"Ol şehsüvâr-ı sidre-medâr-ı risâletün
                                                                    Yüz sürmemek rikâbına ey dil revâ mıdur"
                                                                                         (İbnü'n-Neccâr Şeyh Rıza)

     İnsanlığın diğer varlıklara karşı iftihar vesilesi olan Hazreti Muhammed Aleyhisselâtuvesselâm, istidatlı kalblerde nuru duyulan ve kendisine meftûn âşıkların rüyâlarını süsleyen Sonsuz Nur'dur. Şâirlerimiz O'nun hayatının hemen bütün safhaları için ayrı birer edebî tür meydana getirmiş, hilyelerle, mevlidlerle, mirâciyelerle, na'tlerle sevgi ve senâlarını O'nun manevî şahsiyetine takdim etmişlerdir.
     Söz cevherinin en nâdide akislerinin sergilendiği Dîvân Edebiyatı adıyla meşhur İslâmi Türk edebiyatı da, Efendiler Efendisi'ne yazılmış şiirler vadisinde tartışılmaz bir üstünlük sağlamıştır. Bir bakıma Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) şiirle çizilmiş portreleri olarak da tanımlayabileceğimiz bu şiirler, genel olarak bilindiği şekliyle sadece kasîde türünde yazılmakla kalmamış; başta gazel ve mesnevî olmak üzere; terkîb-i bend, tercî-i bend, murabbâ, muhammes, müseddes, kıt'a, rubâî, tuyuğ, müstezâd, müfred ve matla şekillerinde de pek çok şiir kaleme alınmıştır.
     O'nun yüksek kâmet ve şahsiyetini tarif ve tavsif için ‘Seyyid-i kevneyn', ‘zübde-i mecmu-ı kâinat', ‘zât-i muteber', ‘nûr-i pâk', ‘fahr-i âlem', ‘efdalü'l-beşer', ‘hayrü'l-beşer', ‘şehinşâh-ı iklîm-i şefaat', ‘sultân-ı rusul', ‘şâh-ı mümecced', ‘pâdişâh-i müşfik', ‘pâdişâh-i dü-cihân' gibi en güzel sıfatları bulup şiirlerine ustaca yerleştirmişlerdir.
     Divan şâirlerinin kullanmış oldukları bu mefhumlar içinde, özellikle Kur'ân-ı Kerim ve hadis literatüründen alınan ‘Levlâke', ‘le amrüke' ve ‘rahmeten li'l-âlemîn' tabirleri ile ‘kâb-ı kavseyn' makamı ve ‘hulukın azîm' sıfatı üzerinde çok durulan hususlardır ki yazımızın konusu da bunlar etrafında cereyan edecektir.

A) "Levlâke" Hitabı
     Peygamber Efendimiz'i anlatma sadedinde çokça başvurulan kaynaklardan birisi, kudsî hadis olarak da ifâde edilen "Levlâke levlâke lemâ halaktü'l-eflâke. (Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım) sözüdür. Bu söz için, "Ben bu hadis-i kudsiyeyi şahsiyet-i maneviye-i Muhammediye olarak kabul ediyorum." dediği nakledilen Bediüzzaman Hazretleri'ne göre "levlâke" dolaylı olarak insanlığa, doğrudan ise Efendimiz Aleyhisselâtuvesselâm'a bakan bir hitaptır. Bu hitabın işaretine göre O'nun manevî şahsiyeti; hem hayatın hayatı, hem kainatın hayatı, Allah'ın en büyük isimlerinin en büyük tecelligâhı, bütün rûh sahibi varlıkların nuru, kainatın aslî çekirdeği, yaratılış gayesi ve en mükemmel meyvesidir.
     Şeyhoğlu Mustafa, bu sözün mânâsını şu şekilde nazmetmiştir: "Muhammed'dür ki Hak buyurdı "levlâk" / Değil misen yaratmazdım, der, eflâk"
     Fuzulî ise bir beytinde bu hitabın ezelden olma özelliğine dikkat çeker: "Ünvân-ı kitab-ı midhâtın olmuş ezel / ‘Levlâke lemâ halaktü'l eflâk senin."
