İçinde bulunduğumuz 2008 yılı II. Meşrutiyet’in 100. yılı olması münasebetiyle kültürel bakımdan değerlendirilmesi gereken önemli bir yıldönümüdür. Bu yıl içinde kamunun ilgili kurumlarının, üniversitelerin tafsilatlı ve sonuçları bakımından kalıcı olmalarını temenni ettiğimiz programlar düzenlemeleri beklenmektedir. Yılın birinci zaman diliminin tamamlandığı ve bu tür kültürel faaliyetlerin yapılmasının mümkün olmadığı yaz dönemine girildiğine göre ümit edilenlerin görülmediği söylenebilir. Yılın geriye kalan diliminde planlanan çalışmaların peş peşe gün yüzüne çıkacağını düşünmek istiyoruz.
     Tarih bakımından önemli yıldönümünün kültürel sonuçlarından biride yakın dönem siyasi hayatımızın üzerinde en fazla tartışılan isimlerinden biri olan Enver Paşa hakkında kemiyet ve keyfiyet bakımından doyurucu bir eserin neşredilmesidir. Yıllardır mütevazı köşesinden Türkiye’nin kültür meseleleri üzerine birikimlerini ve okuma notlarını yazılı hale getirerek bu sahada dikkate alınması gerekenler arasına giren Nevzat Kösoğlu, Enver Paşa hakkında ki mesaisini kitap haline getirmiştir.
     Cumhuriyet döneminde ilköğretimden yüksek öğretime kadar değişik eğitim kademelerinde İnkılâp tarihi dersleri belli kriterler çerçevesinde okutulmaktadır. Eğitimin bu kademeleri dışında bilhassa yüksek öğretimde yakın tarih araştırmaları ile akademik kariyer basamakları için yapılan ilmi çalışmaları tarihimizin henüz tam olarak açıklığa kavuşmayan hususlarına yöneltilmesi gerekmektedir.
     Bu alanda yapılan araştırmalarda dikkatimizi çeken önemli bir noktaya da bu vesile ile temas etmek isteriz. Cumhuriyet öncesi yakın tarih araştırmalarının tartışılan sahalarda bilhassa İttihat ve Terakki Partisi’nin iktidarda olduğu dönemlerini ihtiva eden eserlerin önemli bir bölümü günümüzün geçerli değerleri mesela insan hakları, azınlık politikaları gibi noktalardan yola çıktıkları için başlangıçta ön yargıdan kurtulamamışlardır. Bu tip incelemelerin yapıldığı kurumlar veya destekçileri belki de başlangıçta bu ön şartı koymuş olabilir. Ermenilerin I. Dünya Savaşı sırasında tehcir edilmeleri ve bu hadisenin sonuçları üzerinde ülkemizde son zamanlarda meydana gelen ve tartışmayı ilmi zeminden günlük politikanın kaygan ve seviyesiz ortamına sürüklenmesine sebep olanların kariyerlerini aldıkları yerler ve ilişkili oldukları kurumlar bu tespitimizi doğrulayacaktır.
     Kösoğlu’nun eseri, önsöz yerine geçebilecek kitap hakkında açıklamalarda bulunduğu kısa bir girişten sonra üç ana bölümden meydana gelmektedir. Enver Bey başlıklı birinci bölümde (s.17-186) onun tarih sahnesine çıkması çeşitli alt başlıklar halinde işlenmiştir. Bu bölümde askerlik mesleği yanında siyasetle de ilgilenmeye başlaması ve şöhretin merdivenlerinden basamak basamak yükselmesi anlatılmıştır.
     Bu alt başlıklarının birinde Enver Paşa ve arkadaşlarını dolayısıyla İttihat Terakki erkânının Osmanlının dağılmasının müsebbibi olarak görülmesinin tarihi temellerinin bulunmadığı gerçeği irdelenmiştir. Gerçekten günümüz tarih yazımında I. Dünya Savaşı’na girilmesinin tarihi temellerinin, sebeplerinin sağlıklı irdelendiği söylenemez. Son zamanlarda bölgeden yetişen aydınların özel gayretleriyle, Enver Paşa’nın askerlik mesleğinin değerlendirilmesinde olumsuz hanede bulunan Sarıkamış hadisesinin gündeme gelmesiyle önemli tarihi araştırmalar yapılarak gerçekler gün ışığına çıkarılmış, bu konuda görsel basında açık oturumlar yapılmıştır. Bütün bunlara rağmen zihinlerde yer etmiş olan hatalı bilgilerin temizlenmesi, en azından ders kitaplarının doğru bilgilerle kaleme alınması zamana bağlıdır.
