Asıl adı Osman Taşkaya olan Aşık Feymani Anadolu’nun en büyük ozanlarından biri. Adına şenlikler düzenlenen Aşık Feymani’nin sayısını bilmediği binlerce eseri ve bu eserler sayesinde aldığı onlarca ödülü var. Âşık Feymani:” Aşk insanın içine işler onu çıkarıp atmak çok zordur. Üzeri küllerle örtülmüş bir kor gibidir bu. Bir rüzgâr estiğinde o küller dağılır ve kor yeniden alevlenir. Âşık âşıktır. Âşık olmak da bir gönül sanatıdır.” diye tanımlıyor Âşıklığı.

     - Sizi biraz tanıyabilir miyiz?
     - Adım Osman Taşkaya. Annem Avşar aşiretinden babam da Oğuz Türklerinden. Annem babam burada evlenmişler. Ben de burada, Azaplı Köyünde,1942 yılında dünyaya gelmişim.
     - Ne zaman başladığınız şiir yazmaya, âşıklığınız nasıl ortaya çıktı?
     - Ben bilemiyorum ne zaman ortaya çıktığını. Çok küçüktüm. Karacaoğlan türkülerini söylerdim. Öyle büyüdüm. Yörede bu gelenek zaten çok yaygındı. Hikâye anlatılırdı, türküler söylenirdi. Ben öyle büyüdüm.
     - Çocukluğunuzda hikâyeciler, âşıklar, şairler çoktu dediniz. Kimleri hatırlıyorsunuz?
     - Köyde çoğu insan hikâyeler anlatırdı. Yarısından çoğu bilirdi bu hikâyeleri. Karacaoğlan şiirleri söylenirdi hep. Babadan dededen duyar öğrenirdi herkes. Yazılı bir şey yoktu, kulaktan kulağa geçerdi. Karacaoğlan’ın bütün şiirlerini ezberleyen âşık olur derlerdi. Karacaoğlan’ın 500 şiirinin 300 tanesini rahat ezbere okuyordum. Diğer 200 şiirin de kiminin birkaç mısrasını kiminin nakaratını bilirdim. İçimde âşıklık var ya ezberliyordum hepsini. Ama şimdi kitaplardan bakıyorum çoğu daha farklı. Bizim dededen toruna aktarılıp gelen türküler şiirler daha doğru.
     - Feymani adını nasıl aldınız?
     - Âşıklar mahlas alırlar. Ben de Çoban Osman mahlasını kullandım önce. Çünkü Köy yaşantısında çiftçilik ve malcılıkla uğraşılır. Ben de danaları buzağıları otlatırdım. Kendime en uygun mahlasın Çoban Osman olduğunu düşündüm. Çok uzun zaman da bunu kullandım. Çoban Osman mahlasını kullanıyordum ama Divan şairlerinin mahlaslarını çok seviyordum, benim de öyle bir mahlasım olsun istiyordum. Fuzuli, Nabi gibi. 1962 de askere gittim 1964 de geldim. Bir gün rüyamda iki dağ arasında dalgın dalgın yürürken gördüm kendimi. Birden bir ses geldi. “Feymani” dedi biri. Yeşil elbiseli, çok güzel bir Zat-ı Muhterem’le göz göze geldik. Onun yanına gittim. Oradan bir dere akıyordu. Zat-ı Muhterem elindeki gümüş bir tasla bana o dereden su doldurup verdi. Susuz da değildim ama yine de elinden alıp içtim. Büyük bir huzur hissettim o an. Sonra uyandım ama bana seslendiği ismi hatırlayamadım bir türlü. Bir yıl sonra bir rüya daha gördüm. Rüyamda biri bana üç kez “Feymani” dedi. 15–20 tane isim saydı. O insanlar dünyanın en büyük insanlarıymış. Bir yerde toplanacaklarmış.  Bana dedi ki; “sen de git oraya, sen de davetlisin.” Tam o sırada uyandım. Hemen cebimden kalemimi kâğıdımı çıkardım, Feymani kelimesini yazdım. Böyle aldım bu ismi.
     - Feymani kelimesinin anlamı nedir?
     - Bu ismi aldıktan sonra uzun zaman araştırdım Feymani kelimesinin anlamını ama bulamadım. Daha sonra Çorum’da bir arkadaşım vardı. Kütüphane’de çalışıyordu. Ona söyledim. O da araştırdı. Feyman kelimesinden geliyormuş Feymani. Feyman; Tevfik ve hidayet demekmiş. Feymani de Tevfik ve hidayete eren anlamındaymış. 1964’den beri de Âşık Feymani mahlasını kullanıyorum. İlk Âşık Feymani mahlasıyla da şöyle bir şiir yazdım:

Âşıkların mektebinde okudum,
Hocam bana ilm-i ledün öğretti.
Gönül tezgâhında kumaş dokudum,
Sevda nakışını kadın öğretti.

Her neye baktımsa gizli hakikat
Bir noktadan hâsıl olmuş kâinat.
Yediler marifet, kırklar tarikat,
Üçler muhabbetin tadın öğretti.

