Makale Dizini


IV. ÜNİTE: MİLLÎ EDEBİYAT DÖNEMİ (1911-1923)

1. Millî Edebiyat Dönemi’nin Oluşumu
     Genç Kalemler dergisinin 1911'de Selanik’te yayımlan­maya başlanması, Tanzimat edebiyatında ilk işaretleri görülen Türkçülük hareketlerini de hızlandırmıştır.
     Ömer Seyfettin’in Genç Kalemler’in ilk sayısında yayım­ladığı Yeni Lisan makalesiyle “sade Türkçe” bir dava olarak ilk kez bu dergide ele alınmış olur.
     Ömer Seyfettin’in büyük bir “?” imzasıyla isimsiz bir şekilde yayımladığı “Yeni Lisan” makalesinin amacı, “yazı dilini konuşma diline yaklaştırmak” ve “yazı dili-konuşma dili arasındaki ikiliği ortadan kaldırmak”tır. Edebiyatın o döneme kadar Arapça ve Farsçanın tesiri altında “yapma bir dile” sahip olduğunu düşünen Milli Edebiyatçılar, sadece edebî değil, aynı zamanda sosyal bir dava saydıkları “Yeni Lisan” davasını gerçekleştirebilmek için şu işlemlerin mecburi olduğunu savunmuşlardır:

Dilimizdeki Arapça ve Farsça dil bilgisi kuralları ve bu kurallarla yapılan tamlamalar kullanılmamalıdır.
Arapça kelimeler asıllarına göre değil, Türkçedeki kullanımlarına göre değerlendirilmelidir.
Dile yerleşmiş, Türkçeleşerek halkın konuşma diline kadar inmiş Arapça ve Farsça kelimeler dışındakiler atılmalıdır.
İhtiyaç duyulduğunda diğer Türk lehçelerinden kelimeler alınmalıdır.
Konuşmada İstanbul lehçesi esas alınmalıdır.
Yeni Lisan hareketinin getirdiği düşünceler, özellikle Servetifünun ve Fecriati sanatçılarınca tepkiyle karşılanmış ve Yeni Lisan’ın bilim dili olabileceği, ancak edebiyat dili olamayacağı savunulmuştur. Yapılan eleştirilere rağmen bu hareket gerek sosyal gerekse siyasal şartlardan dolayı hem edebiyat çevrelerinde hem de toplumda büyük ilgi görmüştür. Milli Edebiyatçıların Yeni Lisan adını verdikleri bu dil anlayışı, daha sonra Cumhuriyet Döneminde devletin de dil konusundaki anlayışını oluşturmuştur.
     Milli Edebiyat’ı bu yönden değerlendirecek olursak bu edebî dönem sanatçıları, aslında yukarıda sayılan tüm dönemleri eleştirmişlerdir. Divan edebiyatını aşırı Arap ve Fars hayranı, Tanzimat, Servetifünun ve Fecriati’yi ise aşırı Batı hayranı olarak görürler ve Yeni Lisan hareketinde de söyledikleri gibi tüm bu dönemlerin dil anlayışlarını eleştirirler.
     Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem, Ziya Gökalp “Yeni Lisan” makalesi etrafında doğan yeni hareketin öncüleri olurlar.
     Milli Edebiyat döneminde birçok dergi yayımlanmıştır: 1911'de yayımlanan Genç Kalemler, Halit Fahri’nin yönettiği Şair (1919), Mustafa Nihat’ın çıkardığı Dergâh (1921) dergileri “Milli Edebiyat” hareketinin daha çok sanat ve edebiyat yönüne ağırlık vermişlerdir. Milliyetçiliği ideolojik yönden ele alan dergiler ise, Türk ‘Derneği (1911), Türk Yurdu (1912) ve Yeni Mecmua (1917)’dır.
     Genç Kalemler’in ardından çıkan Türk Yurdu ve Yeni Mecmua gibi dergiler, Ziya Gökalp’ın sosyolojik çalışma­ları, Halide Edip’in Yeni Turan romanı, Türkçülük akımının gelişmesini, edebiyat ortamının değişmesini ve Milli Edebiyat Akımı’nın doğuşunu sağlar.

o Milli Edebiyat Döneminde Düşünce Akımları
     Osmanlı’nın çoğu alanda güç duruma düştüğü 19. yüzyılda devletin eski parlak devirlerine dönmesi için yapılanma çalışmaları sürerken bazı devlet adamları ve aydınlar yurt içinde ve dışında farklı arayışlara girdiler. Bunun sonu­cunda çeşitli düşünce akımları gelişti. Bunların başlıcaları şunlardır: Batıcılık, Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük.

Batıcılık (Garpçılık):

Batılı tarzda düşünme, hareket etme ve yaşamayı esas alan anlayıştır.
Osmanlı aydınları Batılılaşmayı devletin sorunlarını çözmede dinamik ve etkili bir çözüm yolu olarak görür.
Batı medeniyeti çizgisinde Osmanlının kendi temel dinamiklerine zarar vermeden ilerlemek amaçlanır.
Meşrutiyet döneminde (1876 – 1923) Abdullah Cevdet’in başını çektiği Celal Nuri ve Süleyman Nazif gibi kişiler tarafından İçtihat dergisi başta olmak üzere çeşitli süreli yayınlarda Batıcılık anlayışının gelişmesi için gayret sarf edilir.

