Türk Klasik (Divan) Edebiyatı Nazım Şekilleri Ve Nazım Türleri

Divan edebiyatında kullanılan nazım biçimleri daha çok Arap edebiyatından alınmıştır. Gazel, kaside, kıt'a, musammat, terkib bend ve terci bend Arap edebiyatı kaynaklıdır.

İran (Fars) edebiyatından alınan nazım biçimleri mesnevi ve rubaidir. Tuyuğ ve şarkı ise Divan edebiyatına Türklerin kazandırdığı nazım biçimleridir.

Divan edebiyatındaki nazım biçimlerini; nazım birimi beyit olanlar, nazım birimi dörtlük olanlar ve bentler halinde yazılanlar olarak gruplandırmak mümkündür.

A- Beyitlerle Kurulan Nazım Biçimleri 

 1- Gazel

 -        Divan şiirinin en önemli nazım şeklidir.

-        Gazel sözcüğü Arapçadır; anlamı "güzel ve âşıkane söz"dür.

-        Gazelde İlahi aşk, beşeri aşk, özlem, mutluluk, tabiat ve şairin uygun göreceği diğer konular işlenebilir.

-        Şairler, şiir konusundaki hünerlerini gazel türündeki şiirlerinde diğer nazım biçimlerine göre daha iyi sergileyebilirler.

-        Gazel en az 5, en çok 18 beyit olabilir. (Şairler bu kurala uymayabilir.) Gazelin kafiye düzeni aa, ba, ca, da ... biçimindedir.

-        Gazelin ilk beytine "matla", son beytine "makta", en güzel beytine de "beytü'l-gazel" denir. Son beyitte şairin mahlası (şiirde kullanılan takma ad) yer alır.

-        Gazelde konu bütünlüğü yoktur; bütününde aynı konu işlenen gazellere "yek-ahenk" gazel, tümü aynı söyleyiş güzelliğine sahip olan gazellere de "yek-âvâz" gazel denir.

Musammat Gazel: Mısraların ortalarının da birinci mısraın sonu ile kafiyeli olduğu gazellere denir, Musammat gazelde her beytin mısraları ikişer mısra haline getirilerek bir dörtlük oluşturulabilir.

Musammat gazel örneği:

Kamu bimarına canan, (a) devâ-yı dert eder ihsan (a)

Niçin kılmaz bana derman, (a) beni bimar sanmaz mı? (b)

 Gazel örneği: 

Ahmed Paşa'dan bir gazel:

Sernâme-i muhabbeti cânâna yazmışam
Hasret risalesin varak-ı câna yazmışam

Nâlişlerini derd ile bîçâre bülbülün
Bâd-ı sabâ eliyle gülistana yazmışam

Zülfün hikâyetini gönülde misâl edüp
Gam kıssasını levh-i perişâne yazmışam

Resm etmişem gözümde hayâlini güya
Nakş-ı nigân sâgar-ı mercana yazmışam

Tâb-ı ruhunla sûzunu yazarken Ahmed'in
Şevkinden odlara tutuşub yana yazmışam

Şiirde geçen kelimeler:

sernâme: mektubun başlığı
muhabbet: sevgi
risale: kitap, kitapçık
varak-ı cân: can yaprağı
nâliş: inleyiş, inleme
bâd-ı sabâ: seher yeli
gülistan: gül bahçesi
misâl: örnek
gam kıssası: gam hikâyesi
levh-i perîşân: alınyazısı
gûyâ: güya, sanki
nakş-ı nigâr: güzel sevgilinin resmi
sâgar-ı mercan: mercan kadeh
tab-ı ruh: yanağın parlaklığı
süz: yanış
odlara tutuşup: ateşlere yanmak

 

 2- Kaside 

-       Kaside övgü şiiridir.

-       Kafiye düzeni gazel gibidir.

-       Kaside en az 15-20, en çok 99 beyit olur. (Bu sınırlar genel kullanıma göredir. Şairlere göre değişebilir.)

