Makale Dizini

 

 

  1. II. ÜNİTE: COŞKU ve HEYECANI DİLE GETİREN METİNLER (ŞİİR)

  2. Şiir İnceleme Yöntemi

                        o    Şiir ve Zihniyet

     Zihniyet, bir dönemdeki sosyal, siyasî, idarî, adlî, dinî, ticarî hayatın birlikte oluşturduğu ortamdır. Yani devrin kabul edilmiş sanat zevki ve hâkim anlayışıdır. Bir dönemdeki dinî, siyasi, ekonomik, sivil, askerî hayatın duygu, anlayış ve zevkler bütünü zihniyeti oluşturur. Bireysel farklılıklar dışında bir toplumdaki bireylerde ortak olan inançlar, yargılar ve temsiller bütünü de zihniyet kavramının içindedir. Zihniyet, bir toplum ve kültürün üyelerinin ortak tutumlarını da yansıtır.

     Bir eser hangi dönemde verilmişse, o dönemden izler taşır. Şairlerin şiirleri de yaşadıkları dönemden izler taşır. Şairlerin şiirlerinde de yaşadıkları dönemin sosyal ve siyasal olaylarını, kültürünü, ilişkilerini, inançlarını, sanat zevkini görmek mümkündür. Dolayısıyla bir şiiri incelerken, o şiirin yazıldığı dönemin ve şairin özellikleri göz önüne alınmalıdır.

     Şairler dönemin zihniyetinden etkilenirler. Hemen her şair, yaşadığı dönemin zihniyetinin etkisi altında kalır. Dolayısıyla dönemin zihniyetinin bilinmesi, şiirdeki iletinin anlaşılmasına yardımcı olur. Sosyal, siyasal ve toplumsal olayların, inançların vb. şiir üzerinde etkisi olur. Dil bilgisi kuralları da şiirlerin yazıldığı dönemden etkilenir.

Yalnız senin gezdiğin bahçede açmaz çiçek,

Bizim diyarımız da bin bir baharı saklar!

Kolumuzdan tutarak sen istersen bizi çek

İncinir düz caddede dağda gezen ayaklar.

 

Sen kubbesinde ince bir mozaik arar da

Gezersin kırk asırlık mabedin içini,

Bizi sarsar bir sülüs yazı görsek duvarda,

Bize heyecan verir bir parça yeşil çini.

 

Sen raksına dalarken için titrer derinden

Çiçekli bir sahnede bir beyaz kelebeğin.

Bizimde kalbimizi kımıldatır derinden

Toprağa diz vuruşu dağ gibi bir zeybeğin.

 

Başka sanat bilmeyiz karşımızda dururken

Yazılmamış bir destan gibi Anadolu’muz

Arkadaş, biz bu yolda türküler tuttururken

Sana uğurlar olsun... Ayrılıyor yolumuz.

                            (Faruk Nafiz Çamlıbel)

 

     Faruk Nafiz, bu mısraları, Millî Edebiyat akımının temel ilkelerinden biri olan Türkçeyi sadeleştirme anlayışına bağlı kalarak yalın bir dille yazmıştır. Bu mısralarda şair, kendi dönemi içinde Türk şairine sanatın kaynağını ve malzemesini gösteriyor. Batıdan alınma, kuru bir taklide dayalı, havada kalan soyut ve bizimle ilgisi olmayan Batı sanatı yerine bizim kendi sanatımızı, kendimiz kurmamız gerektiğini söylüyor. Ona göre Anadolu, millî sanat üretimi için bakir bir alandır. Hem tabii güzellikleri hem insanlarının kültür zenginlikleri, gönül dünyalarının renkliliği, insani, medenî kimlik ve kişilikleri sanat ve edebiyat için yararlanılacak zengin ve önemli bir kaynaktır.

                        o    Şiirde Ahenk (Ses ve Ritim)

     Ahenk: Ahenk kelimesi uyum anlamına gelmektedir. Edebiyatta ise kelimelerin birbiriyle ses ve anlam bakımından etkileyici bir bütün olması anlamındadır.

     Şiirde ahenk; ustaca kullanılan ses akışı, söyleyiş, ritim, ölçü ve her türlü ses benzerliğiyle sağlanır. Şiirde ahengi sağlamak için ölçü, kafiye, vurgu, tonlama gibi değişik unsurlar kullanılır.       

     Şiirde ahengi sağlayan unsurları şöyle sıralayabiliriz:

 

1) Vurgu: Bir kelimede hecelerden birinin diğerlerine göre daha baskılı, daha kuvvetli söylenmesidir. Vurgu hem kelimenin anlamını güçlendiren hem de şiiri ahenkli kılan bir unsurdur. Vurgulama ve tonlama şiirin ahengini ve etki gücünü bir kat daha artırır.

Gök sarı toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı

Arkada zincirlenen Toros Dağları   

2) Tonlama: Anlatılmak istenen duygu veya düşüncenin daha etkili ifade edilebilmesi için ses tonunu değiştirerek okumaya tonlama denir. Böylece acıma, üzüntü, özlem, hayranlık, sevgi gibi duygular belirginlik kazanır.

Bir sarsıntı… Uyandım uzun süren uykudan,

Geçiyordu araba yola benzer bir sudan.

3) Ölçü: Ahengi sağlamak şiire belli bir düzen vermek için şiirlerde çeşitli ölçüler kullanılır. Türk edebiyatında hece ve aruz ölçüsü olmak üzere iki çeşit ölçü kullanılmıştır.

  1. a) Hece ölçüsü: Şiirdeki tüm mısraların hecelerinin sayısının eşit olması esasına dayanır.

Hece ölçüsü Türklerin bulduğu bir ölçüdür.

Bilinen en eski Türk şiirlerinde de bu ölçü kullanılmıştır.

7’li, 8’li, 11’li hece ölçüsü kalıpları en çok kullanılan kalıplardır.

Durak: Ölçü kalıpları içerisindeki durma yeridir. Hece ölçüsünde duraklar kelimeleri bölmez.

  1. b) Aruz ölçüsü: Mısralardeki hecelerin açıklık kapalılık esasına bağlı olan bir ölçü sistemidir. Sonu ünlü ile biten heceler ‘’açık’’, sonu ünsüzle biten heceler de ‘’kapalı’’ hece olarak adlandırılır. Ayrıca uzun ünlülü heceler ile mısra sonundaki heceler daima kapalı kabul edilir. Aruz ölçüsünde duraklar kelimeleri bölebilir.

O be nim mil / le ti min yıl / dı zı dır par /  la ya cak

 .   .   -     -      .   .  -    -     .   .   -    -       .   .     -

Fe i   la  tün    Fe i   la  tün   Fe i   la  tün    Fe  i  tün

     Aruz vezninde hecelerin kısalığı ve uzunluğu esas olduğu için bazı Türkçe kelimeler kısa olduğu halde vezin gereği uzun okunur; buna imale denir. İmale kısa heceyi uzun yapar. Arapça ve Farsça kelimelerdeki bazı uzun seslerin vezin gereği kısa okunmasına da zihaf denir.  Sessiz bir harfle biten kelime vezin gereği açık olması gerekirse, kendinden sonra sesli ile başlayan bir hece varsa birinci kelimenin sonundaki harf, ikinci kelimenin ilk hecesine ulanır. Buna ulama denir. Ulama kapalı heceyi açık yapar.

  1. c) Serbest Ölçü: Herhangi bir sisteme bağlı olmayan ölçüdür.19.yüzyıl sonlarından itibaren edebiyatımıza girmiştir.

4) Kafiye (Kafiye) ve Redif:

Kafiye: Mısra sonlarındaki kelimelerde veya eklerde bulunan ve görevleri farklı olan ses lerin benzerlikleridir.

Redif: Mısra sonlarında bulunan kelime ve eklerden  aynı görevdeki ses tekrarlarıdır.

 

Her yalana kanmışım                            kafiye:’’an’’

Her söze inanmışım                              redif: ‘’mışım’’

Ben artık sevgiden de

Bıkmışım, usanmışım

Kafiye Çeşitleri

 

  1. a) Yarım Kafiye: Sadece bir ünsüzün benzeşmesiyle oluşan kafiyeye yarım kafiye denir.

