İstanbul’da doğdu. Büyük dedesi I. Mahmud devri vezirlerinden Malatyalı İbrâhim Paşa, dedesi I. Abdülhamid devri vezirlerinden Reîsülküttâb Râif İsmâil Paşa, babası ise III. Selim devri kazasker ve nakîbüleşraf*larından İbrâhim İsmet Bey’dir (ö. 1807). Ârif Hikmet 1796’da müderris pâyesi alarak ilmî ve edebî çalışmalara başladı. 1814’te hacca gitti. Daha sonra sırasıyla Kudüs (1816), Mısır (1820) ve Medine (1823) kadılıklarında bulundu. 1829’da nüfus tahrir işlerine nezâret etmek üzere Rumeli’de görevlendirildi. Seyyid* olması dolayısıyla bir yıl sonra nakîbüleşraf, 1833’te Anadolu kazaskeri, 1838’de Rumeli kazaskeri oldu. Ertesi yıl Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliyye âzalığına, hemen ardından da Rumeli müfettişliğine getirilerek Osmanlı Devleti topraklarında eğitimin yaygınlaştırılması maksadıyla kurulan Meclis-i Maârif-i Muvakkat’a üye seçildi. Mekkîzâde Mustafa Âsım Efendi’nin vefatı üzerine 11 Aralık 1846’da şeyhülislâm tayin edildi. Bu görevde yedi buçuk yıl kadar kaldı. Sultan Abdülmecid devrindeki Softalar Vak‘ası’nda müsamahakâr davrandığı için azledildi (24 Mart 1854). Yerine tayin edilen Mehmed Ârif Efendi’nin 1858’de ölümü üzerine ikinci defa şeyhülislâmlığa getirilmesi söz konusu olduysa da Sadrazam Âlî Paşa ile arasının açık olması dolayısıyla tayini gerçekleşmedi. Ârif Hikmet 22 Mart 1859’da İstanbul’da vefat etti, Üsküdar Nuh Kuyusu’nda Kartalbaba Tekkesi (bugün Kartalbaba Camii) karşısında bulunan hazîreye defnedildi.
     Son devir Osmanlı âlimleri arasında önemli bir yeri olan Ârif Hikmet Bey, nâdir eserlerden meydana gelen 12.000 ciltlik bir kütüphaneye de sahipti (bu kitapların Ârif Hikmet tarafından hazırlanan bir listesi için bk. İÜ Ktp., İbnülemin, TY, nr. 2984; AY, nr. 2626). Bunlardan 5000 kadarını Medine’de Mescid-i Nebevî’nin kıble tarafında inşa ettirdiği (1853-1855), bugün de kendi adıyla anılan kütüphaneye vakfetmiştir. Ahmed Cevdet Paşa’nın, çok istifade ettiğini belirterek, başka hiçbir yerde bulunmayan nâdir kitaplardan meydana geldiğini söylediği İstanbul’daki kitapları ise ölümünden sonra yeğeni Beykozlu İzzet Bey’e intikal etmiş, bunlardan bir kısmını İbnülemin Mahmud Kemal satın almış ve kendi kitaplarıyla birlikte İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’ne bağışlamıştır. Kuzguncuk’ta babası adına yaptırdığı çeşme de (1812) diğer hayratı arasındadır.
     Ârif Hikmet Bey, kadılıkları sırasında mahkeme harcı almamakla yeni bir uygulama getirmiştir.