-       Kasidede de ilk beyte "matla", son beyte "makta", şairin mahlasının geçtiği beyte "taç beyit" denir. Kasidede mahlas son beyitte olabileceği gibi sona yakın beyitlerden birinde de olabilir. Kasidenin en güzel beytine "beytü'l-kasid" denir.

Kasidenin birtakım bölümleri vardır. Tam bir kasidede şu bölümler yer alır:

a)  Nesib ya da teşbib: Bu bölümde betimlemeler yer alır. Bu betimlemelerin asıl konu ile ilgisi yoktur. Bahar, yaz, kış ya da bir şehir betimlenebilir. Kasideler nesib bölümündeki betimlemeye göre adlar alabilir. Bahar tasviri olan kasidelere "kaside-i bahariyye", bayramdan söz edenlere "kaside-i bayramiyye" denir.

b)  Girizgâh: Giriş beyti de denir. Uygun bir fırsat düşürülerek asıl konuya geçişin yapıldığı beyittir. Girizgâh tek beyitten oluşur.

c)  Methiyye: Allah, Hz. Muhammet ya da devrin ileri gelenlerinin övüldüğü uzun bir bölümdür.

d)  Fahriyye: Şairin kendi şiirini ve kendini övdüğü bölümdür, birçok kasidenin son bölümüdür.

e) Tegazzül: Kasidenin içine yerleştirilen gazeldir. Bu bölüm, her kasidede yer almaz.

f)  Dua: Kasidenin sunulacağı kişi için Allah'tan iyilik ve güzelliklerin dilendiği bölümdür.

 Kasideler konularına göre adlar alır:

 Tevhit: Allah'ın birliğini anlatan kasidelerdir.

Münacat: Allah'a yalvarmak için yazılan kasidelerdir.

Naat: Hz. Muhammet'i övmek amacıyla yazılanlara denir.

Methiyye: Devrin ileri gelenlerinin övülmesi için yazılan kasidelerdir.

Mersiye: Bir kimsenin ölümünden duyulan acıyı yansıtan kasidelerdir.

Gazellerin olduğu gibi kasidelerin de bir başlığı yoktur. Kasideler nesib bölümünde işlenen temaya göre de adlar alır:

Bahariyye, şitaiyye (kışla ilgili), ramazaniyye ...

Kasideler rediflerine ve uyağın son harfine göre de adlandırılır. Su kasidesi, Adem kasidesi, Kerem kasidesi ya da kaside-i râiyye, kaside-i lâmiyye... gibi.

Divan edebiyatında kaside türünün en önemli ismi Nef'i'dir.

Nedim'den bir kaside:

(Bu kaside Sadrazam İbrahim Paşa için yazılmıştır. Şiirde İstanbul'un nitelikleri anlatılmaktadır.)

Bu şehr-i Sıtanbûl ki bî-misl ü bahadır
Bir sengine yek-pâre Acem mülkü fedadır

Bir gevher-i yek-pâre iki bahr arasında
Hürşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezadır

Bir kân-ı niamdır ki anın gevheri ikbal
Bir bâğ-ı iremdir ki gülü izz ü âlâdır

Altında mı üstünde midir cennet-i a'lâ
El-hak bu ne halet bu ne hoş âb u havadır

Her bâğçesi bir çemenistân-i letafet
Her gûşesi bir meclis-i pür-feyz ü safadır

Ey sadr-ı kerem-kâr ki dergâh-ı refîin
Erbâb-ı dile kıble-i ümmîd-i recâdır

İdin ola ikbâl ü saadetle mübarek
Günden güne ikbâlin ola gün gibi zahir

Sadrında seni eyleye Hak dâim ü sabit
Hep âlemin ettikleri şimdi bu duadır

Ey sadr-ı cihan-bân ede Hak devletin ef zûn
Kim devletin erbâb-ı dile lûtf-i Hudâdır 

Ez-cümle Nedîmâ kulun ey âsaf-ı devran
Müstağrak-ı lûtf u kerem ü cûd ü atadır

                                                         Nedim


(Bu İstanbul şehri benzersizdir ve paha biçilemez. Bir taşına bütün Acem ülkesi fedadır.