Ecel büke belimizi / Söyletmeye dilimizi / Hasta iken halimizi /Soranlara selam olsun

  1. b) Tam Kafiye: Biri ünlü biri ünsüz olmak üzere iki sesin benzerliğiyle oluşan kafiyelere tam kafiye denir.

Ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin;

İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler

Tak, tak ayak sesimi aç köpekler işitsin

Yolumda bir tak olsun zulmetten taş kemerler

 

  1. c) Zengin Kafiye: En az üç sesin benzerliğiyle oluşan uyağa zengin kafiye denir.

Bir idamlık Ali vardı, asıldı

Kaydını düştüler, mühür basıldı

Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı.

  1. d) Cinaslı Kafiye: Aynı seslerden oluşan; fakat farklı anlamları karşılayan kelimelerle yapılan uyağa cinaslı kafiye denir. Cinas bir kelimenin tekrarı değildir. Aynı kelimenin aynı anlamla tekrar etmesine redif denir.

 ‘’Kalem böyle çalınmıştır yazıma

Yazım kışa uymaz kışım yazıma’’

     Bu beyitteki ‘’yazıma’’ kelimelerinin yazımı aynıdır; ancak birinci mısrada kaderime anlamında ikinci mısrada ise yaz mevsimi anlamında kullanıldığından cinaslı kafiyetır.

     Yazımları ve anlamları aynı olan iki kelime redif; yazımları aynı ancak anlamları farklı olan iki kelime cinaslı kafiye oluşturur.

     Uzun okunan ünlüler iki ses değerinde kabul edilir.

 

Kafiye Düzeni (Şeması) ve Çeşitleri

     Şiirler kafiyeleniş bakımından dörde ayrılır:

  1. a) Düz kafiye: Kafiyelı kelimeler aaxa veya aaab şeklinde sıralanmışsa buna düz kafiye denir.

Hiç anılmaz olmuş atalar adı                                   

Beşikte bırakmış ana evladı                                     

Kırılmış yetimin kolu kanadı                                   

Zulüm pençesinden aman kalmamış

 

  1. b) Çapraz kafiye: Kafiyeli kelimeler abab şeklinde sıralanmışsa buna çapraz kafiye denir.

Sokaktayım kimsesiz bir sokak ortasında                

Yürüyorum arkama bakmadan yürüyorum            

Yolumun karanlığa saplanan noktasında                 

Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum

                                                           Necip Fazıl Kısakürek

  1. c) Sarma kafiye: Kafiyeli kelimeler abba şeklinde sıralanmışsa buna çapraz kafiye denir.

En son Bektaş Ağa çöktü diz üstü                            

Titrek elleriyle gererken yayı                                    

Her yandan bir merak sardı alayı                              

Ok uçtu, hedefin kalbine düştü

 

  1. d) Mani tipi kafiye: Mani tipindeki şiirlerde kullanılan kafiye türüdür. aaxa şeklinde kafiyelenir. Tek dörtlük için geçerlidir.

Dağlarda kar kalmadı

Gözlerde fer kalmadı

Daha yazacak idim

Kâğıtta yer kalmadı

 

5) Aliterasyon ve Asonans:

     Bir şiirin mısralarında sürekli aynı ünsüzün tekrarlanmasından oluşan ahenge aliterasyon denir.

     Bir şiirin mısralarında sürekli aynı ünlünün tekrarlanmasıyla oluşan ahenge asonans denir.

     Senin kalbiden sürgün oldum ilkin bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği

“ü harfi ile asonans, s harfi ile aliterasyon yapılmıştır.”

                        o    Şiir Dili

     Şiir insanın duygu, coşku, özlem ve hayallerini kendine özgü bir dille ifade eder. Dili daha canlı, daha güzel ve daha etkili hâle getirerek ona bir kimlik kazandırır. Şair günlük dildeki kelimeleri özenle seçer. Onlara yepyeni anlamlar kazandırır. Kullanılan dile yeni değerler ve anlamlar kazandırır. Benzetmelere, değişmecelere (mecaz) yer verir. Somut varlıkları soyutlaştırır, soyutları da somutlaştırır. Böylece duygu ve düşüncelerine bir anlam derinliği kazandırır. Şairler, şiirlerini tekdüzelikten kurtarmak için sanatlardan yararlanmıştır. Böylece şiir, daha ilgi çekici, merak uyandırıcı bir hâl almıştır. Şairlerin yararlandıkları belli başlı sanatlar şunlardır:

 

Teşbih (Benzetme)

 

Aralarında ilgi bulunan iki şeyden güçsüz olanı güçlü olana benzetme sanatıdır. Teşbihte dört unsur vardır:

“Kendisine benzetilen”, benzerlik kurulan unsurlardan nitelikçe daha üstün, daha güçlü olandır.

“Benzeyen”, benzerlik kurulan unsurlardan nitelikçe daha zayıf, daha güçsüz olandır.

“Benzetme yönü”, birbirine benzetilen unsurlar arasındaki benzetme ilgisidir.

Benzetme edatı”, benzetme yaparken kullanılan “kadar, gibi, sanki vb.” edatlardır.

“Adamın parmakları demir gibi sertti.” cümlesinde teşbih sanatı vardır. “Adamın parmakları” sözü “demir”e benzetilmiştir. Bu teşbihin unsurlarını inceleyelim:

 

Adamın  parmakları    /       demir        /                   gibi      /         sertti.

       benzeyen             /kendisine benzetilen  / benzetme edatı  / benzetme yönü

Dört unsuru da bulunan benzetmelere “tam teşbih” adı verilir.

Sadece “kendisine benzetilen’ ve “benzeyen” unsurlarıyla yapılan benzetmelere “teşbih-i beliğ denir.

“Gülünce inci dişleri ne güzel parlıyor.” cümlesinde “dişler” sözü “inci”ye benzetilmiştir, “inci” kendisine benzetilen, “dişler” de benzeyendir. Yalnızca bu iki unsur olduğundan burada teşbih-i beliğ vardır.

İstiare (İğretileme)

 

İstiare, “kendisine benzetilen” veya “benzeyen” ile yapılır. İstiare ikiye ayrılır:

 

  1. Açık istiare: “Kendisine benzetilen” ile, yani benzetmenin güçlü unsuruyla yapılan istiaredir. Şairler; daha çok, açık istiareyi kullanmışlardır.

 

“Sabahtan uğradım ben bir fidana

Dedim mahmur musun, dedi ki yok yok”

 

dizelerinde “fidan” kelimeninde açık istiare vardır, “sevgili”, “fidan’a benzetilmiştir. “Sevgili” benzeyen, “fidan” kendisine benzetilendir. Görüldüğü gibi yalnızca kendisine benzetilen, yani “fidan” sözcüğü kullanılmış, bununla da “sevgili” kastedilmiştir.

 

  1. Kapalı istiare: Sadece “benzeyen” unsuruyla yapılır.

 

Dalların boynu bükük

“Kederliyiz” der gibi

 

Bu dizelerde “dallar” boynu bükük sözünden de anlaşılacağı üzere “insan’a benzetiliyor. Burada sadece kendisine benzetilen durumundaki “insan’dan söz edilmemiş, kapalı istiareye başvurulmuştur.

 

Mecaz-ı Mürsel (Ad Aktarması)

 

Aralarında anlam ilgisi bulunan sözlerden birini diğerinin yerine kullanma sanatına mecaz-ı mürsel denir. Mecaz-ı mürsel sanatında benzetmeden yararlanılmaz.

 

“Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet”

dizesinde “Beyoğlu” sözüyle, orada yaşayan insanlar.

 

“Karacaahmet” sözüyle de mezarlık kastedilmiştir.

 

Tecahül-i Arif

 

Şairin bildiği bir konuyu bilmiyormuş gibi aktarmasına dayanan bir sanattır.