     Ahmedî ve Süleyman Çelebi'ye göre bu hitap Allah tarafından ona giydirilmiş bir elbisedir: "Hak'dan anun hil'ati ‘levlâk' idi" (Ahmedî) "Hil'ati Hak'dan anun ‘levlâk' idi" (Süleyman Çelebi)
     Divan şâirlerimize göre Efendimiz, (sallallahu aleyhi ve sellem) bu hitap ile Allah tarafından ta'zim edilmiş, şereflendirilmiş, bu hitabın şâhı ve sultanı olmuştur: "Mazhar-ı ta'zim-i levlâk iftihârü'l-enbiyâ / Mesned-ârâ-yı risâlet dâver-i ins ü perî" (Abdi Paşa) "Habîb-i Hazret-i Bâri vü mazhar-ı levlâk / Zehî netice-i mahlûk u lütf-u Rabbânî" (Es'ad Selanikî)
     Ayrıca aynı mânâları veren Fuzûlî'nin "Ey vücûdun eseri hilkat-i eşyâ sebebi" mısraı vardır. Benzer şekilde Zârifî ve Şâhidî de Peygamber Efendimiz'in kâinatın varedilmesine sebep olduğunu, O'nun rûhunun hayatın menşei olduğunu şu beyitleriyle anlatırlar: "Musarrahtır bunu ta'lik-i levlâk / Ki O olmaz ise olmazdı eflâk" (Zârifî) "Muhamed'dür sebeb bu kâinâta / Anun rûhıdurur menşe' hayâta" (Şâhidî)
     Levlâke sözüyle aynı manayı ihtiva eden "Hazreti Adem henüz çamur ve balçık arası bir hâldeyken ben peygamber idim." hadisi vardır ki, Fuzuli bu hadisin manasını "Peygamberliğe ihtiyaç olmadığı bir zamanda O peygamber idi." mânâsına gelen "Nebî ol vakt ki bilfiil gerekmezdi nebî" mısraıyla nazmetmiştir.
B) Kab-ı Kavseyni Ev Ednâ Makamı
     "Kab-ı Kavseyni Ev Edna" tabiri Kur'an-ı Kerim'de, "Sonra o yaklaştı ve iyice sarktı. Öyle ki araları ‘yayın iki ucu kadar veya daha az' kaldı. (Necm 53/8-9) şeklinde geçmektedir.
     "İki yay aralığı kadar ya da daha yakın" demek olan Kâb-ı Kavseyn tabiri, Efendimiz'in Miracı münasebetiyle Allah'a yakınlığının derecesini ifâde için şeref-nüzûl olmuştur. Kab-ı Kavseyni Ev Edna makamı Risale-i Nur'da "imkan ve vücub ortasında" bir makam olarak anlatılmaktadır. Buna göre Efendimiz Aleyhisselâtü ve's-selâm Mirac'da, "varlığı ile yokluğu eşit olan ve varlığı, ancak Allah'ın var etmesine bağlı olan" imkân dairesini geride bırakıp, "hiç değişikliğe uğramayan, varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe muhtaç olmayan, sıfat ve niteliklerinin zıddı düşünülmeyen" vücub dairesi çizgisine, yani Allah'ın zât ve sıfat âlemine çıkmış, tarifi imkansız lütuflara mazhar olmuştur.
     Şeyhülislam Yahya Efendi'ye göre ‘ev ednâ' tahtı Hazreti Muhammed Aleyhisselâtü ve's-selâma Cenab-ı Hak tarafından taht olarak verilmiş bir lütuftur. Bu makamı Fûzûlî, "Gittün oraya ki gitmek olmaz / Yitdün oraya ki yitmek olmaz" beytiyle tarif eder.
     Başka bir şiirinde, o vakitte aradan perdelerin kalktığını, kab-ı kavseynin Efendimiz'e makam olarak tahsis edildiğini şöyle anlatır: "Ref'oldı sana hicâb-ı mabeyn / Nüzhetgâhın oldı kab-ı kavseyn"
     Yahya Efendi'nin beytinde Efendimiz miraca, duâların dergah-ı ilahiye yükselişi gibi bir letafette gitmiş ve makbul bir duâ olarak kabul görmüştür: "Makbul duâ gibi varub Hazreti Hakk'a / El götürüben ümmetini kıldı temennâ"
     Neşâti'ye göre ise o makamda, dudakların aracılık yapmadığı, sırf manadan oluşan sırlı bir mükâleme olmuştur: "Mânâ idi anda güft u gû hep / Bî vasıta-i tekellüm-ü leb"
C) Hulukın Azîm Sıfatı
     Efendimiz'i anlatmak için edebiyatımızda sıkça kullanılan bu ifâdenin kaynağı, Kur'ân-ı Kerim'de yer alan "Ve inneke le alâ hulukın azîm." (Ve sen pek yüksek bir ahlâk üzeresin. Kalem 68/4) mealindeki ayettir. Görüldüğü gibi Allah, "Sen, ahlakın Kur'ân buudlu, ulûhiyet eksenli olması itibariyle ihâtası imkansız, idraki nâkabil en yücesi üzeresin" diye hitap ettiği en mümtaz kulunu, hilkatinin gayesi, hedefi ve gerçek manâsı sayılan hulukuyla nazara vermektedir.