Osmanlıcılık:

Fransız Devrimi’nden sonra dünyada yayılan milliyetçilik akımı Osmanlı coğrafyasında yer alan bazı ulusların ayrı devletler kurma düşüncelerini iyice güçlendirir.
Aydınlar, bunun önüne geçmek için ilk olarak II. Mahmut zamanında ırktan çok, vicdani bir milliyetçilik anlayışı ortaya koyan Fransız modeli milliyetçilikten yola çıkarak Osmanlı milleti oluşturma fikrini savunurlar. Gerek gayrimüslimleri gerekse Müslüman unsurları bir arada tutmak amacı güdülür. Bu anlayışın gelişmesi için Ali Paşa ve Fuat Paşa büyük çaba harcar.
Din farkı gözetmeksizin toplumsal birliktelik düşüncesiyle ortaya atılan bu görüşün önemli temsilcileri arasında Mithat Paşa, Genç Osmanlılar, Ziya Paşa, Ali Suavi, Agâh Efendi, Namık Kemal ve Ahmet Mithat başı çekmektedir.
İslamcılık:

Islahat Fermanı Osmanlıcılık akımından çok İslamcılık akımının gelişmesine neden olmuştur. Gayrimüslimlere verilen ayrıcalıklar Müslüman aydınları harekete geçirmiş; İslamcılık düşüncesi ortaya konulmuştur.
Avrupalıların Panislamizm dedikleri bu düşünce Genç Osmanlılardan bir grup tarafından ortaya atılır.
İslamcılık, Orta Doğu, Afrika ve Balkanlardaki Müslüman­ların bir arada tutulması için çare olarak görülür.
Sultan Abdülaziz zamanında başlayan bu akım II. Abdül­hamid tarafından desteklenmiş, Cemaleddin Efgani tarafından sistemleştirilmiştir.
Bu akımın temsilcileri Mısır’da Muhammed Abduh ve Abdülaziz Caviş, Balkanlar’da Filibeli Ahmet Hilmi Bey, İstanbul’da Said Halim Paşa, Mehmet Akif ve Eşref Edip’tir.

Türkçülük:

     1789 Fransız ihtilalı tüm dünyada olduğu gibi Osmanlı’da da milliyetçilik hareketlerini ortaya çıkarır; ancak Osmanlı devletinin ümmetçi yapısı Türkçülüğün gelişmesini zorlaştırmıştır.
     Kaşgarlı Mahmut’tan Âşık Paşa’ya değişik yazarlarca gündeme getirilen Türki-i Basit hareketiyle devam eden milliyetçi damar II. Meşrutiyet’ e kadar siyasi bir anlayış değil, bir kültür sanat anlayışı olarak gelişir,
     Ahmet Vefik Paşa’dan Süleyman Paşa’ya Ziya Paşa’dan Şemsettin Sami’ye dek gündeme getirilen Türkçenin sadeleşmesi fikri siyasi bir hedefe yönelik değildir. Türkçülüğün II. Meşrutiyet’ten sonra sosyolojik, tarihi, felsefi ve siyasi kuramını oluşturmasının mimarı Ziya Gökalp’tır. Mehmet Emin Yurdakul ve Ömer Seyfettin de Türkçülük fikrinin savunucularındandır.
     Türkçülük akımı da İslamcılık akımı gibi sadece Osmanlıya değil, Osmanlı dışındaki Türklere de özgü olan bir akımdır.

2. Milli Edebiyat Döneminde Öğretici Metinler
     Her yeni ve iddialı edebî topluluğun ortaya çıkma ve gelişme dönemleri gibi, Milli Edebiyatın ortaya çıkış ve gelişim dönemleri de polemik ve edebî tenkit bakımından çok hareketli geçmiştir. Genç Kalemler çıktığı dönemde daha çok Ömer Seyfettin ve Ali Canip tarafından hemen her sayıda bu tür yazılar yayımlanmıştır. Milli Edebiyat sanatçıları, öğretici metinleri kullanarak hem edebî alanda kendi düşüncelerini açıklamaya çalışmışlar hem de Tanzimat sanatçıları gibi topluma seslenerek toplumu bilinçlendirmeyi amaçlamışlardır. Bu amaçla da daha çok makale, fıkra ve sohbet türünde eserler meydana getirmişlerdir.

Milli Edebiyat Döneminde Makale

     Makale bir görüşü savunmak, ispatlamak ya da bilgi vermek amacıyla yazılan bilimsel içerikli yazılardır. İlk örneği Tanzimat sanatçılarından Şinasi tarafından verilen bu tür, Tanzimat, Servetifünun ve Fecriati Edebiyatlarında edebî görüşlerin açıklanması veya ileri sürülen düşüncelerin ispatlanması için kullanılmıştır. Bu türü etkin bir şekilde kullanan milli Edebiyat sanatçıları, edebiyat anlayışlarını da “Yeni Lisan” adlı makaleyle açıklarlar. Ömer Seyfettin’e ait bu makale, dergide isimsiz olarak yayımlanmıştır.
     Milli Edebiyat sanatçılarından makale yazarı olarak özellikle Ömer Seyfettin, Ali Canip ve Ziya Gökalp öne çıkmıştır. Dönem sanatçıları, Türkçülük akımının da etkisiyle bu edebiyatın temellerini oluşturan değerleri makale türünü kullanarak halka anlatmışlardır. Bu dönem makalelerinde yazarlar, Batılı ülkeleri örnek göstermişler ve eserlerinde bilimin önemini vurgulamışlardır.
     Tanzimat döneminde öne çıkan özgürlük, adalet, hak gibi kavramların yerini iktisat, ahlak, sanat ve felsefe gibi ilmi konular almıştır. Bunun en önemli nedeni, Meşrutiyet döneminde oluşan özgürlükçü ortamdır. Toplumun Tanzimat döneminden farklı olarak bu yönünü eksik gören Milli Edebiyat sanatçıları, bu kavramlar üzerinde yoğunlaşmışlardır. Ayrıca Milli Edebiyat sanatçıları Tanzimatçıların ihmal ettiği Anadolu’ya da seslenir ve oradaki insanların sorunlarıyla ilgilenir.

