.     Konu Ukrayna’daki Rus işgalinden açıldığında ortalık yarı cahil tiplerin yaptıkları komik değerlendirmelerden geçilmiyor. Bu tatlı su stratejistlerini şu cümlelerinden şıp diye tanıyabilirsiniz:
“Batı ve Rusya’nın egemenlik sahalarının çatıştığı bölgede …”
“Nato’nun, sınırlarından içeri girmesini istemeyen Rusya …”
“Ukrayna’daki batı destekli darbeye …”
“Rusya, kendi sınırlarını korumak istediği için Ukrayna’daki kontrolünü …”
     İsterseniz bu saçma cümleleri biraz deşip altından neler çıkacağını görelim:
     Öncelikle Ukrayna’nın kendi başına bir devlet olduğundan, Ukrain diye bir milletin varlığından, Rusça ve Ukraince arasındaki kelime farkının %38 olduğundan(İtalyanca ve İspanyolca arasındaki fark %33, yani Rus-Ukrain’e göre daha yakınlar ama farklı milletler), Ukrain halkının Rusya’ya en yakın olduğu dönemde dahi Rusya’nın bir parçası olmaktan kaçındığından bizim yarıcahil tiplerimiz fena halde bihaber. Her çekik gözlüye Japon diyen, Ukrayna hakkındaki tek bilgileri kenarda köşede okudukları çoğu komplo teorisinden, 70’li yıllardan kalma ideolojik döküntülerden ve “sen istiyor duj verejek 100 dolır daha” muhabbetinden oluşan bu yarıcahillerin Rus ve Ukrain arasındaki farka da kafa yormadığı ortada.
     Ukrayna, 1991’de fırsatını bulduğu an Sovyetler Birliği’nden uzaklaştı ama Ruslar 24 yıldır yakalarını bırakmadı. Hitler’in Lebensraum anlayışından çok etkilendiği bariz olan Putin’in cümlelerinden de görüleceği gibi Ukrayna’nın ayrı bir devlet olmasını hiç kabullenemediler. Saplantılı bir eski aşık gibi onları sürekli taciz ettiler. Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Ordu komutanlıkları, istihbarat başkanlığı gibi koltuklarda hep kendi kuklalarını tutmaya çalıştılar. 1999’da bu kısırdöngüyü kırmaya en yakın adam olan Vyaçeslav Çornovil‘i seçim öncesinde trafik kazası süsü verilmiş bir suikastle ortadan kaldırdılar. 2004 seçimlerinden önce yine bu kısırdöngüyü kırma peşinde olan Viktor Yuşçenko’yu zehirlediler. Son derece şaibeli geçen seçimi Rusya yanlısı Viktor Yanukoviç kazandı. Halkın sokaklara dökülüp seçimlerdeki adaletsizliği protesto etmesi sonucu seçimler daha sıkı bir gözlemci heyeti eşliğinde tekrarlandı ve bu sefer Yuşçenko kazandı. Sonrasındaki 3-4 yıl içinde Rusya, Ukrayna’yı ekonomik baskılarıyla boğup kendi yoluna getirmeye çalıştı ve büyük ölçüde başarılı oldu. Yine devletin bütün kritik koltuklarına kendi kuklalarını getirdiler. Askerinden polisine, üst düzey siyasetçisinden taşradaki küçük bürokratlara kadar her yer yine Rusya yanlılarıyla doldu. Öyle ki 45 milyonluk bir ülke, savaş sözkonusu olduğunda 45 bin asker çıkaramayacak, Kırım’ı tek kurşun atmadan teslim edecek bir hale düştü.