İki deniz arasında bütün bir cevherdir. Cihanı aydınlatan güneşle tartılsa layıktır.

Bir nimetler madenidir ki, onun cevheri ikbaldir. Bir cennet bahçesidir ki, değerlilik ve yükseklik onun gülüdür.

Güzel cennet onun altında mı, üstünde midir? Doğrusu bu ne hal, bu ne hoş su ve havadır?

Her bahçesi bir güzellik çimenliği, her köşesi bir feyiz ve safa meclisidir.

Ey lûtf edici sadrazam! Yüksek dergâhın gönül sahiplerine rica ve ümit kıblesidir.

Bayramın bahtlılıkla ve mutlulukla kutlu olsun. Yerin gün geçtikçe güneş gibi görünsün.

Tanrı seni sadrazamlığında sürekli ve sabit kılsın, Âlemin ettikleri şimdi hep bu duadır.

Ey cihanın sahibi sadrazam! Tanrı mutluluğunu çoğaltsın. Senin devletin gönül sahiplerine Tanrı’nın bir lutfudur.

Ey dünya veziri! Özellikle Nedim kulun lütuf, kerem, cömertlik ve bahşişine gark olmuştur.

 3- Mesnevi 

 -       Fars edebiyatından Türk edebiyatına geçmiş bir nazım biçimidir. 

-       Her beytin mısraları kendi aralarında kafiyelidir: aa, bb, cc, dd... gibi.

-       Bu durum şaire yazma kolaylığı sağlar.

-       Mesneviler oldukça uzun şiirlerdir, beyit sayısı herhangi bir ölçü ile sınırlı değildir. "Şehname" 60 bin beyittir, "Leyla ve Mecnun" 3100 beyittir.

-       Mesneviler, genellikle aruz ölçüsünün kısa kalıplarıyla yazılır.

-       Mesnevilerde halk hikâyeleri, destanlar, din, tasavvuf ve ahlakla ilgili konular işlenir. Her türlü öğretici konuların yanı sıra sünnet ve evlilik törenleri, bir şehrin güzellikleri (şehrengizler) işlenebilir. Mesneviler kendi devirlerinin manzum romanlarıdır demek yanlış olmaz. Ancak yazılış maksadı ve konu bütünlüğü açısından bugün bildiğimiz romanla alakaları yoktur.

-       Beş mesneviden oluşan eserler toplamına hamse denir. Beş mesnevisi olan şaire hamse sahibi şair denir.

-       Türk olduğu halde şiirlerini Farsça yazan Genceli Nizami'nin hamsesi vardır, Türk dilinde ilk hamse sahibi şair Ali Şir Nevai'dir. Taşlıcalı Yahya Bey'in de hamsesi vardır.

-       Şeyhi, Fuzuli, Nabi ve Şeyh Galip mesnevileri ile öne çıkan şairlerdir.

Çok bilinen mesnevilerden birkaçı:

Ali Şir Nevai: Hayret'ül-Ebrar, Ferhad ü Şirin, Leyli vü Mecnun, Sab'a-i Seyyare, Sedd-i İskenderi.

Ahmedi: İskendername, Cemşid ü Hurşid.

Süleyman Çelebi: Mevlid.

Şeyhi: Harname, Hüsrev ü Şirin.

Fuzuli: Leyla vü Mecnun.

Nabi: Hayriyye, Hayrabad.

Şeyh Galip: Hüsn ü Aşk.