Milli Edebiyat Döneminde Fıkra

     Yazarın herhangi bir konu veya günlük olaylar hakkındaki görüşlerini, düşüncelerini ayrıntılara inmeden anlattığı gazete ve dergilerde yayımlanan kısa fikir yazılarına fıkra adı verilir. Fıkranın en önemli özelliği güncel konularda yazılmasıdır. Bu yönüyle de dönemin sosyal hayatını ve değer yargılarını kısacası zihniyeti yoğun olarak yansıtır. Halka seslenmeyi amaçlayan Milli Edebiyat sanatçıları, bu türü kullanarak yaşadıkları çalkantılı dönemin değerlendirmesini yapabildikleri gibi güncel konuları da değerlendirme imkânı bulmuşlardır. Bu dönemin en önemli fıkra yazarları Ahmet Rasim (Şehir Mektupları, Eşkâl-i Zaman, Muharrir Bu Ya), Ahmet Haşim (Bize Göre, Gurabahane-i Laklakan), Refik Halit Karay (Bir Avuç Saçma, Bir İçim Su, Kirpinin Dedikleri), Ziya Osman Saba (Sarı Çizmeli Mehmet Ağa) ve Falih Rıfkı Atay (Eski Saat, Çile) dır.

Milli Edebiyat Döneminde Sohbet

     Güncel bir konuda yazarın okuyucuyla konuşuyormuş gibi samimi ve anlaşılır bir dille yazdığı, her türlü özentiden uzak yazılara sohbet denir. Sohbet, fıkraya göre daha geniş bir alanda yazılır. Edebiyat, bilim veya herhangi bir güncel mesele sohbetin konusu olabilir. Sohbette yazar, okuyucuyla konuşuyormuş gibi yazar. Milli Edebiyat sanatçıları, fıkrada olduğu gibi sohbette de nesnel bir bakış açısıyla yazarlar. Onlar genellikle sosyal ve siyasal konulara ya da edebiyat konularına yönelirler.
     Bu dönemde Milli Edebiyat sanatçıları, öz kültüre dönük olarak birçok eser vermiştir. Özellikle edebiyat tarihi üzerine yapılan çalışmalar önem kazanmıştır. Bunlar içinde Fuat Köprülü’nün “Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar” isimli tasavvuf edebiyatı tarihi çalışması ve ilk baskısını 1920 yılında yaptığı “Türk Edebiyatı Tarihi” adlı eseri önemlidir. Türkçülük akımının önemli bir ismi olan Ziya Gökalp ise Türkçülük düşüncesini işlediği “Türkçülüğün Esasları”, “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” ve “Kızıl Elma” eserlerini yazar. Bu dönemin bir diğer önemli öğretici metin yazarı ise ünlü şair Yahya Kemal’dir. Sanatçı, “Aziz İstanbul” adlı eserinde İstanbul’un fethini, mimarisini, edebiyat ve tarihini anlatır. Bu eserlerin amacı öz kültüre ait değerleri ortaya çıkararak halkın ve edebî çevrelerin bilinçlenmesini sağlamaktır. Sanatçılar bu eserlerinde de Yeni Lisan hareketiyle oluşan sade ve yapmacıksız dil anlayışından ödün vermez. Böylelikle uzun yıllar ihmal edilen “öz kültür” tanıtılmış olur.