     Bu ayetteki ‘huluk' kelimesi ile O'nun, Kur'ân derinlikli ve lâhut enginlikli hulukunun, hiçbir ahlâk sistemiyle kabil-i kıyas olmadığına ve bu yüce ahlâkın nâkabil-i idrak bulunduğuna bilhassa işaret edilmektedir ki, bu da O'nun gelmiş-geçmiş bütün insanlar arasında eşi menendi olmayan bir güzeller güzeli olduğunu göstermektedir. Yani O, (sallallahu aleyhi ve sellem) bizzat Allahü Teala'nın terbiyesi altında ve bu mânâda da tecessüm etmiş, yaşayan bir Kur'ân'dır.
C) Le Amrük Hitabı
     Bu hitap, "(Resûlüm!) hayatın hakkı için onlar, kendilerini öylesine kaybetmişler ki sarhoşlukları içinde sürünüp gitmektedirler." (Hicr, 15/72) mealindeki ayette yer alır ve "hayatın hakkı için" mânâsında olup divan şiirinde Efendimiz için bir taç olarak ele alınır.
     Taşlıcalı Yahya O'na, "Şâhâ başına giy yaraşır tac-ı le amrük" hitabıyla seslenir. Şeyh Galib, Menşûr-ı le amrük ile müeyyedsin Efendim, diyerek Kur'an'da geçen o hitabın Efendimiz'i destekleyen bir belge, Kainatın Sultanı'ndan bir ferman olduğunu söyler. Hâkânî de aynı hususu şöyle dile getirir: "Başına giydi ‘le amrük' tâcın / Aldı ma'mûre-i ilmin bâcın."
Ç) Rahmeten Li'l Âlemîn Sıfatı
     "Vema erselnâke illa rahmeten li'l-âlemîn: İşte bunun içindir ki ey Resûlüm; biz seni bütün insanlar için bir rahmet vesilesi olasın diye gönderdik" (Enbiyâ 21/107) mealindeki ayetten ilham alanlardan birisi Yazıcıoğlu Ahmed'dir. Ona göre: "Muhammed feyz-i hikmetdür çün oldur âyet-i Kübrâ / Muhammed mahz-ı rahmetdür çün oldur gâyet-i büşrâ" Ahmed-i Dâî'nin dilinde O, "Duâsı çün icâbette karîndür / Hakikat ‘rahmeten li'l-âlemîn'dür"
     Yazımıza ortak hissiyata tercüman olabilecek Itrî'nin Rahmeten li'l-âlemîn mazmununu içine alan şu yalvarışıyla ve İmam Bûsiri'nin okuyanlara şifa olması özelliği ile meşhur beytiyle son verelim: "El benim dâmen senin ey Rahmeten li'l-âlemîn / Şöhretim isyân benim sen afv ile meşhûrsun"
     "Hüve'l-habibüllezî türcâ şefaatühü / Li külli hevlin mine'l-ehvali muktehimi / Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ / Alâ Habibike hayri'l-halki küllihimi" (İmam Bûsirî)

Kaynaklar:
 Emine Yeniterzi, Divan Şiirinde Na't, TDV Yayınları, Ankara 1993
 Fethullah Gülen, Zaman Akademi, 16.08.1999
 Mehmet Demirci, "Nur-i Muhammedî", Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı:1, İzmir 1983
 Metin Akkuş, Divan Şiirinde İnsan, "Dinî Kişilikler", Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Yayınları, Erzurum 2000
 Muallim Nâci, Osmanlı Şâirleri, Hazırlayan: Cemal Kurnaz, Akçağ Yayınları, Ankara 2000
 Selçuk Eraydın, "Hakikat-ı Muhammediye Ve İlgili Beyitler", Diyanet Dergisi, 25/4, Ankara 1989 s.131-143
 Vedat Ali Tok, Türk Şiirinde Hazreti Muhammed (SAS), Geçit Yayınları, Kayseri 1997
 Said Nursi, Kaynaklı-İndeksli-Lügatli Risale-i Nur Külliyâtı, Nesil Basım Yayın, İstanbul 1996


Kaynak: http://www.yagmurdergisi.com.tr/archives/yazdir/divan-siirinde-efendimizle-ilgili-birkac-husus