     Enver Paşa hakkında olumsuz propaganda, Anadolu’da Mustafa Kemal önderliğinde başlayan milli mücadelenin başına geçmek üzere ülkeye dönmesi ihtimalinin ortaya çıkmasından sonra başlamıştır. Aslında o dönmek fikrinden ziyade dışarıdan yardım etmek düşüncesinde idi. Aleyhindeki olumsuzlukların en ateşli üreticisinin ‘Enver benim hayatımı kurtarmıştır’ diyen, siyasetle iştigal edip bozgunculuk yaptığı iddiasıyla ordudan atılmasının önüne geçtiği Kazım Karabekir olması üzüntü vericidir. (s.20) Onun bu olumsuz faaliyete ne derece içten katıldığı hususunda net bilgimiz yoktur.1947 ‘de TBMM’de bir milletvekili Enver Paşa’ya maceracı dediğinde, onun kurmay yaverliğini yapan ve eniştesi olan zamanın Genel Kurmay Başkanı Kazım Orbay sesini çıkarmamayı yeğlemiştir.
     Enver Paşa’ya yöneltilen haksız propaganda hususunda, Ahmet Ağaoğlu’nun oğlu Samet Ağaoğlu’nun fazla bilinmeyen bir kaydı var. Malta sürgününden dönen Ağaoğlu, Kars’ta çıkarılması düşünülen gazetenin başına gönderilmiş, fakat Karabekir ile geçinememiştir. Karabekir ondan Kafkasya’da dolaşan Enver Paşa aleyhine bir makale yazmasını talep etmiştir. Ağaoğlu ,’Ne Paşalar Hükümeti, Ne Ağalar Saltanatı’ başlığıyla kaleme aldığı yazıyı gazeteye vermiştir. Bu yazının çıkmasından iki gün sonra Karabekir kendisini çağırarak sadece Enver’in değil toptan hepimizin aleyhinde yazmışsınız diyerek gazeteyi yüzüne fırlatması üzerine, şahsi faziletlerini yakından tanıdığını belirttiği Paşa aleyhinde yazı yazamayacağını söylemesi üzerine de kendisine ihtiyaç duyulmadığı yüzüne söylenmiştir.
     I. Bölümün önemli alt başlıkları içinde Rumeli’de devlete karşı ayaklanan azınlıkların kurdukları çetelere karşı dağlarda yürütülen gerilla savaşlarında, gelecekte Osmanlının son dönemi ile Cumhuriyetin kuruluş yıllarında önemli görevler üstlenecek olan genç subayların mücadelenin içinde pişmeleri anlatılmıştır. İttihat ve Terakki’nin kurulması, Enver Beyin teşkilata katılması, Reval’de Osmanlı topraklarının pay edilmesiyle sonuçlanan görüşmelerin tafsilatı, onun dağa çıkması, asker ve siyaset, 31 Mart olayı önemli alt başlıklardır. Trablusgarp hadisesi ve gelişmelerin kronolojik olarak verilmesi, zihinlerde tortu haline gelen önemli bilgi hatalarının giderilmesine vesile olacaktır.
     Enver Paşa başlıklı II. Bölüm (s.189-444) eserin muhteva bakımından ağırlıklı kısmını teşkil etmektedir. Bu bölümün alt başlıklarının birinde onun saraya damat olmasından sonra Harbiye Nazırı görevine getirilmesi ve önceki tecrübelerine dayanarak orduda subay sınıfında geniş bir tasfiye hareketine girişmesi anlatılmıştır. Enver Paşa’nın büyük birlikleri komuta etmeden doğrudan başkomutan vekâletine getirilmesi tartışma konularından biridir. Onunla silah arkadaşlığı yapan, bizden ve Almanlardan hatıralarını yazanların ekseriyeti, bunun bir eksiklik olduğu düşüncesinde birleşmişlerdir.