Milli Edebiyat Döneminde Yergi ve Mizah

     Sosyal ve siyasi içerikli hicivler yazılmıştır. Milli Edebiyat Döneminde bireysellikten büyük ölçüde sıyrılma, siyaset ve sosyal konulara yöneliş, bu türde yeni bir çizgiye gelindiğini gösterir. Ayrıca yergi ve gülmece için gerekli olan düşünce yapısı, ince buluşlar ve nüktenin de bu dönemde gülmece ve yergiye yansıdığını görüyoruz. Neyzen Tevfik Kolaylı, Halil Nihat Boztepe, İhsan Hamami, Refik Halit Karay yergi alanında öne çıkmıştır.
     Milli Edebiyat dönemindeki öğretici metinlerin genel özellikleri şunlardır:
Milli Edebiyat döneminin öğretici metinlerinde sosyal ve siyasi şartlar dolayısıyla dil, siyaset konuları, milliyetçi, tarihi ve bilimsel konular işlenmiştir.
Öğretici metinlerde; Servet-i Fünun dönemi gibi ağır ve süslü bir dil değil, yalın ve doğal bir dil kullanılmıştır.
Ziya Gökalp, Ali Canip Yöntem, Mehmet Fuat Köprülü, Halide Edip Adıvar, Yusuf Akçura, Yahya Kemal gibi isimler öğretici metinler (fıkra, makale, sohbet, anı vb. kaleme almışlardır.
Öğretici metinlerde Ziya Gökalp, İslamiyet öncesi; Yahya Kemal, İslamiyet sonrası Türk tarihini ve kültürünü ön plana çıkarmıştır.
3. Milli Edebiyat Döneminde Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler (Şiir)
Milli Edebiyat akımı, şiiri diğer edebî türlerden ayrı bir yere koymuştur. Genç Kalemler’de şiir “yalnız sanatçıya ait şahsi bir mesele, estetik bir haz vasıtası” olarak ele alınmıştır. Bu yönüyle değerlendirildiğinde Milli Edebiyat, Fecriati’nin bireysel sanat anlayışından pek de farklı bir özellik göstermez. Ancak Yeni Lisan makalesinde ortaya konulan dil anlayışı ve aruz yerine hece ölçüsünü kullanmaları açısından Fecriati’den ayrılırlar.
Milli Edebiyat sanatçıları görüşlerini açıklayarak yeni bir edebî akım başlattığında Fecriati şiirinin önemli isimlerinden olan Ahmet Haşim ve Emin Bülent gibi sanatçılar, edebiyat dünyasında ilgi ve değer kazanmış, eserlerini topluma kabul ettirmişlerdi. Bu açıdan bakıldığında 1911 sonrası Türk şiirinde karışık bir durum göze çarpar.
Bir yandan Servetifünun zevk ve anlayışını sürdüren Tahsin Nahit ve Cenap Şahabettin gibi sanatçılar varlığını sürdürürken onların dışında üç tür şiir anlayışı ortaya çıkmıştır. Bunlardan “sade dil ve hece ölçüsüyle yazılmış şiirleri” Ziya Gökalp ve Mehmet Emin Yurdakul temsil eder. “Saf (öz) şiir” anlayışını Yahya Kemal ve Ahmet Haşim temsil eder. “Halkın yaşayış tarzını ve değerlerini anlatan manzumeler”in temsilcisi ise Mehmet Akif’tir.
Milli Edebiyat döneminde coşku ve heyecanı dile getiren metinlerin (şiirlerin) genel özellikleri şunlardır:
Toplum için sanat anlayışına uygun “sade dil ve hece ölçüsüyle” milliyetçi şiirler yazılmıştır.
Şiir dili olarak İstanbul Türkçesi esas alınmış ve şiirler sade bir Türkçeyle yazılmıştır.
Halk şiiri kaynak olarak benimsenmiş ve hece ölçüsü kullanılmıştır.
Milli kültür ve milli tarihle ilgili konular ele alınmıştır.
İmgelere çok başvurulmamış, kullanılan imgelerin ise kolay anlaşılır olmasına dikkat edilmiştir.
“Türkçeye, Türk dil bilgisi hâkim olacaktır.” görüşü savunulmuştur.
Tam ve zengin uyağın yanında yarım uyak da kullanılmıştır.
Duygudan ziyade fikir ön plandadır.
Eserler didaktiktir.
Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul gibi şairlerin “sade dil ve hece ölçüsüyle” yazdıkları milliyetçi şiirlerin dışında 1911-1923 yılları arasında yaşayan şairler “saf (öz) şiir”ler (Ahmet Haşim, Yahya Kemal) ve manzum hikâyeler (Mehmet Akif) de yazmışlardır.
Saf (öz) şiirde “her şeyden önce güzel şiirler yaz­mak” amacı vardır. Sese, musikiye, söyleyiş ve şekil mükemmelliğine önem verilir. Bundan dolayı şiirdeki sözcükler değiştirilemez veya atılamaz. Bireysel temalar (aşk, gurbet, ölüm vb.) işlenir. Daha çok sembolist şairler­den etkilenilmiştir.
Manzum hikâyelerde toplumsal sorunlar işlenmiş, halkın yaşayışı ve değerleri anlatılmıştır. Günlük konuşma diline ve halk söyleyişlerine, deyim ve atasözlerine yer verilmiştir. Manzum hikâyeler, belli bir olaya dayalı şiirlerdir. Bu şiirlerde aruz ölçüsü kullanılmıştır. Tür özellikleri bakımından mesneviyle benzerlik gösterir.
o Milli Edebiyat Döneminde Sade Dil ve Hece Ölçüsüyle Yazılmış Şiir
Ziya Gökalp ve Mehmet Emin Yurdakul’un başını çektiği bu şiir anlayışında, Milli Edebiyatı oluşturan düşünceler hâkimdir. Türkçülük düşüncesiyle yola çıkan Milli Edebiyatçılar, o döneme kadar yazılmış olan şiirleri Arap, Fars veya Batı taklidi olarak görmüşler ve kendi öz kimliklerine, Halk edebiyatına, dönerek heceyle şiir yazmışlardır. Mehmet Emin Yurdakul “Biz Nasıl Şiir İsteriz?” adlı şiirinde şiir görüşlerini de açıklamıştır.
     Bu şiir anlayışının şairleri halka seslenip onların duygu ve hayallerini ifade etmeyi amaçlayan, aynı zamanda da onlara kendi fikrilerini açıklayan şiirler yazmışlardır.
     Bu dönem şairleri, Tanzimat’ın birinci dönem sanatçıları gibi şiire öğretici (didaktik) bir amaç yüklemişlerdir. Bundan dolayı da didaktik yanları ağır basan şiirler ortaya çıkarırlar. Ancak Tanzimat sanatçıları Batı edebiyatını savunup modern bir edebiyat kurmayı amaçlarken bu dönem şairleri halka seslenmiş ve Türkçülük düşüncesiyle hareket etmişlerdir. Onların bu amaçları, şiirlerinde sanatsal amaçların önündedir ve bunun sonucu olarak da imgelere ve kapalı anlatıma çok başvurmamışlar, kullandıkları imgelerin de yalın olmasına önem vermişlerdir. Ziya Gökalp, “Köy” şiirinde köylülere seslenip onlara öğüt verirken o dönemin konuşma dilini kullanmış ve açık bir şekilde köylülere seslenmiştir.
     Ziya Gökalp çevresinde sade bir dille ve hece vezni ile yazılan bir şiir hareketinin oluşmasında ve gelişmesinde, “Genç Kalemler” dergisi önemli bir işlev görmüştür. O dönemde “Genç Kalemler” dergisinde “Yeni Lisancılar” olarak bilinen şairler sade bir dille ve hece ölçüsüyle şiirler yazmışlardır. Ali Canip Yöntem, Ömer Seyfettin ve onlara sonradan katılan ama etkisi daha büyük olan Ziya Gökalp’in öncülüğünde yeni bir edebiyat, yeni bir dil ve yeni bir şiir anlayışı kendisini hızla kabul ettirmiştir. Ziya Gökalp’in;