 

“Geç fark ettim taşın sert olduğunu

Su insanı boğar, ateş yakarmış”

 

mısralarında şair, “taşın sert olduğunu, suyun insanı boğduğunu, ateşin yaktığını” elbette biliyor. Ancak bunları bilmiyormuş gibi bir tavır takınarak tecahül-i arif sanatı yapıyor.

 

Teşhis (Kişileştirme): İnsan dışındaki varlıkları, insana özgü niteliklerle aktarma sanatıdır.

“Ay suda bestelerken en güzel şarkısını

Küreklerim de suya en derin şiiri yazdı”

 

dizelerinde “ay” ve “kürekler” insana özgü niteliklerle aktarıldığından teşhis sanatı yapılmıştır. İnsana özgü bir özellik olan “şarkı bestelemek”, “Ay’a; “şiir yazmak ” ise “kürekler”e verilmiştir.

 

İntak (Konuşturma): İnsan dışındaki varlıkları konuşturma sanatıdır.

 

“Çiğdem der ki ben elâyım

Yiğit başına belâyım”

 

mısralarında sözü edilen “çiğdem” insan dışındaki bir varlıktır. “Çiğdem der ki” sözüyle çiğdem konuşturulduğundan intak sanatı yapılmıştır.

 

Tekrir: Bir ahenk yaratmak için aynı kelimelerin tekrarlanmasına dayanan söz sanatıdır.

 

“Neysen sen, nefes sen, neylersin neyi

Neyzensen, nefessen, neylersin neyi”

 

mısralarında aynı kelimelerin tekrar edildiğini görüyoruz. Dolayısıyla tekrir sanatı yapılmıştır.

 

Mübalağa (Abartma): Bir olayı, durumu ya da varlığı olduğundan büyük ya da küçük olarak anlatmaya mübalağa denir.

 

Horoz değil katır idi

Dağdan odun getirirdi

Her işleri bitirirdi

Çil horozum kayboldu

 

mısralarında “horozun katır kadar olması, dağdan odun getirmesi, her işleri bitirmesi” gerçek yaşamda olabilecek şeyler değildir. Dolayısıyla burada mübalağa sanatı yapılmıştır.

 

Tezat: Bir konuyu ortaya koyarken onunla ilgili birbirine zıt kelimeleri bir arada kullanma sanatıdır.

 

“Neden böyle düşman görünürsünüz

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar”

 

mısralarında şair, aynalarla ilgili düşüncesini aktarırken “düşman” ve “dost” kelimelerini kullanmıştır. Bunlar birbirine zıt kelimelerdir.

 

Tevriye: Tevriye sanat, birden çok anlam taşıyan kelimelerle yapılır. Kelimenin birden çok anlama gelecek biçimde kullanılmasına dayanan bir sanattır. Tevriyede genellikle kelimenin yakın anlamı vurgulansa da uzak anlamı kastedilir.

 

“Bir buse mi, bir gül mü verirsin dedi gönlüm

Bir nim tebessümle o âfet gülü verdi”

 

mısralarında “gülü verdi” sözüyle tevriye sanatı yapılmıştır. Bu sözden “gül çiçeğini verdi” ve “gülümsedi” anlamları çıkar. Ancak şair, sevgilinin gül çiçeğini verdiğini söylese de asıl olarak “gülümsediğini” vurgulamak istemiştir.

 

Hüsn-i Talil: Bir olayın meydana gelişini gerçek nedeninin dışında hayalî ve güzel bir nedene bağlama sanatıdır.

 

“Ayrılık hasretine içerledi güller

Yapraklannı döküverdi birer birer”

 

mısralarında “güllerin yapraklarını dökmesi”, ayrılık hasreti çekme” nedenine bağlanmıştır. Oysaki güllerin yapraklannı dökmesinin gerçek nedeni bu değildir.

 

Telmih: Geçmişteki, herkesçe bilinen bir olayı ya da önemli bir kişiyi hatırlatma sanatıdır.

 

“Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhidi

Bedr’in aslanları ancak bu kadar şanlı idi”

mısralarında telmih sanatı yapılmıştır. “Bedr’in aslanları” sözüyle “Bedir Savaşı” hatırlatılmıştır.

 

Kinaye:  Hem gerçek hem mecaz anlama gelebilecek sözlerle yapılan bir sanattır. Kinayenin bulunduğu sözün gerçek anlamı çıksa da asıl, mecaz anlamı kastedilir. Deyim ve atasözlerinde kinayeye sık sık başvurulmuştur.

 

“Ateş düştüğü yeri yakar.” atasözünde kinaye vardır. Gerçek anlamda “ateşin düştüğü yeri yaktığı” doğrudur. Bu atasözünün mecaz anlamı ise “bir derdin, sıkıntının, en çok, onu çeken kişiyi etkilediği”dir. Bu atasözünde de kastedilen, gerçek değil mecaz anlamıdır.

 

Aliterasyon: Şiirde ahengi yakalamak için aynı seslerden oluşan kelimelerin bir arada kullanılmasıdır. Aliterasyon ünsüz harflerle yapılır.

“Derûn-ı sînede zahm-ı nihân mısın a gönül

Elemle âh çeken bir dehân mısın a gönül”

 

mısralarında “n” ünsüzleriyle aliterasyon yapıldığını görüyoruz.

 

Cinas

 

Yazılışları aynı anlamları ayrı kelimeleri dize sonlarında kullanma sanatıdır.

 

“Böyle bağlar

Yâr başın böyle bağlar

Gül açmaz bülbül ötmez

Yıkılsın böyle bağlar”

 

dizelerinde “bağlar” sözcüğüyle cinas sanatı yapılmıştır.

                        o    Şiirde Yapı

     Şiirin yapısı anlam ve ses kaynaşmasından oluşur. Anlam ve ses kaynaşmasından oluşan nazım birimlerine beyit, kıt’a, bent, mısra gibi isimler verilir. Dize, beyit, dörtlük gibi birimlerle ölçü, kafiye düzeni, tema ve imgeler belli bir bütün oluşturarak şiirde yapıyı meydana getirir.

 

Nazım Birimi

 

Bir şiirde anlam bütünlüğünü sağlayan en küçük birime nazım birimi denir. Türk edebiyatında değişik dönemlerde farkı nazım birimleri kullanılmıştır.

 

Mısra (dize): Coşku ve heyecanı dile getiren metinlerde, yani şiirde yapıyı meydana getiren her bir satıra mısra ya da dize denir. Mısra anlamlı en küçük nazım birimidir. Bu, bir şiirin parçası olabileceği gibi, kendi içinde bağımsız bir bütün de olabilir. Bir şiirin içinde her yönüyle en güçlü, güzel, akılda kalan ve dikkat çeken mısraya mısra-i berceste denir.

 

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi

Kanuni

Beyit: İki mısradan meydana gelen nâzım parçasına beyit denir. Divan edebiyatında gazel, kaside gibi nazım şekilleri beyitlerden meydana gelir.

Bir söz dedi canan ki keramet var içinde

Dün giceye dair bir işret var içinde

Bent: Bir şiiri meydana getiren bölümlerden her birine bent denir. Beyit ve dörtlükte dize sayısı bellidir, ancak bentlerde dize sayısı değişebilir.

 

Leylak getiriyorsun bana güneşli bir gün

Onu saçlarından topladığın belli

Bir leylak bahçesisin karşımda

Böyle kucağında kalsa daha iyi

Bir vazoya bırakıp gidiyorsun

Sen gidiyorsun leylaklar kalıyor mu sanki

Önce renkleri gidiyor arkandan

Nesi varsa gidiyor soyunarak

Dörtlük (kıta): Dört dizeden oluşan nazım birimine kıta denir.

 

Bir gece misafirim olsan yeter

Dolar odama lavanta kokusu

Soğur sevincinden sürahide su

Ay pencereden durup durup güler

(Cahit Sıtkı Tararıcı)

NAZIM ŞEKİLLERİ

 

Kafiye örgüsüne ve mısra sayılarına göre manzumelerin aldığı biçime, sundukları görünüme nazım şekli denir. Türk edebiyatının değişik dönemlerinde kullanılan nazım şekilleri şunlardır:

 

İslamiyet Öncesi Türk Şiiri Nazım Şekilleri

Koşuk: “Sığır” denilen sürek avları sırasında söylenen şiirlerdir. Konusu daha çok tabiat, aşk, savaş ve kahramanlıktır.

