Sekiz Yükmek, Sekiz Tomar adıyla da bilinen sutradır. Sutra, Budizm’de Gautama Buddha‘nın öğretilerinden (Burkan) oluşan ve doğrudan Buda’nın sözlerini aktardığı varsayılan metinlere verilen addır.

     Sekiz Yükmek de Uygurlar arasında yayılmış olan Budizm dininin öğretilmesi, düşünce veya inancını başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacı ile yazılmış bir eserdir.

     Eserde Budizm’e ait kolay uygulanabilen, pratik inanışları içeren bilgiler vardır.

     Eserde beş duyu organı ve bazı manevi bilgiler anlatılmıştır. Sekiz Yükmek’in bölümleri şunlardır: 1. Köz bilig (görme) 2. Kulgak bilig (duyma) 3. Til bilig (tatma) 4. Burun bilig (koklama) 5. Etüz bilig (< et + öz bilig “dokunma”) 6. Köŋül bilig (gönül) 7. Adra-tigre bilig (akıl-ayırma bilgisi) 8. Aġılık bilig (hazine bilgisi – dini kitaplardan bahseder) .

      "namo but namo dram namo sanġ":  Budizmin kutsal sözleridir. Bütün Uygur metinleri bu sözlerle başlar. “3 erdni” (3 cevher) denir.9 namo eğilme, saygı, hürmet < Skr. namos but Buda, burkan < Skr. buddha / < Çin. biuat dram akide, şeriat, asli madde < Skr. dhârma sang cemaat, topluluk < Skr. sangha / < Toh. sank “Budaya saygı, dini kurallara saygı, cemaate saygı”

     "täñri täñrisi burqan yarlïqamïš, täñrili yirlidä": tanrı tanrısı tanrılar tanrısı burķan han, hükümdar, buda < bur + ķan (han) yarlıkamış buyurmak, emretmek, vaaz etmek yar – (ı) – l – ı – k – a – mış tanrili gökte yirlida yerde “Tanrılar tanrısı burkan yerde ve gökte vaaz etmiş”.

     "säkiz yükmäk yarumïš yaltrïmïš ïduq darnï täk wip": yarumış parlamak < yaru- | yaru – mış yaltrımış parlatmak, aydınlatmak <* ya – l – tır – mış ıduk gönderilmiş, kutsal < ı – d – uk darnı büyü formülü takwip Çince “sekiz yükmek” “Gökte ve yerde parlamış, aydınlatmış, gönderilmiş sekiz yükmek...”

     "atlïy sudur nom bitig . bir tägzinč .": atlıġ adlı, isimli at – lıġ sudur dini kitap, Skr.sutra (Burkan’ın verdiği vaazı içeren kitap) nom di, dini kaide, din kitabı veya bir bölüm; hayatın safhaları < Soğd. < bum | Yun. nom bitig yazılı nesne, kitap < Çin. piêt (fırça) < bit – i – g (bit- = yaz-) bir sıfat olan bir tegzinç10 dalga, tomar halinde kitap (teg- : değmek, ulaştırmak) < teg – (i) – z – i – n – ç “... adlı dini kaideler kitabı bir ulaştırmadır.”

     "ančulayu ärür mäniň äšitmišim : yimä bir ödün uluy uluyï": ançulayu böyle, bu gibi; şöyle, şu gibi < ançu – la – y – u erür i- fiili, ‘-dır’, ‘-dir’ ek fiili < er – ür meniŋ benim < men – ing eşitmişim işitmek < eşit – miş – i – m yime yine < yim – e [yana > yene > yine} ödün vakit, zaman < öd – ü – n uluġ uluġı ulular ulusu < ul – luġ ulu – ġı “Beniş işittiğim şöyledir: yine bir vakit ulular ulusu...”

     "tüķäl bilgä biliglig täňri tänrisi burqan waišali adlïy" : tükel tam, eksiksiz < tük – e – l (<*tü – m gibi) bilge derin bilgi, hikmet sahibi < bil – ge biliglig bilgili < bil – i – g – lig waisali < Skr. Buda’nın bu vaazı yaptığı Hindistan’da bir şehir “... eksiksiz hikmet sahibi, tanrılar tanrısı burkan, visale adlı...”

     "nomluy törülüg balïqta, kiň alqïy orduda, ontïn nomluġ" : kanunlu (dini kanun) < nom - luġ törülüg töreli < törü (töre) (ö>ü) < törü - lüg balıkta şehirde (balçıktan türemiş?) < balık - ta kiŋ geniş < kiň – i – ş alķıġ geniş, büyük < alk-: bitmek, son bulmak) < alk – ı – ġ orduda sarayda ontın on (10) < on – tın “... kanunlu, töreli şehirde, çok büyük sarayda on...”

     "sïnarqï burqanlar ulušintin kälmiš ärüš öküš bodistw" : sıngarkı: cihetteki, yöndeki < sıngar – kı uluşıntın ülke uluş – ı – n – tın11 kelmiş gelmiş < kel - miş erüş öküş pek çok < ökü – ş bodistw Buda namzeti kişi, burkan adayı < Skr. Bodisattw “... cihetteki burkanlar ülkesinden gelmiş pek çok burkan aday(lar)ı...”

