İslamiyet öncesi Türk edebiyatı, başlangıcı bilinmeyen devirlerden 11.yüzyıla kadar sürer. Bu dönem, yabancı kültürlerin tesirlerinin en az olduğu dönemdir.

A. Destan Dönemi:
Destanlar, tarihin bilinmeyen dönemlerinde milletleri derinden sarsan olayların toplum hayal dünyasında şekillenmesiyle oluşan metinlerdir.
Destan dönemi milletlerin millet haline geldiği dönemdir. Bu dönem tarihin bilinmeyen dönemlerinde gerçekleşmiştir. Destanların ortaya çıktığı devirdir. Millete özgü özellikler ve toplumun zihniyeti toplum hayatına hâkimdir. Destanlar milletlerin nasıl milletlerin ortaya nasıl çıktığı ile ilgili ipuçları verir. Ulusların yaptığı savaşları veya yaşadıkları büyük olayları destanlar sayesinde öğreniriz. Destanlarda anlatılanlar, gerçeğe uymasalar bile milletlerin geçmişleri hakkında neler bilip düşündüklerini haber vermeleri bakımından önemlidir. Destanlar, bir ulusun fikir ve sanat hayatına ışık tutmaktadır. Bu döneme efsanevi ve mitolojik unsurlar hakimdir.

Mitlerin Doğuşu ve Efsane:
Mitoloji; eski zamanlarda gelmiş ve yaşamış olan ulusların inandıkları tanrıların, kahramanların, devlerin ve perilerin hayatından söz eden hikayelerdir. Mitoloji, eski çağlarda yaşamış olan insanların doğa olaylarına, sosyal ilişkilerine, dini inançlarına bakış açılarının yorumlanmasıdır.
Efsaneler, eski çağlardan beri söylenegelen, olağanüstü varlıkları, olayları konu edinen hayali hikayelere efsane denir. Efsanelerde anlatılan olaylar bazen hayali olabilir; ama çoğunlukla gerçek olaylara ve gerçekten yaşamış kişilere dayanır. Efsanelerin kaynağı tarihi olaylardır. Bu olaylar, halkın hayal gücü yardımı ile olağanüstü hayallerle olgunlaşır.

B. Sözlü Edebiyat:
Türklerin yazıyı kullanmadıkları dönemin edebiyatıdır. Sözlü edebiyat dönemi, başlangıçtan 8.yüzyıla kadar sürer. Bu dönemde kam, baksı, ozan denen şairler dini törenlerde sosyal etkinliklerde şiirler söyler, destanlar okurlardı. Sözlü edebiyat ürünleri, toplumun ortak ürünü olduğu için toplumun ortak değerlerini bu ürünlerde bulmak mümkündür.
Bu dönemde duygu ve düşünceler şiirle dile getirilmiştir.
Şiirler; sığır (av törenleri), şölen (dini ayinler), yuğ (ölen kişinin ardından yapılan törenler) adı verilen toplantılarda oluşmuştur.
Şiirler kopuz adı verilen saz eşliğinde söylenmiştir.
Şiirlerin nazım birimi dörtlüktür.
Şiirlerde hece ölçüsü kullanılmıştır.
Şiirlerde yarım uyak ve redif kullanılmıştır.
Dil, duru ve sadedir. Dilde yabancı dillerin etkisi yoktur.
Kahramanlık, savaşlar ve tabiat gibi konular işlenmiştir.
Bu dönemde verilen eserler anonimdir.

Mitolojik Ögelerin Oluşma Nedeni:
Bir milletin nasıl yaratıldığı, tanrıyla ilişkileri, kahramanları açıklamak için mitolojik ögeler ortaya çıkmıştır. Mitolojinin ortaya çıkışının temelinde bu açıklama, bir şeyleri yerine oturtma çabası vardır.

Sözlü Edebiyat ile Mitoloji Arasındaki İlişki:
Anlatılanların çoğunun ulusun hayal dünyasında sürekli şekillenerek geliştiği sözlü edebiyat mitolojik dönemde ortaya çıkmıştır. Mitolojik ögeler sözlü edebiyat dönemi ürünüdür.

a. Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler (Şiir):
Sözlü edebiyat dönemi ürünleri koşuk ve sagulardır.
Koşuk: Eğlencelerde söylenen, genellikle aşk, doğa ve yiğitlik konularını işleyen, kopuz eşliğinde söylenen şiirlerdir. Hece vezniyle söylenmiştir. Yarım kafiye kullanılmıştır. Dörtlük nazım birimiyle yazılmıştır. Kafiye düzeni aaab/cccb/dddb şeklindedir. Koşuklar sığır ve şölen adı verilen törenlerde söylenir. Halk şiirindeki karşılığı koşma.
Sagu: Ölen kişinin ardından söylenen şiirlerdir. Yuğ adı verilen ölüm törenlerinde söylenir. Sagular bir tür ağıttır. Divan edebiyatındaki karşılığı mersiyedir. Sade ve samimi bir dille söylenir. Sanat kaygısı güdülmez. Nazım birimi dörtlüktür. Alp Er Tunga sagusu, bu türün en önemli örneğidir.

Eski Türklerde Şairlerin Görev ve İşlevi:
Eski Türklerde  baksı (bahşı), oyun, ozan, şaman (kaman, kam) adı verilen şairler, o günkü toplumda hakim, hekim, büyücü, sanatçı bilge konumundadır. Bu yönleriyle şairler, toplumun değer verdiği kişilerdir. Sığırşölen,yuğ gibi törenlerin baş aktörleri bu şairlerdi. Bu sanatçılar, sözlü edebiyat ürünlerini özel zamanlarda kopuz eşliğinde söylerlerdi. Bu şiirler zamanla tören ortamlarından ayrılarak bağımsız bir şekilde söylenmeye başlamış ve böylece halk edebiyatının ilk örnekleri oluşmuştur.