Sagu: “Yuğ” adı verilen cenaze törenlerinde, ölen kişilerin erdemlerini ve duyulan acıları dile getiren şiirlerdir.

Destan: Toplumu derinden etkileyen olaylar sonunda halk arasında kendiliğinden oluşan uzun nazım türüdür.

Halk Şiiri Nazım Şekilleri

 

Anonim halk edebiyatı nazım şekilleri:

 

Mani: Başta aşk olmak üzere hemen her konuda, 7′li hece ölçüsüyle söylenir, tek dörtlükten oluşur. Kafiye örgüsü aaxa biçimindedir. Asıl anlatılmak istenen son iki dizede verilir. Düz, kesik, cinaslı, yedekli, artık mani” gibi çeşitleri vardır.

Ninni: Annenin çocuğunu uyutmak için kendine özgü bir ezgiyle söylediği şiirlerdir. Belli bir kafiye ölçüsü olmadığı gibi, çoğu zaman dizeler arasında tam bir ölçü birliği de görülmez. Matta ninnilerin dörtlükler halinde olmayanları da vardır.

Türkü: Ezgi eşliğinde söylenir. Genellikle hece vezninin 7, 8 ve 11’li kalıplarıyla söylenir. Her kıta türkünün asıl sözlerinin bulunduğu bent ile nakarattan meydana gelir. Nakarat her bendin sonunda tekrarlanır. Bu kısım bağlama veya kavuştak diye de bilinir. Ezgilerine göre, kırık havalar (usullü ezgiler), uzun havalar (usulsüz ezgiler) olmak üzere; konularına göre çocuk türküleri, tabiat türküler, aşk türküleri, kahramanlık türküleri, askerlik türküleri; yapılarına göre mani kıtalarından kurulu türküler, dörtlüklerle kurulu türküler olmak üzere çeşitleri vardır.

Ağıt: Ölen kişinin ardından duyulan acıları dile getiren şiirlerdir.

Âşık edebiyatı nazım şekilleri:

 

Koşma: 11’li hece ölçüsüyle aşk, ayrılık, gurbet, sevgi, doğa, yiğitlik gibi geniş çerçeveli konular işlenir. Genellikle 3 ila 5 dörtlükten oluşur ancak daha fazla dörtlükten oluşanları da vardır. Kafiye düzeni “abab, cccb, dddb…” şeklindedir. Son dörtlükte şairin mahlası bulunur. Konularına göre “güzelleme, koçaklama, ağıt, taşlama” adlı türleri vardır.

Semai: Koşma ile aynı konular işlenir. Kafiye düzeni koşma ile aynıdır. 8 ‘li ölçüyle söylenir. 3-5 dörtlükten oluşur. Koşmadan ezgisi, dörtlük sayısı ve ölçüsü bakımından ayrılır.

Varsağı: Toros Dağları ve Adana civarında yaşayan “Varsak” boylarının söyledikleri şiirlere denir. Kafiye düzeni koşmadaki gibidir. 8′li ölçüyle söylenir. “Bre, behey, hey” sözleri sıklıkla kullanılmıştır. “En az 3, en fazla 5 dörtlükten oluşur. Hayattan ve talihten şikâyet gibi konular işlenir.

Destan: 11’li hece ölçüsüyle söylenir. Kafiye düzeni koşma ile aynıdır. Ayaklanma, kıtlık, savaş, hastalık gibi toplumsal konular işlendiği gibi bireysel konuların işlendiği destanlar da vardır. Dörtlük sayısında sınırlama yoktur.

Tekke-tasavvuf edebiyatı nazım şekilleri:

 

İlahi: Tekke edebiyatının ana nazım türüdür. 7, 8 ve 11’li hece ölçüsüyle söylenir. Fanilik, Allah sevgisi, nefsin öldürülmesi temel konusudur. En büyük ustası Yunus Emre’dir.

Nefes: İlahilerin konularının Bektaşilerce söylenmesi sonucu ortaya çıkmış türdür.

Deme: Alevi tekkelerinde tören sırasında makamla ve sazla söylenen şiirlerdir.

Nutuk: Tekke edebiyatında pirlerin ve mürşitlerin, tarikata yeni giren müritleri bilgilendirmek tarikat derecelerini ve tarikat adabını öğretmek amacıyla söylenen didaktik şiirlerdir.

Devriye: Evrendeki canlı cansız her şeyin Allah’tan geldiğini ve yine ona döneceğini ifade eden “devir” kuramını yansıtan şiirlerdir.

Şathiye: Dinî ve tasavvufi halk şiirinde genel olarak mizahi manzumelere şathiye adı verilir. İnançlardan teklifsizce, alaylı bir dille söz eder gibi söylenen şiirlerdir.

Divan Şiiri Nazım Şekilleri

 

Beyitle kurulan nazım biçimleri:

 

Gazel: Güzellik, aşk, kadın, şarap gibi konuları işler. Araplardan Farslara, onlardan da Türklere geçmiştir. İlk beytine “matla” son beytine “makta” denir. Makta beytinde şairin mahlası kullanılır. En güzel beytine “beytü’l-gazel” ya da “şah beyit” denir. Gazelin bütün beyitlerinde aynı konu işleniyorsa buna “yek-ahenk gazel” denir. Bütün beyitler aynı söyleyiş güzelliğine sahip ise buna “yek-âvâz” gazel denir. “aa, ba, ca da…” şeklinde örgülenir. En az 5 en fazla 15 beyitten oluşur.

Kaside: Din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan şiirlere denir. En az 33 en fazla 99 beyitten oluşur. Kafiye düzeni gazelle aynıdır. İlk beytine matla, son beytine makta, şairin adının bulunduğu beyte taç beyit, en güzel beytine “beytü’l-kasid” adı verilir. Altı bölümlerinden oluşur. Nesib, kasidenin giriş bölümüdür. Girizgâh, konuya giriş niteliğinde olan bölümdür. Methiye, övülecek olan kişinin yüceliklerinin sıralandığı bölümdür. Fahriye, şairin kendini övdüğü kısımdır. Tegazzül, şair bu bölümde bir gazele yer verir. Dua bölümünde, övülen kişinin başarısı için Allah’a dua edilir. Konularına göre değişik isimler alır: Allah’ın birliğini anlatan kasidelere “tevhit”, Allah’a dua etmek ve yalvarmak için yazılanlara “münacaat”, herhangi bir şahsı övmek için yazılanlara “methiye”, Peygamberleri övmek için yazılanlara “naat”, birini eleştirmek için yazılanlara “hicviye”, ölen birinin arkasından yazılanlara “mersiye” denir.

Mesnevi: Beyit sayısı sınırsızdır. Konu sınırlaması yoktur. Genellikle savaş, aşk, tarihi olaylar, dinî olaylar gibi konular işlenir. Her beyiti kendi arasında kafiyelidir. Uyak düzeni aa, bb, cc, dd, ee… şeklinde devam eder. Beş mesneviden oluşan eserlere “hamse” denir.

Müstezat: Gazelin özel bir biçimine denir. Uzun dizelere kısa bir dize eklenerek yazılır. Uzun ve kısa dizeler gazel gibi kendi aralarında uyaklanır. Kısa dizelere “ziyade” adı verilir.

Kıt’a: Genellikle iki beyitten oluşur. 9 ila 10 beyte kadar yazılanları da vardır. Matla’ ve mahlas beyti yoktur. “xa, xa, xa…” biçiminde örgülenir. Felsefî, tasavvufî bir fikir, bir hayat görüşü, bir nükte, bir kişiyi övme ya da yerme, bir olayın tarihi kıtanın konusu olabilir.