     Enver Paşa’ya yapılan haksızlıklardan biri de Almanlara fevkalade tutkun ve tesirleri altında olduğu hususudur. Bu husus farklı yazarların tespitleri karşılaştırılarak irdelenmiştir. Karargâhta yanında görev yapan İnönü, Almanlara tabi olduğunun söylenemeyeceğini belirtmiştir. Savaşın son yılında Azerbaycan petrolünün öneminin artması ve Ermeni katliamlarının yaygınlaşması üzerine, amcası ve kardeşi komutasındaki Türk kuvvetlerinin bölgedeki faaliyetlerine engel olmak isteyen Almanlara karşı gösterdiği direnç bile bu iddianın çürütülmesi için yeterlidir. Bu hadisenin gerçekleştiği dönemde Enver Paşa ve Türk ordusunun en zayıf dönemini yaşamakta olduğu da başka bir gerçektir. Alman askeri heyetinin başkanı ve Türkiye’de bulunan en kıdemli Alman generali Liman Von Sanders’in hatıralarında yeri geldikçe ondan şikâyet etmesi bu gerçeği pekiştirecektir. (s.215) Bunun yanında Alman ordusuna olan güveni tamdır; kudret ve kıymetine sarsılmaz hayranlık beslediği de gerçektir.
     Alman gemilerinin Çanakkale’den geçerek boğaza girip savaşın başlamasına sebep oldukları klasik tarih yazımında bilinen olgudur. Bu hadise Enver Paşa’nın bilgisi dâhilinde olmuştur. Gemileri takip eden İngiliz zırhlılarının ateşi halinde cevap verilip verilmeyeceği hususundaki soruya ise Enver Paşa önce Bakanlar Kurulu ile görüşmeden bir karar veremeyeceğini söylemiştir. Hadisenin beklemeye tahammülünün olmadığının hatırlatılması üzerine bir an düşündükten sonra evet demiştir. O sırada huzurunda bulunan Ali Fuat Erden, onun cesaretine, karar kudretine ve sorum sevgisine hayranlık duyduğunu belirtmiştir. (s.248) Alman amirali Suşon komutasındaki donanmanın Karadeniz’e çıkmasına uzun süre izin verilmemiştir. Zorla Karadeniz’e çıkmak isteyen filo, sahil toplarımızın ateşiyle durdurulmuştur.
     Enver Paşa, dönemin baskın Türkçülük çizgisinin biraz dışında kalmakla birlikte Türk Ocaklarına ve mensuplarına yardımcı olmuştur. İttihatçıların fikrî önderi Gökalp’ın iyi bir dinleyicisi ve takipçisi olmuştur.
     Yakın dönem Türk tarihinin önemli durak noktalarından biri de Teşkilat-ı Mahsusa’dır. Enver Paşa teşkilatın kurulmasından bir ay sonra Harbiye Nazırı olmuştur. Enver Paşa teşkilatın genişleyip etkinlik kazanmasında önemli rol oynamıştır. Osmanlı’nın klasik sınırları içinde düşünülemeyeceğini, Türk ve İslam dünyasının dinamiklerinin harekete geçirilmesinin gerekliliğini kurmay subay olarak fark etmiştir.
     Eserin II. Bölümünün omurgasını onun askeri hayatını gölgeleyen Sarıkamış harekâtının irdelenmesi ihtiva etmektedir. (s.267-304) Kuşatma Harekatı, Sarıkamış Harekatı Hakkında Değerlendirmeler alt başlıklarında, konu mevcut araştırma ve hatıratların ışığında derinlemesine irdelenmiştir. Harekâtın kayıpları hususunda birbirinden çok farklı rakamlar verilmiştir. Sayıyı artırarak Enver Paşa’nın sorumluluğunu büyütmenin amaçlandığı ileri sürülmüştür. Yakınlarda çıkan bir dergideki makalede de kayıplar konusu abartılarak verilmiştir. Çanakkale ve Diğer Cepheler bölümünde savaşın değişik safhalarında cereyan eden mücadeleler ele alınmıştır. Onun Çanakkale Savaşlarındaki üstü örtülü bırakılan hizmeti, komutanlık vasfı öne çıkarılarak hakkı teslim edilmiştir. Tarih yazımında gözden geçirilmesi gereken önemli noktalardan biri de Çanakkale’de yaşananların tarafsız ve doğru biçimde yeniden değerlendirilmesidir. Çanakkale Savaşları sırasında İngiliz hükümetinde Denizcilik Bakanı olan Çörçil başarısızlık üzerine kabine dışında bırakılıp siyasi hayatının gölgelenmesinin sebebinin Enver Paşa’nın olduğunu yıllar sonra oğluyla karşılaştığında itiraf etmiştir.
