Şâir Nâbî (Yusuf)’nin çağdaşı olan Çorlulu Ali Paşa’nın kararıyla evi yıkılıp perişân olunca aşağıdaki gazeli yazmış. Derler ki, "Keşke yüz evi olup yüzü de yıkılsaydı da Nâbî’den, böyle yüz eser kalsaydı." Şairin perişan olması okuyucuyu sevindirmez ama şair dert çekmezse eser veremez. Nitekim Fuzuli doktora hitaben şöyle yazar:

Aşk derdiyle hoşem, el çek ilacımdan tabib
Kılma derman kim helâkim zehr-i dermânındadır

     20. Asır şairlerinde Faruk Nafiz Çamlıbel de şairin ilhamını çektiği dertlere bağlar:

Onlar ki bugün gökte birer kasra çekildi.
Devrinde fakat hangisi me’sud olabildi?
Varsın seni ömrünce azâbın kolu sarsın.
Şair! Sen üzüldükçe ve öldükçe yaşarsın.

     İşte Nabi'nin Paşa'ya yazdığı gazel:
 
                        Gazel

Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Biz neşâtın da gâmın da rûzgârın görmüşüz

Çok da   m a ğ r û r  olma kim meyhane-i ikbâlde
Biz hezârân mest-i mağrûrun humârın görmüşüz.

Top-ı âh-ı   i n k i s â r a  pây-dâr olmaz yine,
Kişver-i câhın nice sengîn hisârın görmüşüz.

Bir hurûşiyle  eder  bin hâne-i  ikbâli  pest
Ehl-i derdin seyl-i eşk-i inkisârın görmüşüz.

Bir  hadeng-i  cân - güdâz-ı   âhdır  sermâyesi
Biz bu meydânın nice çâbük-süvârın görmüşüz.

Bir gün eyler dest-beste pây-gâh-ı cây-gâh
Bî-aded mağrûrun sadr-ı i’tibârın görmüşüz.

Kâse-i  deryûzeye  tebdîl   o l u r   câm-ı  murâd
Biz bu bezmin Nâbîyâ çok bâde-hârın görmüşüz.

     Günümüz Türkçesiyle ifade edecek olursak Nabi diyor ki:

Dünya bahçesinin baharını da güzünü de gördük. Biz mutlu günleri de gamlı günleri de yaşadık.
Mevki sahibi olunca zafer sarhoşu oluverme; zîrâ böylesine mest (sarhoş)  olup  sabah  olunca  da  baş  ağrısı  çeken  binlercesini görmüşlüğümüz var.
Gönlü kırık olanın atıverdiği "âh" topunun nice büyük sultanların muhkem kalelerini yıktığını biliriz.
Derd  ehli olanların  kırıklıkla  döktükleri  gözyaşlarının yaptığı seller önünde nice gösterişli  kâşânelerin,  mâlikânelerin  yerle  bir  olduğunu  biliriz.
O garipler ki, bütün sermâyeleri can yakıcı bir âh silâhından ibarettir ama,onu şöyle bir attıkları zaman, nice hızlı süvarilerin vurulup yere serildiklerini gördük.
Sadârette  itibar  üzere  oturan  nicelerini  gördük ki ;  gün  geldi  de onlar el pençe vaziyette pabuçluğu mekân tuttular (yani hizmetçi oldular).
Ey Nabi! O elindeki –gururla kaldırıp kaldırıp– içtiğin kadeh var ya, gün gelir  de  dilenci  çanağına  döner ;  benzerlerini  biz çok  gördük.

     Bu şiire daha sonra yapılan nazire ve tahmisler kayda değer eserlerdir.