KUMUK TÜRKLERİ EDEBİYATI

Dr. Çetin PEKACAR

 [NOT: Bu yazı, Türk Dünyası El Kitabının 4. cildinde (s. 319-340) yayımlanmış olup kitaptaki şeklinde bazı değişiklikler bulunabilir.]

Büyük çoğunluğu (1992 tahminine göre 250.000 kişi), Rusya Federasyonuna bağlı Dağıstan Özerk Cumhuriyetin'de, geriye kalan kısmı (yaklaşık 50.000 kişi) Çeçen ve Osetya Özerk Cumhuriyetlerinde yaşayan Kumuk Türkleri, Azerbaycan Türklerinden sonra Kafkaslardaki en kalabalık Türk kavmidir. Türk şivelerinin tasnifinde Kuzey-Batı (Kıpçak) grubuna dahil edilen Kumuk Türkçesi, bu bölgede yalnız Türk kavimlerinin değil, 1918'de yapılan Kuzey Kafkasya kabilelerinin millî kurultaylarında bütün Kuzey Kafkasya için birleştirici, müşterek bir dil olarak kabul edilmesiyle de tescil edildiği gibi, öteki halkların da ortak anlaşma aracı olan bir "lingua franka" durumundaydı. Çünkü Kumuk Türkçesinin bünyesinde Osmanlı (Türkiye) Türkçesine köprü kurma niteliğinde olan Azerbaycan Türkçesi unsurları (ses, şekil, kelime hazinesi, v.b.) bulunmaktadır. Yine aynı sebeple günümüzde de öteki Dağıstan halklarının öncelikle öğrenmek istedikleri dillerden olma özelliğini muhafaza etmektedir. Altay dilleri teorisinin kurucusu olan G. J. Ramsted de, Kumuk Türkçesinin Kuzey Kafkasya'da geniş bir yayılma alanı bulmasının ve başka yerli halkların da bu şiveyi kullanmasının sebebini araştırmak maksadıyla 1904 yılının son aylarında bizzat geldiği Dağıstan'da Kumukların dili, edebiyatı ve şifahî halk edebiyatı mahsullerinin zenginliğini incelemiş, bir çok metinler derlemiştir. Bazı sebeplerle uzun yıllar yayımlanamamış olan bu materyalleri, Emine Gürsoy-Naskali İngilizce tercümeleriyle birlikte bir kitap hâlinde (CUMUCICA AND NOGAICA, G. J. Ramsted's Kumuk materials, edited ant translated by Emine Gürsoy NASKALİ; G. J. Ramsted's nogajische Materialien, bearbeitet und übersets von Harry HALLEN, Helsinki, 1991.) yayımlamıştır. Ayrıca Kırımlı dilci Bekir Sıtkı Çobanzade, Kumuk Dili ve Edebiyatı Tedkikleri adlı eserinde (Azerbaycan Tedkik ve Tetebbu Cemiyeti Neşriyatı, Bakü, 1926, s. 8, 12, 24.) Osmanlı ve Azeri edebiyatlarına göre fakir, ancak Karaçay-Balkar ve Kırım edebiyatına göre daha zengin olan Kumuk edebiyatının istikbâlinin, Dağıstan Cumhuriyetinin devlet dili olarak Kumuk Türkçesinin de kabul edilmesi sayesinde, oldukça parlak göründüğünü belirtmiştir.

Bir yandan gelenekte hâlâ yaşatılan ve zengin örnekleri bulunan sözlü edebiyat, diğer yandan her türde örnekler veren yazılı edebiyatları bulunan Kumuk Türk Edebiyatını, sözlü edebiyat ve yazılı edebiyat olmak üzere iki ana başlık altında inceleyebiliriz.

 

  1. SÖZLÜ EDEBİYAT

Kumuk halk edebiyatı, her tür ve şekilde zengin ve orijinal örneklerle dolu tükenmez bir hazine meydana getirmiştir. XX. Yüz yılın başlarında teşekkül eden yazılı edebiyat, Muhammed Osmanov gibi Kumuk âlimlerinin sözlü gelenekten derledikleri halk edebiyatı mahsû llerinden beslenmiş, halkın bağrından çıkan Yırçı Kazak gibi geleneğe bağlı şiirler söyleyen millî şairlerin eserlerinden aldığı hızla gelişmeğe başlamıştır. Diğer Türk halklarının edebiyatındaki örnekleriyle tam bir paralellik ve benzerlik gösteren ve özellikle nazım türünde olmak üzere bir çok şekilleriyle yırlar, sarınlar, alkışlar, kargışlar, tapşurmalar, masallar ve atalar sözleri, Kumuk halk edebiyatının bitmez tükenmez hazinesini oluşturur. Aşağıda bu türler hakkında kısa bilgiler verilecektir.

 

YIRLAR

Yır, genel manada türkü demektir. Kumuklar, bir kaç mısralık aşk şiirlerinden yüzlerce mısralık kahramanlık şiirlerine kadar, sarın (mani) dışındaki bütün manzumeler için bu terimi kullanmaktadırlar. Bu bakımdan, yır genel başlığı altında temalarına ve söylenme sebeplerine veya yerlerine göre şu türler yer alır: igitlik yırlar (kahramanlık türküleri), kalendar-adat yırları; (yılın belli zamanlarında uygulanan âdetler ve bayramlarla alâkalı türküler) yaslar, vayahlar, şahalaylar (ağıtlar), zahmat yırlar (iş türküleri), sibir ve tusnak yırlar (esir türküleri), haşık yırlar (aşk türküleri).

 

  1. İgitlik Yırlar (Destanlar ve Kahramanlık Türküleri)

Destan mahiyetindeki yırlarda, genel olarak kazak denilen bir halk kahramanının şahsında, milletin tarihî bir devri, örf, âdet, gelenek ve inanışları ifade edilir. Bunlar, en uzunu 150 mısra olan manzumelerdir. Elimizde bulunanlardan bazıları: Minküllü, Kartkocak, Cavat, İgit Anci (manzum nesir karışıktır), Abdulla, Aygazi, Anasına Sav Kaytgan Kazak Erni Yırı, Eldaruş, Akmurza va Bekmurza, Kazanbiy, Yahsaylı Deli Osman, v.d.

Kanna kazak yırlar (kısa kahramanlık türküleri) ise, dünya görüşleri yarlı busam da xarlı tügülmen! "fakir isem de bağımlı değilim" sözünde özetlenebilecek yiğitlerin ağzından söylenmekle beraber belli bir kahraman etrafında değil, genel olarak kahramanlık, yiğitlik, bağımsızlık, v.b. temalarının işlendiği; Kumuk halkının sevincinin, üzüntüsünün, gönül genişliğinin, cesaretinin, derin felsefesinin dile getirildiği manzumelerdir ki, koçaklama karşılığındadırlar. Aşağıda bu türün tipik bir örneğini veriyoruz.

Aylanışıp ağağan Ana-Terek,

Yağasında mina tigip olturdum.

Toğuz xırlı tübegimni qolğa alıp,

Göndelen gesip yol salıp,

Göndelen- arqa tayav, davlu- yav,

Yav bolsa da qarşı gelip, uruşdum,

Savutlusun men olanı öltürdüm,

Çaçlıların yesir etip geltirdim,

Qarabulaq qattı yavdan xarc aldım,

"Döne döne akan Ana-Terek,

Kıyısında bina dikip oturdum.

Dokuz façetalı tüfeğimi ele alıp,

Mızrak kesip yol açıp,

Mızrak, arka destek; kavgalı, düşman;

Düşman olsa da karşı gelip vuruştum,

Onların silahlısını ben öldürdüm,

Saçlılarını esir alıp getirdim,

Karabulak(lı) amansız düşmandan haraç aldım."

 

  1. Kalendar adat Yırları

Bunlar yılın belli zamanlarında tertiplenen güdürbay, zemire ve navruz gibi merasimlerde söylenen yırlardır.

