Ne tende cân ile sensiz ümîd-i sıhhât olur

Ne cân bedende gâm-ı firkatünle rahat olur

Ne çâre var ki firâkunla eğlenem bir dem
Ne tâli’üm meded eyler visâle fırsat olur

Ne şeb ki kûyuna yüz sürmesem o şeb ölürüm
Ne gün ki kâmetüni görmesem kıyâmet olur

Dil ise gitdi kesülmez hevâ-yı aşkundan
Nasîhat eyledüğümce beter melâmet olur

Belâ budur ki alışdı belâlarunla gönül
Gamun da gelse bâ’is-i meserret olur

Nedür bu tâli’ ile derdi Nef’î-i zârun
Ne şûhı sevse mülâyim dedükçe âfet olur


                         *     *     *

Sensiz vücudumda ne can ve sağlık umudu olur; ne de canım bedenimde ayrılığın gamıyla rahat yüzü görür.
Ne senin ayrılığın yüzünden bir an oturup kalmanın çaresi var; ne de talihim yardım eder de sana kavuşma fırsatı bulabilirim.
Hangi gece senin bulunduğun yerlere yüzümü sürmesem o gece ölürüm. Hangi günde selvi boyunu görmesem benim için kıyamet olur.
Gönül ise elden giden aşkının arzusundan bir türlü vazgeçmiyor, ben nasihat ettikçe o daha beter rezil oluyor.
Asıl belâ şu ki gönül belâlarına alıştı. Şimdi gamın da gelse sevinç sebebi oluyor.
Bu talihsiz ve zavallı Nef’î’nin çektiği dertler nedir? Hangi güzeli sevse ona yumuşak huylu ve uysal dedikçe bir afet kesiliyor.