Hüsrev ü Şirinden bir bölüm:

Meğer bir gün ki âlem hurrem idi
Nesîm-i subha bülbül hem-dem idi

Bulutlar sebzeye gevher saçardı
Hava hâke abîr-i ter saçardı

Götürmüş serv bigi gam gönülden
Oturmuş gül bigi sermest mülden

Meğer bir yâri var idi kadîmî
Katında hasekisi vü nedîmî

Cihan görmüş cihanda eyi yatlu
Dilin tatmış zamanda acı datlu

Ögüş seyr etmiş idi şark u garba
Nîce kez hâzır olmuş harb u darba

Şu resme idi nakş içinde üstâd
Ki resm ururdu suda sûret-i bâd

                                       Şeyhî

 

Şiirde geçen kelimeler:

âlem: dünya
hurrem: şen, sevinçli, güler yüzlü
nesîm-i subh: sabah rüzgârı
hem-dem: yakın dost
sebze: yeşillik, çimen
hava: hava
hâk: toprak
abîr-i ter: miskle karıştırılmış güzel, taze kokular
serv bigi: servi gibi
sermest mülden: içkiden sarhoş
kadîmî: eski
hasekisi vü nedîmî: padişah hizmetinde bulunan ve sohbet arkadaşı
eyi yatlu: iyi kötü
ögüş: çok fazla
seyr etmiş: gezmiş, dolaşmış

"Şu resme..." beytinin açıklaması: Resimde o denli ustaydı ki rüzgârın resmini suyun üstüne çizebilirdi.

Harname'den bir bölüm:

Bir eşek var idi za'if ü nizâr
Yük elinden katı şikeste vü zar

Gah odunda vü gâh suda idi
Dün ü gün kahr ile kısuda idi

Ol kadar çeker idi yükler ağır
Ki teninde tü komamıştı yağır

Nice tü kalmamıştı et ü deri
Yükler altında kana battı deri

Eydür idi gören bu sûretlü
Tan değil mi yürür sünük çatlu

Dudağı sarkmış u düşmüş enek
Yorulur arkasına konsa sinek

Doğranır idi arpa arpa teni
Sözü görünce bir avuç samanı

Kargalar derneği kulağında
Sineğin seyri gözü yağında

Arkasından alınsa palanı
Sanki it artuğuydu kalanı

Bir gün issi eder himayet ana
Yani kim gösterir inayet ana

Aldı palanını vü saldı ota
Otlayarak biraz yürüdü öte

Sördü otlakta yürür öküzler
Odlu gözler ü gerlü göğüzler

Sömürüp eyle yerler otlağı
Ki çekicek kılın tamar yağı

Boynuzu bazısının ay gibi
Kiminin halka halka yay gibi

Böğrüşüp çün verirler âvâze
Yankılanırdı dağ u dervâze

                                    Şeyhî

   4- Müstezat 

 -       Beyitleri bir uzun bir kısa mısradan oluşan özel bir gazel biçimidir.

-       ''mefûlü-mefâîlü-mefâîlü-fa'ûlün" biçimindeki uzun mısraden sonra "mefûlü-fa'ûlün" kalıbında bir kısa mısra gelir. Kısa (ilave) mısralara ziyade denir; müstezat artırılmış demektir.

-       Uzun mısralar kendi aralarında, kısa mısralar de kendi aralarında gazeldeki gibi kafiyelidir.

 5- Kıt'a 

 -       Genellikle matla beyti olmayan gazel biçimindedir; bazen matla beyti olabilir.

-       Kafiye düzeni, xa xa xa ... ya da aa xa biçimindedir.

-       Kıt'a en az iki, en çok on iki beyitten oluşur.

-       Kıt'ada genellikle şairin mahlası olmaz.

-       Kıt'anın beyitleri arasında anlam bağı vardır.

  B- Dörtlüklerle Kurulan Nazım Biçimleri 

 1- Rubai 

-       İran edebiyatı kaynaklı, tek dörtlükten oluşan, dört mısralık bir nazım biçimidir.

-       Rubainin kafiye düzeni aaxa biçimindedir.

