Mutasavvıf ve şair, dinî eserler bestekârıdır. Konya’da doğdu. Bazı kaynaklarda seyyid olduğu belirtilmektedir (Mehmed Nazmi Efendi, s. 126). Konya’da iyi bir öğrenim gördü, ardından Lârende’ye (Karaman) giderek Halvetî şeyhlerinden Nûreddinzâde Molla Çelebi’ye intisap etti (a.g.e., a.y.; divanının bir sayfasında [vr. 22a] yer alan notta ise Halîfezâde Molla Çelebi denmektedir). Ancak Atâî ve Hüseyin Vassâf Ezelîzâde Şeyh Nûrullah Efendi’ye intisap ettiğini bildirir.
     İki yıla yakın bir süre Molla Çelebi’nin hizmetinde bulunduktan sonra şeyhi vefat etti. Şeyhinin kendi yerine Bezcizâde’yi vasiyet etmesine rağmen bazı çelebiler buna razı olmadığından Konya’ya dönüp Alâeddin Camii’nde hatiplik ve vâizlik yaptı. Ardından padişahın daveti üzerine İstanbul’a gitti. Bazı kaynaklara göre Bezcizâde III. Murad, III. Mehmed veya I. Ahmed devrinde İstanbul’a gitmiştir (Atâî, s. 607; Mehmed Nazmi Efendi, s. 126; Yılmaz, s. 237). Bazılarında ise onun İstanbul’a iki defa gittiği kaydedilir (Hüseyin Vassâf, II, 346; Gölpınarlı, s. 128). Bunlardan ilki Karaman’da şeyhinin vefatından sonra Konya’ya dönmeden gerçekleşmiş olup (993/1585) İstanbul’da Ömer Dede Sikkînî halifelerinden birine (Mehmed Nazmi Efendi, s. 126) veya dönemin önde gelen Melâmîler’inden İdrîs-i Muhtefî’ye (Hüseyin Vassâf, II, 346; Gölpınarlı, s. 128) intisap etmiştir. Bezcizâde bu seyahatinin ardından tekrar Konya’ya dönmüş ve orada altı-yedi yıl kalmıştır (Yılmaz, s. 237). İkinci gidişi ise muhtemelen I. Ahmed’in daveti üzerine olmuştur (Atâî, s. 607).
     Bezcizâde, İstanbul’da Abdülmecid Sivâsî Efendi’nin Şeyh Yavsî Efendi Tekkesi’ne tayiniyle boşalan Fatih Çarşamba’daki Mehmed Ağa Tekkesi şeyhliğinin yanı sıra (1013/1604) yine Abdülmecid Sivâsî Efendi’nin Sultan Ahmed Camii vâizliğine nakledilmesiyle boşalan Sultan Selim Camii vâizliği görevlerinde bulundu. Bir müddet sonra Üsküdar’daki Şemsi Paşa Tekkesi şeyhliğine getirildi. Bu arada Nuhkapısı civarında kendisine bağışlanan arazide bir tekke ile bir türbe yaptırdı (1020/1611). Ramazan 1020’de (Kasım 1611) vefat edince bu türbeye defnedildi (Mehmed Nazmi Efendi, s. 126). “eş-Şeyhu’l-emced” terkibi ölüm tarihini göstermektedir (Yılmaz, s. 238). Hüseyin Vassâf, bu tarihi verdikten sonra “mülâkāt-ı mevt” terkibinin gösterdiği 1018 (1609) yılında vefat etmiş olabileceğine dair bir rivayeti de Ayvansarâyî’den naklen zikretmektedir (Sefîne, II, 346). Divanının başında da 1020’de öldüğü kayıtlıdır.
     Mehmed Muhyiddin’in defnedildiği tekke Bezcizâde Mehmed Muhyiddin Efendi Tekkesi olarak tanınmıştır. Üsküdar’da Arakıyeci Hacı Mehmed mahallesi Divitçiler caddesi Salı sokağında bulunan tekkenin şeyhliğine kendisinden sonra halifelerinden Hüseyin Efendi, onun ardından Bayramî şeyhi Bolulu Himmet Efendi geçmiştir. Himmet Efendi’den sonra da yerine oğlu Abdullah Efendi şeyh olmuş, bu sebeple tekke Himmetzâde Tekkesi adıyla da anılmıştır. Âyin gününden dolayı halk arasında Salı Tekkesi olarak da bilinen tekke daha sonra Himmet Baba, Şekûrî Efendi, Muhyî Efendi gibi isimlerle de zikredilmiştir (DBİst.A, VI, 426, daha geniş bilgi ve tekkenin diğer şeyhleri için bk. Haskan, I, 457-462). XIX. yüzyılın sonlarında yeniden inşa ettirilen tekke daha sonraları yıktırılarak arsası Zeynep Kâmil Hastahanesi’nin arazisine katılmış, hazîresindeki kabirlerle Sâfî Mustafa Efendi tarafından yazılan ve Mehmed Muhyiddin Efendi’nin vefat tarihini de gösteren gazelin yer aldığı kitâbe Selimiye’deki Çiçekçi Camii avlusuna nakledilmiştir (Haskan, II, 630). Türbede mevcut kitâbelerin bir kısmı Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’ne, 1984’te oradan Beyazıt’taki Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi’ne götürülmüştür (bk. a.g.e., I, 457-462). Bezcizâde Mehmed Muhyiddin Efendi Türbesi’nin kitâbesi, bugün Çiçekçi Camii avlusunda türbede mevcut kabirlerin hizasına yakın gelecek şekilde cami avlusu duvarı üzerine raptedilmiştir (a.g.e., II, 629-632).
     Mehmed Muhyiddin Efendi “Muhyî” mahlası ile şiirler yazmıştır. Aruz ve hece vezniyle olan şiirlerinden meydana gelen divanının iki nüshası İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı’nda kayıtlıdır (Osman Ergin, nr. 1544; Muallim Cevdet, nr. K. 02). Çeşitli cönk ve mecmualarda yer alan ilâhilerinden Hüseyin Vassâf ve Abdülbaki Gölpınarlı örnekler vermektedir (Sefîne, II, 346-347; Melâmîlik ve Melâmîler, s. 129-130). Onun, “Zâhid bize ta‘n eyleme” mısraı ile başlayan ilâhisi birçok tarikatta âyinler arasında cumhur ilâhisi olarak okunmuştur. Ayrıca XVIII ve XIX. yüzyıllara ait güfte mecmualarında gazel ve ilâhilerinin çeşitli bestekârlar tarafından bestelendiği bildirilmektedir (Öznur, s. 42, 108, 120; Sağman, s. 255; Dişçi, s. 77; Soydaş, s. 119).
     Bezcizâde zamanının tanınmış dinî mûsiki bestekârlarından biri olup Sadettin Nüzhet Ergun, XVII. yüzyılın ilk yarısında dinî besteleriyle şöhret kazanan üç bestekâr arasında onun adını da zikretmekte, Atâî de sesinin çok güzel olduğunu bildirmektedir. XIX. yüzyıla ait bir güfte mecmuasında kendisinin bir gazelini nevrûz-ı acem makamında bestelediği belirtilmekteyse de (Ural, s. 64) günümüze ulaşmış herhangi bir bestesine rastlanmamıştır.
 

Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi