Şehzade Mustafa’nın Kanuni Sultan Süleyman tarafından boğdurulması bir çok entrikanın ve tahta çıkma savaşının sonucu gerçekleşen acı bir olaydır. Bu olay üzerine yazılan mersiye ve Türkçe meali
     Kanuni Sultan Süleyman’ın bu şekilde bir karar alması hem şaşkınlık hem de büyük üzüntü yaşatmıştır. O dönemin Divan şairlerinden Taşlıcalı Yahya Bey’in durum üzerine yazdığı mersiye ve günümüz Türkçesi ile tercimesi aşağıdaki gibidir. Mersiyeden önce Taşlıcalı Yahya Bey’i biraz tanıyalım:

     Yahya Bey Kimdir?
     16. yüzyılın büyük şairlerindendir. Türk mesnevi şairlerinin en tanınmışlarındandır. Aslen Arnavuttur. Taşlıca’da doğmuş, İstanbul’a gelip sipahi subayı olmuştur. Tasavvuf yoluna da girmiş, iyi bir tahsil yapmış, Doğu dillerini öğrenmiştir. Sancakbeyliğine kadar yükselmiştir.
     1556′da Veliaht Şehzade Mustafa Bey haksız yere idam edildiği zaman orduda, yüksek rütbeli bir subaydı. Şiddetli Beyitlerle Sadrazam Damat Rüstem Paşa’ya, hatta Kanuni’ye çatan bir mersiye yazıp ordunun duygularını dile getirmiş, Rüstem Paşa’nın azline sebep olmuştur. Kanuni fikir hürriyeti konularında bilinen büyük müsamahasını göstermiş, Rüstem Paşa’nın büyük ısrarlarına rağmen şairi idam ettirmemiştir.
     Yahya Bey bu olaydan 26 yıl sonra emekli olarak Bosna’nın İzvornik şehri civarındaki malikanesinde ölmüştür. Hamse’sinde mesneviler şu adları taşır: Şah-ü Geda, Gencine-i Raz, Kitab-ı Usul, Gülşen-i Envar ve Yusuf-u Zeliha. Arapça ve Farsça şiirler de yazmıştır. Dili sadedir. Tasvirleri gerçek ve kuvvetlidir.

     Şehzade Mustafa Mersiyesi

     I. Bend

     1. Meded meded bu cihanım yıkıldı bir yanı
         Ecel celâlîleri aldı Mustafa Hânı

     1. Meded, meded! Bu dünyanın bir tarafı yıkıldı. Çünkü ecel eşkıyaları Mustafa Han’ı yakaladılar ve boğdular.

     2. Tohındı mihr-i cemâli bozuldı erkânı
         Vebale koydılar âl ile Al-i Osmânı

     2. Onun güneş gibi parlak yüzü battı ve düzen bozuldu. Osmanoğullarını hile ile günaha soktular.

     3. Geçerler idi geçende o merd-i meydânı
         Felek o canibe döndürdi şâh-ı devrânı

     3. Padişahın yanında o yiğidin sözü geçtikçe onu çekiştirirlerdi. Nihayet devir padişahını felek, onların yönlendirmek istedikleri tarafa döndürdü. (Kanuni’nin çevresi tarafından yönlendirilişini kasdediyor)
   
     4. Yalancımın kun bühtanı bugz-ı pinhânı
         Akıtdı yaşumımı yakdı nâr-ı hicrânı

     4. Yalancının kuru iftirası ve gizli düşmanlığı gözümüzün yaşını akıttı, gönlümüzde ayrılık ateşi yaktı.
   
     5. Cinayet etmedi cânî gibi anın cânı
         Boguldı seyl-i belâya tagıldı erkânı

     5. Zavallı şehzade caniler gibi bir cinayet işlememişken, belâ seline düşüp boğuldu. Bütün yanında bulunan yakınları darmadağın oldu.

     6. N’olaydı görmeye idi bu macerayı gözüm
        Yazuklar ana reva görmedi bu rayı gözüm

     6. Keşke şu olayı gözüm görmemiş olsaydı. Doğrusu ya, şehzade hakkındaki hükmü doğru ve uygulanan cezayı adalete uygun görmedim.

     II. Bend

     1. Tonandı ağlar ile nurdan menâra dönüp
         Güşâde hatır idi şevk ile nehâra dönüp

     1. Şehzade beyaz bir elbise giymiş, bu haliyle nurdan bir minareye dönmüştü. Babasını göreceği için mutluluktan parlayan yüzü gündüzü andırıyordu.(Şehzade’nin Kanuni’nin huzuruna çıkışı anlatılıyor)

     2. Göründi halka dıraht-ı şükûfezâra dönüp
         Utag u haymeleri karlu kûhsâra dönüp

     2. Şehzade halka çiçek açmış bir ağaç gibi göründü, otağ ve çadırları da karlı dağlara benziyordu.

