Yazdır
Kategori: Romanlar ve Roman Özetleri
Gösterim: 7136



Eserin Adı: Canan
Yazar: Peyami Safa
Yayınevi: Ötüken Neşriyat
Basım yeri ve Yılı: İstanbul, 1992

1. Eserin Konusu: Romanda; o zamanki Avrupa’ya hayran olma modasına uyan ancak sonunda gerçekleri kabullenip kendi özüne dönen, önce aşk sarhoşu olan Lâmis ve onu her kullanan, iyi niyetinden faydalanan Canan karakterleri dikkat çekmekte ve romanda olaylar ikisinin etrafında gelişmektedir.

2. Eserin Özeti: Bir Çerkez kızı olan Canan, küçük yaşta esir ve köle ticaretiyle uğraşan kişiler tarafından satın alınarak saraya satılır.Sarayda güzelliği ile dikkatleri üzerine çeken Canan, daha sonra zengin bir aile olan Şakir Beylere verilir. Burada, evin diğer çocuklarıyla beraber farklı bir muameleye tâbi tutulmadan büyütülür,gelinlik çağına gelince de Kâzım Bey adında bir binbaşıyla evlendirilir.Binbaşıyla beraber Edirne’ye giden Canan, kocasıyla anlaşamayınca,tekrar İstanbul’a döner.
     Dönüşünü takip eden günlerde Şakir Bey’in şirketinde çalışan Lâmis ile tanışan Canan, kısa sürede onu kendine bağlar. Aradaki ilişkinin aşka dönüşmesi üzerine Lâmis beş yıldan beri evli bulunduğu Bedia’dan ayrılarak Canan ile evlenir. Lâmis’in Bedia’dan ayrılmasında Canan’ın cazibesi kadar, Bedia da dahil olmak üzere yalı çevresine duyduğu nefretin de payı vardır.  Lâmis,  Vaniköy’deki yalının sıkıcı dekoru içinde sürdürülen hayat tarzını sevmemekte, beğenmemektedir.
     Lâmis'le Canan evlendikten sonra Kalamış’da bir evde otururlar. Ancak oturdukları ev, köşke kıyasla hayli sönük bir yerdir. Canan, evliliklerinin ilk günlerinden itibaren bu evi mesele yapar ve Lâmis’e birtakım şikayetlerde bulunur. Lâmis’te umduğunu bulamayan, onun kazancıyla isteklerini karşılayamayacağını anlayan Canan, başka erkeklerle de ilişki kurmaya başlar. Lâmis karısıyla ilgili bazı sözler duydu ise de bunların dedikodudan ibaret olduğuna inanır,pek önem vermez.
     Evlilikleri böyle devam ederken,bir gün Canan’ın öz annesi olduğunu iddia eden yaşlı bir kadın çıkagelir. Ancak Canan onu reddeder ve evden kovmak ister. Lâmis kadına acıdığı için evde kalmasına izin verir. Evde düzenlenen alışılmış toplantıların birinde Canan’ı başka bir erkekle gören kadın, olayı Lâmis’e anlatır. Bunun üzerine karısından şüphelenen Lâmis, arkadaşı Selim ile onun gizli konuşmalarını duyar.   Bu olayı takip eden günlerde Selim, Canan'la olan ilişkisini itiraf eder. Hatta onun sadece kendisi ile değil, başka bir çok erkekle de ilişkisi olduğunu söyler. Bu durum Lâmis'le Canan arasında kavgaya sebep olur.Kavga esnasında araya giren,ancak kızı tarafından bir kez daha reddedilen kadın,  kızı Canan’a saldırır. Canan'ı öldürerek evden kaçar.
     Lâmis, Canan’ın ihaneti ve ölümünden sonra yalıya döner. Yalının eskiye oranla daha viran olması bile Lâmis için bir anlam ifade etmez. O, en büyük günahları işledikten sonra bir mabet kapısına koşan tövbekar bir insan gibi yalıya döner. Çünkü yalı, Kadıköy-Kalamış çevresinin sahteliğine karşı, kaybolmayan güzelliklerin, saadet ve huzurun mekanıdır.

3. Eserin Ana Fikri: Tutkuların baskısıyla bir takım vaatler ve geçici hevesler peşinde koşarak, bu uğurda bazı kutsal değerleri zedelemeyi göze alanlar, sonuçta hüsran ve pişmanlıktan başka bir şey elde edemezler.

4. Eserdeki Olaylar ve Kişiler:
LÂMİS: Hislerine ve tutkularına yenilerek, gerçekler yerine hayal alemi ile mutluluk arayan, iyi niyet ile gerçek bir aşkı arayan, ama sonunda hayallerden uzaklaşarak gerçekleri görebilen bir kişidir. İlk başlarda bulunduğu şartlardan tiksinerek Batılı tarzı yaşamaya özense de , sonunda batının aldatıcılığını görerek güzelliği bulunduğu ortamda aramıştır.
CANAN: Kadıköy-Kalamış çevresinin seçkin bir kadınıdır.Yaratılışı itibarı ile mağrur ve ihtiraslı, aynı zamanda süs ve mücevher düşkünü güzel bir kadındır.  Köşke gelen hemen hemen bütün erkekler ona kavuşmak, en azından onunla ilişki kurmak istemektedir. Cânân da paranın vaat ettiği lüks ve şatafatlı hayatı yaşamak emeliyle bu istekleri reddedemez.
BEDİA:Aslen muhafazakâr bir kadındır.Namusuna ve ailesine düşkündür. Süs ve mücevherden hoşlanmamaktadır.
ŞAKİR BEY: Açık görüşlü, rahat bir şekilde kendini, duygu ve düşüncelerini ifade edebilen, geniş düşünceli, aynı zamanda çok bilmiş ve kendi hayat felsefesini her zaman önde tutan bir kişiliğe sahiptir.
SELİM: Aydın kimliği ile diğer kahramanlarla olan ilişkiler yönünden içinde bulunduğu toplumun sözcüsü olmaya en uygun kişidir. Her ne kadar Lâmis’e bazı gerçekleri gösterdiyse de gösterme metodundaki tutarsızlığı ve dengesizliği ile olumsuz bir kişiliğe sahiptir.