-       Rubai, kendine özgü aruz kalıpları ile yazılır.

-       Rubailerde, aşk duyguları ve başka konular işlenmekle birlikte daha çok felsefi konular işlenir.

-       Rubainin en önemli ismi Iran edebiyatının rubai şairi Ömer Hayyam'dır. Türk edebiyatında pek çok şair rubai yazmıştır, ancak rubai şairi olarak tanınan şair Azmizâde Hâleti'dir.

 Rubai örnekleri:

Erbâb-ı tab' elinde rubâîlerim benim
Bezm-i safâya Haletîyâ çarpâredir
Kimdir anınla kıt'a-ı elması bir tutan
Noksanı hod yanında iken aşkâredir

==============================

Esrarını dil zaman zaman söyler imiş
Hengame-i gamda dâstan söyler imiş
Aşk ehli olup da mihnet-i hicrana
Ben sabr ederim diyen yalan söyler imiş

Azmizâde Haleti

 Şiirlerde geçen kelimeler:

erbâb-ı tab: zevk sahipleri
bezm-i safa: eğlence meclisi
çârpâre: halk ağzında çalpara denilen zilli çalgı
kıt'a-ı elmas: elmas parçası
hod: kendi
âşkâre: aşikâr, belli, açık
hengâme-i gam: gam zamanı
aşk ehli: aşk sahibi
mihnet-i hicran: ayrılık acısı, derdi

 Tuyuğ

 -       Divan edebiyatına Türklerin kazandırdığı bir nazım biçimidir.

-       Rubai gibi dört mısradan oluşur, tek dörtlüktür. Kafiye düzeni de rubai gibidir: aaxa

-       Aruz ölçüsünün "fâilâtün-fâilâtün-fâilün" kalıbıyla yazılır.

-       Tuyuğ, halk edebiyatındaki maninin etkisiyle ortaya çıkmış bir nazım biçimidir.

-       Tuyuğ Çağatay ve Azeri lehçelerinde yaygın bir türdür.

-       Kadı Burhanettin, Nesimi, Ali Şir Nevaî tuyuğ türünün tanınmış şairleridir.

 Tuyuğ örnekleri:

Dilberin işi itâb u nâz olur
Çeşmi câdû gamzesi gammaz olur
Ey gönül sabr et tahammül kıl ana
Yâre erişmek işi az az olur

==============================

Cana can vermeyenin ne canı var
Can verenin adı ile sânı var
Er kişinin metaı erlik olur
Cevherinin la'l ile mercanı var

================================

 

Âşıkın seyrânı ol âlemdedir
Görmeyen şol âlemi matemdedir
"Küntü kenzen" gevheri Âdemdedir
Adem ol meydir ki câm-ı Cem'dedir

 Şiirlerde geçen kelimeler:

itâb: azarlama, darılma, nazlanma
itâb u naz: darılma ve naz
çeşm: göz
cadu: cadı, Divan şiirinde göz güzelliğini anlatmak için kullanılan mazmun
gammaz: birine iftira ederek zarar veren, fitneci
ana: ona
meta: sermaye, elde bulunan varlık
seyrân: gezinme, bakıp seyretme
şol: şu
küntü kenzen: "Ben bir hazineyim." (Bu sözle bir hadise gönderme yapılmıştır. Hadis, Hz. Muhammed'in sözlerine verilen addır.)
gevher: elmas, değerli taş
ol: o
mey: şarap, bade
câm-ı cem: Cem'in kadehi
(Cem, İran mitolojisindeki kahramanlardan biridir.)

  3- Şarkı 

 -       Şarkı da Divan şiirine Türklerin kazandırdığı bir nazım biçimidir. 18. yüzyılın başında ortaya çıkmıştır. Türk şairlerinin Halk edebiyatındaki koşma ve türkünün etkisiyle ortaya koydukları bir nazım biçimidir.