     Eserde Enver Paşa ve Mustafa Kemal Paşa’nın ilişkileri ayrı bir başlık altında değerlendirilmiştir. (s.363-374) Osmanlı Devletinin yetiştirdiği ve tarihin gidişatında önemli roller ifa eden bu iki önemli şahsiyetin ilişkilerinin bir bütün olarak değerlendirilmesi günümüze kadar yapılamamıştır. Sadece bizim arşivlerimizin değil Rus arşivlerinin de taranarak bu önemli konunun bir bütün halinde, tarafsız bir biçimde ele alınmasında gecikmemek gerekiyor. Sovyet sonrası dönemde incelemelere açılan Rus arşivlerinin sadece Ermeni konusu ile ilgili olarak taranmasıyla yetinilmemelidir. Bu konuda araştırma yapacakların çekinmeden vesikaları doğru değerlendirmeleri beklenmektedir.
     3 Mart 1918 tarihinde imzalanan Brest-Litovsk anlaşmasında Rusya ile savaş sona erdirilir. Osmanlı devleti Karadeniz’deki Rus donanmasının savaş ganimeti olduğunu ve kendisine bundan pay verilmesini talep eder. Almanlarla yapılan ittifak anlaşmasına ek olarak yapılan 28.9.1916 tarihli ek anlaşmada düşmanlardan elde edilecek her türlü faydalardan pay almak hakkı üzerinde birleşilmesine rağmen Almanya Rusların ilan ettiği ilhaksız ve tazminatsız barış ilkesine aykırı bularak yanaşmamış ve bütün gemi ve tesislerin Ukrayna Cumhuriyeti’nin olduğunu ileri sürmüştür. Bu gerçek sonraki yıllarda Ukrayna’nın Kırım’ın gelecekteki istikbalinin belirlenmesinde de gözden uzak tutulmaması gereken bir noktadır.
     Enver Paşa, Ruslarla yapılan ek anlaşma sayesinde Kars, Ardahan, Artvin ve Batum’un geri alınmasını temin etti. Ayrıca, Kafkasya’da kurulan Türk devletlerinin bağımsızlıklarının Rusya’ya tanıtılmasını istemiştir. (s.345) Kafkasya’da ki gelişmeler Almanların gerçek yüzünü ortaya çıkarır. Kendi çıkarları için Gürcistan ve Ermenistan’ın tanımalarına rağmen Azerbaycan’ın bağımsızlığını tanımazlar. Enver Paşa, Azerbaycan’a önemli miktarda para, silah ve cephane gönderir, bir kısım Osmanlı subayının Azerbaycan vatandaşlığına geçerek orada kalmalarını temin edip genç cumhuriyetin ayakta durmasını sağlamaya çalışır. Bu tür destekler daha sonra da devam eder. Azerbaycan’ın Sovyetleşmesinden sonra buradan gelen subaylardan bazıları Türk ordusuna kabul edilerek yüksek rütbelere çıkması sağlanır.
     Şehid-i Âlâ ve Gazi-i Namdar başlıklı üçüncü bölümde (s.447-606) onun Türkistan’da ki mücadelesi değerlendirilmiştir. Bölümün girişinde Türkistan’da egemen olmuş Türk Hanlıkları hakkında bilgi verilmiştir. Çarlık yönetiminin son demlerinde Türklerin kültürel varlıklarını geliştirmek üzere uyguladıkları ceditçilik akımı ve muarızları üzerinde durulmuştur. Çarlık yönetiminin dağılmasından sonra Sovyetlerin egemenliklerini tesis etmesine kadar geçen ara dönemde Türkistan’daki siyasi gelişmeler oldukça önemlidir. Sovyet döneminde rejimin anlayışına uygun olarak yazılan siyasi tarihlerde bazı gerçekler farklı biçimde aktarılmıştır. Günümüzde arşivlerin incelemeye açılmasıyla daha sağlıklı fakat mevzii ölçekte araştırmalar neşredilmektedir. Eserde Çarlık sonrası gelişmelerin incelenmesinde Sovyet belgelerine dayanılarak yapılan incelemelerden de istifade edilmiştir. Bölümün Basmacılar yahut Korbaşılar, Buhara, Anadolu’da Milli Mücadele ve Türkistan, Korbaşılar Arasında, Lakay İbrahim’in Topraklarında, Sen Bizim Padişahımızsın, Dua Et Naciye’m, Dua Et, Enver Paşa ve Sonrası Hacı Sami Bey, alt başlıklarında hayatının noktalanmasıyla sonuçlanan mücadelesinin safhaları işlenmiştir.