Güdürbay (Kumuk ülkesinin değişik yerlerinde çeşitli adlarla anılır: dugurmay, kassamay, massay, hüsemey, v.b.), daha çok güzün veya kışa girerken yapılan pratiklerdendir. Eski Kumuk hayatında ehemmiyetli bir yer tutan bu merasimlerde, mahsû lün bereketli olması için Tanrı'ya yalvarılır. Bu merasimlerde erkek çocuklardan oluşan gruplar, evleri gezerek güdürbay yırları söyler ve çeşitli armağanlar alırlar.

Zemire ise, kuraklık zamanlarında yağmur yağdırmak amacıyla düzenlenen merasim olup bunda da çeşitli yırlar söylenir. Zemire merasimine kadınlar, kızlar katılır. Yağmur, güya, böylece yağsın diye adamlar onların üstüne bolca su dökerler; sonra onlara türlü şeyler; yağ, yumurta, un v.b. verirler.

Navruz da diğer Türk boylarında olduğu gibi 21 Martta Kumuklar arasında yaygın olarak kutlanır. Nevruzda söylenen yırlardan birinin giriş kısmı şöyledir:

(Birisi:)

"(Bir kişi:)

-Bu üyler ariw üyler,

-Bu evler güzel evler,

İçinde altın çüyler.

İçinde altın çiviler.

Assalamu aleykum,

Esselâmü aleyküm,

Tañ yaxşı bolsun, heyler!

Gününüz aydın olsun hey!

Haza navruz günü mubarak!

İşte mübarek Nevruz günü!

(Barısı da:)

(Herkes, koro hâlinde:)

-Haza navruz günü mubarak!

-İşte, Nevruz günü mübarek!

Şatman, şatman, navruz günü mubarak!

Sevinçliyim, Nevruz günü mübarek!"

 

  1. Yaslar (Ağıtlar)

Bu tür için Kumuk edebî dilinde yas, Kuzey Kumuklarında vayah ve Güney Kumuklarında şahalay kelimeleri kullanılır. Eskiden genç veya bilhassa hürmetli bir kişi öldüğünde, bir kadın başına torba giyerek yas edip ağıt söyler, başka kadınlar "vöv-vöv!" diyerek, erkekler ise "ay!" diye bağırıp dövünerek bahçede dairevî şekilde dönerlerdi. Bazen ölen kimsenin atını da döndürürlermiş. Yas merasimini uygulamada farklılıklar görünse de bu âdet eskiden bütün Kumuklara has olmuştur. Köklerinin çok eski devirlere, inanışlara, ritual "danslara" gittiği anlaşılan Kumuk vayahlarında, yaslarında eskiliğin bir çok alâmeti vardır: İnsan öldükten sonra öbür dünyada da yaşar ve ona orada da mal mülk lâzım olur inancıyla, atının bağlanması, çeşitli aletlerin yanına konması bunlar arasında sayılabilir. Ağıt metinlerinde buw (geyik), biye (kısrak), tullanmaq (ölenin karısı, dövünerek ağlamak) gibi eski sözlerin de çok kullanıldığı görülür. Yasların komşu dağlı halklar ile benzerliği çok ise de Kumuk yasları, derin kökleri bakımından eski Türk âdetlerine fevkalâde yakındır. Yasları kızlar veya kadınlar annesine, babasına, oğlan kardeşine, v.b. söyleyebilir.

Aşağıdaki örnek, bir kızın annesi için söylediği ağıttan bir parçadır.

Yav yürekge ot tüşse,

"Yüreğe ateş düşse,

Yalını çıkmay eken tışına.

Alevi çıkmazmış dışına.

Yarılıp ölüp bolmayman

Çatlayıp ölemiyorum

Allahımnı süyüp etgen işine.

Allah'ımın dileyip yaptığı işine

Tuvgan günden yaratganım sağa şulay yazğandır;

Doğduğun gün Yaradanım sana böyle yazmış;

Yaratganım yazğan yazıvlanı kim buzgan?

Yaradanımın yazdığı yazıyı kim bozmuş?

Yaratganım etgen işden kim ozgan?

Yaradanımın yaptığı işten kim kurtulmuş?

Yaraşıvlu boyuñ seni yalladı,

Güzel boyun senin yandı

Yallamağan sağa bir de gişi qalmadı.

Sana yanmayan kimse kalmadı

Sen esime tüşgende,

Sen aklıma düşünce

Seni görme süygende,

Seni görmek istediğimde

Araqlağa minip, qararman,

Araklara (ekin, saman yığını) çıkıp bakarım,

Araqlardan, minip, seni görmesem,

Araklardan çıkıp seni görmezsem

Oytanlağa tüşüp, avnarman!

Çukurlara girip, yuvarlanırım!

Batgıçı yoq o yerleni, minip seni görmege,

Merdiveni yok o yerlerin, çıkıp seni görmeğe,

Açgıçı yoq o yerleni, açıp seni görmege.

Anahtarı yok o yerlerin, açıp seni görmeğe.

Aççılağa bitgen otdan

Acı yerlerde biten ottan

Arığan atlağa aş bolamı?

Yorulan ata yem olur mu?

Yamuçular yapgan bulan qoyçulağa qoş bolamı?

Kepenekler örtmekle çobanlara çardak olur mu?

Ananı qızı bolup etmegen yasdan sağa yas bolamı?

Anasının kızı olup tutmadığı yastan sana yas olur mu?

Ana degen Kabadır,

Ana demek, Kâbe demek,

Analanı bizdey qızlar qıdırıp, qaydan tabadır?!

(Böyle) anaları bizim gibi kızlar arasa da nerden bulur?!"

 

Ağıtlar içerisinde mizahî olanlar da vardır. Bunlar, çoğunlukla gelinlerin kaynanaları için söylediği ağıtlardır. Meselâ bir gelin, kaynanası ölünce komşusu olan bir ihtiyar kadına gidip "Nasıl ağıt edip ağlayayım?" diye sorar. O kadın, gelinin safdil biri olduğunu bildiğinden ona şöyle bir ağıt öğretmiş:

Kömürlerden sağa göñ üm qaradı,

"Gönlüm sana kömürlerden karaydı,

Sen ölmes dep yav yüregim yaradı.

Sen ölmezsin diye yüreğim yaraydı.

Aq gölegimni al etdiñ ,

Ak gömleğimi al ettin,

Ölüp yüregimni yal etdiñ !

Ölüp yüreğimi ferah ettin!

Biçendedim, oraqdadım,

Ottaydım, oraktaydım,

Yetip bolmay yıraqdadım.

Yetişemeyecek kadar ıraktaydım."

 

 

ç. Sibir ve Tusnak Yırlar (Sürgün ve Esaret Türküleri)

Rusların meşhur sürgün yeri olan Sibirya'ya, qaytmas sibirler "dönüşü olmayan Sibirya" diyen Kumuklardan da çok sürülenler, orada kahredici zulümler altında esaret hayatı yaşayanlar olmuştur. Ancak sibir kelimesi Kumuklarda genel olarak sürgün yeri manasında da kullanılır. Sibir ve tusnak yırları, bu sürgünü yaşayan şairler tarafından yazılmış şiirler veya yakılmış türkülerdir. Bunların anonim olanları da vardır, şairi belli olanları da. Meselâ Kumukların ünlü şairi Yırçı Kazak da Sibirya'ya sürülenlerden olup orada çektiği sıkıntıları şiirlerinde dile getirmiştir. Anonim bir Sibirya türküsü;

Biz barabız Sibir degen ellege,

"Biz gideriz Sibirya denen illere

Er ulanlar barsa, qaytmas yerlege

Koç yiğitler varsa, dönmez yerlere."

mısralarıyla başlamakta ve daha girişte korkunç Sibirya manzarasını insanın gözleri önüne sermektedir.

 

  1. Zahmat Yırlar (İş türküleri)

Çok eski devirlerden itibaren meydana gelmiş olan zahmat yırlar (iş türküleri), bağ bahçe, tarla v.b. işlerinde çalışırken söylenir. Ama sözlü gelenekte bu yırlar unutulmakta olup, günümüze az bir kısmı ulaşabilmiştir.