-       Şarkı, bestelenmek amacıyla dörtlükler halinde yazılır. Besteleneceği için dörtlük sayısı pek fazla olmaz.

-       Kafiye düzeni; abab , cccb , dddb ... biçimindedir.

-       Şarkılarda her dörtlüğün son mısraı nakarat olarak tekrarlanır. Birinci dörtlükte, ikinci mısra de tekrarlanan mısra durumundadır.

-       İşlenen konular "sevgi, ayrılık, özlem"dir.

-       Divan şiirinde ilk şarkıları yazan şair Nedim'dir.

  C- Bentlerle Oluşturulan Nazım Biçimleri 

 Musammatlar

-       Dört mısralı manzumelerden başlayarak beş, altı, yedi, sekiz, dokuz veya on mısralı kıtaların (bentlerin) arka arkaya sıralanmasıyla oluşan manzumelere musammatlar denir.

-       Musammatların; murabba (dörtlü), muhammes (beşli), müseddes (altılı), müsebba (yedili), müsemmen (sekizli), muaşşer (onlu) gibi çeşitleri vardır.

   1- Murabba 

-       Dörder mısralık bentlerden oluşan nazım biçimidir.

-       Aruz ölçüsünün uzun kalıplarıyla yazılır.

-       En az 3 en çok 7 bentten oluşur.

-       Birinci dörtlükte tüm mısralar birbiriyle kafiyelidir. Diğer dörtlüklerde ilk üç mısra kendi aralarında dördüncü mısra ise birinci dörtlükle kafiyelidir: aaaa  bbba  ccca...

   2- Muhammes 

 -       Beşer mısralık bentlerden oluşan bir nazım biçimidir.

-       Kafiye düzeni şöyledir:aaaaa bbbba cccca...

   Müseddes

 

-       Altışar mısralık bentlerden oluşan nazım biçimidir.

 Terkib Bent 

-       Genellikle 5-15 arasında değişen bentlerden oluşan bir nazım biçimidir. Her bent 5-10 beyitten oluşur.

-       Bentlerin kafiye düzeni gazel gibidir. Bentlerin arasındaki beyte "vasıta beyti" denir; vasıta beytinin mısraları birbiriyle kafiyelidir. Terkib bendin her bendine "terkiphane" denir. Terkib bentte vasıta beyti her bentten sonra farklıdır.

-       Terkib bentte felsefi düşünceler, dini ve toplumsal konular işlenir.

-       Bağdatlı Ruhî'nin terkib bendi ve Ziya Paşa'nın ona nazire olarak yazdığı terkib benti edebiyatımızda önemlidir.

Terkib Bent'ten bir bölüm:

Bütünü 17 benttir. (10'uncu bent)

Ey sâhib-i kudret kanı insaf ü mürüvvet
Rindân-ı mey-âşama niçin olmaya rağbet

Kısmetleri dersen ezelî cevr ü cefâdır
Cevr ola niçin zevk u safa olmaya kısmet

Dersin ki bugün eylemeyen yarın eder zevk
Çok mu iki gün bendelerin eyleye işret

Hacetlerimiz kâdir iken kılmağa hâsıl
Salmak kereminden bizi feryada ne hacet

Nâçâr çeker halk bu zahmetleri yoksa
Adem kara dağ olsa getirmez buna takat

Hâlin kime açsan sana der hikmeti vardır
Öldürdü bizi âh bilinmez mi bu hikmet

Bîhûde dönüp neyler ola başımız üzre
Halkın bu felek dediği dolab-ı meşakkat

Bîhûde yeter döndü hemen terkini ki Isa
Kim aksine devr eylemeden yeğdi yıkılsa

                                            Bağdatlı Ruhi

İlk 7 beytin oluşturduğu bent "terkiphane", son beyit ise iki bent arasındaki "vasıta beyti"dir.

(Ey kudret sahibi; insaf ve insanlık nerede? Şarap için rindlere niçin rağbet yok?