Aruz sizin olsun hece bizimdir,
Halkın söylediği Türkçe bizimdir;
Leyi sizin, şeb sizin, gece bizimdir,
Değildir bir mana üç ada muhtaç.

mısralarıyla  özetleyerek ortaya koyduğu bu anlayış, artık bir ilke haline gelmiş; hece ölçüsüyle şiir yazmak, aruzla şiir yazan şairleri de etkileyecek şekilde edebiyatta yer etmiştir.
     O döneminde bu anlayışla şiir yazan şairler arasında, Ali Canip Yöntem, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Celal Sahir Erozan, Necmettin Halil Onan, Halide Nusret Zorlutuna, Şükûfe Nihal ile Beş Hececiler olarak bilinen Yusuf Ziya Ortaç, Enis Behiç Koryürek, Faruk Nafiz Çamlıbel, Orhan Seyfi Orhon, Halit Fahri Ozansoy sayılabilir.

Sade Dil ve Hece Ölçüsüyle Yazılmış Şiirin Özellikleri

Sanatçılar, “Yeni Lisan” makalesinde ifade edildiği gibi konuşma dilinin imkânlarından faydalanmışlardır. Sade bir dil kullanılmıştır.
Hece vezni kullanılmıştır.
Halk edebiyatı geleneğinden faydalanılmış; ancak hece ölçüsü kullanılarak modern biçimlere ve söyleyişlere de yer verilmiştir.
Hece ölçüsünün değişik kalıpları denenmiş, şiirde kafiye ve redif gibi ahenk unsurlarına önem verilmiştir.
Bu dönem şiiri toplumsal bir özellik taşımaktadır. Sanatçılar öğretici bir üslupla şiirler yazmışlardır.
Bu anlayışla oluşan şiirlerin temasını İslamiyet’ten önceki Türk tarihi, İslam tarihi, Türk coğrafyası ve Anadolu oluşturmuştur. Kısacası Milli Edebiyat şiiri Batılı değil, yerli temalarla oluşmuştur.
Halkın ve ülkenin sorunları işlenmiştir.
Öğretici niteliği ağır basan şiirler yazılmıştır.
Milliyetçilik ve Türkçülük fikrini işleyen, millî coşkuyu artırı­cı nitelikte şiirler yazılmıştır.
Şiirlerde yalnız dörtlük değil, değişik dize kümeleri kullanıl­mış, Batı edebiyatı kaynaklı nazım şekillerinden yararlanılmıştır.
Bu şiir anlayışının en önemli temsilcileri Ziya Gökalp ve Mehmet Emin Yurdakul’dur. Bu sanatçılar dışında Ali Canip Yöntem de bu şiir anlayışıyla eserler vermiştir.

