ESERİN ADI:  Gulyabani
ESERİN YAZARI: Hüseyin Rahmi Gürpınar
YAYINEVİ VE ADRESİ: Everest Yayınları -İstanbul
BASIM YILI: 2012

1. ESERİN KONUSU:

     Yazar cin, peri ve gulyabani gibi boş inançların kötüye kullanılarak saf ve namuslu insanların nasıl kandırıldığını anlatmıştır.

2. ESERİN ÖZETİ :
     Hoppaca bir kız olan Munise çok güzel bir kızdır. Annesi ve babası o daha gençken ölür. Komşuları Munise’yi giyindirip, geçindirir ve çeyiz vererek onu birisiyle evlendirirler. Fakat Munise kocasıyla pek anlaşamaz ve bir gün kocası evde yokken kaçar. Daha sonra annesinin dostu olan Ayşe Hanım adlı bir kadın onu bulur ve ona onun hizmetçilik yapabileceği iyi ve namuslu bir yere götüreceğini söyler. Ama Ayşe Hanımın Munise’ye bir tavsiyesi vardır. O da şudur ki; Eğer orada kalıp iyi para kazanmak ve daha sonra kendine iyi yuva kurmak istiyorsa orada olup bitenleri kimseye söylemeyecek ve bunlara tepki vermeyecekti. Munise bu fikre evet der. Ayşe Hanım Munise’yi bir dağın tepesindeki köşke götürür. Burada onları Çeşmifelek Kalfa ve Ruşen adlı iki hizmetçi karşılar. Daha sonra Ayşe Hanım Munise’yi burada bırakıp gider.
     Munise bu köşkün garipliklerine şaşıp kalır. Onları buraya getiren arabacını konuştuğu cin, peri ve gulyabani hikâyelerine inanmayan Munise, bunlara inanmaya başlar. Munise Ayşe Hanımın onu buraya büyük bir bahşiş karşılığında getirdiğini bu zaman anlar ve kafasına vurur. Gitmeye çalışır fakat ona buraya gelen insanların bir daha geri dönemeyeceğini söylerler.  
     Munise’nin getirildiği köşkün her tarafında her gece cinler, periler dolaşır. Bunlardan en korkuncu ise gulyabanidir. Cinler ve Periler her gece bu köşkün etrafına gelip odalara girerek abuk sabuk sesler çıkarır ve Munise’ye saldırırlar. Muniseyse ona verilen tavsiyelere göre hareket ederek sesini çıkarmaz bu da benim kaderimdir der. Bir gece bir erkek peri Munise Hanımın odasına gelir. Munise bu durum karşısında şaşkın kalmıştır. Bu erkek perinin adı Hasan’mış. Hasan çok güzel yüzlü peridir. Hasan kendisinin peri olmadığını ve onu bu köşkten kurtarmak istediğini söyler. Fakat Munise bu olaylarla sürekli karşılaştığından onun sözüne inanmaz. Hasan ise ona âşık olduğunu ve onu sevdiğini, onun için her şey yapabileceğini söyler.   
     Daha sonra Hasan’ın insan olduğu ve Şehirden bu köye geldiği anlaşılır. Hasan sonunda bu cin, peri saçmalıklarının bir iç yüzünün olduğunu anlar ve bunu ortaya çıkarır. Bunların hepsinin cin, peri ve gulyabani kılığına girmiş insanlar olduğu anlaşılır. Bu insanlar cahil köy halkını kandırır ve namussuzca işler yaparlarmış. Hasan onların hepsini yakalar ve halkın önünde hepsini tanıtarak cezalandırır.
     Munise Hasan’la evlenir, köşkte hizmetçilik yapan Çeşmifelek Kalfa ve Ruşen’i de evlendirirler. Onlar da mutlulukla hayatını devam ettirir. Köşkün sahibesi de Munise ve Hasan’la birlikte bir müddet yaşar ve sonra hayatını değiştirerek bütün malını ve mülkünü onlara bırakır. Hasan’la Munise hayatlarına mutlulukla devam ederler.

3. ESERİN ANA FİKRİ:
     Cahil olmamak, batıl düşüncelerden kaçınmak gerekir, aksi halde bundan faydalanan kişiler her zaman çıkabilir.

4.ESERDEKİ OLAYLAR VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
     Kitapta sık geçen isimler şunlardır; Munise, Ayşe Hanım, Çeşmifelek Kalfa ve Ruşen. Munise eserin başkahramanı ve olayların odak noktasıdır. Ayşe Hanım, Munise’nin annesinin eski dostudur. Hasan ise Munise’nin sevgilisidir. Çeşmifelek ve Ruşen ise köşkün sahibinin hizmetçileridir.

5. ESER HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
     Eserde batıl inanışların hicvedilmesi okumayı zevkli hale getirmiştir. İnsanların her zaman ilme ve müspet düşünceye yer vermesi gerektiğini savunması bakımından, her söylenene inanmamak gerektiğini vurgulaması bakımından gençlerin okumasını tavsiye ederim. Eserin dili anlaşılır, üslubu da oldukça akıcıdır.

6.ESERİN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
     Servet-i Fünun romanının gözde olduğu devirde Hüseyin Rahmi, Ahmet Mithat’ın popüler roman çığırını tek başına ve büyük bir kudretle devam ettiren tek şahsiyettir.
     Hüseyin Rahmi, Türk romanındaki ilk izlerinde 1885’ten sonra rastlanan Fransız natüralizminin ilk büyük temsilcisidir. Romanlarındaki kahramanları daima karakterlerinin ve sosyal çevrelerinin birer ortak ürünü olarak ele alan, onların psikolojik kişiliklerini soyaçekime ve sosyolojik kişiliklerini de içinde yetiştikleri cemiyetin şatlarına göre değerlendiren romancı, bu yöntemi ile olduğu kadar, realiteyi hem iyi hem de kötü yönleriyle olduğu gibi vermek konusundaki titizliği ile de tam bir “NATÜRALİST” tir.
     Onu natüralistlerden ayıran nokta, eserlerinde sosyal eleştiriye olabildiğince çok yer vermesidir. Halbuki natüralizmin sosyal eleştiriye yönelik hiçbir kaygısı yoktur.
     Hüseyin Rahmi’deki sosyal eleştiri ise daha çok mizah yoluyla yapılır. Bunun için de genellikle anormal durumda olan karakterler ele alınır. Karakterlerdeki anormallikler ise huy (aptallık, cinsi sapıklık, şöhret düşkünlüğü), ahlak (menfaat düşkünlüğü, haksız kazanç peşinde koşma), kültürel (dini tutuculuk, batıl inançlara bağlılık, Batı taklitçiliği) yönleriyle gülünçtür.
     Bu yaklaşım doğal olarak romana çeşitli karakterlerin dünyayı ve yaşamı görüş açısını, dini inançlarını, yaşayış ve giyiniş şekillerini, adetlerini, görgülerini de getirir ve böylece roman bir töre romanı olarak ortaya çıkar. Özetle, büyük ve sabırlı bir gözlemci olan Hüseyin Rahmi’nin, olayları hep İstanbul’da geçen romanları , gerçek değerlerini, daha çok yazıldıkları devrin sosyal yapısını bütün canlılığı, bütün incelikleri ve tam bir objektif doğruluğu ile verebilmiş olmalarına borçludur.
     Yazarın kırktan fazla romanı ve pek çok hikayesi vardır. En önemli romanları olarak, Şık, Mürebbiye, Tesadüf, Şıpsevdi, Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, Gulyabani, Hakka Sığındık’ı sayabiliriz.