Mahşer günü görem derim ol serv-kameti

Ger anda hem görünmese gel gör kıyâmeti

Terk-i mey ettin ey gönül eyyâm-i gül gelir
Elbette bu işin çekilir bir nedâmeti

Mecnun ki pâdşâh-i sipâh-i vuhûş idi
Ben tek musahhar etmedi mülk-i melâmeti

Sahrâ-neverd iken bana tasvir-i kûhken
Öğretti şehr-i aşkda resm-i ikâmeti

Seng-i melâmet ile çekin çevreme hisâr
Eşkim fenâya vermesin ehl-i selâmeti

Zâhid çok etme ta’ne mey üftâdesine kim
Çokları yıktı pir-i muğanın kerâmeti

Gam zulmetinde bulmağa derd ü belâ beni
Besdir Fuzuli âteş-i âhım alâmeti
 
Mef’ulü Fa’ilatü Mefa’ilü Fa’ilün

*     *     *
Mahşer günü o servi boyluyu göreyim derim. Eğer o gün de görünmezse gel de kopacak kıyameti gör.
Meyi bıraktın ey gönül, ama gül mevsimi geliyor. Elbette bu ettiğin işin pişmanlığını yaşarsın.
Mecnun ki vahşi hayvanlar ordusunun padişahı idi. Ama benim gibi kınanmışlık ülkesini ele geçiremedi. (Herkes onu ayıplamadı.)
Çöllerde gezerken gördüğüm Ferhat’ın dağlara çizdiği Şirin resimleri bana aşk ehrinde nasıl yaşamam gerektiğini öğretti.
Beni kınayatnların attığı taşlarla çevreme bir kale örün de gözyaşımın seli sağ salim yaşayan, aşktan uzak kimseleri yok etmesin.
Ey zahid! Meyhane pirinin düşkünlerini pek de ayıplama. O meyhane pirinin kerameti çok kimseleri yıkmıştır.
Ey Fuzuli! Gam karanlığında dert ve bela beni bulamaz sanma. Âhımın ateşi onların beni bulması için işaret olarak yeter.