundan, yalnız Özbek hanları tarihi için değil, aynı zamanda Moğol ve Türk tarihi için başlıca kaynaklardan birisi olarak kabul edilir. Eseri ilk tanıtan kişi İsveçli Subay Talbett’ir.  Eser Rusca’ya, Kont Estralenburg tarafından Almancaya tercüme olunmuş, Fransızca tercümesi de 1726’da Leiden’de basılmış ve yayınlanmıştır. 
     Eserin Petersburg Asyaî Müzesi’nde “Dahil” ismiyle bilinen bir nüshasıyla Kazan, Berlin ve GÖtengin’de bulunan ve bu adlarla bilinen birer nüshası daha vardır.
     Ebu'l Gazi Bahadır Han bu eserin mukkadime bölümünde kitabı hakkında şöyle bahseder “Hiç kimse zannetmesin ki, ben bu kitabı kendi neslimi yükseltmek için, hakikati bozarak yazdım. Zaten Hakk beni mümtaz yaratmıştır, buna ihtiyacım yoktur. Ben bütün hakikati olduğu gibi yazdım. Tanrı bana özel olarak üç şey verdi: 1-Askerlik fenni, kanun ve nizamları, orduya kumanda etmek sanatı, bir orduyu yürütmek ve harp nizamına sokmak, dostlar ve düşmanlarla söyleşmek; 2-Her türlü şiir ile Türk, Arap ve Acem dillerini; 3-Moğolistan, Turan, İran ve Arabistan’da hüküm süren padişahların tarihini bilmek. İran, Irak ve Hindistan’da benim kadar şair yok dersem yalan söylemem; fakat gezdiğim ve ahvalini işittiğim yerlerin hiç birisinde Müslüman veya kâfir, benim gibi asker görmedim ve duymadım”[8]
     Şecere-i Türk 1864'te Ahmet Vefik Paşa tarafından Osmanlıcaya aktarılarak Tasvir-i Efkâr'da tefrika edilmiş, sonra basılmıştır. 1925'te Rıza Nur Türkiye Türkçesine aktarmıştı. En son Muharrem Ergin her iki kitabı bir arada Türklerin Soy Kütüğü adıyla yayınladı. (1974, 1001 Temel Eser).
     Eserin bölümleri:
Adem’den Moğol Hana Kadar
Moğol Han’dan Çingiz’in Doğuşuna Kadar 
Cengiz Han’ın Doğumundan Ölümüne Kadar
Cengiz Han’ın Üçüncü Oğlu Ögeday Kaan’ın, Onun Oğullarından ve Cengiz Neslinden Diğerlerinden Bütün Moğolistan’da Hüküm Sürenlerin Tarihi
Cengiz Han’ın İkinci Oğlu Çağatay Han ve evladından Maveraünnehr ve Kaşgar’da Padişahlık Edenler
Cengiz Han’ın Küçük Tuli Han Evladından İran yurdunda Hüküm Sürenlerin Tarihi
Cengiz Han’ın Ulu Oğlu Cuci Han Neslinden Kıpçak’ta Hüküm Sürenlerin Tarihi
Cuci Han’ın Beşinci Şeyban Han Evladından Turan’da, Kazan’da, Kırım’da, Maveraünnehr’de Hüküm Sürenlerin Tarihi
Şeyban Han evladından Harezm’de Hüküm Sürenlerin Tarihi