Geçenlerde bir toplantıda genç bir adam yanıma yaklaştı ve size bir soru sorabilir miyim dedi... Elbette dedim ve soruyu bekledim.
     - Siz hâlâ Kürtler'i dost kabul ediyor musunuz?
     Doğrusu üzüldüm... Genç kardeşime anlatmaya çalıştım ki, ben Kürtler'i dost kabul etmiyorum, kendimizden olduğunu biliyorum.
     İşte, Kürtler adına hareket ettiğini iddia edip, dışarının oyununa gelenlerin yol açtıkları gelişmeler... Belki de bunu istiyorlar. PKK'nın zalimliklerine nazire yapar gibi ortaya çıkan bir takım adamlara bakınız...
     Televizyonlarda konuşturulan ve ne kadar aşırı konuşursa o kadar yandaş toplayacağını sanan bir takım çokbilmişlere bakınız... Meydanı boş bulmuşlar, oluşturulan globalizmle korku, AB'ye giriş koması ve karamsarlık kültürü ortamından yararlanıp TÜRK MİLLETİ'nin birliğine yönelik yâvelerini savurup duruyorlar.
     Peki bunun karşılığında doğacakları ve önlenemezse olacakları hiç düşünmüyorlar mı?
     Düşünmüyorlar, gözlerini kör eden iktidar hırsı, akıllarını da işlemez duruma getiriyor.
     Evet hangisi?
     TÜRKİYE'DE, Türk tarihinin derinliklerinden kaynaklanan, Osmanlı'nın son döneminde bir düşünce akımı olarak ortaya çıkan, Ziya Gökalp ile toplum bilimlik temelleri açıklığa kavuşturulan ve Atatürk ile uygulama alanına aktarılan bir Türkçülük vardır. Bu akım Türkiye Cumhuriyeti'ni ortaya çıkaran ve temellerini oluşturan akımdır.
     Yapıcı ve olumlu anlamıyla ortaya çıkan Türkçülük, TÜRK'ün insanlık tarihinin en büyük milleti olduğunu bilme bilinciyle ÖVÜN, geleceği kurmanın yolu ondan geçtiği için ÇALIŞ ve başarıya GÜVEN temellerinde biçimlenmiştir.
     "Ne Mutlu Türküm Diyene" denilmiş ve Türk'üm diyenin köküne ve kökenine bakılmadan, baştâcı yapılmıştır.
     Ancak...
     Türkçe esasından, inanç ve ülkü birliği amacından, tarih bilincinden ve halkın ortak çıkarlarından da sapılmamıştır.
     Türkiye'deki Türkçülük düşüncesi hiçbir alt kültüre, ya da farklı kümeye düşmanlıktan kaynaklanmamıştır.
     Türkçülük birleştirici, geliştirici ve uyumlaştırıcı bir akımdır.
     Elbette Ziya Gökalp döneminde de birtakım aşırılık yanlısı gençler vardı ve büyük düşünür onlardan şikâyetçiydi. Ama onların etkileri, tarihin yönünü değiştiremeyecek cılızlıktaydı.
     Şimdi ise hoş olmayan gelişmeler var. Kürtçülüğün kışkırttığı bir takım yurttaşlarımız arasında Kürt düşmanlığı temeline dayalı bir Türkçülük geliştirilmeye çalışılıyor.
     İşte bu olmamalıdır!
     Şair ne diyor?
     Şairin sözlerinin tam yeridir:
     - Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak
       Haykırsam kollarımı makas gibi açarak.
     Düşünce temelleri olmayan ve tamamen tepki duygusuna dayalı böyle bir Türkçülük, Türkçülüğü hedefinden ayırır ve Türklüğe zarar verici yapar...
     Türkçülük için düşman aramaya gerek yoktur. Global kapitalizmin korku vermeye dayalı saldırıları, AB'ye giriş süreci denilen koma hali ve Türklüğe karşı yürütülen karamsarlık kampanyaları, yeterli düşman değil midir?
     Türkçülük, Türkiye içindeki ve Türk Dünyası'ndaki bütün halkları kucaklayıcıdır ve öyle kalacaktır.
     Kürtçülüğü kışkırtarak toplum içinde yer kapmak isteyenlerle, Kürt düşmanlığından siyasi yarar umanlara karşı uyanık olunmalıdır.
     Çıkar yol Ziya Gökalp çizgisi ve Mustafa Kemal Atatürk'ün yoludur.

Not: Namık Kemal Zeybek tarafından yazılan bu makale, 13 Ocak 2006 Cuma günü yayınlanan H.O. Tercüman Gazetesindeki köşe yazısıdır.