Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde Araştırma Görevlisi olarak hizmet vermekte olan Yrd. Doç. Dr. Tahsin Parlak Orta Asya’da gerçekleştirdiği ilmî araştırmalar neticesinde ulaştığı bilgiler hakkında şu bilgileri veriyor: 
     ‘Küresel ısınmanın had safhada olduğu bölgede, kuruyan Aral Gölü’nün tabanında Türk kültür tarihinin izleri çıktı. Özellikle Aral’ın 25 metre derinliklerinde, Korkut Ata Devlet Üniversitesi’nin yürüttüğü kazılar sonucu ortaya çıkarılan Kerderi Bölgesi’ndeki Kerderi kümbetleri ve arkeolojik kalıntılar Anadolu’dakilerle aynı. Turan yolunda yaptığım gezilerde Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki kiliselerin de Kıpçak Türklerinin menzil kiliseleri olduğunu tespit ettim. Çünkü Kazakistan’daki ‘Akiler’in, bu günkü ismiyle Ahi Teşkilatı’nın ilk kuruluş yeri buradır. Bu teşkilatı incelediğim zaman Osmanlı Devleti’ni 622 sene ayakta tutan etkenin Âhilik Teşkilatı olduğu ortaya çıkmaktadır. Ahilik Teşkilatı’nın merkezi incelendiğinde, Kıpçakların Aral’daki Akkurgan’dan başlayıp Selçuklunun başkenti Cankent’ten, o bölgeden hareket ederek Anadolu’ya iki koldan geldiklerini görüyoruz. Müslüman olan Oğuzlar Türi-İlkmen/Türkmen adını alarak Selçukluları oluşturup Anadolu’ya ilerlerken, Hıristiyan olan Oğuz ve Kıpçaklar ise Gürcistan üzerinden ilerleyişlerine devam ediyorlar. Bu arkeolojik ve etnografik bulgular bir araya geldiği zaman, Türklerin dünya medeniyetine katkıları olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Fakat ‘Ahilik Yolu’ dediğimiz İpek Yolu zamanla gözden kaçmış. Oysa ki Kıpçak boyları olan Çıldır Atabekleri, 1576’ya kadar Hıristiyan olarak yaşamış, Lala Mustafa Paşa’nın Erzurum’a vali olmasından sonra Müslümanlığı seçmişlerdir. Çıldır Atabekleri, Müslüman olduktan sonra Ahilik sistemiyle yaptıkları menzil kiliselerinin yerine menzil külliyelerini oluşturuyorlar. Böylece kültürün devam etmesini sağlıyorlar.’
     6 yıllık çalışmanın sonunda yazdığı `Tur-an yolunda ‘Aral’ın Sırları’ isimli kitabıyla Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı (TÜRKSAV)’ın 2007 yılı `Türk Dünyası’na Hizmet Ödülü’ne lâyık görülen Parlak; Orta Asya’daki kaya resimlerinden yola çıkarak, tarihi İpek Yolu’nu kuran Kıpçak Türklerinin ticaret yoluyla kültürlerini Roma’ya oradan da Avrupa’ya yaydıklarını tespit ettiğini belirterek bugün Hıristiyan âleminin dini sembolü olan haç, Almanya’da ve birçok Avrupa ülkesinde bereket Tanrıçası sembolü olarak kullanılan Simurg kuşu gibi birçok ögenin, binlerce yıl önce Türkler tarafından kullanıldığını açıklıyor. 
