Enver Altaylı

     Ruzi Nazar, Margilan’lı bir Özbek Türkü. Kökleri, ailesi saygın, inançlı ve Sovyet karşıtı olarak biliniyor. Çevresinde “ATA” olarak anılan Camşit Ata’nın oğlu. 1917 ihtilali sonrasını, ağabeyinin Sovyet Rejimi tarafından kurşuna dizilmesini, Ikinci Dünya Savaşı sırasında Rus Kızıl Ordusu içinde savaşa gönderilmeyi, yaralanmayı, esir olmayı görmüş ve hayatı “macera” olarak adlandırılabilecek bir çok aşamalardan geçmis bir insan. Ukrayna’daki hayatı (savasta yaralanması) bu çok farklı hayatın başlangıcını oluşturur. Oradan Almanlarla, sonra Amerikalılarla olan teması hayatının dönüm noktalarıdır.
     Garip ve dikkat çekecek şekilde şüphelerle dolu bir hayatttır aslında yaşadıkları. Dıştan bakınca bunu düşünmemek elde değil. Sovyet rejiminde Kızıl Ordu’da asker olmak, ikinci Dunya Savaşına onlarla başlamak, sonra Alman Nazi ordusuna dahil olmak, Türkistan Lejyon birliği için çalışmak, onları toparlamak, bir Alman subayının yardımı ile hayata tutunmak, onun kızı ile evlenmek, Almanya’daki Türkistanlılarla beraber olmak, MTBK (Milli Türkistan Birlik Komitesi) calışmalarının içinde yer almak, sonra Amerika’ya gidiş ve Amerika CIA örgütü içinde yer almak, Türkiye de CIA içinde çalışmak, Afganistan’da bulunmak… Ilk başta görülen manzara II Dünya Savaşının 3 farklı, hatta zıt tarafında da (Komünizmin lideri Sovyet sistemi, onun savaştaki rakibi Nazi Almanya’sı, Almanya’nın ve sonra Rusya’nın rakibi Amerika..) bulunmanın getirdiği çelişki. Üstelik bu çelişkinin daha dikkat çeken tarafı ise bulunduğu her ortamda o dönemin en etkin siyasi kişilikleri ile fazla sıkıntı çekmeden kolayca görüşebilme-tanışabilme-iyi dostluklar kurabilme imkanına sahip olmak ( Tüm Türkistan liderleri, Suharto, Türkeş, Fuat Doğu, Gulam Alim, Fethalibeyli, Hüseyin Ikram Han, Baymirza Hayit, Ergeş Şermet, Roosevelt ailesi, Hamit Raşit, Cemal Abdülnasır, Kayyum Han, Altemur Kılıç, Nazım Hikmet, Gülbettin Hikmetyar, batılı elçiler, üst düzey bürokratlar, hatta Elizabeth Taylor…). Bu hayat hikayesinin bir CIA casusunun hayatı olduğu hatırlanınca anlaşılması biraz daha kolay oluyor.
     Kitabın dolayısı ile Ruzi Nazar’ın aslında bu hayat içindeki rolü yalnızca hayatını kendi için emniyetli, rahat, imkanlarla dolu olarak devam ettirmek değil. Tüm hayat hikayesinde üstünde hep durduğu ve açıkladığı gerekcesi tek: Hangi rejim-sistem-devlet-ortam …olursa olsun Türkistan’ın bağımsızlığı için çalışmak ve bunun için her imkanı değerlendirmek. ABD adına CIA ajanı olarak çalışırken Türkiye’ye zarar vereceğini düşündüğü hiç bir istihbarat faaliyetinde bulunmamak ve bunu kabul etmemek iyi niyetinin göstergesi.
     Kitap bir CIA ajanının hayatı olarak okunmamalı. Bu kitapta Stalin rejiminin acımazlığı, katliamları o kadar net anlatılmış ki. II Dünya Savaşının askeri detaylarına, bilimsel rakam ve tarihlerine boğulmadan cephelerin durumu, sefaleti, yıkımı, açlığı, korkuları, Stalin ve Hitler’in hırslari çok iyi hissettirilmiş. Türkistanlı gençligin bu savaşta kullanılmasi ve her iki taraf için de “kendi evlatları” olmayan bu genç ve tecrübesiz askerlerin sahipsiz bırakılıp ziyan edilmesi olarak okunmalı. Hitlerin yokettiği Yahudilerin bir kısmının (sünnetli olduklari için yahudi zannedilip) Türk olması, Savas sonrası Amerikalılar tarafından “yakalanan” Türklerin Sovyetlere teslim edilerek anında kurşuna dizilmesi ve seyirci kalınmasi, batının gerçek yüzünün Stalin’den farklı olmadığını göstermesi açısından önemli.
     Kitap ayrıca sıcak savaş sonrasındaki soğuk savaş döneminde Amerika’nın başarısızlıkları-Sovyetlerin başarısının da kitabı. Amerika her ne kadar kendi casuslarının dünyanın her yerindeki başarısını Hollywood filmleri ile ispata çalışsa da kitapta bunun sadece bir propaganda olduğu çok açık olarak görülüyor. Sovyetlerin Uzak Dogu Asya, Afrika, Orta Doğu ve Arap ülkelerindeki faaliyetleri de çok net olarak bu kitaptan okunabilir.
     Kitabın edebiyat açısından takdire layık tarafları için yazarını kutlamak gerek: Dili çok rahat, anlaşılır, imla hatasından uzak. Her bölüm uzun olmayan yazılardan oluşuyor. Çok kalın olmasına rağmen, bu kısa bölümler dolayısı ile rahat ve kopukluklar yaşamadan okunabiliyor. Arkasındaki resimler ve ayrıntılı bilgiler (dip notlar ) konuyu açıklamaya yardımcı oluyor.
     Dünyanın 1900-2000 yılları arasındaki 100 yıllık dönemi içindeki siyasi yapısını bir Özbek Türkü gözüyle görmek, İkinci Dünya Savaşının aslında bir doğu-batı; Sovyet-Alman-Amerika hakimiyet savaşı değil, Türklerin her iki cephenin de ön saflarında savaştırılarak 100.000 şehit verdirildiği bir savaş olarak değerlendirilmesi gerektiğini anlatan bir kitap olarak okunmalı.
     Türk yakın tarihi içinde önemli bir yere sahip ve kendi de bir Özbek Türkü olan yazar Enver Altaylı’yı bu önemli biyografiyi bize kazandırdığı için tebrik etmek gerek.

Doğan Kitabevi, Şubat 2013, İstanbul
543 sayfa, 30 TL,

Kaynak: http://www.turkocagi.org.tr/index.php/kitaplik/kitap-tantm-yazlar