 

  1. Haşık yırlar (Aşk türküleri)

Kumuklar sevgi hislerini, aslen sarınlarda ve taqmaqlarda dile getirmişlerdir. Fakat aşk ve sevgi temasını işleyen yırlar da vardır ki bunlara haşıq yırlar denir. Pek çok örneği bulunan bu tür için örnek vermeyi gereksiz görüyoruz.

 

Sarınlar

Sarın, şekil ve kafiye özellikleri açısından bakıldığında maninin Kumuk Türkçesindeki karşılığı olan manzum dörtlüklere verilen addır. Karşılıklı atışma şeklinde söylenen sarınlara taqmaq denir. Sarınlar, Kumuk halk edebiyatında bitmez tükenmez bir hazine hâlindedir. Bunların binlercesi derlendiği gibi daha derlenememiş binlerce sarın olduğunu biliyoruz. Sarınların yüzde birinin bile derlenmediğini belirten Kumuk âlimlerinden Abdülhakim Haciyev, sadece kendi elinde beş binden fazla sarın dörtlüğü bulunduğunu söylemektedir. Sarın söyleme geleneği, eskisi kadar olmasa da, hâlihazırda canlı bir şekilde devam etmekte ve Kumuk sarınları hazinesine yenileri katılmaktadır.

Kumuklar hayatın her safhasında, irticalen veya ezberden, münasibini bulup kolayca sarın söyleyiverirler. Bunlar küçük manzum parçaları olmakla birlikte hikemî sözleri ifade edenlerine de az rastlanmaz. Bir Kumuk sarınında geçen Giççinev giççi balta, ullu terek uvata "Küçücük baltadır, ulu ağaçlar ufaltır" sözü, küçük manzum parçalar olmalarına karşılık, sarınların halkın duygu ve düşüncelerini ifade etmede ne kadar etkili olabileceklerini de gösteriyor.

Sarınlar; hayatın her safhasında, herhangi bir vesileyle söylenebileceği gibi düğünde dernekte, her türlü eğlencede de söylenebilir. Bilhassa düğünlerde, düğünle alâkalı her pratikte; gelini çıkarırken, karşılarken, eve alırken...; kızlı erkekli grupların katıldığı, belli bir idarecinin yönetiminde, dinlenme aralarının bile onun izni ile mümkün olabildiği düğün eğlenclerinde; hem dans edilir, hem de karşılıklı sarın söylenir. Bunların bir kısmı o anda irticalen söylendiğinden unutulup gider.

Burada, binlerce sarın arasından, bir kız ile delikanlının karşılıklı söyledikleri iki sarını örnek olarak vermekle yetiniyoruz. Sokaktan geçmekte olan bir atlıyı gören genç bir kız, kapısının önüne çıkıp şu sarını söyler:

-Hey barağan, hey atlı!

"Hey giden, hey atlı!

Atıñ nege burcuma?

Atın niye boysuz?

Özüñ ariv ulansan,

Kendin güzel oğlansın,

Börküñ nege qırcıma?

Kalpağın niye tüysüz?"

 

Atlı da, kıza şu sarınla cevap verir:

-Sen özüñ ariv qızsan,

"Sen kendin güzel kızsın,

Sarın bulan sınaysan.

Sarın ile sınarsın.

Meni ariv görgen soñ ,

Beni güzel gördüysen,

Börküm nege sanaysan?

Kalpağıma ne bakarsın?"

 

Bunun üzerine kız utanıp kaçar ve kapısından içine girer.

 

Tapşurmalar (Bilmeceler)

Bilmeceler de Kumuk halk edebiyatı mahsulleri içerisinde geniş bir yer tutar. Bunlar yır veya sarın şeklinde söylenebilir. Cevapları da aynı şekilde manzum olarak verilir. Bilmecenin cevabı, kendi içinde gizlidir. Çeşitli Kumuk bilmecelerinden bir delikanlının bir kıza sorduğu atışma formundaki bilmeceyi örnek olarak aşağıda veriyoruz.

Yaş şulay ayta:

"Genç şöyle sorar:

-Va altı tav, altı tav,

Vay altı dağ, altı dağ,

Şonu bil çi yaxşı qız;

Şunu bilsene güzel kız;

Arasında sıñ ar tav,

Arasında benzeri (bir başka) dağ,

Şonu bil çi yaxşı qız;

Şunu bilsene güzel kız;

Qoltuq bulan quvuray,

Kıvrım ile perçem,

Şonu bil çi yaxşı qız;

Şunu bilsene güzel kız;

Arba yolda çiy qayış,

Araba yolunda çiğ kayış,

Şonu bil çi yaxşı qız;

Şunu bilsene güzel kız;

Üç butu bar, yürümey,

Üç ayağı var, yürümez,

Şonu bil çi yaxşı qız;

Şunu bilsene güzel kız;

Ağaç tüpde tatli aş,

Ağaç altında tatlı aş

Şonu bil çi yaxşı qız;

Şunu bilsene güzel kız;"

 

Soñ qız ayta:

"Sonra kız cevap verir:

-Va altı tav, altı tav

"Vay altı dağ, altı dağ,

Altı da ağañ tügülmü?

Altı ağabeyin değil mi?

Arasında sıñ ar tav

Arasında benzeri (bir başka) dağ,

Birgine atañ tügülmü?

Biricik baban değil mi?

Qoltuq bulan quvuray

Kıvrım ile perçem,

Çaçım sama tügülmü?

Acaba saçım değil mi?

Arba yolda çiy qayış

Araba yolunda çiğ kayış,

Yılan sama tügülmü?

Acaba yılan değil mi?

Üç butu bar, yürümey

Üç ayağı var, yürümez,

Oçaq sama tügülmü?

Acaba sacayağı değil mi?

Ağaç tüpde tatli aş

Ağaç altında tatlı aş

Buday sama tügülmü?

Acaba buğday değil mi?"

 

 

Alkış ve Kargışlar

Kumuk alkış ve kargışları, dörtlüklerden meydana gelen sarınlar (mani) veya yır (türkü) şeklindeki uzun manzum parçalar hâlinde söylenir. Bunun yanında herhangi bir temayı işleyen uzun yırlar içinde yer yer alkış veya kargış parçaları bulunabilir. Dolayısıyla alkışlar ve kargışlar çoğu hâllerde ayrıca söylenmez. Meselâ, kargışlar âdet olduğu üzere, yaslarda, alkışlar ise toyda veya doğum gibi sevindirici olaylar esnasında çok söylenir. Alkışlar ve kargışlar ekseriya insanlar için söylenmekle beraber, bazıları ağaç, akarsu gibi tabiata veya tabiat olaylarına da hasredilebilir. Aşağıdakine benzer alkışlar, bebek beşiğine ilk konduğunda söylenir:

Beşik bawu bek bolsun,

"Beşik bağı sağlam olsun,

Beş ulanı, beş qızı,

Beş oğlanı, beş kızı,

Ağası, ulanqardaşı bolsun,

Ağabeyi, oğlan kardeşi olsun,

Nasipli, dewletli bolsun!

Nasipli, devletli olsun!"

 

Şu da bir kargış örneği:

Qazıq yimik qağılğın,

"Kazık gibi kakılasın,

Çubuq yimik eşilgin,

Kamış gibi örülesin (Çubuk gibi eğilip bükülesin),

Töbeñ den çığıw çığıp,

Tependen çıban çıkıp,

Tabanıñ dan teşilgin!

Tabanından deşilesin!"

   

Tilim tilim tilingir,

Dilim dilim dilinesin,

Karas başğa ilingir,

Baş aşağı asılasın,

Yazbaşda murdar ölüp,

Baharda mundar ölüp,

Qışda yurtğa bilingir!

Kışın köye bilinesin!"