5. Eser Hakkında Şahsi Değerlendirme: İnsanların hayatlarında vazgeçmemeleri gereken değerler vardır. Şayet insan tutkularının, arzularının esiri olursa, bu değerleri ayaklar altına alacak seviyeye bile gelebilir. Namus gibi…  Para ve lüks hayat arzusu insana her şeyi unutturur. Romanda anlatılan olayları günümüzün magazin basınında zaman zaman görebiliriz. Yazar yaklaşık bir asır önceyi anlatmakta ise de insanlar da hevesleri de pek değişmemiştir.  Değişen tek şey günümüz toplumunun o zamana göre bu olayları normal karşılayabilmesidir.
     Peyami Safa bu romanında; insanların para uğruna neler yapabileceklerini, neleri göz ardı edebileceklerini, iffetlerinden vazgeçme seviyesine kadar düşebileceklerini gözler önüne sermektedir. Romanda Birinci Dünya Savaşı zamanından bahsedilse de yaşananların  günümüzde karşımıza çıkan olaylardan farklı olmaması , üzerinde önemle durulup düşünülmesi gereken noktadır.

6. Yazar Hakkında Bilgiler: 1899'da İstanbul'da doğdu, 15 Haziran 1961'de İstanbul'da öldü. Şair İsmail Safa'nın oğludur. Düzenli bir eğitim almamış, kendi kendini yetiştirmiştir.
     13 yaşında hayata atıldı. Posta Telgraf Nezaretinde çalıştı. Öğretmenlik (1914-1918), gazetecilik (1918-1961) yaptı. Hayatını yazıları ile kazandı. Kardeşi İlhami ile Yirminci Asır adlı bir akşam gazetesi çıkardı. Bu gazetede "Asrın hikâyeleri" adını verdiği ilk hikâyelerini imzasız yayınladı (1919).Ayrıca, Kültür Haftası (21 sayı, 15 Ocak-3 Haziran 1936) ve Türk Düşüncesi (63 sayı, 1953-1960) adlarında iki de dergi çıkardı.  Tasvîr-i Efkâr, Cumhuriyet, Milliyet, Tercüman, Son Havadis gazetelerinde yazdı. Çok sevdiği oğlu Merve'yi askerlik hizmeti yaparken kaybedince derinden sarsıldı. Bu olaydan birkaç ay sonra İstanbul'da öldü. Edirnekapı Şehitliği'nde toprağa verildi.
     Fransızcayı, gramer kitabı yazabilecek kadar öğrendi. 43 yıl hiç durmadan yazdı. Güçlü bir fikir adamı, romancı ve polemikçiydi. Nâzım Hikmet Ran, Nurullah Ataç, Zekeriya Sertel, Muhsin Ertuğrul, Aziz Nesin'le girdiği polemikler unutulmaz. Ölümünden hemen önce Son Havadis gazetesi başyazarıydı. 
     Kendince edebî değeri olmayan romanlarını "Server Bedi" ismiyle yayımladı. Sayıları 80'i bulan bu kitaplar içinde Cumbadan Rumbaya (1936) romanı ve Cingöz Recai polis hikâyeleri dizisi ünlüdür.Ayrıca ders kitapları da yazmıştır.
     Türk edebiyatında psikolojik romanın öncüsüdür.
     Eserleri:
Roman Gençliğimiz (1922)
Şimşek (1923)
Sözde Kızlar (1923)
Mahşer (1924)
Bir Akşamdı (1924)
Süngülerin Gölgesinde (1924)
Bir Genç Kız Kalbinin Cürmü (1925)
Canan (1925)
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (1930)
Fatih-Harbiye (1931)
Attilâ (1931)
Bir Tereddüdün Romanı (1933)
Matmazel Noraliya'nın Koltuğu (1949)
Yalnızız (1951)
Biz İnsanlar (1959)
HikayeHavaya Uçan At
İnceleme - DenemeTürk İnkılâbına Bakışlar (1939)
Büyük Avrupa Anketi (1938)
Felsefî Buhran (1939)
Millet ve İnsan (1943)
Mahutlar (1959)
Mistisizm (kitap) (1961)
Nasyonalizm (kitap) (1961)
Sosyalizm (kitap) (1961)
Doğu-Batı Sentezi (1963)
Sanat-Edebiyat-Tenkid (1970)
Osmanlıca-Türkçe-Uydurmaca (1970)
Sosyalizm-Marksizim- Komünizm (1971)
Din-İnkılâp-İrtica (1971)
Kadın-Aşk-Aile (1973)
Yazarlar-Sanatçılar-Meşhurlar (1977)