     Klasik tarzda şiirler yazan ve şiirlerinde Nef‘î, Nâbî ve Nedim’in etkileri görülen Ârif Hikmet Bey, eski şiirin “bakıyyetü’s-selef” denilen son temsilcilerinden biri olarak tanınmaktadır. Nâmık Kemal onun II. Mahmud devrinin en gözde şairlerinden biri olduğunu belirtmektedir. Üç dilde yazdığı şiirlerini topladığı divanından takdirle bahseden Cevdet Paşa ise bilhassa Arapça şiirlerini çok beğenir. Onun ilmî ve edebî şahsiyetinden övgüyle söz eden bir başka kişi de Ziyâ Paşa’dır. Ârif Hikmet geniş bilgisi, okumaya ve kitaba düşkünlüğü, nâdide kitaplara sahip kütüphanesi ve cömertliği yanında konağını devrin bilgin, şair ve diğer sanatçılarının toplandığı bir merkez haline getirmesiyle de tanınmış ve birçok sanatçı, ilim adamı ve şairle yakın dostluklar kurmuştur.
     Eserleri:
1. Divan. Kütüphane kataloglarında “Mecmûa-i Eş‘âr” ismiyle kayıtlı bulunan Ârif Hikmet’in şiirleri Mehmed Zîver tarafından bir araya getirilerek Dîvân-ı Ârif Hikmet Beyefendi adıyla yayımlanmıştır (İstanbul 1283). Başında Mehmed Zîver tarafından kaleme alınan bir mukaddimenin de bulunduğu bu şiir mecmuasında gazeller ve çeşitli hadiselere düşürülen tarih manzumeleri yanında Arapça ve Farsça şiirleri de vardır. Ayrıca Arapça şiirleri üzerinde Ali Nihat Tarlan Yusuf Sağlam’a bir mezuniyet tezi yaptırmıştır (İstanbul 1947).
2. Tezkire-i Şuarâ. Millet Kütüphanesi’nde Ali Emîrî hattıyla yazılmış bir nüshası bulunan (Ali Emîrî, Tarih, nr. 789) bu eser, 1000-1252 (1592-1837) yılları arasında yaşamış 203 şairin hal tercümesini mahlaslarına göre sıraya koyarak vermektedir (bk. ÂRİF HİKMET TEZKİRESİ).
3. Mecmûatü’t-terâcim. Çeşitli müellifler tarafından Ârif Hikmet Bey’e ait olarak zikredilen, ancak bugüne kadar nerede bulunduğu açıkça belirtilmeyen (bk. İA, I, 566) bu Arapça eserin Ali Emîrî tarafından istinsah edilmiş bir nüshası Millet Kütüphanesi’nde kayıtlıdır (Ali Emîrî, Tarih, nr. 788). Mecmûatü’t-terâcim, alfabetik sıra ile ulemâ, tarikat şeyhleri ve şairlerin hayatlarının anlatıldığı biyografik bir eserdir.
4. Hulâsatü’l-makalât fî mecâlisi’l-mükâlemât. İçinde, babası İbrâhim İsmet Bey’in murahhas üye olarak bulunduğu siyasî meclislerde yapılan muahedelerin yer aldığı eserin bir nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’ndedir (TY, nr. 5832). 5. el-Ahkâmü’l-mer’iyye fi’l-arâzi’l-emîriyye. 1263 (1847) tarihli tapu nizamnâmesini de ihtiva eden bu eserin yazma nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’ndedir (İbnülemin, nr. 2958). Eser ayrıca birkaç defa basılmıştır (İstanbul 1265, 1267, 1269).
    Bunlardan başka İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde İbnülemin yazmaları bölümünde kendi el yazısıyla Rumeli Teftiş Defteri (TY, nr. 2466, 2475) ile Mecmû'a-i Eş'âr (AY, nr. 2489) ve kısa bazı bilgiler ihtiva eden bir hatıra defteri (TY, nr. 2457, 2751) bulunmaktadır. Ayrıca İbnülemin’in de bahsettiği (Son Asır Türk Şairleri, s. 642), Keşfü’z-zunûn’a hazırladığı bir zeylin eksik bazı nüshaları İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde kayıtlıdır (İbnülemin, AY, nr. 2464; TY, nr. 2532).
    Kadılık yaptığı dönemde mahkeme harçlarını kaldırarak halka hizmet yolunda bir yeniliğe imza atmıştır.