     Ukrayna, uzun yıllar süren çarlık ve Sovyet dönemi baskısından sonra kendine yeni yeni gelen bir ülke. Tercihini bağımsızlıktan yana koymuş, Rusça konuşan nüfusun yoğun olduğu yerlerde bile Rusya’ya katılma anketlerinde hayır sonucu ağırlıkta. International Republican Institute’ın 24 Nisan 2014 tarihinde yayınlanan araştırmasına göre Rusya’nın kendi parçası olarak gördüğü(ya da göstermeye çalıştığı) Doğu Ukrayna’da bile Rusya karşıtlığı %69’da. Tabi bu Rusya karşıtlığının işgal sonrası yaşanan zararla birlikte ciddi miktarda arttığını da hesaba katalım. Özetle Ukrayna Rusya değil. Yönünü Batıya çevirmiş, Rusya’nın süper güççülük oynama macerasında oyuncak olmak istemeyen bir ülke. Mafya artığı oligarkların yönettiği, geliri sadece enerji ve silah satışından oluşan ve bunun büyük kısmını da silahlanmaya yatırıp halkını aç bırakan bir devletin uydusu olmak istemiyor(Aslında Rusların da bu uykudan uyanması yakın ama bu ayrı bir yazının konusu). Bu durumda Rusya’nın Ukrayna’yı sürekli kontrol altında tutmak istemesi ve bunun için askeri güç kullanmasına, “Gerekirse iki haftada Kiev’e gireriz” tehditlerinde bulunmasına hak veren kişilerin çokluğu da ciddi manada can sıkıyor. Cehalet mi kafasızlık mı yoksa Rusya aşkı mı bilinmez. Belki de hepsinden biraz var.
     Peki bu yarı cahil tayfanın, halen devam etmekte olan işgali NATO-Rusya kapışması olarak gösterme arzusu nereden geliyor? Bu hastalıklı bakış açısını üç bölümde incelemek mümkün:
     Birincisi Rusya’nın propaganda makinesinin etkisidir. Resmi bir etki alanı mücadelesi, şeytani güçlere karşı direnen Rusya şeklinde çizmek dünyanın bir çok yerinde ABD’ye ve AB ülkelerine belki de haklı sebeplerle mesafeli duran, geçmişten kalma Rusya sempatisi bulunan, Putin’in imajını güvenilir bulan insanlar üzerinde etkili olmuştur. Unutmayalım, Rusya’nın propaganda makinesi çok kuvvetlidir. 2014 yılı sonlarında ekonomisi darmadağın olmuşken propaganda bütçesini %250 arttıran bir ülkeden bahsediyoruz. İstihbarat kökenli Putin’in kullandığı taktiklerin bir çoğu Hitler’in propaganda bakanı Joseph Goebbels’ten birebir alıntıdır. Rusya, resmi olduğundan farklı göstererek Ukrayna’da düşürdüğü ve sonrasında yağmaladığı yolcu uçağını, füzeyle patlattığı otobüsü ve daha giriştiği bir çok katliamı unutturuyor. Şunu unutmayalım, Ukrayna’da Rusya’nın başıbozuk işgal orduları var. Bu gruplar halka çiçek dağıtmaya gelmedi. Her gün ülkede terör estiriyorlar. Ağır silahlar ve zırhlı araçlar sürekli Ukrayna sınırlarına girmekte. Bağımsız bir ülke işgal altında. Rusya, altında imzası bulunan başta Budapeşte olmak üzere çok sayıda anlaşmayı ihlal ederek Ukrayna’yı işgal etmiş durumda. Bu şartlar altında “NATO-Rusya kapışması”, “Etki alanı bilmemnesi” gibi mevzular Rus askerinin roketiyle havaya uçan otobüste çocuğunu kaybetmiş babanın umrunda bile değil. Bu işgali haklı çıkarmaya yönelik ucuz propagandaya da akıl ve vicdan sahibi insanların karnı tok. Biz de düşmeyelim.
