"Kim takar Yalova kaymakamını!”
     Meşhur sözlerimizden biridir bu... Manasını bilmeyen beri gelsin!
     Yalova, yani “Yalakabad”, İzmit’e bağlı bir yerleşme iken, 1930’da Atatürk’ün emri ile kaza yapılıp İstanbul’a bağlanmış... İstanbul’a bağlı ama karayoluyla İstanbul’la irtibatı yok. Peki, o zaman ne yapılır? Şehir hatları vapurları ile bağlantı sağlanır!
     Kaza yapıldığında da halkın tebessümle karşıladığı ve Kaymakamını da kaale almadığı Yalova, 1995’te ne hikmetse, vilayet olur!
     Toplam nüfusu 130 bin civarında! Bu nüfusun kaç katı nüfusa sahip çok sayıda ilçemiz var!
     Nüfus öyle, ya arazi? Yüz ölçümü en küçük ilimiz Yalova!
     Tabiî güzellikleri yanında, kaplıcası çok meşhur. Öztürkçecilik devrinde bile “Termal” olarak adlandırılan kaplıcasının müdavimlerinin başında Atatürk geliyor. “Her yaz oraya uğradı” desek, hata yapmış olmayız. Hatta Serbest Fırka’nın kuruluş emrini de orada vermiştir. Kemal Tahir’in Yol Ayırımı romanında zevkle okuyun, Gazi’nin arkadaşı Ali Fethi’ye Serbest Cumhuriyet Fırkası (Partisi)nı nasıl kurdurduğunu...
     Bu yaz aşkı, üç ay sürer. Çok partililik sevdası kış girmeden biter ve Serbest Fırka kurucusu tarafından fesh edilir! Çünkü milletin kurtarıcılardan kurtulmak istediği deneme seçiminde apaçık belli olmuştur!
     İşte bu Yalova’nın eskiden kaymakamı vardı, şimdi valisi var. Pek de aklımızdan geçmezdi hani, “Yalova valisi”! Vali Bey, bir okul teftişinde matematik ögretmeninin dersine girmiş. Öğretmen, TUBİTAK’tan ödüllü bir hoca.
     Neye bakar vali?
     Binaya, sınıfa, hocanın dersinin başında olduğuna... Daha ayrıntılısı Millî Eğitim’i ilgilendirir. Galiba şimdi “Maarif müfettişleri”ni ilgilendiriyor. Hazreti vali soyadının hakkını vermek için olmalı, cebre başvurur: Öğretmeni öğrencilerin içinde azarlar... Kılığını, kıyafetini, saçını sakalını beğenmemiştir!
     Her öğretmen Ârif Nihat Asya değil ki... Hani Malatya Lisesi müdürü iken zamanın ceberrut Maarif Vekili Hasan Ali Yücel teftişe gelir. Kıştır, Hoca’nın paçaları çamurludur, tabiî olarak. Bakan Arif Nihat’ın paçaları üzerine konuşur: “Bu ne hâl, bu paçaların hali ne böyle?” Cevabını da alır: “Sizin ağzınız benim paçamlarımda ne arıyor?”
     Keşke Halil Serkan Öz Hoca da, Arif Nihat Asya gibi yapsa idi!
     ..."

mehmetdogan@gazetevahdet.com
Gazete Vahdet