 

Atalar Sözü

Kumuk Türklerinin ata sözleri hazinesi de Türk dünyasındaki örnekleriyle pek çok benzerlikler, aynılıklar gösterir. Kumuk Türklerinin ata sözleri hakkında burada ayrıntılı bilgi vermeyi gereksiz görüyor, Kumukça-Rusça Sözlük'ten ve Aytıvlar va Atalar Sözleri adlı kitaptan aldığımız bir kaç örneği aşağıda vermekle yetiniyoruz:

Awuz bir, qulaq eki- bir söyle, eki eşit.

"Ağız bir, kulak iki; bir söyle, iki dinle."

Abzar alğınça, xonşu al.

"Ev alma, komşu al."

Alma tereginden ari tüşmes.

"Elma, ağacından uzağa düşmez."

Arba bulan qoyan tutmas.

"Arabayla tavşan tutulmaz."

Awruwnu xadirin saw bilmes.

"Hastanın hâlinden sağlıklı anlamaz."

Ecelgi duşman el bolmas.

"Eski düşman dost olmaz."

Gelinni betin gelgende görerbiz.

"Gelinin yüzünü gelince görürüz."

Güye gölekni talar, qayğı yürekni talar.

"Güve gömleği yer, kayğı yüreği yer."

İşleygende erinme, işde çolaq görünme.

"Çalışırken erinme, işte beceriksiz görünme."

Kim ekeniñ ni bilme süyseñ , qız tilet.

"Kim olduğunu bilmek istersen, kız istet."

Köp söznü azı yaxşı, az söznü özü yaxşı.

"Çok sözün azı iyi, az sözün özü iyi."

Qatın aytar, er qaytar.

"Karısı söyler, koca uyar."

Yetişgen qız da, yerlengen at da bir.

"Yetişkin kız, eyerlenen at gibidir."

 

 

  1. YAZILI EDEBİYAT

Kumuk yazılı edebiyatının gelişmesini üç döneme ayırarak inceleyebiliriz: 1) Müşterek dönem (XIX. yüz yıla kadar); 2) Ekim devrimi öncesi dönem (XIX-XX. yüz yılın başı); 3) Ekim devrimi dönemi (XX. yüzyılın başından günümüze).

 

  1. Müşterek Dönem (XIX. yüz yıla kadar)

Genel olarak Kumuk Türklerinin XX. yüz yılın başlarına kadar yazılı edebiyatlarının olmadığı görüşü hakimdir. Meselâ, B. S. Çobanzade'ye göre, Kumuk yazılı edebiyatı halk edebiyatının hemen hemen aynısıdır. M. Bala, Kumuk yazılı edebiyatının 1917 yılına kadar, gerek dil ve şive, gerek muhteva bakımından, bilhassa Kazan ile Bahçesaray'ın edebî tesirinde geliştiğini; 1917'den sonra ise, bunların yerini Bakü'nün işgâl ettiğini belirtir. A. İnan ise Kumuk Türklerinin Sovyet devrine kadar kendi şivelerinde edebî bir dil yaratmak ihtiyacını duymadıklarını; çünkü bunların edebiyat ihtiyaçlarını Kazan'da, Azerbaycan'da, Kırım'da ve Türkiye'de yazılıp basılan Türkçe neşriyatın tatmin ettiğini söyler. Kumuk kitap bilimcilerinden Hasan Orazayev'e göre de XVI-XVII. asırlarda, hattâ XVIII. asırda bile, bütün kuzey Kafkasya'da yazı dili olarak Türkçe hakimdir. Öte yandan Kumuk âlimlerinden S. M. Aliyev, yazılı edebiyatlarının XV. yüz yılda yaşamış olan şair Ummu Kamal (Ümmî Kemâl) ile başladığını iddia eder. O devre kadar ise, Kumukların edebiyatının Umumî Türk edebiyatı ile birlikte mütalâa edilmesi gerektiğini belirtir. Oysa Ummu Kamal'ın Dağıstanlı olmakla birlikte İstanbul'da yetiştiğini ve eserlerini Türkiye (Osmanlı) Türkçesiyle yazdığını biliyoruz. Bunun da ötesinde, Osmanlı Türkçesinin, ünlü Kumuk şairi Yırçı Kazak'a (1830-1879) kadar Kumukların yazı dili olduğunu S. M. Aliyev de kabul etmektedir. 1931'de ölen ünlü Kumuk âlim ve şairi Abusupiyan Akayev'in eserlerinin dilinde bile Osmanlı Türkçesinin renklerinden izler görülür. Bilindiği gibi Osmanlılar 1590 yılında bütün Dağıstan'ı hükümdarlıkları altına almışlardı. Bu tarihten itibaren Dağıstan'da Osmanlı Türkçesinin tesiri gittikçe güçlenerek kendini göstermeğe başlamıştır. Bu tesirin güçlenmesinde, hac maksadıyla mukaddes topraklara giden Dağıstanlı müslümanların diğer Türk siyasî ve kültür merkezlerine de uğrayıp oralardan oldukça fazla sayıda Türkçe kitap ve yazma getirmeleri de rol oynamıştır.

 

Özet olarak denilebilir ki, XV. yüz yılda yaşamış Ummu Kamal'dan XIX. yüz yılda yaşamış olan Yırçı Kazak'a kadar yetişmiş Ummu Kamal, Amanhor, Miskin Halimat ve Kakaşuralı Abdurahman gibi Kumuk şairlerini ve eserlerini, Müşterek Türk Edebiyatı çerçevesinde mütalâa etmek gerekir. Adı anılan şairlerin, zaten tek tük ve dağınık yazmalarda bulunan şiirlerinin Kumuk edebiyatının teşekkülüne hizmet eden belli bir birikim meydana getirdiğini söylemenin, şimdilik savunulması güç bir iddia olacağını göz önünde bulundurarak, onlar hakkında elimizde bulunan bilgileri burada özetlemekle iktifa ediyoruz.

Ummu Kamal (Ümmi Kemal, XV. yüz yıl), şimdiki Bavtogay köyünün yerinde bulunan Kounkala adlı eski Kumuk köyünde doğmuştur. İlk tahsilini köyünde aldıktan sonra Şirvan'da okumuş ve Osmanlı ülkesine gitmiştir. Orada hapse atıldığı ve Dağıstan'a dönemediği söylenir. Ummu Kamal, şiirlerini umumî Türk edebî dilinde yazmıştır. Yazmaları 18. yüzyılda yaşayan Lezgi şair Ali Ruhuli'den kalan kitapların arasında bulunmuştur. Bazı şiirleri devrimden önce Türkiye'de, Kazan'da çıkan kitaplarda yer almıştır.

Kaynaklarda geçen ilk Kumuk şairlerinden Amanhor (1670-1706), Astrahan'da okumuş, zalim beylerin halka yaptığı zulüm ve haksızlıkları yırlarında dile getirmiştir. Yırları çeşitli yazmalarda bulunmaktadır. İlk Kumuk kadın şair olan Miskin Halimat'ın hayatı hakkında bilgi yoktur. Kakaşuralı Abdurahman (Atlıboyunlu Abdurahman: XVIII. yy. sonu-1870), Dağıstan'da ve Şirvan'da çeşitli âlimlerden, devrine göre iyi bir eğitim almış, muhtelif Kumuk köylerinde mollalık yapmıştır. Abdurahman'ın eserlerinde de Türkiye (Osmanlı) Türkçesi hakim olmasına rağmen şiirleri Kumuklar arasında yayılmıştır. Devrimden önce bir kaç kere basılan şiirlerinin konuları dinî ağırlıklıdır.

