Yirminci asır Azerbaycan’ın istiklâl ve hürriyet mücadeleleri ile doludur. Mehmed Emin Resulzâde, Kaçaklar, adı bilinen ve bilinmeyen binlerce Azerbaycan Türk’ü Azerbaycan’ın istiklâli için canlarını ortaya koymuşlar; kalemlerini hatta musiki aletlerini bile bu mücadelede kullanmışlardır. Bu mücadelenin kahramanlarından biri de Ahmet Cevat’tır.
     Ahmet Cevat, şairler diyarı Azerbaycan’ın en önemli şairlerinden biridir. Türkiye’de tahsil gören Azerilerin Ahmet Cevat üzerinde önemli etkisi olur. Ahmet Cevat adını, aynı dönemde Türkiye’de yaşamış olan dilbilimci Ahmet Cevat (Emre) den almıştır.
     5 Mayıs 1892’de Gence’de doğan Ahmet Cevat, küçük yaşta yetim kaldığı için ağabeylerinin yardımıyla okur. 1912’de okulu çok iyi dereceyle bitiren Ahmet Cevat öğretmenlik yapmaya başlar. Azerbaycan milli kimliğinin oluşması için mücadele verir, demokratik ve modern bir Azerbaycan’ı hedefler.
     Daha öğrenciyken şiirleri çevresinin ve öğretmenlerinin dikkatini çeker. “Koşma” adlı ilk şiir kitabını 1916’da, “Dalga” adlı ikinci kitabını da 1919’da yayınlar. Bu kitapları okuyucular tarafından ilgiyle karşılanır.
     1912-1913 yıllarında, Azerbaycan’da Türk ordusu için maddi yardım toplanır. Birçok genç Türk ordusunda savaşmak için İstanbul’da kurulan “Kafkas Gönüllüleri Birliği”ne yazılırken, henüz yirmi yaşında olan Ahmet Cevat da bu gönüllülerle birlikte Türk ordusuna katılır.
     Ahmet Cevat, 1915’te Ermeni katliamına maruz kalan Kars ve Erzurum yörelerine yardım maksadıyla düzenlenen “Kardaş Kömeği” adıyla bilinen faaliyetlere aktif olarak katılmış, Hüsrev Paşa’nın yardımcısı ve sorumlu kâtibi olarak maddi yardım dağıtmış, yaralı ve esir Türk askerlerin ziyaret ederek onların ihtiyaçlarını karşılamıştır.
      Birinci Dünya Savaşı yıllarında işgal edilerek Batum’a bağlanan Artvin’de, Rize’de, Trabzon’da ve Erzurum’da bulunmuştur. Kafkasya’daki esir Türk askerlerinin en çok sevdiği şair Ahmet Cevat’tır.
     Ahmet Cevat’ın yaratıcılığında Türkiye’nin önemli bir yeri vardır. Döneminde diğer aydınlar gibi Ahmet Cevat da Türkiye’yi yakından takip etmektedir. Türkiye’nin toplumsal ve kültürel hayatıyla yakından ilgilenmektedir. Bu sebepledir ki şiirlerinde Türkiye’deki bir çok siyasi ve sosyal gelişmelerin tesirini görmek mümkündür. Bu dönemde Türkiye’den çok şey umuluyor ve bekleniliyordu.
     Bu yakın ilişkiler ve beklentiler;  “Şehidlere”,  “Türk Ordusuna”, “Ey Asker”, “Çırpınırdı Karadeniz”, “Şehid Esir”, “Ben Bulmuşam”, “İstanbul”, “İngiliz” ve “Bismillah” gibi şiirlerinde görülmektedir. Bu şiirlerinde Türkiye, özlenen ve beklenen bir dost; bütün Türklerin ordusu ve bazen de olağanüstü özellikleri olan bir kurtarıcı olarak yer alır. Bu sebepledir ki Ahmet Cevat, Türkiye’nin acı ve sıkıntıları ile de yakından ilgilidir. İstanbul’un işgali üzerine yazdığı şiirde sadece Türkiye’nin değil bütün Türklerin başkenti olarak gördüğü İstanbul’a ve dünyadaki bütün Türklerin kırılan ümitlerine göz yaşı döker.
     Ahmet Cevat, Türkiye’yle ilgili şiirlerin bir bölümünde de Türk ordusuna duyulan sevgi ve minnettarlık duygularını işlemiştir. Türk ordusu Azerbaycan’ı hem İngiliz işgalinden kurtarmış, hem de Rus ve Ermeni baskısına karşı kollamıştır.
     Hepimizin bildiği ya da duyduğu o meşhur “Çırpınırdı Karadeniz” şiirinde;

“Çırpınırdı Karadeniz
Bakıp Türkün Bayrağına
Ah diyerdin hiç ölmezdin
Düşebilsem ayağına

İnciler dök gel yoluna
Sırmalar düz sağ soluna
Fırtınalar dursun yana
Selam Türkün Bayrağına