Dörtlüklerle kurulan nazım biçimleri:

 

Rubai: Tek dörtlükten oluşur. “aaxa” biçiminde örgülenir. Aruzun belli kalıplarıyla yazılır. Hayatın anlamı ve hayat felsefesi, dünyanın nimetlerinden yararlanma ve ölüm gibi konular işlenir. İran edebiyatına ait bir türdür.

Tuyuğ: Divan edebiyatına Türklerin kazandırdığı bir nazım şeklidir. “aaxa” biçiminde örgülenir. Tek dörtlükten oluşur. Felsefi konular işlenir. Mahlas kullanılmaz.

Şarkı: Besteyle okunmak için yazılır. Dörtlük sayısı 3 ile 5 arasında değişir. Birinci dörtlükte 2. ve 4. dizeler diğer dörtlüklerde 4. dizeler aynen tekrarlanır. Buna nakarat denir. Türklerin divan edebiyatına kazandırdığı bir türdür. Aşk, sevgi, günlük hayat gibi konular işlenir. Halk deyişlerine ve söyleyişlerine yer verilir.

Murabba: Dört dizelik kıtalardan oluşur. Dörtlük sayısı 3-7 arasında değişir. Her konuda yazılır, “aaaa, bbba, ccca…” biçiminde örgülenir.

Bentlerle kurulan nazım biçimleri:

 

Terkib-i bent: Bentlerle kurulmuş olan bir nazım şeklidir. Her bent 7 ile 10 beyitten oluşur. Bent sayısı 5 ile 15 arasındadır. Bentleri birbirine bağlayan beyitlere “vasıta beyti” denir. Şairin toplumsal ve felsefi konulardaki düşünceleri konu olarak işlenir.

Terci-i bent: Terkib-i bente benzer. Yalnız burada bentler arasındaki vasıta beyti aynen tekrarlanır. Konu olarak daha çok Allah’ın kudreti, kâinatın sırlan ve kainatın zıtlıkları gibi konulara yer verilir.

Musammat: Bendlerden kurulu nazım biçimlerine (murabba, muhammes, müseddes, müsebba, müsemmem, mütessa, muaşşer, terbi, tahmis, taşdir, tesdis, tesbi, tesmin, tes-i, taşir, terkib-i bend ve terci-i bend) verilen genel addır.

Batı Edebiyatından Alınan Nazım Şekilleri

 

Sone: 14 mısradan meydana geir ve daha çok lirik konular işlenir. Kafiye örgüsü şöyledir: “abba abba ccd ede” Her türlü konu işlenebilir. Son dize, duygu yönünden en baskın dizedir. Edebiyatımıza Servet-i Fünun Döneminde. Fransız edebiyatı etkisiyle geçmiştir.

Terza-rima: Üçer mısralık bentlerle yazılmış bir nazım şeklidir. Bent sayısı belirsizdir. Tek bir mısra ile sona erer. Kafiye şeması şöyledir: aba bcb cdc ded e.

Triyole: 10 mısradan meydana gelir. Önce iki mısralı kısım, sonra dörder mısralı iki kısım gelir. Birinci kısmın ilk mısrası birinci dörtlüğün sonunda, yine birinci kısmın ikinci mısrası ikinci dörtlüğün sonunda tekrarlanır, “ab aaaa bbbb” biçiminde örgülenir.

                        o    Şiirde Tema (Ana Duygu)

     Konu: Üzerinde söz söylenilen, fikir yürütülen, yazı yazılan herhangi bir olay, düşünce veya duruma konu denir.

Tema: Şiirde dile getirilen duygu, düşünce ve hayale tema denir. Şairin şiirinde okura iletmek istediği duygu ve hayaller o şiirin temasını oluşturur. Bu, karamsarlık, yalnızlık, özlem, sevgi vs. olabilir.

     Şiir bir düşünce yazısı olmadığı için “tema” kelimeninden daha çok esrede dile getirilen duygu ve hayali anlamalıyız.

     Şiirde tema kimi zaman bir aşk, ayrılık acısı, ölüm korkusu gibi bireysel duygular kimi zaman da başka insanlar için üzüntülerin yer aldığı toplumsal konuları da içerebilir.

Uçun kuşlar uçun doğduğum yere

Şimdi dağlarında mor sümbül vardır

Ormanlar koynunda bir serin dere

Dikenler içinde sarı gül vardır

     (Rıza Tevfik Bölükbaşı)

     Bu dizelerde yurt özlemi vardır. Şair, yurt özlemi çektiğini kuşların doğduğu yere uçmasını istemesinden, dağlarının güzelliklerinden söz etmesinden anlıyoruz.

 

Gün Eksilmesin Penceremden

Ne doğan güne hükmüm geçer,

Ne halden anlayan bulunur;

Ah aklımdan ölümüm geçer;

 

Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.

Ve gönül Tanrısına der ki:

- Pervam yok verdiğin elemden;

Her mihnet kabulüm, yeter ki

Gün eksilmesin penceremden!                                                                  

                (Cahit Sıtkı TARANCI)

Şiirin konusu: İnsanın hayata bağlı olması.

Şiirin teması: Bütün zorluklara rağmen hayat güzeldir. Önemli olan, yaşanan olumsuzluklarına rağmen hayatı sevmektir.

                        o    Şiirde Gerçeklik ve Anlam

     “Sanat ya da edebiyat, bir nevi gerçeğin yorumlanarak anlatılmasıdır.” ifadesinden hareketle şiirde de gerçeğin değiştiğini söyleyebiliriz. Şiirdeki gerçeklik, somut bir anlayışla sınırlı değildir. Bu gerçeklik, insanın sadece yaşadıklarıyla değil; sezgileri, tasarıları ve izlenimleriyle de ilgilidir.

     Şair, şiirinin her okuyanda farklı duygular uyandırmasını amaçlar. Bu nedenle kelimelere yeni anlamlar yükler. Bu anlamları okuyucu kendisi hisseder. Bu şekilde şiirde farklı bir gerçeklik ortaya çıkar.

 

AT

Bin gemle bağlanan yağız at şaha kalkıyor

Gittikçe yükselen başı Allah’a kalkıyor

Son macerayı dinlememiş varsa anlatın

Zaptetmek isteyenler o mağrur, asil atın

Beyhudedir her uzvuna bir halka bulsa da

Boştur köpüklü ağzına gemler vurulsa da

Coştukça böyle sel gibi bağrında hisleri

Bir gün başında kalmayacak seyisleri

Son şanlı macerasını tarihe anlatın

Zincir içine bağlı duran kahraman atın

Gittikçe yükselen başı Allah’a kalkıyor

Asrın baş eğdi sandığı at şaha kalkıyor

                                (Faruk Nafiz Çamlıbel)

     Faruk Nafiz Çamlıbel’in bu şiiri temsili istiarenin en ünlü örneklerinden biridir. Bu şiirde Türk milletu “at”a; atın şahlanışı halkın düşmana başkaldırmasına; atın ağzına gem vurulmak istenmesi milli bağımsızlığın yok edilmeye çalışılmasına; seyis ise yurdu işgal eden düşmana benzetilmiştir. Şiirde betimlenen at, çeşitli yönlerden Türk milletinu temsil etmiştir.

                        o    Şiir ve Gelenek

     Şiir geleneği daha önce yaşamış şairlerin eserleriyle oluşmuştur. Geleneği oluşturan şairler arasında sanat anlayışı bakımından ilişki vardır. Halk ve aydın, tarihi akış içerisinde kendi dilleriyle kendi şiir geleneklerini oluşturmuşlardır.

     Bir toplumda kuşaktan kuşağa iletilen kültürel değerlere, alışkanlıklara bilgi, töre ve davranışlara gelenek denir. Düğün geleneği, mevlid geleneği, bayram geleneği… gibi.

     Şiir geleneği daha önce yaşamış şairlerin eserleriyle oluşmuştur. Geleneği oluşturan şairler arasında sanat anlayışı bakımından ilişki vardır. Halk ve aydın, tarihi akış içerisinde kendi dilleriyle kendi şiir geleneklerini oluşturmuşlardır.