 

2) Ekim Devrimi Öncesi Kumuk Türk Edebiyatı (Yazılı Kumuk Türk Edebiyatının Doğuşu: XIX-XX. yüz yılın başı)

Kumuk Türkçesiyle yazılı edebiyatın doğuşu, XIX. yüzyılda gerçekleşmiştir. Bu yüz yılda Rusya Müslümanları arasında süratle gelişmekte ve yayılmakta olan yenileşme hareketi ve modern edebiyat akımlarının tesiri ile Kumuk Türklerinde de yeni eserlere, gazete ve dergilere karşı ilgi uyanmıştı. Bu ilginin uyanmasında, Petersburg Üniversitesi Şarkiyat Fakültesinde dersler veren M. A. Osmanov, din âlimi, mütercim ve edip Abusupiyan Akayev, mütercim ve edip Nuhay Batırmurzayev gibi Kumuk aydınlarının katkısı önemlidir. M. A. Osmanov, üniversite muhitinden aldığı ilhamla, halkının şifahî halk edebiyatı mahsullerini derleyip yayımlamış, ayrıca yenileşme fikirlerinin Kumuk aydınlarına ulaştırılmasında öncü olmuştur. Abusupiyan Akayev ve Nuhay Batırmurzayev, Kazan'da basılan eserleri Kumuk Türkçesine kazandırmış, kendileri de şiir ve hikâyeler yazmışlardır. Bu aydınların çabaları, XIX. yüz yılın ikinci yarısında yaşamış olan ve sözlü gelenekten yetişen Yırçı Kazak'ın şiirleri ile birleşince Kumuk edebiyatının gelişmesi kuvvetli bir ivme kazandı.

Kumuk edebiyatının ilk parlak şairi ve Kumuk Türkçesinin edebî dil hâline gelmesinde tartışmasız öncü hüviyetinde olan kişi, Yırçı Kazak'tır. Halk, Kazak'a (1830-1879), yır söylemedeki mahareti sebebiyle "yırçı" lâkabını vermiştir. Gerçekte Yırçı Kazak, sözlü geleneğe bağlı bir şair olmakla birlikte, Kumuk Türkçesini şiirlerinde öyle ustalıkla kullanmıştır ki, âdeta edebî bir dil meydana getirmiştir. Herhalde Kumuklar arasında Yırçı Kazak'tan önce de büyük halk şairleri yetişmişti. Ancak Yırçı Kazak'ın öne çıkmasında, muhakkak ki muasırı olan M. A. Osmanov gibi Petersburg'da Şarkiyat Fakültesinde okutmanlık yapan aydın bir insanla tanışmış olması ve Osmanov'un onun şiirlerini yayımlaması etkili olmuştur. Nitekim Bekir Sıtkı Çobanzade'nin de isabetle tespit ettiği gibi Yırçı Kazak; dilinin sağlamlığı, teşbihlerinin doğruluk ve isabeti ile şiirlerindeki samimî kaygı bakımından Türkmen şairi Mahdum Kulı'na benzer; hattâ Kazak'ın üslû p ve halk şiirini kullanma bakımından onu aştığı bile söylenebilir. Yırçı Kazak'ın hayatı hakkında bilinenlerin çoğu, sözlü rivayetlere dayanır. Bir kaç kere sürgüne gönderilmiştir. Sürgünde yazdığı şiirleri son zamanlarda ortaya çıkarılmış ve ötekilerle birlikte doğumunun 150. yılında S. M. Aliyev tarafından Zaman Gelir (Mahaçkala, 1980) adıyla kitaplaştırılmıştır. Şiirlerini ilk derleyip yayımlayan, kendisi de tanınmış Kumuk şairlerinden olan ve yukarıda da değinildiği gibi Yırçı Kazak'la bizzat tanışıp görüşen M. A. Osmanov'dur. Osmanov'un söz konusu yayını, Petersburg'da Şarkiyat Fakültesinin kararıyla basılan ve kendisi tarafından aynı fakültede ders kitabı olarak okutulan Nogayskaya Xrestomatiya ("Nogay ve Kumuk Yırları Antolojisi": Petersburg, 1883) adlı eserdir. Osmanov'dan sonra 1903 yılında Abusupiyan Akayev, Bahçesaray (Kırım)'da yayımladığı kitabında Yırçı Kazak'ın şiirlerine de yer vermiştir.

Mahammat-Apendi Osmanov (Mehmed Efendi Osmanzade, 1838-1904), Kumuk edebiyatının gelişmesinde Yırçı Kazak'tan sonra rol oynayan ikinci önemli kişidir. Osmanov'un babası Petersburg'da çar muhafız bölüğünde kadı olarak çalışıyordu; kendisi Dağıstan'da medrese tahsili görmüş, Tatar ve Azerbaycan Türkçelerinden başka Rusça ve Arapçayı da öğrenmiş; 1865'te Petersburg'a gitmiş ve babasının yerine, Müslümanlardan kurulu çar muhafız bölüğünde kadı olmuştur. İlme istidadı sebebiyle Petersburg Üniversitesine Türk dili okutmanı olarak alınmış ve 1880'lere kadar Şarkiyat Fakültesinde dersler vermiştir. Osmanov'un Kumuk edebiyatına katkısı, buradaki görevi esnasında Kumuk ve Nogay halk edebiyatı mahsullerini toplaması ve yukarıda anılan Nogayskaya Xrestomatiya (Nogay ve Kumuk Yırları Antolojisi) adlı kitapta yayımlamış olmasıdır. Ders olarak okuttuğu bu kitabında Osmanov'un kendi şiirleri de yer alıyordu.

Aslında Osmanov'un eseri iki büyük bölümden meydana gelir: Birinci bölümde (s. 1-105) Nogay Türkçesi metinleri, ikinci bölümde ise (s. 106-174) Kumuk Türkçesi metinleri vardır. Osmanov, eserinde bazı mektuplara da yer vermiştir. Bunlardan birisi de Yırçı Kazak'ın Osmanov'a hitaben yazdığı ve onu, yurduna dönmeye davet eden manzum mektubudur. Bu mektup S. M. Aliyev'in Kazak'ın şiirlerini Zaman Gelir (Mahaçkala, 1980) adıyla yayımladığı kitapta da yer almıştır. Osmanov'un antolojisinde yer alan ve Türkiye'ye toplu olarak göçün Kuzey Kafkasya'da yaşayan Türk kavimleri için kurtuluş yolu olup olmadığı konusunda yapılan tartışmalardan ibaret olan "Molla Akay'ın Türkiye ile ilgili düşünceleri", "Molla Akay'ın savının Molla Hacı Şemseddin tarafından çürütülmesi", "Molla Akay'ın cevabı", "Molla Abdürrahim'in Molla Akay'a itirazı" gibi yazılar, XIX. yüz yıl Kumuk edebiyatının örneklerinden sayılabilir.

Osmanov'un şiirlerinde sade bir dil, ancak kuvvetli bir üslû p görülür; Kazan'da gelişen ceditçilik hareketinden aldığı ilhamla sosyal meseleler üzerinde durmuş, halkı ilim tahsiline çağırmış, içki gibi kötü alışkanlıklardan uzak durmasını nasihat etmiş; bunun yanında yiğitlik gibi temaları da işlemiştir. Yukarıda anılan kitabından başka 1899'da Kazan'da, Nasihat adlı bir şiir kitabı daha yayımlanmıştır. Kendisinin ölümünden sonra şiirleri, 1926'da Buynaksk'ta, Mahammat-Apendi Osmanovnu Şi'rular Macmuası adıyla yeniden basılmıştır.

âlim, gazeteci, naşir, eğitimci, yazar, şair; telif ve tercüme kırktan fazla eserin sahibi Abusupiyan Akayev (1872-1931), Kumuk Türkleri için Kazakların Abay Kunanbayev'i gibidir. Çobanzade, onu çok ve çeşitli yazması bakımından Ahmet Mithat'a benzetir. Müspet ilimlerle moral değerleri birbirine dayandıran ve Usû l-i Cedîd'i Bahçesaray'dan Dağıstan'a ilk ilk getiren kişi olarak onu önemli bir cemiyet adamı kabul eder.