Dost elinden esen yeller
Bana şiir…selam söyler
Olsun bizim bütün eller
Kurban Türk’ün bayrağına”

diyerek, Türkiye’yi bütün dünya Türklüğü için bir kurtarıcı ve toparlayıcı olarak görmüştür. 
     “Çırpınırdı Karadeniz”, Azerbaycan’ın ünlü bestecisi Üzeyir Hacıbeyli tarafından bestelenmiştir.  Şiir 15 Kasım 1914’de Gence’de yazılır. Bu dönem Osmanlı Devleti’nin son yıllarıdır. Böyle bir çöküş döneminde Ahmet Cevat’ın Türk’ün bayrağını övmesi, Türk dünyasının Türkiye’ye bakışını göstermektedir.
     Ahmet Cevat şiirleriyle, yazılarıyla bütün Türk dünyasında, özellikle Azerbaycan’da ve Türkiye’de sevilmiş ve meşhur olmuştur. Bugünkü Azerbaycan bayrağının rengini, milli marşının müziğini ve ritmini Ahmet Cevat’tan almıştır.
     1920’de Azerbaycan’ın Rusya tarafından işgalinden sonra, Ahmet Cevat için zor ve sıkıntılı günlerde başlamıştır. Karşı devrimcilik, pantürkistlik gibi asılsız suçlamalarla tutuklanmış ve askeri mahkeme kararıyla ölüm cezasına mahkûm edilmiştir. 1937’de Sovyet yönetimi tarafından yargılanmadan kurşuna dizilerek öldürülmüştür.
     1955 yılında ölümünden sonra yapılan yeniden yargılama sonucu SSCB başsavcısı Ahmet Cevat’a karşı ileri sürülen bütün suçlamaların asılsız olduğunu belirtmiş ve ölümünden sonra beraat kararı vermiştir. KGB baskısı altındaki ailesi de ancak 1950’den sonra zindandan kurtulmuştur. Türkiye’de birçok insanın umudu olan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği adıyla bilinen Rus imparatorluğunun adaleti böyleydi. İnsanlar haksız yere suçlanıyor, cezalandırılıyordu. Bu yetmezmiş gibi geride kalan kardeşleri, eşleri, evlatları, anaları, babaları da suçlu kabul ediliyordu.
     Böylece fırtınalı ve acı dolu bir yaşamının son meyvesi olan ve 1937’de öldürülmeden önce yazdığı, çok güçlü bir özgürlük şiiri olan “Susmaram” şiirini yazmıştır. “Susmaram” Ahmet Cevat’ın yakın bir arkadaşı hapishanede ziyaretine geldiğinde ezberlettiği bir şiirdir. Bu şekilde olmamasının sebebi şudur: Yazılı metin olarak elde bulunduranların yakalanması ölüm cezasına sebep olacak kadar büyük bir suçtur. Ahmet Cevat da arkadaşının bu cezaya çarptırılmasını istemediği için kendisini ziyaret edebilen dostuna “Ağaçlara bakarım, ben söyleyeyim, sen dinle, ama bunu ezberle, bugünler gelip geçecek, güzel günler, hürriyet dolu günler geldiğinde bunu yazmaya döker, oğluma ulaştırırsın ve yayınlatarak milletime hediye edersin” der. Bu şekilde ezberleterek şiiri bugünlere ulaştırmayı başarır. Bu şiir 2004 yılında Kültür Bakanlığı’na hediye edilmek üzere teslim edilmiştir:

S U S M A R A M !

Men bir gulam, yük altında ezilmişem, gardaşım,
Sevinç bilmez bir mahkumam, ahu-zardır sırdaşım.

Damga vurub, zencirleyib tullamışlar zindana,
Karlı-buzlu cehennemler mesken olmuşdur bana.

Mene dinme, sus deyirsen, ne vahtacan susacam,
Buhranların, hicranların, mahbesinde galacam?

Niye susum, konuşmayım, insanlıkda payım var,
Menim ana vatanımdır talan olan bu diyar.

 Niye susum, konuşmayım, Türk yurdudur bu toprak,
Oğuzların, elhanların vatanında kimdir, bak!

Bu dünyada azadlığı şan şöhretten üstün tut,
Alçaklığı, yaltaklığı rezilliyi sen unut!

Nece susum, konuşmayım, men eyleyim heyânet?
Hanı sevgi, hanı vatan, de harda galdı millet?

Men bir gulam, yerim altun, suyum gümüş, özüm aç,
Atam mahkum, anam sail, elim her şeye möhtaç.

 Men Türk evlâdıyam, derin aklım, zekam var,
Ne vahtacan çiynimizde gezecekdir yağılar?

Ne kadar ki, hakimlik var, mahkumluk var, ben varam,
Zülme garşı isyankâram, ezilsem de susmaram!