"Kısmetleri ezelden beri çevir ve cefadır." dersen niçin çevir (eziyet) kısmet olsun da zevk ve safa kısmet olmasın?

Bugün zevk etmeyen yarın eder diyorsun. Kulların iki gün içse çok mu?

İhtiyaçlarımızı yerine getirmeye gücün yeterken lütfunu bizden esirgemeye ne gerek var?

Halk bu sıkıntıları çaresizlikten çeker, yoksa insan kara dağ olsa buna dayanamaz.

Halini kime açsan, sana "Hikmeti vardır." der. Öldürdü bizi, âh! bilinmez mi bu hikmet?

Halkın bu "felek" dediği sıkıntı dolabı başımızın üzerinde boş yere dönüp ne yapar?

Boş yere döndüğü yeter, hemen (dönmeyi) bıraksa. Tersine dönmeden yıkılsa daha iyi olurdu.)

  Terci Bent

 -       Bent sayısı ve beyit sayısı yönüyle terkib bentten farklı değildir. Bentlerin kafiye düzeni de terkib bentteki gibidir.

-       Terci bentte 5-10 beyitten oluşan her bir bende "terci-hane" denir.

-       Terci bentte, bentleri birbirine bağlayan vasıta beyti her bentten sonra aynen tekrarlanır.

-       Terkib bent ile terci bendin farkı terkib bentte vasıta beyti değiştiği halde terci bentte vasıta beytinin sürekli tekrarlanmasıdır.

-       Vasıta beyti tekrarlandığı için terci bentte, bentlerde işlenen konular arasında uyum olmak zorundadır. Dolayısıyla terci bent türündeki şiirlerde konu bütünlüğü vardır.

-       Terkib bentte işlenen, konular terci bentte de işlenir.

-       Ziya Paşa ve Şeyh Galip bu tarzda eser veren tanınmış şairlerdir.

 Tercî' Bend Örnekleri:

 Kabul eyler mi yâ Rab zahm-ı pür-nâsûrumuz bih-bûd

Kalır mı yoksa bu âteşle dâğ-ı dil gibi pür-dûd

Alırsa pençeye yasak beni 'bu baht-ı nâ-mes'ûd

Kıyamet kopsa gevher «tutsa âlem olmayam hoşnûd

Ferah nâmın dahi yâd edemez bu cân-ı zehr-âlûd

Rızâdır çâresi her ne dilerse hazret-i Ma'bûd

Belâ mevc-âver-i gird-âb-ı hayret nâ-hudâ nâ-bûd

Adem sahillerin tuttu dirîgâ bang-i nâ-mevcûd

 

Düşüp dâm-ı hevâya nasret-i gül-zâr kaldım ben

Gidip nefh-i Mesîhâ-veş sabâ bîmâr kaldım ben

Gül-i ümmîd soldu mübtelâ-yı hâr kaldım ben

Bu gül-şen külhan oldu çeşmime nâ-çâr kaldım ben

Şarâb-ı ye'se düştüm teşneni dîdâr kaldım ben

Başımdan aştı seyl-âb-ı keder bîzâr kaldım ben

Belâ mevc-âver-i gird-âb-ı hayret nâ-hudâ nâ-bûd

Adem sahillerin tuttu dirîgâ bang-i nâ-mevcûd

 

Aceb ey Hızr-ı ma'nâ bî-nevâya himmet olmaz mı

Şefaat yoksa da bir tesliyet-gûn sohbet olmaz mı

Demem hâşâ bu nâ-kama ümîd-i vuslat olmaz mı

Sezâ-vâr-ı hitâb olmak gibi bir ruhsat olmaz mı

Ya ehliyyet mi lâzım bahşiş-i ehliyyet olmaz mı

Esîr-i derd ü firkat lâ-cerem ye's-ülfet olmaz mı

Belâ mevc-âver-i gird-âb-ı hayret nâ-hudâ nâ-bûd

Adem sahillerin tuttu dirigâ bang-i nânmevcûd

 