Abusupiyan, memleketinin çeşitli şehir ve köylerinde, önde gelen âlimlerin rahle-i tedrisinden geçip temel bilimleri tahsil ettikten sonra bir süre kendi başına Doğu edebiyatının klasikleri üzerinde çalışmış, bilâhare Kazan'a gitmiş, orada tahsilini tamamlamış ve 1902'de Dağıstan'a döndükten hemen sonra halkının eğitimine hizmet maksadıyla memleketi Töbenkazanış'ta iki yıllık bir okul açmıştır. O, devrinin müspet bilimlerine vukufiyetinin yanında dinî konularda da derin bilgi sahibiydi. Nitekim eserlerinin önemli bir kısmını dinî konulara hasretmiş ve bu yolla, yalan yanlış bilgilerle halkı kandıran sözde mollaların kötülüğünden onları korumayı hedeflemiştir. Dağıstan'da Kumuk dilinde kitaplar basma işini başlatan, ilk millî matbaayı kurdurup işleten de Abusupiyan'dır.

Söz konusu matbaa, A. Akayev'in desteği ile 1900 yılında Timurhan-Şura'da Muhammed Mirza Magrayov tarafından kurulmuş ilk Müslüman matbaasıdır. Bu matbaanın kurulması, Dağıstan'da Kumuk Türkçesiyle neşriyatın başlamasını ve Kumuk Türk edebiyatının filiz vermesini sağlamış bulunuyordu. Bu matbaada ilk olarak medreselerde okutulan Arapça ders kitapları basıldıktan sonra A. Akayev'in Kumuk Türkçesiyle yazdığı kitapları basılmaya başlandı. Dağıstan'da Arap harfleriyle basılan kitapların hemen hemen hepsinde ya müellif olarak ya da aracı olarak Abusupiyan'ın emeği vardır.

Abusupiyan, önceleri 1917'deki Ekim devriminin savunucularındandı; aslında o, sovyet devletinin kuruluş fikrini, "eşitlik", "özgürlük" gibi söylemlere inanarak, halka refah getirir ümidiyle benimsemiştir. Devrim lehine makaleleri ve şiirleri vardır; hatta enternasyonal marşını da Kumuk Türkçesine tercüme etmiş, ilk Bolşevik yayınlardan olan ve Avarca yayımlanan "İşçi Halk" gazetesinin redaktörlüğünü yapmıştır. Ancak yıllar sonra, rejimin iç yüzünü, bilhassa dine karşı politika ve uygulamalarını gördüğünde, verdiği destekten ötürü fevkalâde pişman olmuştur. Nitekim ömrünün sonlarına doğru, 1929 yılında dini, beyleri, eski âdetleri övüyor diye, milliyetçi diye, yeni hayata uymuyor diye 10 yıllık mahkû miyet cezasıyla Sibirya'ya sürgüne gönderilmiş, esaretin ağır şartlarına fazla dayanamamış ve sürgünde ölmüştür. Kendisi sürgüne gönderildikten sonra evi basılmış ve bütün Dağıstan'da en zengin olarak bilinen kütüphanesindeki kitaplarının tamamı, kimisi alınıp götürülmek, kimisi de sokak ortasında yakılmak suretiyle ortadan kaldırılmıştır.

Telif ve tercüme dinî eserler yazmanın yanında, bilhassa Kazan Tatarcasından Totuname, Yusup va Zulayha, Dahir va Zuhra gibi eserleri Kumuk Türkçesine aktarmış, Hazir Darman "Hazır ilâç" adlı bir tıp kitabı da yazmıştır. Sullam al-Lisan, onun Arapça-Kumukça-Avarca-Rusça olmak üzere dört dilli hazırladığı sözlüğüdür. Kumuk Türkçesinin söz hazinesini zenginleştirmek için 200 sayfalık bir de terimler sözlüğü hazırlamıştır. En değerli eserlerinden biri 1903'te Bahçesaray'da yayımlanan Macmu al-Aşgar al-Acamiyat adlı antolojisidir. Bu kitapta Kumukların ağızdan ağıza söylene gelen yırlarını, sarınlarını, atışmalarını, atalar sözlerini, Kumuk şairlerinin bir önceki neslinden olan Yırçı Kazak'ın, M. A. Osmanov'un, Manay Alibekov'un ve kendisinin bazı edebî eserlerini toplamıştır.

Abusupiyan, şiirlerinde yeni hayatı ve işçilerin durumunu ele almıştır. Meselâ "Sabançı" adlı şiirinde bir işçinin günlük çalışmalarını tasvir etmiştir. Yazbaş "Bahar" adlı şiirinde baharın güzelliklerini tasvir eder. Kızyaşlanı Tilinden Şikayat "Kız Çocuklarının Şikâyeti", Yaşlağa Nasihatlı Türk "Gençlere Nasihatlı Türkü", Ananı Tilinden Balağa "Ananın Dilinden Çocuğa" adlı şiirlerinde gençleri, dünya ilimlerinin öğrenildiği okullara çağırır. Bunların yanında dinî şiirleri de vardır. Kendi açtığı okulda hazırlayıp bastırdığı coğrafya, tarih, matematik, vb. ders kitaplarıyla da eğitime hizmet etmiştir.

Bu dönemde yetişmiş bir diğer Kumuk şairi olan Manay Alibekov (Alibekzade, 1861-1920), tahsili olmadığı hâlde zekâsı ve M. A. Osmanov'un tesiriyle ilmin ve eğitimin önemini kavramış, Kumuk aydın ve şairleri arasına girmiş velû d bir şairdir. Kumuk âdetlerini işlediği ve tasvir ettiği şiirlerinin yanında, Çar'ın ve yerli beylerin halka yaptığı zulümleri dile getirip tenkit ettiği şiirleri de vardır. Ayrıca halkı ilim öğrenmeye ve ilerlemeye davet etmiştir. Çobanzade, Alibekov'u "köy ve köylü şairi" olarak kabû l etmekle beraber, şiiri sadece sanat kaygısıyla yazmadığı için över.

Kumuk edebiyatının teşekkülüne nesir sahasında öncülük eden Nuhay Batırmurzayev'tir (1865'te doğmuş, 1919'da öldürülmüştür). Batırmurzayev, halkı okumaya özendirmek için ilginç bazı Doğu hikâyelerini Kumuk Türkçesine tercüme etmiş, bunların yanında Yazık Habiybat (1910), Davud bulan Layla (1912) ve Nasipsiz Canbike (1914) adlarında, günümüzde de merakla okunan hikâyeler yazmıştır. Bu hikâyelerinde yazar, Dağıstan kadınlarının ağır durumlarını anlatmıştır. Aynı zamanda Rus-Japon savaşı ve Rusya ile Dağıstan kavimleri arasındaki ilişkiler üzerine yazılar ve politik şiirler de yazan Batırmurzayev, yerli edebiyatı kuvvetlendirmek için 1917'de oğlu Zeynulabit ile birlikte Tançolpan isimli edebiyat cemiyetini kurmuştur. Aşağıda tekrar değinileceği gibi bu cemiyet, aynı adla bir edebiyat dergisinin de neşrine başladı.

Kumuk Türkçesiyle yazılmış ilk önemli roman olan Amanxor'un müellifi Abdul-Huseyn İbrahimov (1890-1962)'dur. Amanhor, yazarın Kumuk halk hikâyelerinden, destanlarından ve yırlarından da faydalanarak yazdığı önemli bir eseridir. İbrahimov, ilk basımı 1915'te yapılan eserini, bir hayli değişikliklerle iki defe daha yayımladı. Rusça, Arapça, Farsçayı bilen ve Doğu klasiklerini okuduğu gibi Rus klasik edebiyatını da tanıyan İbrahimov, şiirler de yazmıştır. Onun şiirlerinde N. Batırmurzayev'in tesiri görülür.

Alim Paşa Salavat, Çobanzade'ye göre Kumuk şiirinde ilk defa yiğitlik ve maziyi yüceltme konularını aşarak daha çağdaş ve medenî konuları ele alması bakımından önemlidir.