o Milli Edebiyat Döneminde Saf (Öz) Şiir

     Millî Edebiyat döneminin etkili olduğu yıllarda Yahya Kemal ve Ahmet Haşim başta olmak üzere saf (öz) şiir anlayışına uygun şiirler yazan sanatçılar vardır. Bunlar dönemin yaygın anla­yışı olan hece vezniyle, yalın bir dille, devrin gerçeklerini, hal­kın sorunlarını dile getiren şiirler yazmak yerine, sanat değeri yüksek saf (öz) şiire yönelmişlerdir.
     Bu iki şair, Yeni Lisancılar ola­rak bilenen şairlerden ayrı bir yol izler. Hece vezninin yaygın biçimde kullandığı bu dönemde onlar aruzla şi­ir yazmayı sürdürür. Ahmet Haşim’e göre şiir, nesre çevrilme olanağı bu­lunmayan nazımdır; şiir musiki ile söz arasında, söz­den çok musikiye yakın, ortalama bir dildir. Fecr-i Âti topluluğundan gelen Ahmet Haşim, ”sanat için sanat” anlayışıyla şiirler yazar. Amacı saf ve güzel şiirler yaz­maktır. Onun şiirleri, hiçbir şeyin aracı değildir.
     Yahya Kemal ise şiirin, nesirden bambaşka bir nitelik­te, musikiden başka türlü bir musiki olduğu görüşün­dedir. Batı’da gördüğü “parnasizm” akımından etkilen­miş ve bu anlayışla, divan şiiri anlayışıyla modern şii­rin söyleyiş özelliklerini birleştirerek bir sentez oluştur­muştur. Sade dille ve yeni nazım biçimleriyle yazdığı şiirlerinde de yine biçim kusursuzluğuna, yapmacıksız ve sağlam bir anlatıma önem vermiştir.
     Milli Edebiyat akımı, şiiri diğer edebî türlerden ayrı bir yere koyarak “Şiir vicdanî bir keyfiyettir.” demiş ve şiir türüne bir tür serbestlik tanımıştır. Bundan dolayı da parçalı bir özellik taşıyan bu dönem şiirinde Yahya Kemal ve Ahmet Haşim’in liderliğini yaptığı saf (öz) şiir anlayışı, şiirde öğreticiliği ve toplumsallığı reddederek “sanat için sanat” anlayışını benimser.
     Saf şiirde sanatçı, şiiri düşüncelerini anlatacak bir araç olarak görmez. Bu konuda Ahmet Haşim, “şiirin asıl amacı duyulmaktır” der ve şiiri “Şiir söz ile müzik arasında, sözden ziyade müziğe yakın bir tür” olarak tanımlar. Şiiri anlam değerlerinden çok ses, ahenk ve müzik olarak gören sembolizm ve parnasizm akımına yakın bir anlayış benimserler.
     Saf şiirin temsilcileri toplumsal sorunları işlemek yerine sanat değeri yüksek şiirler yazmayı tercih etmişlerdir. Bu şiir anlayışında sanatçılar, genellikle bireysel konularda şiirler yazmış olsalar da özellikle Yahya Kemal, tarihi konulara da eğilmiş; ancak bu konuları işlerken öğretici bir hava taşımamaya dikkat etmiştir. Sanatçı, tarihi anlayışını daha çok hayranlık beslediği duyguları üzerinden ifade etmiştir.

Milli Edebiyat Döneminde Saf (Öz) Şiirin Özellikleri

Bu şiir anlayışında şairin amacı, duygu ve hayallerini anlatmak, bilinçaltındaki düşüncelerini şiirde ifade etmektir.
Şiir duyulmak ve hissedilmek için yazıldığından saf şiir, imgelerle yüklü ve kapalı anlatıma sahiptir.
Dil anlayışları, Servetifünun Edebiyatına göre daha sadedir, gerekmedikçe yabancı kelimelere başvurmazlar.
Şairler tema bakımından sınırlandırılamaz; ancak şiiri şiir olmaktan çıkaran ve bir düşüncenin anlatılmasına imkân veren temalar da işlenmez.
Şiirde ahenk ve ritim önemsenmiş, şiirler aruz ölçüsüyle yazılmıştır.
Yahya Kemal ve Ahmet Haşim bu şiir anlayışının Milli Edebiyat Dönemindeki temsilcileridir.
o Milli Edebiyat Döneminde Halkın Yaşayış Tarzını ve Değerlerini Anlatan Manzumeler
Manzum hikâye ya da manzume, şiirin kafiye, redif, dize ve ritim gibi yapı unsurlarını kullanarak anlatılan hikâyedir. Öyküyle tek farkı şiir biçiminde yazılmış olmasıdır. Divan geleneğindeki mesnevi türünün karşılığı olan bu türün edebiyatımızdaki en önemli temsilcilerinden biri olan Mehmet Akif, Milli Edebiyat döneminde halkın yaşayış tarzını ve değerlerini anlatan birçok manzume yazmıştır.
     Mehmet Akif, manzum hikâyenin edebiyatımızdaki bir diğer önemli temsilcisi olan Servetifünun şairi olan Tevfik Fikret’e göre daha sade bir dil ve konuşma dilinin kendine özgü söyleyişlerini kullanmış ve aruzu Türkçeye başarıyla uygulayarak bu türün olgun örneklerini vermiştir.
     Bu anlayışın temsilcisi Mehmet Akif’tir. Şair, yaz­dığı şiir ve manzumelerde halkın dinî ve millî değerle­ri, yaşama tarzı üzerinde durur. Millî Edebiyat yılların­da Mehmet Akif, daha önce Tevfik Fikret’te gördüğü­müz ”nazmı nesre yaklaştırma” anlayışını sürdürüp geliştirmiştir. Şiirde Tevfik Fikret’ten devraldığı ”ger­çekçiliği” geliştirmiş, ”hayal ile alışverişi olmadığını, her ne demişse görüp de söylediğini, en beğendiği mesleğin hakikat olduğunu” bildirmiştir. Manzumele­rinde halkın yaşama biçimini gerçekçi biçimde yansıt­mıştır. Mehmet Akif, Halkın yaşamını yansıtmasına kar­şın, hece ölçüsünü değil, aruz veznini kullanmıştır.

Şimdi anlat bakalım, neydi senin hastalığın?
- Nezle oldun sanırım, çünkü bu kış pek salgın,
- Mehmed Ağa’nın evi akmış. Onu aktarmak için
Dama çıktım, soğuk aldım, oluyor on beş gün.
Ne işin var kiremitlerde a sersem desene
İhtiyarlık mı nedir, şaşkınım oğlum bu sene.
Hadi aktarmıyayım… Kim getirir ekmeğimi?
Oturup kör gibi, nâmerde el açmak iyi mi?
Kim kazanmazsa bu dünyâda bir ekmek parası:
Dostunun yüz karası; düşmanının maskarası!