     "lar bu yirtäki tört türlüg tirin quwrayï birlä yarlïqayur" :yirteki yerdeki < yir – te – ki tört dört türlüg türlü (ġ düşmüştür) tirin cemaat, topluluk. tir-: derle-, topla- < tir – i- n kuwragı kavramak, toparlamak < kuvra – ġ – ı birle beraber < bir - le yarlıkayur vaaz etmek < yar – (ı) – l – ı – k – a – y – ur “... yerdeki dört çeşit cemaat topluluğu ile vaaz ediyorlar.”

     "ol ödün tïdïysiz bodisatw ol quwray arasïnta ärür ärti" : tıdıġsız pervasız, engel tanımayan < tıd – ı – ġ – sız arasınta arasında < ara – sı – n – ta erür erti i- fiili < er – ür er – ti “O zaman pervasız bodisatva, cemaat arasında bulunuyordu.” 

     " ötrü olurmïš orunintin örü turup" : ötrü sonra < öt – (ü)r – ü olurmış oturduğu <* olt – ur – mış orunıntın yerinden (kastedilen: taht) < orun – ı – n – tın örü tur- ayağa kalkmak < ör – ü tur – u – p “Oturduğu yerinden ayağa kalkıp...” 

     "ong ägnin tonïn birtin ačiïnïp" : oŋg sağ engin omuz (egin) < egin – i – n ton elbise < ton – ı – n birtin birden < bir - tin açınıp açılıp < aç – ı – n – ı – p “... sağ omzuyla elbisesini birden açıp...” 

     " tizin čokidip" : tizin dizini < tiz – i – n çökidip çöküp < çök – i – d – i – p “...dizini çöküp...”

     "iligin qawsurup tänri tänrisi burqanqa inčä tip ötüg":  iligin elini < ilig – i – n kawsurup kavuşturmak (kavuşturup) < kaw(u)s – ur – u – p ince şöyle <* inç – e tip diye ötüg rica, dileg (ötün-: dilemek, arz etmek, rica etmek) < öt – ü – g “... elini kavuşturup, tanrılar tanrısı Burkan’a şöyle diye rica:”

     "ötünti : tänrim, bu čambudiwip atlïy yirtinčütäki tïnlïy-" : ötünti et- yardımcı fiili < öt – ü – n – ti čambudiwip dünya, yeryüzü < Skr. Jambudvipa yirtinçüteki yeryüzündeki < yir – tin – çü – te – ki tınlıġ nefesli, canlı < tın – lıġ – lar “... etti. Ey tanrım; bu, dünya adlı yeryüzündeki canlı[lar]...”

     "lar bir ikintikä turqaru, änilki sansïz tümän ažunta bärü" : ikintike ikinciye < iki – nti – ke turkaru devamlı < tur – kar – u engilki aslen edat olmasına rağmen, sıfatlarda kuvvetlendirme derecesini gösteren bir zarf görevindedir. < eng + ilk - i sansız sa-: saymak * san: sayı < sa – n – sız tümen on bin ajunta alem, dünya, acun < ajun – ta beri beri < bar - u14 “... bir ikinciye devamlı olarak evvelki sayısız, on binlerce alemden (dünyadan) beri...”

     "ötrükü bükünki künkätägi, toya ölü ulay sapïy üzülmäz" : ötrükü geçirek; dolayısıyla < öt – kür - ü bükünki 16 bugünkü < bu + kün – ki künketegi güne kadar < kün – ke + teg – i toga ölü doğarak ölerek < tog – a öl – ü ulaġ sapıġ 17 hayat zinciri < ula – ġ sap – ı – ġ üzülmez kesilmez (üz-), koparılmaz (üzül-) < üz – ü – l – mez “... dolayısıyla bugünkü güne kadar, doğarak ölerek hayat zinciri kesilmez...”

     "tänrim . inčip bu qamay tïnlïylarta bilgä az . biligsizlär" : inçip fakat, böylece ķamaġ bütün ķamaġ > ķamuġ > ķamû > kamu tınlıġlarta canlılarda < tın – lıġ – lar – ta “... tanrım, böylece bütün canlılarda bilge az, bilgisizler...”

     "öküš, tänrim . üč ärdinikä tapïycï tïnlïylar az . yäkä": öküş çok erdinike cevher < erdini – ke tapıġçı inanan, hizmet eden < tap – ı – ġ – çı “... çok, tanrım. Üç cevhere inanan canlılar az, şeytana...”

     "ičkäkkä qamqa tapïyčï tïnlïylar öküš, tänrim . yimä": içkek çok içen, vampir < iç – kek - ke kamka büyücü < kam - ka yime yine “... vampire, büyücüye inanan canlılar çok, tanrım yine ...” 

     "arïy čaqšapatlïy tïnlïylar az , čaqšapatï sïyug tïnlïylar": arıġ temiz, saf, arı < arı – ġ çakşapat iman, ahlak < çakşağat – lıġ çakşapatı < çakşapatı – ı sıyuk kırık < sı – y – uk “... temiz imanlı canlılar az, imanı kırık (eksik, zayıf) canlılar ...”

isasari.com/ders-notlari/UT.pdf