Temir Bolat Biybolatov (Doğumu: 1879), ilk Kumuk besteci, mütercim, dramaturg, yazar, aktör ve rejisördür. Eserlerinin çoğunu Devrimden sonra yazmış olmakla birlikte 1910'da çıkan şiir kitabı önemlidir. Sovyet rejimi döneminde hapse atılmış, bir daha hürriyet yüzü göremeden ölmüştür. Çobanzade'ye göre Biybolatov'un faaliyet sahası daha çok tiyatro ve müzikaldir. Şiirlerinin lirik yönü dikkat çekicidir. Dağıstan'ın Rus istilâsına karşı savaşan millî kahramanlarından Şamil ve Hacı Murad için yazdığı şiirleri Kumuk halkının dilindedir. Dili temiz Kumuk Türkçesi, duyguları ince, mevzuları başka Kumuk şairlerine göre daha şairanedir.

Önceleri Yırçı Kazak'ın tesirinde şiirler yazan, bilahare Devrim taraftarlarının etkisiyle "işçi sınıfı" konusunu şiirlerinde işleyen Aybala Dadaw (1856-1926), Kumuk Türklerinin ilk "proleter" şairi olarak bilinir ve Devrim Dönemi Kumuk edebiyatının hazırlayıcılarından sayılır.

 

  1. Ekim Devrimi Sonrası Kumuk Türk Edebiyatı

1917'de yapılan Ekim Devrimi, Sovyetler Birliği sınırları içinde kalan diğer Türk boylarının olduğu gibi Kumuk Türklerinin de gelişme yolunu bambaşka bir istikamete çevirdi. Bu dönemde her ne kadar edebî sahada yeni türler ve konular görülmeye başlanmış ise de edebiyat, millî kimliğini neredeyse tamamiyle yitirmiştir. Yeni rejim, temellerini sağlamlaştırdıktan sonra bir zamanlar ideolojisini ve hakimiyetini kabul ettirebilmek için kendilerinden faydalandığı aydınları, şairleri ve yazarları tutuklamış, sürgüne mahkû m ederek Sibirya'ya göndermiş; eserlerini de ortadan kaldırmıştır. Yukarıda da değinildiği gibi Abusupiyan Akayev, Temirbolat Beybolatov, Bahavutdin Astemirov, bunlardan bir kaçıdır. Zaten ilk eserlerin basımında kullanılagelen Arap harfli yazı 1928'de Lâtin esaslı alfabeyle değiştirilmişti. 1938'den itibaren ise bu alfabe de bıraktırılmış; yerine Kiril esaslı, Rus imlâsının izlerini taşıyan ve gû ya fonetik, ama gerçekte yazılması ve okunmasında bazı karışıklıklara müsait olan bir alfabe ve yazı sistemi kabul ettirilmişti. Böylece yeni nesillerin eski eserleri okuması imkânı ortadan kaldırılmış oluyordu.

Bu dönemin tipik özelliği, edebî sahada ısmarlama konuların işlenmesidir. Muhakkak ki bu durum, edebiyatın gelişmesini olumsuz yönde etkileyen bir başka faktör olmuştur. 1941-1945 Yılları arasında cereyan eden 2. Dünya Savaşına Kumuk aydın ve ediplerinden de katılanlar ve onların arasından ölenler olmuştur. Savaşta Alimpaşa Salavatov, Mahammat Kurbanov ve başka kabiliyetli yazarların ölmesi, Kumuk edebiyatının gelişmesine ket vuran bir diğer faktördür.

Ekim Devriminden önce yetişen Abusupiyan Akayev, Manay Alibekov, Nuhay Batırmurzayev, Abdul-Huseyn İbrahimov, Temir Bolat Biybolatov ve Aybala Dadaw gibi Kumuk aydınları, devrimden sonra da edebî faaliyetlerine devam ediyorlardı. Devrim döneminde Kumuk edebiyatının ilk örneklerini de bu aydınlar verdiler. Bu cümleden olarak Nuhay Batırmurzayev ve oğlu Zeynülabit'in kurdukları Tançolpan cemiyetinin aynı adla yayımlanan ve Kumuk edebiyatının gelişmesinde mektep rolü oynamış olan edebiyat dergisinde aynı aydınların yazıları, hikâyeleri, şiirleri yayımlanıyordu. Bunlar arasında Temir Bolat Biybolatov'un ayrı bir yeri vardır. Onun ilk defa 1910'da çıkan şiir kitabından sonra yazdığı şiirleri Tançolpan'da yayımlanmaya başlamıştı. Daha sonra 1926'da, Mahaçkala'da bütün şiirleri bir kitap hâlinde yayımlandı. Biybolatov'un Schiller ve Shakespeare'den tercümeleri de vardır. Biybolatov, aynı zamanda ilk Kumuk tiyatro yazarı olup Şamil ve Suvperi gibi piyesleri yazmıştır.

Devrimden sonra yetişen en tanınmış Kumuk şairlerinden birisi Abdulla Mahammadow (Magomedov 1869-1937)'dur. Dönemin siyasetine uygun olarak şiirlerinde ideolojik propaganda geniş yer tutar. Nitekim Tıñ lağız Qart Neler Söyley adlı şiir kitabının yayımlandığı 1934 yılında kendisine Sovyet Hükümeti tarafından "Dağıstan halk şairi" unvanı verilmiştir.

Yusuf Gereyev, Kumuk edebiyatının başka bir tanınmış yazarıdır. Eserlerinde Azeri şairi Sabir'in etkisi görülür. Molla Nasreddinni Sefer Yoldaşı adlı eseri 1928'de Mahaçkala'da yayımlandı. Eserlerinde hiciv karakteri vardır.

Alimpaşa Salawatov (Alim Salawat: 1901-1943), 2. Dünya Savaşından önce ün kazanan yazarlardan birisidir. Şiirleri Birinçi Gesek Yır Kitabı, Ekinci Gesek ve Şirular Macmuası adlı eserlerde yer almıştır. Piyesler ve çocuk kitapları da yazmıştır. Piyesleri; Kızıl Partizanlar, Aygazi, Karaçaç, Kumuk tiyatrosunda sürekli gösterilegelmiştir.

Bahawdin Astemirov (1898-1967), Dağıstan'da sovyet hakimiyetinin kurulmasına aktif bir şekilde katılmış şairlerden olup Dağıstan Sovyet Yazarları Birliğinin de ilk başkanıdır. Haksız yere suçlanıp sürgüne gönderilmiş ve orada 20 yıl kalmıştır. Yabuşuw, Tangçolpan, Kim Bile, Almaşındı Zamanlar ve Yaşmın adlı kitapları yayımlanmıştır.

Abdulwahap Suleymanov (Doğumu: 1909), meşhur Kumuk şair ve dramaturglarındandır. Yaratıcılığı, Sovyet Kumuk edebiyatının gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. Edebî faaliyetleri 30'lu yıllarda başlamış, şiirler ve piyesler yazmıştır. 2. Dünya savaşında Almanlara ve Japonlara karşı savaşmış, savaştan sonra Dağıstan Sovyet Yazarlar Birliği üyesi seçilmiş ve Kumuk tiyatrosu direktörü olmuştur. Ayrıca Nizami, Nevayi, Puşkin, Lermantov, Gorki v.b.'den pek çok eser tercüme etmiştir. İnkılap Tolqunları, Qarangılıqdan Yarıqğa, Ötgen Günler, Yırlar wa Poemalar, Oylarım, Süyer Edim Men gibi şiir kitapları; Aybike, Alyaqay wa Teleqay, Dawda Toy, Altın Qutuqnu Sırı, gibi piyesleri yayımlanmıştır.

Atqay Hacamatov (Doğumu: 1910), Devrim sonrasında yetişen bir diğer Kumuk edîbidir. Kumukça ve Rusça pek çok kitaplarının yanında Aq Gögürçün adlı masalı İngilizceye tercüme edilmiştir. Şiirler yanında Men Öktemmen, Qumuq Tüzde, İgitni Ahlüsü gibi romanlar da yazmıştır. Kumuk tiyatrosunda Bolat Qapğun, Ansar, Sotaw Bulan Raşiya, Ak Gögürçün adlı piyesleri oynanmıştır. Muhtelif Rus yazarlarının eserlerini Kumuk Türkçesine tercüme etmiş olup çocuklar için yazdığı şiirleri, masalları ve poemaları da vardır.