Bu mısralar Türk edebiyatında manzum hikâye türünün en başarılı örneklerini veren Mehmet Akif’in Seyfi Ba­ba şiirinden alınmıştır. Bu dizelerde şairle Seyfi Baba’nın arasında geçen diyaloglar yer almaktadır. Şiirde gerçeklik duygusu ön plandadır. Mehmet Akif, bu şii­rinde de gördüğünü, yaşadığını anlatmıştır. Mehmet Akif’in toplumu bilinçlendirme, ona mesaj verme çaba­sı da özellikle son beyitte açıkça görülmektedir. Yuka­rıdaki mısralarda yalın ve anlaşılır bir dil kullanılmıştır. Şi­ir aruz vezni ve beyit nazım birimiyle yazılmıştır.

Bülbül

Bütün dünyaya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım
Nihayet, bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.
Şehirden kaçmak isterken sular zaten kararmıştı,
Pek ıssız bir karanlık sonradan vadiyi sarmıştı.
Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hilkat kesilmiş lâl…
Bu istiğrakı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl
Muhitin hâli “insaniyet”in timsalidir, sandım;
Dönüp maziye tırmandım, ne hicranlar, neden andım!
Eşin var, aşiyanın var, baharın var ki beklerdin;
Kıyametler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?
O zümrüt tahta kondun, bir semavî saltanat kurdun;
Cihanın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun,
Bugün bir yemyeşil vadi, yarın bir kıpkızıl gülşen,
Gezersin, hânmânın şen, için şen, kâinatın şen.
Hazansız bir zemin isterse, şayet rûh-i ser-bâzın,
Ufuklar, bu’d-i mutlaklar bütün mahkûm-i pervazın.

     Mehmet Akif, halkın içinden gelen bir sanatçı olarak manzumelerinde halkın duygu ve düşüncelerine tercüman olmuş, onların sıkıntılarını dile getirmiştir. Yer yer de okuyucularına öğüt veren sanatçı, didaktik yönü ağır basan eserler vermiştir. Toplumsal konulara da eğilen bu manzumeler, halka seslendiği için konuşma dilinin imkânları kullanılarak oluşturulmuştur. Mehmet Akif, açık bir anlatımla oluşturduğu manzumelerinde dönemin yaşayış tarzını yansıtmıştır.

4. Milli Edebiyat Döneminde Olay Çevresinde Oluşan Edebî Metinler

o Milli Edebiyat Döneminde Anlatmaya Bağlı Edebî Metinler (Roman, Hikaye)

     Tanzimat’la edebiyatımıza giren, Servetifünun Döneminde teknik kusurlardan arınan roman ve hikâyeyi Milli Edebiyat sanatçıları, sanat görüşleri doğrultusunda değerlendirmişlerdir. Kendilerinden önceki Servetifünun ve Fecriati topluluklarının sosyal hayata ve onun sorunlarına ilgisiz hikâye ve roman anlayışının aksine, daha çok hayata ve sosyal meselelere yönelen, önceki dönemlerin yapma dilini ve üslubunu bir kenara bırakmış ve konuşma dilini kullanarak toplumu ve sorunlarını anlatmışlardır. Konu, tema ve üslup değişmiştir.

1. Hikâye

     Milli Edebiyat sanatçıları, etkilendikleri siyasi görüş olan Türkçülük ve bu görüşe bağlı olarak oluşturdukları zihniyetin sonucu olarak hikâyelerinde milli kaynaklara yönelmişlerdir. Bu kaynaklar bazen milli tarih bazen de yaşanılan sosyal hayat veya milli kültür olabilmiştir. Örneğin Ömer Seyfettin’in “Kızıl Elma” hikâyesinde sanatçı tarihi bir olayı anlatırken bir başka önemli hikâyecimiz olan Refik Halit “Hakk-ı Sükût” adlı hikâyesinde Anadolu’yu ve Anadolu insanını işlemiştir. Elbette ki sadece İstanbul’u ve aydın kesimi anlatan Servetifünun hikâyesinden sonra bu tema ve konu farklılığı bu dönem hikâyesini kendisinden önceki dönemlerden ayırır.
     Milli Edebiyat’a kadar romanın gölgesinde kalan hikâye türü bu dönemde özellikle de Ömer Seyfettin’in çabalarıyla bağımsız bir tür halini almıştır. Bunda Milli Edebiyatın kurucularından olan Ömer Seyfettin’in bizzat hikâye ile uğraşmasının payı büyüktür.
     Milli Edebiyat sanatçıları, toplumsal sorunları işlemedikleri metinlerde bile eserin temasının milli olmasına özen göstermiş ve temayı halkın anlayabileceği konuşma diline yakın bir dille işlemiştir.

