1940’ların İstanbul’unda Hafız Mehmet Efendi ile Hanımı Pamuk Nine Kasımpaşa’dan kalkıp Fatih’e giderler. Niyetleri bahçelerinde besleyip sağdıkları ve artık yaşlandıkları için bakamadıkları keçileri satmaktır. Müşteri beklerken yaşlı bey biraz geride ufak bir hasır iskemleye oturur ve bir kahve söyler. Pamuk Nine’yi at cambazı Sami Ağa uzaktan süzer. Yanına gelir “Kısa bir süre önce eşimi kaybettim, bana varır mısın?” der. Pamuk Nine muzipçe “Arkada kahve içen ağabeyim olur. Beni ondan iste!” der. Sami Ağa, Hafız Mehmet Ağa’nın hemen yanına gider ve ister. O da hiç bozuntuya vermeden “Kendisine sor. Rızası varsa...” Tam o sırada durumu farkeden biri hemen Sami Ağa’yı uyarır. Fakat iş işten geçmiş, rezil olmuş ve uzun süre gırgıra alınmıştır.

Faik Bilgi’den hazineler

    Önemli görevlerde bulunmuş, birçok ünlüyle dost olmuş Faik Bilgi anlatıyor bunları “Gözlüklerin Üzerinden” adlı enfes hatıralarında. Eser sayesinde sadece eski İstanbul’u ve İstanbulluyu tanımıyor, hazine değerinde bilgiler de ediniyorsunuz. Pakistanlı meşhur düşünür Muhammed İkbal uçakla Türkiye’den geçerken iki yerde ayağa kalkıp hürmetlerini arz edermiş. Biri Konya’da Mevlâna’ya, diğeri Eyüp Sultan hazretlerine İstanbul semalarındayken.
     Kendisinin Zeki Müren, İsmail Dümbüllü gibi pek çok şöhretle hatıraları var. Sırf Neyzen’le ve Yesari Asım Arsoy’la olan hatıraları bile dünyalar değer. Bir Büyükada geçesinde Neyzen’le Yesari Asım Arsoy baş başa kalır. Neyzen, birden sus işareti yapar ve “Sükût gevezelik ediyor!” der. Kadir bilmezlikten yakınırken Yesari Asım ’a sık sık şöyle dermiş: “Felek bize körler diyarında ayna sattırıyor.”
     Ötüken Neşriyat’tan çıkan ve bir romandan çok daha sürükleyici bu eser sizi zaman zaman güldürecek, çoğu zaman düşündürecek, ara sıra da hüzünlendirecektir. Bütün bunların yanında, o yakın dönemin tarihi, sanatı, kültürü ve ünlüleri hakkında da çok şey öğreneceksiniz.

 STAR GAZETESİ / SANAT