Eğer küstah isem de çâre ne bî-çâreliktendir

Hezâran kayd u bende düştüğüm avareliktendir

Gönül cem'iyyeti sevmezse de sad-pâreliktendir

Devadan şekvemiz var ise de bir pâreliktendir

Sirişkin bî-sebebdir memba'ı gam-hâreliktendir

Mahâldir gark-ı eşk olsa gözüm hun-bâreliktendir

Belâ mevc-âver-i gird-âb-ı hayret nâ-hudâ nâ-bûd

Adem sâhillerin tuttu dirîgâ bang-i nâ-mevcûd

 

Belâ bu kim dahi suret miyim ma'nâ mıyım bilmem

Sezâ-vâr-ı meges yâ lokma-i Ankâ mıyım bilmem

Esîr-i piç-tâb-ı zülf-i müşk-efzâ mıyım bilmem

Perîşânâ-i gam menşuruna tuğra mıyım bilmem

Gam-ı Yûsuf la dolmuş Mısr-ı istiğna mıyun bilmem

Garîk-ı Nîl-i hasret Gâlib-i rüsvâ mıyım bilmem

Belâ mevc-âver-i gird-âb-ı hayret nâ-budâ nâ-bûd

Adem sahillerin- tuttu dirigâ bang-i nâ-mevcûd      

                                                       (Şeyh Galip)

 

Terci benci der-sitâyiş-i Sultân Murâd ibn-i Süleyman Hân

 

Tâli' oldı neyyir-i ikbâl-i devlet subhdem

Şu'le saldı âleme necm-i hidâyet subhdem

Kâ'inâtı kıldı mir'ât-ı cemâl-i şâhdan

Gark-ı envâr-ı hidâyet Rabb-ı izzet subhdem

Çokdan eylerdi cemâl-i bâ-kemâlin arzu

Ber-murâd oldı hele tâc-ı sa'âdet subhdem

Şeş cihâtı rûşen itdi taT atından gün gibi

Buldı ziynet çârsû-yı mülk ü millet subhdem

Nâgehân bir toz kopardı bâd-ı pây-ı devleti

Rûşen oldı dîde-i a'yân-ı hazret subhdem

Nevbet ol şâh-ı cevân-baht-ı cinânundur deyu

Çaldılar eflâkden kûs-ı beşaret subhdem

Âfitâb-ı âlem-ârâ gibi zerrin tâc ile

Taht-ı sîmîn üzre saldı ferr-i devlet subhdem

 

Sâye-i Yezdan penâh-ı dîn ü devlet Hân Murad

Dâver-i devrân mu'izz-i saltanat Sultân Murâd

 

Gül gibi halkı nesîm-i hulkı handan eylesün

Nevbahâr-ı adli âfâkı gülistan eylesün

Âsumânun gâşe-i bâm-ı zümürrüd-fâmına

Kadri tâvûsı çıkup gün gibi cevlân eylesün

Kârgâh-ı dîn ü devletde düşen duşvâr işin

Hak Te'âlâ hazreti lutfından âsân eylesün

Târ-ı zülfü turra-i hûbân-ı müşgîn-mû gibi

Sâl-i ikbâlin Huda bî-hadd ü pâyân eylesün

Karşusında ayagun tursun mülûk el baglasun

Kendü çıksun bârgâh-ı adle dîvân eylesün

Şevket-i Iskenderi dârât-ı Dârâ bî-kusûr

Mesnedün şimdengeru taht-ı Süleyman eylesün

Mülk-i Mısra nitekim bir bendesin sultân ider

Bir kulın salsun diyâr-ı Çine hâkân eylesün

 

Sâye-i Yezdan penâh-ı dîn ü devlet Hân Murâd

Dâver-i devrân mu'izz-i saltanat Sultân Murâd

 

                                                                  Baki

 

Mahir Ünlü, 2013