      Halı ve kilimlerdeki motiflerde özellikle Dış Oğuz’u temsilen Ok damgası, İç Oğuz’u temsilen Oğ damgasını ve ikisinin karışımından meydana gelen Oğuz damgasını saptadığını kaydeden Yrd. Doç. Dr. Parlak şunları yazıyor:
     ‘İç Oğuz’un kullandığı Oğ damgası, çadır evlerin (keçe-kiyüz evler) tepe penceresinin formunu teşkil eden motiftir. Söz konusu motif günümüz Kırgızistan’ının bayrağında da karşımıza çıkmaktadır. Dış Oğuz’lar ise dünyanın dört bir tarafına turlanıp gittikleri için Ok damgasını kullanıyorlardı. Dış Oğuzların bilinen diğer ismi de Kıpçaklardır. İpek Yolu’na hâkim olan Kıpçaklar, gittikleri yerlere bu motifleri götürdüler. Bu motifler içerisinde özellikle güneşi temsil eden `Oz’ damgası yani çarkıfelek, Avrupa’da gamalı haç olarak karşımıza çıkıyor. Dış Oğuz’un Ok damgası ise, Kıpçakların bir kısmının Hıristiyan olmasıyla birlikte üçüncü yüzyılda Avrupa’ya taşınıyor. Oğuzların güneş damgası Tunç devrinde Azerbaycan’daki kaplarda, Erzurum’un Oltu İlçesi’ndeki koç ve koyun heykellerinde bulunurken, `Ok’ damgası ise Kıpçaklar Hıristiyan olduktan sonra Avrupa’da haç olarak kullanılmaya başlanıyor. Hıristiyan âleminin simgesi olan haçı Türk dünyasının halı ve kilim dokumalarında, yine Ahmet Yesevi Türbesi’nin tuğla dekorasyonu arasında görebilirsiniz. Yine yarısı kartal, yarısı pars olan Dış Oğuz’un ongunu Simurg kuşu figürü, İpek Yolu’nun her yerinde karşımıza çıkıyor. Tataristan ve Hakas Devletleri’nin arması, Kazakistan’ın millî simgesi olan Simurg, Hunlar’dan itibaren bir çok Türk Devleti’nin yanı sıra Roma’nın kurucusu Tursakalardan meydana gelen Etrüksler aracılığıyla İtalya’da ve Almanya’da kullanılmaktadır. Türkistan’da bulunan Bayındır’dan İzmir’deki Bayındır’a getirilerek gemilere yüklenen mallar, Kıpçaklar tarafından deniz yoluyla İtalya’ya taşınıyordu. Böylece Kıpçaklar, kültürlerini de Avrupa’ya aktarıyordu. Orta Asya’daki Turan Denizi’nin Ege’de Tiran Denizi olarak karşımıza çıkması da bunlara örnek teşkil ediyor. Orta Asya’daki kaya resimleriyle İtalya ve bu bölgedeki amblemlerin sırrı budur.’
     Erzurum Atatürk Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Tahsin Parlak, halı ve kilim motiflerini araştırmak için gittiği Kazakistan’da, Orta Asya’da yaşayan Türklerin Kıpçaklar aracılığıyla Avrupa’ya taşıdıkları kültürün izlerini buldu.
      Son buzul döneminden sonra insanların Orta Asya’daki Turan ovası civarında yeniden hayata başladıklarını kaydeden Yrd. Doç. Dr. Tahsin Parlak; “Bu bölgede yaşayan insanlar, Kıpçak Türkçesi’nde `an’ olarak nitelendirilen hayvanları, yine hayvanların şahı olan Şahan’ı, kartalı ve diğer kuşları evcilleştirerek, günlük hayatta yararlandılar. `Turan Yolu’nu daha sonra `İpek Yolu’, `Baharat Yolu’ ve günümüzde de `Enerji yolu’ adını aldı” diyor.
     Dr. Parlak’tan edinilen bilgilere göre; ‘Osmanlı Devleti’nin bayrağında yer alan üç hilal, bozkırdaki yarı göçebe hayatı temsil eden Akkır’ı, İpek Yolu’nu anlatan Akyol’u ve ince şehir hayatını gösteren Akkurgan’ı simgeliyor. Ve bu ince şehir hayatıyla kültür ve medeniyetin beşiği durumundayız. Ancak bugün batı, bizi yalnızca bozkır hayatıyla ön plana çıkarıyor. Orta Asya’daki kaya resimleri incelenirse, Türklerin binlerce yıl önce Bering Boğazı’nı nasıl aştığını, dünyaya nasıl ulaştığı görülür.’ 
     Öyle anlaşılıyor ki yaklaşık 4 yıl bölgede kalan Yrd. Doç. Dr. Tahsin Parlak, halı ve kilimlerde kullanılan motiflerin her birinin birer damga olduğunu belirilemek suretiyle elde ettiği ipucunu tâkip ederek ulaşacağı bilgi ve belgelerle, Türk tarihi ile birlikte dünya tarihinin de yeniden yazılması gereğini ortaya koyacaktı. 
     Yayın yılı belirtilmeyen eser, 20 X 28 santim ölçülerinde, kuşe kâğıda basılı, 164 sayfadır.


Kaynak : http://www.haberhilal.com/yazar-KITBIYAT-6388/#ixzz3lXldXHQs