     Örneğin Şeref Taşlıova, Yaşar Reyhani ve Murat Çobanoğlu, geleneği Türk edebiyatının başlangıç tarihine dayanan halk edebiyatının bir temsilcisidirler. O, dörtlüklerle ve hece vezniyle şiir kozasını oluştururken içinde yaşadığı kültürel ortamın etkisiyle farklı kavramlara ve kelimelere yer vererek geleneğin içinde özgünleşmiştir.

Türk edebiyatında üç şiir geleneği vardır:

  1. Halk Şiiri Geleneği ve Özellikleri

Halkın içinden yetişmiş ve çoğu okur-yazar olmayan sanatçılar tarafından oluşturulmuştur.

Şiirler, sade bir halk Türkçesiyle söylenmiştir.

Nazım birimi olarak dörtlük kullanılmıştır.

Hece vezni kullanılmıştır.

Kafiyeye önem verilmiştir.

Aşk, tabiat, tasavvuf, yiğitlik gibi konular işlenmiştir.

Şiirler hazırlıksız olarak söylenmiştir.

Genellikle yarım kafiye kullanılmıştır.

Gelenek usta-çırak ilişkisiyle bugüne kadar gelmiştir.

Koşma, semai, varsağı, destan, ilahi, nefes, mani, türkü gibi nazım şekilleri vardır.

Halk şiiri geleneğinin en güçlü temsilcileri Karacaoğlan, Âşık Seyrani, Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu, Yunus Emre, Kaygusuz Abdal, Erzurumlu Emrah ve Gevheri’dir.

Bu geleneğin son dönem temsilcileri arasında Âşık Veysel, Murat Çobanoğlu, Âşık Reyhani, Âşık Şeref Taşlıova ve Âşık Mahzuni’nin önemli bir yeri vardır.

Örnek:

 

Avşar Elleri

Kalktı göç eyledi avşar elleri

Ağır ağır giden eller bizimdir

Arap atlar yakın eyler ırağı

Yüce dağdan aşan yollar bizimdir

 

Belimizde kılıcımız kirmani

Taşı deler mızrağımın temreni

Hakkımızda Devlet Vermiş Fermanı

Ferman padişahın dağlar bizimdir

 

Dadaloğlum yarın kavga kurulur

Öter tüfek davlumbazlar vurulur

Nice koç yiğitler yere serilir

Ölen ölür kalan sağlar bizimdir

                                     Dadaloğlu

 

  1. Divan Şiiri Geleneği ve Özellikleri

     Divan edebiyatı, saray ve çevresinde gelişen ve aydın zümreye hitap eden bir edebiyattır. “Klasik Türk Edebiyatı” ismiyle de anılır.

Bu döneme ait şairlerin, şiirlerini topladıkları “divan” adı verilen birer defterleri vardır. Her şairin bir divanı olduğu için, divan edebiyatı ifadesi daha yaygındır.

Divan şiirinin dilinde Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalar sıkça görülür. Bu dönemin Türkçesine “Osmanlı Türkçesi” denir.

Nazım birimi beyittir.

Aruz vezni kullanılmıştır.

Şiirlerde aşk, tabiat, din, tasavvuf gibi genellikle ferdi konular işlenmiştir.

Şiirlerde konu bütünlüğüne ve bütün güzelliğine değil, beyit güzelliğine yer verilmiştir. Yani en güzel şiiri yazmak değil, en güzel beyti yazmak amaçlanmıştır

Kaside, gazel, mesnevi, murabba, terkib-i bend, rubai, şarkı gibi nazım şekilleri vardır.

Örnek:

Gazel

Âh kim bir dem felek re'yümce devrân etmedi

Vasl dermâniyle def'-i derd-i hicrân etmedi

 

Yârdan min derd-i dil çekdüm bu hem bir derd kim

Bildi min derd-i dilüm bir derde dermân etmedi

 

Vâdî-i gurbetde cân verdüm meni ol şâh-ı hüsn

Bir gece hân-ı visâli üzre mihmân etmedi

 

Dostlar çâk-i girîbânum görüp ayb eylemen

Ol güli kim gördi kim çâk-i girîbân etmedi

 

Fakr mülkin dut istersen kemâl-i saltanat

Kim bu mülkün fethini fağfûr u hâkân etmedi

 

Tîğ-i bîdâd ile her dem kanumı tökmek nedür

Ey felek her kim dem urdı aşkdan kan etmedi

 

Ahd ü peymân etdi yârum kim sana yârem velî

Yârlığ vakti sanursen ahd ü peymân etmedi

 

Akl meydânını zindân-ı belâ bilmez henüz

Kim ki bir müddet cünûn mülkini seyrân etmedi

 

Sırr-ı aşkın etmedi ancak Fuzûlî âşikâr

Bu mübârek işi her kim etdi pinhân etmedi 

                                      (Fuzuli)

 

  1. Modern Şiir Geleneği ve Özellikleri

Bu şiir geleneğinde şiirde ölçünün, nazım biriminin ve kafiyenin şart olmadığı savunulmuş ve ölçüsüz ve kafiyesiz şiirlerin örnekleri verilmiştir.

Sanatlı söyleyişin yerine yalın ve tabii söyleyiş benimsenmiştir.

Her türlü konu işlenmiştir.

Nazım birimi kullanılmamıştır.

Serbest şiir tarzı benimsenmiştir.

Şiirlerde sözcük dizilişi ve iç ahenk ön plandadır.

ANLATAMIYORUM

Anlatamıyorum

Ağlasam sesimi duyar mısınız,

Mısralarımda;

Dokunabilir misiniz,

Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,

Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu

Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;

Her şeyi söylemek mümkün;

Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;

Anlatamıyorum.

 

                            (Orhan Veli KANIK)

                        o    Yorum

     Okuyucun metni kendi birikimlerine, özelliklerine, kültürüne, zevkine ve hayal gücüne göre anlamlandırmasına “yorum” denir.

     Güzel bir yorum için:

Öncelikle şiirin yapısal özelliklerini, dil ve üslubunu, temasını belirlememiz gerekir.

Sonra şiirin yazıldığı dönemin şartlarına ve şairin zihniyetine (edebi kişiliğine) bakmamız gerekir.

Şiirin bağlı olduğu geleneğin özelliklerini bilmemiz gerekir.

Şiirin çok anlamlı bir metin parçası olduğunu unutmamız gerekir.

     Şiirde Anlam

Anlam, iletişim sırasında iletinin alıcıda uyandırdığı her türlü etkidir.

Her anlam bir bağlamda oluşur ve farklı bağlamlarda farklı algılana­bilir.

Her şiirin anlamı birbirinden farklıdır ve şiiri her okuyan farklı bir şe­kilde anlamlandırır.

Bir şiirin çeşitli zamanlarda, farklı kişilerce değişik yorumlanabilmesi şiirin çok anlamlılığındandır.

Okurun bilgi, kültür seviyesi, zevk ve anlayışı, ruh hâli, yaşı, yaşadığı ortamı şiiri farklı anlamlandırmasında etkilidir.

     Bir şiiri yorumlarken şunlara dikkat etmek gerekir:

Şiirin yazıldığı dönemin şartlarına,

Şairin edebî kişiliğine,

Şairin bağlı olduğu geleneğin özelliklerine,

Şiirin çok anlamlı olduğuna.

Şiirler çok anlamlılığını sözcüklere yüklenen yeni anlamlarla kazanır. Bu şekilde farklı yorumlanabilen, yoruma açık metinlere “açık metin” denir. Açık metinlerde, duygu, düşünce, olay ayrıntılarıyla anlatılmaz, boşluklar bırakılır; okuyucu bu boşlukları kendi istek ve beklentilerine göre yorumlar. Yorumlama yapılırken şiiri meydana getiren parçalar arasında ilişki kurulmalı, her parçanın bütün içindeki işlevi belirlenmelidir.

                        o    Metin ve Şair

     Şairin hayatı ve sanat anlayışı hakkında bilgi sahibi olmamız bize o şiiri yorumlamada bir fayda sağlayabilir ama şiirin her mısrasında hayatıyla bağlantı kurmaya çalışmak o şiirden sanat zevki almamızı engeller.

