1960 öncesinde İkinci Yeni şiir hareketi Garip’e tepki olarak doğmuştur. İlhan Berk, Cemal Süreya, Edip Cansever, Turgut Uyar, Sezai Karakoç, Ece Ayhan, Ülkü Tamer akımın belli başlı şairlerdir. Oktay Rifat da Perçemli Sokak’ı çıkararak yeni arayışa katılır.

     İkinci Yeni, Garib’in tam tersi bir noktadan yola çıkar, söyleyişteki rahatlığın şiir dilini zorlamayı, anlaşılırlık yerine anlamca kapalılığı, somuta karşılık soyutlamayı getirip halk şiirine sırt çevirir. İkinci Yeniciler için önce biçim gelir. Cemal Süreya “Biçimi önemsiyoruz, bunu da gerekli görüyoruz.” der.

     İkinci Yeni, Garipçilerin tersine birbirinden çok farklı olan şairlerin tek tek arayış ve sezgileriyle dağınık uçlar vermiş bir şiir akımıdır. Mehmet H. Doğan, bu şiirin doğuşunu Garip şiirinin zamanla yozlaşmış olmasına bağlar.

     Bu akımda çok kullanılan temalar; Boşluk duygusu, sıkıntı, yalnızlık, yabancılık, yenilmişlik, içe kapanma, bunalım, bezginlik, şüphe, tiksinme İkinci Yeni şiirinde en çok öne çıkan temalardır. İkinci Yeni, kapalı, sezdirmeli üslubu ile halktan, folklordan, türkülerden, tabiat güzelliklerinden uzak bir şiirdir.

     Bu edebî hareket, II. Dünya Savaşı’nın getirdiği toplumsal yoksulluk ve tek parti yönetiminin dayatmacı politikaları sonucunda bunalan aydının kendisini ifade ediş tarzına uygundur. II. Yeni şairleri kapalı ve kilitli bir dili tercih ederler. Kendi içlerine kapanarak bir dil dünyası kurarlar. Metinler arası ilişkilerle şiirin anlam ve anlatım imkanları çoğaltılır. Bu yoğun şiir dilini çözmek için kültürlü, donanımlı okur kitlesi gerekir.

     İkinci Yeni Şiirinin Genel Özellikleri:

1. İmgeci bir şiirdir.

2. Günlük konuşma dili dışlanarak kurulu dilin yapısı bilinçli olarak bozulmuştur.

3. Şiir, diğer sanatlarla yakın ilişki içerisindedir.

4. Bilinçaltına yönelim vardır.

5. Dadaizm* ve Sürrealizm** akımları İkinci Yeni şiirine kaynaklık eder.

6. Bireyci bir şiir anlayışı hâkimdir.

7. Daha çok betimleme yöntemi kullanılır.

8. Nükte, şaşırtmaca ve tekerlemelerden uzaklaşılmıştır.

      Asım Bezirci, İkinci Yeni şiirini “imgeye kapıları sonunu kadar açarak, edebî sanatlara özgürlük tanımak,  sıradanlıktan ayrılmak,  halk kültüründen uzaklaşmak, nükteden kaçmak, duyguya ve çağrışıma yaslanmak, olayı atmak, aydın azınlığa seslenmek” diye tanımlar.

 

İkinci Yeni Şiirinin Başlıca Şairleri

 

TURGUT UYAR (1927–1985)

     Turgut Uyar gerek öz gerekse biçim bakımından sürekli değişen, halk şiirinden, divan şiirine geniş bir kültür birikimini değerlendirdi.  Kendisi olabilen bir şiiri geliştirdi. Memet Fuat onun şiirini şöyle değerlendirir: “Turgut Uyar’ın soluklu, uzun mısralı,  düz yazı görünümlü şiiri, din kitaplarını çağrıştıran havasıyla öyküsünü anlatışıyla, yücelik duygusu veren bir şiirdi. İkinci Yeni akımı içinde imgelerle, kapalı söyleyişlerle anlamı, derinleştirmeye, yoğunlaştırmaya çalışan bir şair olarak yer aldı. Şiiri hep içerikte aradı. Toplumsal sorunlara yönelişi de, şiirinin bütünlüğü içinde hiç yadırganmayan bir görkemlilikte ürünler getirdi.”

 

“İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım

Şu kaçamak bakışlardan şu şeker kamışlarından”

 CEMAL SÜREYA (1931 – 1990)

     İlk şiirlerinde biçim kaygısı ağır basar. Eski şiirle bağını sesten çok imge yoluyla kurar ve çağrışımlardan yararlanır.  Şiiri ince buluşların,  duygulanımların,  yaşanan gerçekliğin kendine özgü bir söyleyişin toplamıdır.

“Sıra hep son kadehe geliyordu

Dudakların başkalarının masasında lâle”

 EDİP CANSEVER (1928–1986)

     Anlatılmayan,  anlatılamadan kalan şeyleri bulup çıkarmaya çalıştı şiirinde. Soluklu, uzun şiirlere eğilim duydu. Çağdaş insanın yabancılaşmasını düşünce yanı ağır basan bir anlayışla işledi Divan şiirinden etkiler taşıyan şiirini resim sanatıyla özdeşleştirerek zenginleştirdi. Hayata tedirginliğinin getirdiği bilinçaltı birikimlerini başarıyla ifade etti. Uzun soluklu şiir serüveninde insanın sıkıntılarını, bunalımlarını gelecekten duyduğu endişeleri büyük bir incelikle dile getirdiği şiirlerinde mitolojiye de yer verdi. Şiirlerinde ekseriyetle insanın yalnızlığını anlatır.

