Bu sefer, Mevlânâ’nın otuz altı gazeliyle sekiz rubaisini memleket irfanına, bugünün gençliğine sunuyor. Bu şiirlerin bir kısmı, bazı dergilerde yayımlandı, beğenildi. Mühim bir kısmıysa hiçbir yerde yayımlanmadı. Kudretli şair, beş yıldan fazla bir zamandır, bu işle uğraştı, zaman zaman Mevlânâ’nın şiir dünyasında yaşadı.
     Sunulan şiirlerde kronolojik bir tertip vardır ve bu tertip, zoraki değildir, şiirlerden açıkça belirmededir.
     Şiirlere verilen adlar, şiirlerdeki ana fikri belirtmektedir. Fakat A. Kadir, bu adları da şiirlerden almıştır, kendisi vermemiştir o adları.
     A. Kadir’in bu yenileştirmelerinde, en mühim nokta, asıllarına harfi harfine uygun olmasını sağlamış bulunmasıdır. Hatta şair, bunun için her şiirin başına, Farsça aslının İlk beytini yazmış, karşılaştırmak isteyenlere kolaylık göstermiştir. Şiirlerin bir beyti, A. Kadir’de bazı kere bir, bazı kere üç beş mısra olmuş, fakat o, hiçbir vakit, ana fikri alıp onu yeniden, bir başka tarzda şiirleştirmek yolunu tutmamış, daima asla sadık kalmıştır. Gazellerin bazı beyitleri, o zamanın bilgisiyle izah edilebileceğinden bazı gazellerde, bu çeşit beyitleri yenileştirmemiş, onları feda etmiştir ki bunda da mazurdur.
     Hâsılı bu işe onu teşvik ettiğimden dolayı kendimi bahtiyar sayıyorum. Büyük şair ve mütefekkir Mevlânâ'yı, bugünün Türkçesiyle, bugünün şiir tekniğiyle bize sunan A. Kadir’i candan, gönülden tebrik eder, büyük bir başarı kazandığı bu işte devamını, meselâ, Firdevsî'yi, Hâfız’ı, Sâ’dî'yi ve diğer değerleri de bu tarzda vermesini temenni eylerim.

İstanbul, Ekim 1955
Abdülbâki GÖLPINARLI