     Bütün güzel sanat eserleri gibi şiir de bir sanatçının ürünüdür. Her eserle onun mimarı arasında az ya da çok bir ilişki olabilir. Bir şairin mizacı, tecrübeleri, kültürel birikimi, sanat zevki ve dünya görüşü eserine yansıyabilir.

     Sanatçının yaşadığı dönem şiirin dil zevkine, temasına, yapısına, anlatım biçimine yansır. Şiir sanatçının hayatının ve ruh halinin yansıması olmamakla birlikte bunların değiştirilip dönüşmesiyle oluşan, dille ifade edilen bir güzel sanat etkinliğidir.

     Bir şiir, onu kaleme olan şairin izlerini taşır. Şairin kişiliği, kültür birikimi, dünya görüşü, sanat ve hayat anlayışı şiirin oluşumunda etkilidir. Şairle ilgili bu özellikleri bilmek, şiiri yorumlamamıza yardımcı olur. Bir şiir bire bir şairin hayatını anlatmaz, bu yüzden bir belge değildir.

     Aşağıdaki şiiri Yahya Kemal Beyatlı’nın hayatı ve yaşadığı yılları bilmeden anlamak ve yorumlamak mümkün değildir:

AÇIK DENİZ

Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum;

Her lâhza bir alev gibi hasretti duyduğum.

Kalbimde vardı "Byron"u bedbaht eden melâl

Gezdim o yaşta dağları, hulyâm içinde lâl...

Aldım Rakofça kırlarının hür havâsını,

Duydum, akıncı cedlerimin ihtirâsını,

Her yaz, şimâle doğru asırlarca bir koşu...

Bağrımda bir akis gibi kalmış uğultulu...

Mağlûpken ordu, yaslı dururken bütün vatan,

Rü'yâma girdi her gece bir fâtihâne zan.

Hicretlerin bakıyyesi hicranlı duygular...

Mahzun hudutların ötesinden akan sular,

Gönlümde hep o zanla berâber çağıldadı,

Bildim nedir ufuktaki sonsuzluğun tadı!

Bir gün dedim ki "istemem artık ne yer ne yâr!"

Çıktım sürekli gurbete, gezdim diyar diyar;

Gittim son diyâra ki serhaddidir yerin,

Hâlâ dilimdedir tuzu engin denizlerin!

 

Garbin ucunda, son kıyıdan en gürültülü

Bir med zamânı, gökyüzü kurşunla örtülü,

Gördüm deniz dedikleri bin başlı ejderi;

Gördüm güzel vücûdunu zümrütliyen deri

Keskin bir ürperişle kımıldadı anbean;

Baktım ve anladım ki o ejderdi canlanan.

Sonsuz ufuktan âh o ne coşkun gelişti o!

Birden nasıl toparlanarak kükremişti o!

Yelken, vapur ne varsa kaçışmış limanlara,

Yalnız onundu koskoca meydan ve manzara!

Yalnız o kalmış ortada, âsi ve bağrı hûn,

Bin mağra ağzı açmış, ulurken uzun uzun...

Sezdim bir âşina gibi, heybetli hüznünü!

 

Rûhunla karşı karşıya kaldım o med günü,

Şekvânı dinledim, ezelî muztarip deniz!

Duydum ki rûhumuzla bu gurbette sendeniz,

Dindirmez anladım bunu hiç bir güzel kıyı;

Bir bitmeyen susuzluğa benzer bu ağrıyı.

                  (Yahya Kemal BEYATLI)

  1. Manzume ve Şiir

     Dilde biri nazım diğeri nesir olmak üzere iki anlatım biçimi vardır. Nazım, ölçülü ve uyaklı anlatım biçimidir.

     Manzume: Ölçü ve kafiye gözetilerek, nazım biçiminde yani dizeler halinde yazılan metinlere ”manzume” denir. Manzumelerin sanat değeri taşıyanlarına da “şiir” denir.

Manzume ve şiir arasındaki farklar:

Manzumede anlatılanlar düz yazıyla ifade edilebilirken şiirde anlatılanlar düz yazıyla ifade edilemez.

Manzumelerde bir olay örgüsü varken şiirlerde olay örgüsü yoktur.

Manzumelerde sözcükler genelde gerçek anlamda kullanılırken şiirde çok anlamlılık vardır.

Şiirler manzumelere göre çağrışım yönünden daha zengindir.

     Manzum hikâye:  Nazmın nesre yaklaştırılmasıyla ortaya çıkan bir türdür. Önemli özelliklerinden birisi metinde karşılıklı konuşmaların yer almasıdır. Bu tarzı edebiyatımızda ilk kez Servet-i Fünuncular denemiştir. Tevfik Fikret ve Mehmet Akif Ersoy bu türde başarılı örnekler vermişlerdir.

 

Şiir Türleri

  1. Lirik Şiir

     Aşk, ayrılık, hasret ve özlem gibi konuları duygusal bir dille anlatan şiire lirik şiir denir.

     Eski Yunan edebiyatında şairler şiirlerini Lyra (lir) denilen bir sazla söyledikleri için bu tür şiirlere lirik denilmiştir.

     Gazel, şarkı koşma, semai lirik şiire örnektir.

  1. Pastoral Şiir

     Doğa güzelliklerini, kır ve doğa sevgisini, orman, yayla, dağ, köy ve çoban yaşamını, bunlara karşı duyulan özlemleri anlatan şiir türüdür.

     Şair doğa karşısındaki duygularını anlatıyorsa “idil”, bir çobanla karşılıklı konuşuyormuş gibi anlatıyorsa “eglog” adını alır.

  1. Epik Şiir

Yiğitlik, kahramanlık, savaş temalarını işleyen şiirlerdir.

Destansı özellikler gösteren şiirlerdir.

Okuyanda coşku ve yiğitlik duygusu uyandırır.

Epik sözcüğü, Yunancada destan anlamındaki epope’den gelmektedir.

  1. Didaktik Şiir

Bilgi vermek, öğretmek, öğüt vermek gibi öğretici amaç taşıyan şiirlerdir.

Manzum hikâyeler ve fabllar da bu gruba girer.

  1. Satirik Şiir

Toplumdaki çeşitli düzensizlik ve bozuklukları iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştiren şiirlerdir.

Halk edebiyatında “taşlama”, Divan edebiyatında “hiciv” denir.

  1. Dramatik Şiir

Tiyatroda kullanılan şiir türüdür.

Eski Yunan edebiyatında oyuncuların sahnede söyleyecekleri sözler şiir haline getirilir ve onlara ezberletilirdi. Bu şekilde sözler şiir şeklinde söylenirdi.

Dramatik şiir, karşılıklı konuşma şeklinde yazılan manzumelerdir.

Bizde birkaç sanatçı dışında pek kullanılmamıştır.

  1. Manzume ve Şiir Örneklerini İnceleme

     Bir şiir incelenirken zihniyet, ahenk, dil, yapı tema, şiirde gerçeklik ve anlam, şiirde gelenek, yorum ve şairin hayatının şiire etkileri üzerinde durulmalıdır. Bu, şiir tahlili için son derece önemlidir.

     Ders kitabında yer alan Nâbî ve Necâti Bey’e ait olan gazellerin incelenmesi:

     Buna göre 1. Gazelde ritim aruzla sağlanmıştır. Gazel, aruzun “mefâîlün / feilâtün / mefâîlün / feilün” kalıbına göre yazılmış olduğu; kafiye şemasının aa/ba/ca/da şeklinde olduğu; nazım biriminin beyit ve nazım şeklinin gazel olduğu belirtilir.

     Gazelin 1. beyitte artık eğlence meclislerinde eski eğlencenin kalmadığı anlatılmaktadır. 2. beyitte halk arasında cömertlik ve iyiliğin unutulduğunu sadece selamlaşmanın kaldığını belirtir. 3. beyitte sevgiliye seslenir rakibin, onun iyilikleri yüzünden ham kaldığını belirtir. 4. beyitte her şeye kavuşulduğu ama kötülerden intikam alınamadığı belirtilir. 5. beyitte Cenabı Allah’tan yapamadıklarını yapmak için izin istediğini belirtir. 1. ve 3. beyit alakalıdır.1. beyitte telmih, 3. beyitte nida sanatı vardır.