      TBMM’nin 21 Şubat 2006 tarihli saat 15: 05’deki 1.oturumunda gündem dışı konuşma olarak Afyon milletvekili Dr. Mahmut Koçak tarafından Ahmet Cevat hakkında bilgi verilmiş ve Türk kültürüne hizmet edenlerin unutulmaması gerektiği belirtilmiştir. Mahmut Koçak’ın meclis zabıtlarına geçen konuşasının bir bölümü şöyle idi:
     “Türkiye ve Türk kültürüne hizmet edenler unutulmamalıdır. Evet, milleti millet yapan değerler vardır, şahsiyetler vardır; hani, bir melodi var ya "unutmamalı, sevgiyle anmalı" diye; bizim kültür hayatımızda kutup yıldızlarımız vardır, bir çırpıda, büyük çoğunluğumuzun, isimlerini rahatlıkla sayabileceği kutup yıldızlarımız. Bazıları da vardır ki, eserlerini yaşattığımız, kalbimize, gönlümüze işlediğimiz; ama, isimlerini bilmediğimiz.
Ben, eserleriyle, yaşam mücadelesiyle, büyük kültürümüze, özgürlük sevdamıza hayatı pahasına katkı sağlamış, Azerbaycan'ın büyük istiklâl şairi Ahmet Cevad'ı, bilmeyenlere tanıtmak, bilenlere hatırasını saygıyla yaşatmak adına gündeminize geldim.
     Hepimizin evinde, kalbinde, dilinde bir "Çırpınırdı Karadeniz" türküsü vardır. Söylendi, ağlandı, dinlendi; yazanı hiç hatırlanmadı. Siyasî polemiklere konu oldu; yazanın, hangi ruh halinde, hangi mekânda ve hangi ülkede yazdığı hiç hatırlanmadı.
Bu şiirden birkaç dörtlük hatırlayalım:

"Çırpınırdın Karadeniz
Bakıp Türkün Bayrağına
Ah deyerdin, hiç ölmezdim
Düşebilsem ayağına.

Ayrı düşmüş dost elinden
Yıllar var ki çarpar sinem
Vefalıdır, geldi giden
Yol ver Türkün Bayrağına.
 
Dost elinden esen yeller
Bana şiir, selam söyler
Olsun bizim bütün eller
Kurban Türkün Bayrağına" der.
     Türkiye olarak, dünyanın neresinde olursa olsun, bayrağımıza, vatanımıza, kültürümüze hizmet etmiş ve eden herkese karşı sorumluluklarımız olduğunu unutmamalıyız; millet olmanın gereği budur, büyük devlet olmanın da gereği budur. Görevimizi yapmalıyız. Bu millet, hep vefalı olmuştur, vefalı olmalıdır. Mezarları bile belli olmayan, mana iklimimizi oluşturan bu şahsiyetlere hangi ödülü versek kifayetsizdir ama verilmelidir, mutlaka bir devlet nişanıyla ödüllendirilmelidir.
     22 nci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri olarak, bizden öncekilerin unuttuğu, düşünmediği şeyleri düşünerek, tarihe karşı sorumluluğumuzu yerine getirmeliyiz. Kuru kuru sevgi olmaz; bunu, bir devlet sorumluluğu içerisinde taçlandırmalıyız.
     Karadeniz'de, Trabzon'da, Sarp'ta, Ardahan'da bir "Çırpınırdı Karadeniz" parkı ve anıtı yapılmalı, eseri ebedileştirmek için, orijinaline uygun klip ve film çalışmaları gerçekleştirmeli. Belgesel olarak Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye Ahmet Cevat’ı anma sempozyumlarıyla belgesel barış ve kardeşlik güçlendirilmeli. Yine, bu görevleri yerine getirmek için özellikle, Kültür ve Turizm Bakanlığımızı ve Dışişleri Bakanlığımızı göreve davet ediyorum. Eserleri yaşayan bu büyük şahsiyetlerin manevî huzurunda saygıyla eğiliyorum, rahmet ve şükranla anıyorum.”
     “Sarı Gelin”, “Çırpınırdı Karadeniz” gibi eserlerimizi başkalarına mal ederek Ahmet Cevat, Mikayil Müşfik, Abdülhamid Süleymanoğlu, Abdullah Kadiri, adı bilinen ve unutulmuş mazlum insanlarımızın kemiklerini sızlatanların ister cehalet ve isterse ihanetleri sebebi ile yaptıkları yanlarına kalmamalı; cehaletleri veya ihanetleri suratlarına mutlaka çarpılmalıdır. Türkün olan her güzelliği başkalarına yamayarak Türkün güzel sanatlardaki başarısını yok saymaya çalışanlar da unutmasınlar ki artık bir değil daha fazla hür ufuklarda dalgalanan bayrağımız var.


1. http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2000/11/21/262962.asp
2. http://www.zaman.com.tr/dunya_azerbaycanda-cirpinirdi-karadeniz-soku_2201197.html
3. http://www.sabah.com.tr/gundem/2014/05/10/cirpinirdi-karadeniz-tepkisi
4. http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/haber67165-Cirpinirdin_Karadeniz_Siirinin_Oykusu.html
5. Özcan Perihan, Çırpınırdı Memleketim, http://www.yeniaktuel.com.tr/top101,176@2100.html