Kamil Sultanov (Doğumu: 1911), hem şair, hem edebiyat eleştirmenidir. Basgın adlı ilk kitabı 1934'te çıkmış, bugüne kadar bir çok şiirleri, edebiyata yönelik kitapları yayımlanmıştır. Dağıstannı Şairleri, Türlü-türlü Xalqlanı Şairleri, Kumuklanı Adabiyatı, v.b. kitapları ile Kumuk edebiyatına hizmet etmiştir.

 

Yukarıda, haklarında özet bilgi vermeye çalıştığımız Devrim sonrası ilk dönem Kumuk ediplerinin yanında, burada ancak isimlerini anarak geçebileceğimiz ve şiirleri, hikâyeleri, romanları, piyesleri ve bilhassa Rusçadan olmak üzere çeşitli dillerden yaptıkları tercümelerle Kumuk edebiyatının gelişmesine katkı sağlayan şu şair ve yazarları da gösterebiliriz: H. Anvar, İbrahim Kerimov, Absalam Askerhanov, Sracdin Tokbolatov, Şarip Alberiyev, Alipaşa Umalatov, İzamit Asekov, Abdulla Abakarov, Abdurahim Abdurahmanov, Muhtar Aliyev, Patimat Abukova, İsrapil İsayev, Akay Akayev, Biysoltan Hacimuradov, Abdulhamit Tatamov, Vahit Atayev, Mahammat Kadırov, Abdulmecit Mecidov, Mahammatbek Osmanov, Mahammat-Şapi Minatullayev, Abzaydin Hamidov, Mahammat Atabayev, Ahmat Caçayev, Sahadulla Abusuyev, Uzlipat İbrahimova, Mahammat-Nabi Halilov, Badrutdin, Abdul-Kerim Zalimhanov, Latip (Hacakayev), Mahammat-Amin Adilhanov, Şeyit-Hanum Alişeva, Atav Atayev, Caminat Kerimova, H. (Haciyev) Bahavdin. Bu saydıklarımızın hepsi de Tançolpan dergisinin 1994'te çıkan Xaligi Qumuq Şairler "Bugünkü Kumuk Şairleri" özel sayısında seçme şiirleriyle yer almıştır.

"Açıklık" ve "yeniden yapılanma" politikalarının getirdiği yumuşama ortamında, Badrutdin, Şeyit Hanum Alişeva, Latip Hacaqayev gibi şairlerin millî ve dinî konuları işlemeye başladıkları görülmektedir. Günümüzde, Abusupiyan Akayev'in dinî nitelikli eserlerinin, Yırçı Kazak'ın ortak millî maziyi hatırlatan şiirlerinin Kiril harfleriyle yeniden yayımlanması; Tançolpan dergisinde Kur'an'ın Kumukça çevirisinin tefrika edilmesi ve nihayet Kumuk halk hareketi Tenglik'in millî kimliğe sahip çıkmayı düstur edinen faaliyetleri sayesinde Kumuk edebiyatı, yeni ufuklara doğru yol alıyor.

 

KAYNAKLAR

ACAR, Kenan: Kırımlı Dilci Bekir Sıtkı Çobanzade (yayımlanmamış doktora tezi), Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enst., Ankara, 1996.

ALİYEV, Salav (yayıma hazırlayan): Yırçı Kazak-Zaman Gelir, Mahaçkala, 1980.

_______: Revolyutsiyadan Aldağı Kumuk Adabiyat, Mahaçkala, 1980.

_______: Asrular Seze Gelgen Asıl Söz, Mahaçkala, 1989, s. 58-60.

Aytıvlar va Atalar Sözleri (derleyen ve yayına hazırlayan: Abdurahim ABDURAHMANOV, Mahaçkala, 1991)

BALA, Mirza: “Kumuklar” maddesi, İslâm Ansiklopedisi, c. 6, s.986-990.

BENZİNG, Johannes: "Das Kumükische", Philologiae Turcicae Fundamenta-I, Wiesbaden, 1959, s. 391-406 [ Türkçesi: "Kumuk Türkçesi" (çeviren: İlhan ÇENELİ) Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, (1986-1993), 1993, s. 165-188] .

CAFEROĞLU, Ahmet: "Kumuk Türkleri", Türk Kültürü, (Mart-1964), Cilt: II, Sayı: 17, s. 9-12.

CUMUCICA AND NOGAICA, G. J. Ramsted's Kumuk materials, edited and translated by Emine Gürsoy NASKALİ; G. J. Ramsted's nogajische Materialien, bearbeitet und übersets von Harry HALLEN, Helsinki, 1991.

ÇOBANZADE, Bekir Sıtkı: Kumuk Dili ve Edebiyatı Tedkikleri, Azerbaycan Tedkik ve Tetebbu Cemiyeti Neşriyatı, Bakü, 1926.

EREN, Hasan: "Kumuk Edebiyatı" mad., Türk Ansiklopedisi, C. 22, s. :347-349.

_______: "Kumuk Türkçesi" mad., Türk Ansiklopedisi, C. 22, s. : 349-350.

GÜRSOY-NASKALİ, Emine: "Kumuk Şairi Alişeva", Türklük Araştırmaları Dergisi, Sayı: 7, İstanbul 1993, s. 249.

HACİYEV, Abdulhakim: Kumuklanı Yırları, Mahaçkala, 1991.

İNAN, A.: “Kumuklar” mad., Türk Ansiklopedisi, C.:22, s.: 351-352.

_______: "La Litté rature des peuples Turcs du caucase du Nord (I: La Litterature Qumuq), Philologiae Turcicae Fundamenta-II, 1965, s.: 779-785.

Kumukça-Rusça Sözlük (redaktör: Z. Z. BAMMATOV), Moskva, 1969.

ORAZAYEV, Hasan: “Derbent-name - Kumuk Adabiyatnı Ahamiyatlı Esdeligi”, Adabiyat Dağıstan, yıl: 1989, Sayı: 3, sayfa: 57.

_________: Payxamarnı Yolu Bulan, Mahaçkala, 1993 (dış kapakta 1992).

_________: Payxamarnı Yolu Bulan-2, Mahaçkala, 1997.

_________:“Dağıstan’da Türk El Yazmaları Kültürü”, Milletlerarası Türk Kültür Kongresinde sunulan bildiri, Ankara, Kasım 1997.

ÖZTÜRK, Erol: "Kumuk Şair Şeyit Hanum Alişeva ve Yolda Yır", Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, Ankara, 1996, s. 85.

PEKACAR, Çetin: "Tokat ve Sivas Yöresinden Derlenen Kumuk Türklerine Ait Sarınlar (Maniler)", Türk Folklorundan Derlemeler-1987, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 88, Ankara, 1987, s. 177-190.

_________ (Kumuk Türkçesinden aktaran): Badrutdin (yazan), "Kardeşim Kongur", Türk Kültürü, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Sayı: 358, Yıl: XXXI, Şubat 1993, s.102-114 (38-50).

_________: "Kumuk Türkleri", Yeni Türkiye -Türk Dünyası Özel Sayısı: II-, Sayı: 16, Yıl: 3, Temmuz-Ağustos 1997, s. 2062-2066.

_________: Türkiye Kumukları Ağzı (yayımlanmamış master tezi), Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enst., Ankara, 1986.

TANGÇOLPAN -Haligi Kumuk Şairler- (Sabah Yıldızı dergisi, Bugünkü Kumuk Şairleri özel sayısı) Yıl: 1994, Sayı: 4-5, Mahaçkala, 1994.

YÜCE, Nuri: “Kumuk Türkçesiyle Tahir ile Zühre”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten-1992, Ankara, 1995, s.:81-90.

Kaynak: http://w3.gazi.edu.tr/~pekacar/kumedebiy.htm