     Necâtî’nin gazelinde de buna benzer özellikler vardır. Aruz kalıbı 3 fâilâtün 1 fâilün şeklindedir. 2. gazelin dilinin daha sade olması da bir fark olarak düşünülebilir.

     Ders kitabındaki koşmanın incelenmesi: Kafiye şeması abcb, dddb, eeeb, fffb şeklindedir. Nazım birimi dörtlüktür. Dili sadedir. Yarım kafiyeler kullanılmıştır. 11’li hece ile söylenmiştir. Demek ki şiirin nazım şekli koşmadır.

     Koşmada: “Noktadır benlerini sayamadım ben”; “Aşkın ateşidir sinemi yakan”; “Boz bulanık seller gibi çağlarım”; “Ayrılık oduna doyamadım ben” dizelerinde teşbih vardır. Şiirin teması aşktır.

 

     İstiklâl Marşı: İstiklâl Marşı’nın da kafiye şeması çizilir. Kafiyeler bulunur. Ölçü aruzun 3 fâilâtün 1 fâilün kalıbına göredir. Nazım birimi dörtlüktür. Halk şiirindeki koşma, semai ve ilâhiye benzer; ölçüsünün aruz olması sebebiyledir ki divan şiirindeki şarkı, gazel, kasideye benzer. İstiklâl marşı bu bakımdan serbest nazma dâhil edilebilir. Şiirde al sancak Türk milletini sembolize eder. Çünkü milletten tek bir fert kalıncaya kadar bayrak dalgalanacaktır.

     Şiirde şafak, sancak ve ocak kelimeleri arasında tenasüp vardır. “Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım” dizesinde telmih sanatı vardır. “Korkma” sözcüğünde nidâ sanatı vardır. “Yüzen” sözcüğünde kapalı istiâre vardır. “Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak” dizesinde mecâz-ı mürsel vardır. “O benimdir, o benim…” dizesinde tekrîr vardır. “O benim milletimin yıldızıdır parlayacak” dizesinde açık istiâre vardır. “Çatma, kurban olayım…” dizesinde teşhis ve “ey nazlı hilâl”de nidâ, “hilâl” kelimesinde mecâz-ı mürsel vardır. …

     İstiklâl Marşı’nda Âkif’in sanat anlayışı görülür. Millî Edebiyat döneminin dili ile söylenmiştir. Anlam okuyucunun ruh hâline değil de metne bağlıdır. Şiirlerine yansıyan toplumsal sorumluluk ve gerçek samimiyet vardır. Sanat için sanat anlayışı yerine sanatta faydayı gözetmesi, bu nedenle süslü bir anlatımdan kaçınması esastır. Demek ki eser şiirden çok manzûme niteliği taşır.

     Yahya Kemal’in “Ok” isimli şiiri: Bu metin bir manzumedir. Çünkü burada olay, yer, zaman ve kişiler mevcuttur. Manzume hecenin 11’li kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye şeması abba, cddc, effe… şeklindedir. Nazım birimi dörtlüktür. Şiirde tema kahramanlıktır. Şiirde tarihi bir olay anlatılmaktadır. Nazım şekli koşmadır. Şiirin konusu bakımından çeşidi epiktir.

     Yahya Kemal’in hayatı ile ilgili ayrıntılar üzerinde durulur. (Yahya Kemal rolünü üstlenen öğrenci yardımı ile) Şairin hayatı ve şiir arasında bağlantı kurulmaya çalışılır.

     Necip Fazıl’ın “Şehirlerin Dışından” isimli şiiri: Şiirin şekil incelemesi yapılır. Kafiyeler ve ölçü belirlenir. Demek ki şiir 7’li hece ile yazılmıştır. Serbest nazımla yazılmıştır. Nazım birimi yoktur. Tema doğadır. Şehrin bunaltıcılığından kaçıp doğaya ve Yaradan’a sığınma söz konusudur. Konusu bakımından pastoral bir şiirdir.

     Necip Fazıl’ın hayatı ile ilgili ayrıntılar üzerinde durulur. (Necip Fazıl rolünü üstlenen öğrenci yardımı ile) Şairin hayatı ve şiir arasında bağlantı kurulmaya çalışılır. Bu şiirde tasavvufî bazı unsurlar yer almaktadır. Aynı zamanda şiirde mağara, orman, ıslık, yılan, çakal gibi doğal gerçeklikle ilgili unsurları kişisel duyguları ifadede kullanmıştır. “Mevsimler boğum boğum/ zamanın ipliğinde” dizelerinde imge vardır. “Haydi, yürü, bulalım” dizesinde ise nidâ sanatı vardır. “Kat kat çıkmış evlerin/ O cam gözlü devlerin/ gizlediği âlemi” dizelerinde ise teşbih vardır. “Dereler yoldaşımız” dizesinde kişileştirme vardır. Metinle okuyucuya, bilinçsiz şehirleşmenin sahip olduğumuz bazı güzellikleri yok edişi, mesajı iletilmektedir.

     Nazım Hikmet Ran’ın “Davet” isimli şiiri: Şiirde ahenk ses tekrarları ile sağlanıyor. Nazım şekli halk şiirindeki türkü veya divan şiirindeki müstezat benziyor. Şâir şiirinin 1. biriminde Türk medeniyetinin yolculuğundan bahseder. 2. birimde bu vatanın tamamen Türk milletine ait olduğunu belirtir. 3. birimde herkesin kendi ayakları üzerinde durmasını ve sosyal eşitliğin sağlanmasını ister.4. birimde ise insanlar eşit olduğunu ve kardeşçe yaşanması gerektiğini belirtir. Şiirde tema evrensel kardeşliktir.

     Nazım Hikmet’in hayatı ile ilgili ayrıntılar üzerinde durulur. (Nazım Hikmet rolünü üstlenen öğrenci yardımı ile) Şairin hayatı ve şiir arasında bağlantı kurulmaya çalışılır. Şiirde bazı söz sanatlarına da yer verildiği belirtilir.

     Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Bursa’da Zaman” isimli şiiri: Bu şiirin 11’li hece ile yazıldığı belirtilir. Kafiyesi bulunur. Şiir serbest nazımla yazılmıştır. Çünkü nazım birimi dizedir. Tema Bursa’da zamandır. Şair “Güvercin bakışlı sessizlik” ifadesinde nesnel gerçekliği duygularını ifadede kullanmıştır. Tarih ve tabiat zaman kavramı üzerinde birleşir. Burada tarih, mimarî, felsefe gibi bilim dallarından yararlanılmıştır. Tanpınar’ın hayatı ile ilgili ayrıntılar üzerinde durulur. (Tanpınar rolünü üstlenen öğrenci yardımı ile) Şairin hayatı ve şiir arasında bağlantı kurulmaya çalışılır. Tanpınar’ın genel olarak eserlerinde işlediği; rüya, zaman, musiki ve sağlam bir tarih bilinci bu şiirde de vardır. Şiirde Orhan zamanına telmih vardır. “Onunla bir yaşta ihtiyar çınar” gibi dizelerde de kişileştirme sanatı vardır. “Güvercin bakışlı sessizlik bile” dizesinde teşbih vardır. “Bursa’da eski bir cami avlusu/Küçük şadırvanda şakırdayan su…”gibi dizelerde de tenasüp sanatı vardır.

Johann Wolfgang von Goethe’nin “Sevgilinin Yakınlığı” isimli şiiri: 11’li ve 5’li hece ölçüsü ile ritim sağlanmıştır. Şiir serbest nazımla yazılmıştır. Divan şiirindeki müstezatlara benzer. Nazım birimi dizedir. Şiir dilinde imgelere yer verilmiştir. (Derin geceler) Şiirin teması özlemdir. “Kırda sessizliği dinlerim gece/her şey susunca” dizelerinde tezat vardır.