Feymani âlimin elinde devran,
Arifler bu ilme oldular hayran
Gönülden gönüle eyledim seyran"

     - Kaç şiiriniz var?
     - Saymadım ama binlerce vardır.
     - Şiirleriniz basıldı. Kaç kitabınız var?
     - 4 kitabım var. 1987 yılında Kültür Bakanlığı tarafından bir yarışma açıldı. 60 şiir gönderdim. Mansiyon aldım. Ahu Gözlüm adıyla kitap olarak bastılar şiirlerimi. Çukurova Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesinden Erman Artun doçentlik tezi olarak benim hayatımı ve şiirlerimi yazdı. 1996 yılında Çukurova Âşıklık Geleneği ve Âşık Feymani adıyla Adana Valiliği tarafından bastırıldı. 2002’de Kadirli Belediyesi Sevgi Şehri adlı kitabımı bastırdı. Ve son olarak Kadirli KAVAK Vakfı Gönül Sarayı adlı kitabımı bastırdı.
     Bu iki kitabın adı da şu dizelerden geliyor:

“Yıkma gönül sarayını örmesi kolay değildir
Kapısızdır sevgi şehri girmesi kolay değildir

     - Âşıklık geleneği Anadolu’da çok önemli bir gelenek. Sizin çocukluğunuzda bu gelenek daha canlı yaşatılıyordu. Şimdi, yaşadığımız modern çağda bu geleneğin artık yok olmaya başladığını düşünüyor musunuz? Yoksa her şeye rağmen bu geleneğin asla ölmeyeceğini, yaşayacağı fikrinde misiniz?
     - Evet, bu bizim çok güzel bir geleneğimiz. Dünyanın başka milletlerinde de buna benzer şiir söyleme sanatları var fakat bizim bu geleneğimiz daha farklı. Aynı anda şiir söylemek, üstelik bu şiiri belli bir ölçüyle söylemek ve şiirini söylerken müziğini yapmak başka hiçbir ülkede yok. Fakat şimdi basit sözlerle basit hareketlerle çıkıp şarkı söyleyen kişilere bile sanatçı deniyor. Bu şarkıları dinlemeye alışmış insanlar Aşığı dinlerler mi? Âşıklık geleneğinde türkülerin derin sözleri vardır. Feryat eder o türküler. Âşık yanıp tutuşmuş insandır. Ama insanlar eğlenmek için dinliyorlar şarkıları şimdilerde. Bizim sözlerimize gülen de olur, ağlayan da olur düşünen de olur. Âşık zaten bunu ne zaman yapacağını bilendir.
     - Âşıklığı nasıl tanımlarsınız?
     - Aşk insanın içine işler onu çıkarıp atmak çok zordur. Üzeri küllerle örtülmüş bir kor gibidir bu. Bir rüzgâr estiğinde o küller dağılır ve kor yeniden alevlenir. Âşık âşıktır. Bu bir gönül sanatıdır.
     - Sizin adınıza şenlikler düzenleniyor. Şenlikler genellikle yaşayan insanlar adına değil de vefat etmiş insanların adına yapıldığı günümüzde size ne hissettiriyor bu durum?
     - Osmaniye il olduktan sonra bir kültür faaliyeti yapmak istemişler. Karacaoğlan, Dadaloğlu gibi isimler düşünmüşler. Fakat o isimlerin adına başka yerlerde şenlikler yapılıyor. Sonra benim ismimi düşünmüşler. Ben kabul etmem dedim. Ama karar alınmış zaten. Öyle başladı şenlikler. Mutlu ediyor beni tabii. Hele ki yaşayan hiçbir sanatçı adına şenliklerin düzenlenmediği düşünülürse bu büyük bir mutluluk.
     - Başka şenliklere de katılıyor musunuz?
     - Türkiye’nin her tarafına gittim. Eskişehir’e gittim mesela Yunus Emre Şenliklerine. Kars’ta Murat Çobanoğlu adına düzenlenen şenliklere katıldım. Türkmenistan’a gittim Karacaoğlan adına düzenlenen sempozyuma katıldım. Bunun gibi pek çok şenlik ve sempozyumlara katılıyorum.
     - Osmaniye’de yaşamış ve yaşamakta olan hangi âşıklar var?
     - Abdulvahap Kocaman, Halil Karabulut var. İkisi de Türkiye çapında bir numaradırlar. Ayşe Çağlayan vardı mesela kadın âşıklarımızdan. O da çok önemli bir âşıktı. Geçmişte de daha pek çok Âşık yaşamıştır burada. Kul Haşim, Âşık Mehmet, Âşık Halil gibi bu geleneği devam ettirmiş pek çok Âşık yaşamış buralarda.
     - Siz kendi türküleriniz dışında başka türküleri de derliyor musunuz?
     - Evet derliyorum. Türküler kaybolmasın diye hikâyeleriyle beraber derliyorum. Çünkü dediğim gibi bunlar hep deden babadan gelmiş onlardan öğrendiğimiz türküler. Ben bu değerler kaybolmasın diye derliyorum onları.
     - Âşıklık geleneğini yaşatmak isteyenlere söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?
     - Ben söze hep şöyle başlarım: “Bilmiyorsan edebiyat, bu gaflette ebedi yat.” Ve bundan da daha önemlisi “Edebiyatı olmayanın edebiyatı yani edebi olmaz.” Bu önemli bir değer. Her saz çalıp türkü söyleyen âşık olamaz elbette. Ama o mesleği güzel icra ediyorsa ona da saygı duymak gerekir. Âşıklık insanın içinden gelen bir duygudur. Bu sanat yok olmamalı. Bu sanatı yapmak isteyenlere tavsiyem bunu edebiyle yapmaları gerek. Âşıklık insana özel verilmiş bir vergidir.

http://www.osmaniye.gov.tr/