 

“BAŞIM DÖNÜYOR İKİMİZDEN

Çocuklar ekmek yiyorlar gibidir sesin

Ön dişleriyle belli belirsiz

Bir martı kalıyor gibidir hiç olmayandan

Çünkü biz ikimiz de çirkin değiliz

Evet mi hayır mı pek anlamadan.

Ne biçim bir sestir şu bizim dalgınlığımız

Bir tayın dişinde ince taflan

Az yaşlı bir kadında göğüs uçlarının

Yanarak sımsıcak bir kedinin ağzından

Dönüp iç çekmesine gece kuşlarının.

Sonra biz dağ başlarında apansız kurşunlanan

Süresiz baş dönmesiyiz çok garip adamların. “

                                                        

ECE AYHAN (1931–2002)

     İkinci Yeni şiirinde dilin aşırı uçlarında dolaşan kendine özgü yeni bir dil kurmaya çalışan şair Ece Ayhan’dır.  Şiiri okuyucuyu şaşırtma ve sarsma anlayışı üzerine kuruludur. Asım Bezirci,  Ece Ayhan’ı İkinci Yeni’nin en özgün şairi olarak görür. Sürrealist teknikleri şiire en ciddi biçimde uygulayan şairdir.

 

“ÇAPALI KARŞI

Kollarında eski balık dövmeleri

teodor kasap perhiz ahali içmez

ay türkçe rakı çıkmıştır kapalı

ve geniş muhlis sabahattin'den

ayşe opereti ne güzel bir hiç

…”

 

SEZAİ KARAKOÇ (1933)

 

     Sezai Karakoç, İkinci Yeni’ye has dil ve söylem özelliklerini kullanarak İslam dinini esas alan konulara yöneldi. Onun şiiri İslam’ın geleneksel metinlerinde görülen merkez çevre ilişkisinin üzerine kurulmuştur.  İslam mitolojisini kucaklayan Sezai Karakoç şiirinin sağlam bir metafizik zemini vardır. O,  şiir dilindeki semboller aracılığıyla geleneği güne ve geleceğe taşır.  Şiiri aşk,  hürriyet ve hayat olgularını anlatmaya çalışır.

     Ergani'de doğdu. Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi. Maliye müfettiş yardımcısı, Gelirler Genel Müdürlüğü'nde kontrolör olarak çalıştı. Resmi görevden ayrıldı. Yeni İstanbul ve Sabah gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. Şimdi İstanbul'da şiir yazmaya devam ediyor.

      Önce iki sayı devam eden Şiir Sanatı adlı dergiyi, sonra Diriliş dergisini çıkardı. Karakoç, şiir üslubu bakımından, az çok İkinci Yeni'ye yakın sayılsa da, şiirinde işlediği temalar, inandığı değerler bakımından şiirimizde yeni ve değişik bir sestir.

     İslami düşünceyi modern şiirdeki gerçeküstücülükle bağdaştırmakta, mistisizmden yararlanmakta, çarpıcı benzetme ve sembollerle, denenmemiş, bağımsız şiirler yazmaktadır.

     Şairin gençlik yıllarında akrostişle yazdığı “Mona Roza” şiiri yıllardan beri şiirseverlerin dillerinden düşmemiş, şiiri sevdirmede etkili bir vasıta da olmuştur:

Mona Roza

Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller

Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar

Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek…

Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ellerin ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin ellerin ve parmakların
 
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
 
Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları

Ki ben Mona Roza bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar su kenarında
Ki ben Mona Roza bulurum seni
 
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım sığmaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Artık inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki kapalı gece ve güne
Altın bilezikler o kokulu ten
 
Mona Roza siyah güller, ak güller
Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza siyah güller, ak güller

Sezai KARAKOÇ

      Eserleri

Şiir kitapları: Körfez (1959) , Şahdamar (1962) , Hızırla Kırk Saat (1967) , Sesler (1968) , Taha'nın Kitabı (1968) , Gül Muştusu (1969) , Zamana Adanmış Sözler (1970) , Ayinler (1970) , Leyla ile Mecnun (1981) ,

 

İLHAN BERK (1918)

 

      Şiirimizin her zaman yenileşmeye açık olan şairi İlhan Berk, 1940’ların başından günümüze her  şiir akımının, her şiir hareketinin içinde yer almasına rağmen kendi çizgisini hep korudu: Kapalı, imgeci şiirden eski çağları, mitolojiye, tarihe bir dönüş, kent düşkünlüğü, anlamın yitişi, minyatürlerde eski kitaplarda, izlerini bırakarak dolaşan bu şair oldu.

     İlhan Berk şairliğini şöyle anlatır: “Şairlik bir çeşit dervişliktir. Yıllarca bir yer altı suyunu, yalnızlığını, unutulmuşluğunu, ezikliğini yaşayacaksın; bunu hiç yaşamamış gibi de alçakgönüllülüğünü elden bırakmayacaksın; yeryüzüne çıkma özlemini yitirmeden dayanacaksın; sonra bir gün, gün ışığını gördüğünde asıl da o zaman bir kıyıya çekilip bakmasını bileceksin.”

 

“Hiç unutmam bir gün geç vakit

Tam benim geçtiğim zamana rastlamıştı

Büyüme saati bir ormanın

Şöyle iyice dinlesem sanırım artık

Bütün ormanları büyürken duyarım”

 

*    Dadaizm: I. Dünya Savaşı yıllarında başlamış kültür ve sanat bir akımıdır. Dada Dünya Savaşının barbarlığına, sanat alanındaki ve gündelik hayattaki entelektüel katılığa ve erotizme bir protesto olmuştur.

** Sürrealizm: Gerçeküstücülük ya da sürrealizm, Avrupa’da birinci ve ikinci dünya savaşları arasında gelişmiştir. Temelini, akılcılığı dışlayan ve san’atkarane olana karşı çıkış için çalışan ilk dadaistlerin eserlerinden alır.