     Enver Paşa, Sovyetlerle iyi ilişkiler içinde olduğu dönemde bile Rusya’daki Türk uruklarının bağımsızlık mücadelesine destek vermiştir. 1918’de savaşın kaybedilmesi üzerine yurt dışına çıkarken Cafer Seydahmet’e gönderdiği talimatla Kırım’da kurulan devletin mevcudiyetini devam ettirmelerini istemiş ve örtülü ödenekten mali yardım yapmıştır. Türk siyasi önderleriyle haberleşmiş, faaliyetlerini yürütebilmeleri için maddi destek sağlamıştır. Kırım Türklerinin siyasi önderi Cafer Seydahmet Kırımer’e ekonomik destek sağlayarak onun güçlükle hayatını idame ettirmeye çalıştığı İsviçre’de, siyasi temaslarını sürdürmesini temin etmiştir. Kırımer, Enver Paşa’ya yazdığı mektuplarda müstear kullanmıştır. 21 Ağustos 1921 tarihli mektup Kırım’dan gönderilmiş gibi gösterilmiştir. Mektubun neşredildiği kaynakta mektubun Kırım’dan yazıldığı kaydedilmiştir. Kırımer, o tarihte artık Kırım’da değildir. Kırım parlamentosunun kararı ile tek yetkili olarak siyasi çalışmalar için ülke dışında görevlendirilerek 1919’da İstanbul’a gelmiştir. İstanbul’da bulunduğu sırada o tarihte yurt dışına çıkmış bulunan İttihat ve Terakki önderlerinin ailelerini ziyaret etmesi sebebiyle İngiliz Yüksek Komiserliği’nin talebine uyan Damat Ferit Paşa hükümetinin talimatıyla polis tarafından tutuklanarak ilk hareket eden İtalyan vapuru ile Türkiye sınırı dışına çıkarılmış, 1920’de yerleştiği Lozan’ı kendisine merkez olarak seçmiştir.
     Eserin bütününe halel getirmeyecek bazı hususlara da dikkat çekmek gerekiyor. Genç nesillerin rahat ve kolay okumaları endişesiyle bazı unvanların asli imlası yerine yeni karşılıkları kullanılmıştır. Harbiye Nazırı yerine Savaş Bakanı, Bahriye Nazırı yerine Deniz Bakanı bunlara örnek gösterilebilir. (s.68,131,159) İttihat ve Terakki iktidarı döneminde Meclis Başkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı görevlerinde bulunan Halil Menteşe’nin soyadı sürekli olarak Menteş biçiminde yazılmıştır. (s.98,213) Vakıflar Bakanı hangi makamın tam karşılığıdır? (s.163) Siyasi terminolojideki bazı kavramların yerine yenileri ikame edilmiştir. ( Sovyet Hariciye Komiseri Çiçerin Dışişleri Bakanı olarak zikredilmiştir. s.394)
     Ermenilerin Türkiye’ye yönelttikleri mesnetsiz suçlamalar karşısında ilim adamlarımızın, araştırmacılarımızın İttihat ve Terakki hakkında çok sayıda araştırma yapmaları gerekmektedir. Türkiye’nin siyasi hayatında önemli bir merhale olan bu dönemle ilgili araştırmalarda, dönemin siyasi önderlerinin rolleri ortaya konmalıdır. Kısaca tanıtmaya çalıştığımız eserle bu görev bir ölçüde yerine getirilmiştir. Yazarı bu çalışmasından dolayı tebrik ediyor, başka bir eseriyle karşımıza çıkmasını bekliyoruz.


Nevzat Kösoğlu, Şehit Enver Paşa,İstanbul 2008, 640 s., Ötüken Yayınevi