Yıllar var ki âdeta ben bir merdüm-girizdim.

Eser yoktu bende hiss-i neş'e vü huzûrdan.
Bir gönül yarasından arta kalma bir izdim.
Görene dek bir mahlûk, inmiş âlem-i nûrdan...

O, zulmete müstağrak arzı nûr eden mâhtı.
Lebi bir gül goncesi, çeşmi leyl-i siyâhtı.
Sığındığı tek liman, bir kalb-i sinegâhtı.
Meftûn eyledi beni o dem, âdem-i nûrdan...

Bu nasıl bir endâm ki gülden daha nâzenîn.
Zordur girmek gönlüne elbet, ter ü tâzenin.
Beyhûdedir edilen onca niyâz, nâz, enîn.
Yek-pâre idi o yâr gökteki cem'-i nûrdan…

Güneş onun nûruyla münevver, münevverse.
Vazgeçemez kim onu bir kez aşkla severse.
Dahası da istenir nûrundan katre verse.
Çünkü yaratılmıştı o dilber, şem'-i nûrdan...

Gönüllerde âşikâr, gözlerden nihândı o,
Güneşi utandıran bir nûr-ı cihândı o,
Teba'sının her dâim şükrettiği hândı o,
Nasib olmadı ki feyz almak o dem-i nûrdan...

Bana sağ cenâhımdan her dem nidâ eyledi,
O aşka sultân oldu, beni gedâ eyledi,
Dinimden, imanımdan dâhi cüdâ eyledi,
Aşk put-hanesindeki aşk-ı sanem-i nûrdan…

Ey envârıyla gönlü çalan dilber-i rânâ.
Yetmez mi ettiğin bu işve, bu nâz şu câna.
Mâdem ki atacaktın hasret denen zindâna.
Keşke hiç çıkmasaydın cânân, harem-i nûrdan...

Kalbimi bî-zâr eden mâşukâ-i zîşânım.
Derd-i aşkınla bî-tâb, bî-çare, perîşânım.
Şu çeşm-i giryânımdır alâmet ü nişânım.
Desem de göremez bu hâli şebnem-i nûrdan...

Şâhid olanlar bende zuhûr eden bu hâle.
Sanmaktalar beni bir solgun gül yâhûd lâle.
Şaşacaklarına bu rûhumdaki melâle.
Sürseler ya yâreme mâdem merhem-i nûrdan...

Bir yandan onun için yaşıyorum, bir yandan,
Vazgeçiyorum onun uğruna ten ü cândan.
Ben makber olayım, bâki kalsın o handân.
Nefhâsıyla bana cân üfler meltem-i nûrdan...

Değildir istediğim olmak nûrdan âzâde,
Benim tek istediğim olmak nûra âmâde,
Aslında istediğim tüm bunlardan ziyâde,
Kana kana bir ömür içmek zemzem-i nûrdan...

Ne beklersin ey gönül vermez sana aşkı yâr,
Dururken gündüz gece pirâmeninde ağyâr.
Derken, nasıl olmayız pür-neşe vü bahtiyâr,
Şükür olsun bize de düştü dirhem-i nûrdan...

Ey hâb-güzar-ı latîf, ey dil-dâr-ı âfitâb,
Kifâyetsiz kalır her sana edilen hitâb.
Sığdıramaz hüsnünü sayfaya hiçbir kitâb.
Bir alın yazısısın çıkmış kalem-i nûrdan...

Her gecenin ardından Allah bir nehâr verir.
Kara kışın sonunda yemyeşil bahâr verir.
Gülü korusun diye çevresine hâr verir.
Râzıyım sen nâr versen dâhi kerem-i nûrdan...

O melek sîmâ sende, bu sevdâ bende mâdem.
Demek ki koşacağım peşinde ben demâdem.
Acaba demez misin bir gün, ey bendem âdem!
Gel, bir anlık da olsa nasiplen lem’-i nûrdan…

Dün yine gezdim onun gül-zârdaki kûyunu.
Nevreste gülden sordum misk ü anber bûyunu.
Aradım her sîmâda nûra mağruk rûyunu.
Terk-i diyâr eylemiş; duydum, hemdem-i nûrdan…

Bir mehpâre-i rânâ geçti şu reh-i dûrdan,
Nûr tecelli ediyor sandım cebel-i Tûrdan,
Sanki bir vâveylâdır koptu nefhâ-yı sûrdan,
Başka bir şey değilmiş meğer adem-i nûrdan...


(Edebiyat Fakültesi Mezunları ve Mensupları Derneği
Üniversite Öğrencileri Şiir Yarışması 5.si)
Powered by OrdaSoft!