     İkinci sebep için milletimizin çocukluğuna inelim derim. Değerli kardeşim Bahadırhan Dinçaslan’ın deyimiyle bu ülkenin sadece solcusunda değil sağcısında da ciddi bir Stalinist potansiyel vardır. Kastım ideolojik anlamda değil tabi. Gücü, güçlüyü sevme, onun yanında olma psikolojisi ne yazık ki siyasi akımlarımızın çoğunun temelinde bulunmakta. Buna sebep olarak darbeler kuşağında yetişmiş olmamızı mı saymalı yoksa daha mı gerilere gitmeli bilmiyorum. Ruhunu Rusya’ya satmış eski komünistlerden bir çoğunun şimdi neden Putinci olduğu az çok belli ama bugün bir çok sağcıdan “Keşke bizde de Putin gibi biri olsa” cümlesini duymuyor muyuz? Kastettiğim Stalinist potansiyel tam da budur. Kendisini Türk milliyetçisi olarak ifade eden kişilerden “Putin karanlık bir adam, masum insanları öldürmekten, onlara zarar vermekten çekinmiyor, bizim milletimizden öyle bir lider çıkmasın, yakışmaz” cümlelerini o kadar az duyuyorum ki. Belki de bu güce, güçlüye tapınma psikolojisi yüzünden Putincilik buralarda iyi prim yapıyor ve Putin’in Ukrayna’yı kendi toprağı olarak görme çılgınlığı normal karşılanıyor.
     Üçüncü sebebe gelince. Bu sefer ergenlik çağlarına inmeli diyorum. Hani farklı görünme isteğinin tavan yaptığı, televizyondaki kahramanlara özenildiği, her şeye tepki koyup “ben klişelere uymam klişeler bana uysun” deyip de klişelerin tam ortasına düşülen çağlardan bahsediyorum. 5 yaşındaki çocuğun çizgi film kahramanlarına özendiği gibi 25 yaşındaki adam da televizyondaki bu çakma stratejistlere özenip onlar gibi konuşmaya çalışıyor. Birileri komplo teorisini salıyor ortaya. Üçgenli, beşgenli, etki alanlı, eksenli bir sürü gereksiz cümleyle de üzerine sos hazırlıyor. Oluyor size stratejik analiz. Sanırsınız ki Abd askeri Ukrayna’yı işgal etmiş, her gün ülke Nato uçakları tarafından bombalanıyor, Rus askeri de kurtarıcı olarak devreye girmiş. Tekrar oluyor ama yine yazayım. Bu çarpık bakış sadece doğal Rusya muhibi olan komünist eskilerinde ya da iki domates fazla satma derdiyle yırtınan, dünyayı kısa vadeli para hareketleri üzerinden okuyan çevrelerde değil, 2000’li yıllardan itibaren boşlukta kalıp ulusalcı komplo teorileriyle beyni bulanmış Türk milliyetçilerinde de görülüyor. İçlerinde yıllarca “Siz Abd’nin uşağısınız” laflarıyla karşılaştığı için “Hayır efendim, bakın değiliz işte” diyebilmek amacıyla direksiyonu tam sola kırıp arabayı şarampole yuvarlayanların sayısı da ciddi miktarda.
     Peki bu çakma stratejistlere ne demeliyiz. Benim diyeceğim şudur : “Bana ne ABD’nin çizgisinden, Rusya’nın ekseninden. Bana ne sizin saçma sapan stratejik analizlerinizden, etki alanı geyiklerinizden. Burada bağımsız bir ülke işgal altında. Şu dünyada barış içinde yaşamamızı biraz olsun garanti altına alan bütün anlaşmalar çiğnenmiş. Çılgın bir diktatörün macera hevesi yüzünden her gün siviller ölüyor. Hem Ruslar, hem Ukrainler, hem Kırım Tatarları acı çekiyor. Bilhassa Kırım Tatarları yokolmanın kıyısında. Ben buna karşıyım”. O zaman bazı taşlar yerine oturur. Bilinçli ya da cahillikten kaynaklanan kafa karıştırma faaliyetlerine karşı da bağışıklığı arttırmış oluruz.

http://temirqaya.net/2015/02/vah-benim-cakma-stratejistlerim/