     3. Tururdı şâh-ı cihan hiddet ile nâra dönüp
         Yürürdi kulları  yamnea lâle-zara dönüp

     3. Cihan padişahı olan Kanunî Sultan Süleyman hiddetten ateşe dönmüştü, yanında yürüyen adamlar da bir lâle tarlasını andırıyordu.
    
     4. Müzeyyen idi bedenlerle ak hisara dönüp
         El öpmeğe yüridi mihr-i bî-karara dönüp

     4. Padişahın çadırları bedenlerle süslenmiş, akhisara dönmüştü. Şehzade ise sevincinden güneş gibi yerinde duramaz bir hale gelmiş ve el öpmek. İçin otağa doğru yürümüştü. (Beden: gövde, hile duvarı ve büyük çadırların etrafına çekilen bezden perde manasına gelir. )

     5. Tolandı gelmedi çünkim o mâh-pâre dönüp
         Görenler ağladılar ebr-i nev-bahâra dönüp

     5. Ay parçası gibi şehzade, babasının otağından dönüp gelmedi. Onun cenazesini görenler yağmur yağdıran bahar bulutu gibi ağladılar.

     6- Bir ejdehâ-yı dü-serdür bu hayme-i dünyâ
         Dehânına düşen olur hemîşe nâ-peydâ

     6- Bu dünya çadırı, iki başlı bir ejderhadır. Onun ağzına düşen görünmez olur.

     III. Bend

     1. O bedr-i kâmil ol âşinâ-yı bahr-i ulum
         Fenaya vardı telef etdi ara tâli-i şûm

     1. Ayın on dördü gibi bilgili ve ilim denizinin tanışı olan o şehzade yok olup gitti. Uğursuz talih zavallıyı telef etti.

     2. Dögündi kaldı hemân dâg-i hasret ile nücûm
        Köyündi şâm-ı firakında doldı yâş ile Rûm

     2. Gök yüzünde yıldızlar şehzadenin, hasret yarasıyla dövündü kaldı. Osmanlı ülkesi onun ayrılık gecesinde hasretle yandı tutuştu,  ülkenin gözleri yaşlarla doldu.

     3. Kara geyürdi Karamana gusse etdi hücum
        O mâhı ince hayâl ile etdiler ma’dûm

     3. Keder, hücum etti, Konya halkına karalar giydirdi. O ay yüzlü şehzadeyi, ince hesaplar, ustaca entrikalarla yok ettiler.

     4. Tolandı gerdenine hâle gibi mâr-ı semûm
         Kazâ-yı Hak ne ise razı oldı ol merhum

     4. Zehirli bir yılan, yani cellâdın kemendi, şehzadenin boynuna hale gibi kuşandı. Rahmetli kaderi ne ise ona boyun eğdi.

     5. Hatâsı gayr-ı muayyen günâhı nâ-ma’lûm
        Zihî şehîd ü saîd ü zihî şeh-i mazlum

     5. Hatası görülmemiş ve günahı bilinmez işken öldü- öldürülen şehzâde, ne mübarek ve manen ne mutlu bir şehîd ve ne derece zulme uğramış bir sultândır!

     6. Yıkıldı yer yüzine aslına rücû etdi
         Saadet ile hemân kurb-ı hazrete gitdi

     6. Şehzâde yer yüzüne yığılıp kaldı ve aslı olan toprağa döndü. Mutlulukla Hazretin yakınlarına gitti.

     Bu manzume, divan şairleri saraya yaranmak için ve saraydan ödül almak için için şiir yazarlardı diyenlere işin öyle olmadığını gösteren bir örnektir. Osmanlı devletinin en güçlü devrinde, en güçlü padişahına Taşlıcalı Yahya, eğilmeden, çekinmeden, fermanındaki sıfatları yedi satırı geçen cihan padişahının yanlışını yazabilmektedir. Daha sonra Rüstem Paşa'nın ölümünü görmüş ona da bir Mersiye yazmıştır. Mersiyeler bir üzüntü ve keder şiiridir. Bunun en güzel örneği de Kanuni’nin ölümü üzerine Baki’nin yazdığı mersiyedir.Yahya Bey, Rüstem paşa için yazdığı mersiyede üzülmekten çok sanki sevinmiş gibidir.

     N’ola ol gitdi ise bâkî kalan sag olsun
     Yirde  yatdukça babam oglı fülân sag olsun
     Çok yaşasun bunı yazan  okıyan sag olsun
     Gülmez idi yüzi mahşerde dahi gülmeyesi
     Çog iş itdi bize ol saglık ile olmayası

     Rüstem için: "Öldüyse ne olmuş ki. Geride kalanlar sağ olsun. Bu dünyada yüzü gülmez idi, mahşerde de gülmesin" diyerek, beddua etmektedir.