Aşrakat min feleki’l-behceti şemsen ve behâ
Mele’e’l-âlemu nûren ve surûren ve behâ

Çıḫdı bir gün ki ziyâsında temâmî-yi rüsül
Oldu mahv eyle ki ḫurşîd şuâ’ında Sühâ

Oldu bâzâr-ı cihân revnakı bir dürr-i yetîm
Ki değül iki cihân hâsılı ol dürre behâ

Rütbe-yi hikmet-i mi’râc-ı kemâline göre
Hükemâ fırkası dûn, felsefe cem’i süfehâ

Müntehi-yi ma’rifeti hâl diliyle dâim
Kılur ehl-i Haka esrâr-ı hakîkat inhâ

Nice takrîr ideyüm vasfını bir şâhuñ kim
Aña vassâf ola Yâsîn ü mu’arrif Tahâ

Ey Fuzûlî reh-i şer’ini dut ol râhberün
Bu tarîk ile dalâletden özün eyle rehâ

Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

*     *     *

Sevinç feleğinden bir güneş doğdu ve âlem onun yüzünden nûr, se­vinç, şuur ve idrak ile doldu.

Öyle bir güneş doğdu ki, onun aydınlığı içinde bütün peygamberler onun güneşinin ışığında Süha yıldızı gibi mahvoldu, görünmez oldu.

Cihan pazarını bir yetim bir inci aydınlattı, onun revacı oldu ki, iki cihanın mahsulü o incinin bahası olamaz.

Peygamber'in kemâlinin mi'râcı, yani kemâlinin en yüksek noktası­na erişmesine ve elde ettiği hikmet mertebesine göre hikmetli söz söyleyenler, alçak bir fırka; filozoflar ise sefih yani ma'nâsız işler yapan bir topluluktur.

Marifet yani Hakk'ın tasavvuf yolu ile tanınması da Hazreti Pey­gamberde son mertebesindedir. Onun bu irfanının haber getiricisi hâl dili ile, kal yani sözle değil, gönül dili ile Hak ehline hakikat sırlarını bildir­mektedir.

Ben o büyük insanın vasfını nasıl söyleyebilirim ki, onu Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de Yâsîn ile en güzel şekilde tavsif ve Tâhâ Sûresiyle de tarif etmiştir.

Ey Fuzûlî, o yol göstericinin gösterdiği şeri'atın yolunu tut. Bu yol ile kendini, yolunu sapıtmaktan kurtar.