Milli Edebiyat Dönemi Hikâyesinin Özellikleri:

Hikâyeler, bu dönem sanatçılarının halka inme çabasının bir sonucu olarak Yeni Lisan makalesinde ortaya konulan dil anlayışıyla yazılmıştır. Hikâyelerde özellikle Arapça ve Farsça tamlamalardan kaçınılmıştır.
Sanatçılar “memleket edebiyatı” anlayışıyla hikâyelerinin konularını Anadolu’dan ya da milli tarihten seçmişlerdir.
Sanatçılar yaşadıkları dönemin soysal hayatını yansıtmayı amaçlamışlar, özellikle halkın yaşayışına eserlerinde yer vermişlerdir.
Bu dönem hikâyeleri realizm akımının etkisiyle yazılmıştır. Anlatımda gerçeklikten kopmamalardır.
Realizmin bir sonucu olarak da hikâyelerde güçlü bir gözlem vardır. Bu gözlem özellikle betimlemelerde ön plana çıkar.
Sanatçılar, hikâyelerde betimlemelere önem vermiş, gerek mekânı gerekse kahramanların iç dünyalarını betimlemelerle okuyuculara tanıtmışlardır.
Milli Edebiyatın en önemli iki hikâye yazarı Ömer Seyfettin ile Refik Halit Karay’dır.

2. Roman

     1911 ile 1923 yılları arasında etkili olan Milli Edebiyat Dönemi aynı zamanda Türk toplumunun en çalkantılı yıllarına denk gelir. Bu dönem içerisinde ülke Balkan Savaşlarında büyük toprak kayıpları yaşamış, I. Dünya Savasına katılıp birçok cephede savaşmış, işgaller ve sürgünlerle çok sıkıntılı yıllar geçirmiştir. Romancı yaşadığı toplumun aynasıdır, görüşüyle yola çıkan Milli Edebiyat romancıları, bu dönemde yaşanan büyük savaşları ve kurtuluş mücadelesini tüm gerçekliğiyle anlatırlar. Romanlarda en belirgin konuların başında Milli Mücadele gelir. Birçoğu bu mücadeleye katılmış olan sanatçılar, yaptıkları gözlemleri başarıyla romanlarına aktarırlar. Bu durum elbette ki Servetifünun Edebiyatının bireysel roman anlayışının konu ve tema olarak tam zıddıdır. Hikâyede olduğu gibi romanda da İstanbul dışına çıkılıp Anadolu işlenmiş ve bu dönemde yaşananlar realist bir bakış açısıyla anlatılmıştır.
     Milli Edebiyat romancısı, kendini, dönemini yansıtmakla görevlendirmiş ve sanatçılar bu dönemde yaşanan siyasî mücadeleyi ve halkın kurtuluş mücadelesini anlatmıştır.

Milli Edebiyat Dönemi Romanının Özellikleri:

Bu dönem romanı hikâyede olduğu gibi sosyal konulara eğilmiş ve vatan, millet, Anadolu, bağımsızlık… gibi milli konularda eserler verilmiştir. Milli Mücadele ve Kuruluş Savaşı yıllarında yaşananlar bu dönem romanlarının en önemli konularını oluşturmuştur.
Milli Edebiyat romanlarında realizm ve natüralizm akımlarının etkisi vardır. Sanatçılar özellikle gözleme önem vermişler ve eserlerinde gözlemlerini kullanmışlardır.
Dil, hikâyede olduğu gibi sade ve konuşma diline yakındır. Sanatçılar, özellikle de tasvirlerde sanatlı söyleyişlere, benzetmelere başvursalar da bunu konuşma dilinin imkânları çerçevesinde yaparlar.
Sanatçılar eserlerinde İstanbul dışına da açılmış, özellikle Anadolu hakkında birçok eser yazmışlardır.
Bu dönemin önemli romancıları, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halit Karay ve Reşat Nuri Güntekin’dir.
Tedkik-i Mezalim Heyeti: Batı Cephesi Komutanlığı tarafından, Yunanistan’ın Batı Anadolu’yu işgali sırasındaki yıkımlarını incelemek üzere 1921-1922 yıllarında oluşturulan, içinde Yakup kadri, Halide Edip Adıvar, Yusuf Akçura ve Falih Rıfkı Atay gibi yazarların da bulunduğu heyettir. Sanatçılar, bu heyet içinde yaptıkları çalışmalardan edindikleri izlenimleri eserlerine yansıtmışlardır. Halide Edip 1923'te Vurun Kahpeye’yi; Yakup Kadri de 1932'de Yaban’ı bu dönem gözlemleriyle yazar.

Kısaca özetleyecek olursak;

Yurdun her yöresinde yaşanmış olay ve kişiler ele alınmıştır.
Konular, kendi yaşamımızdan alınmış; bunlar, çevre olarak genişlemiş; ülkenin değişik yerleri anlatılmıştır. Böylece “memleket edebiyatı” çığırı açılmıştır.
Roman ve öykünün konu haritası genişlemiş, her kesimden insan, özellikle de köylerde ve taşrada yaşayan insanlar konu alınmıştır. Anadolu mekân olarak seçilmiştir.
“Halka doğru” ilkesiyle hareket edilmiştir.
Memleketi ve memleket gerçeklerini yansıtmayı amaçlayan Milli Edebiyat Dönemi roman ve öyküsünün anlatımı, gözlemci gerçekçiliğe dayanır. Ömer Seyfettin, Yakup Kadri, Refik Halit, Reşat Nuri realizm (gerçekçilik) akımına bağlı kalmıştır. Kimileri de (Selahattin Enis, F. Celalettin Göktulga, Osman Cemal Kaygılı) natüralizm akımına bağlı kalmıştır.
Bu dönem roman ve öyküsünün belirleyici bir başka özelliği de toplumsal sorunlara yönelik olmasıdır.
Konuşma dili yazı diline aktarılmıştır. Cümleler, Türkçenin yapısına uygun ve kısa cümlelerdir.
Teknik yönden başarılı roman ve hikâyeler yazılmıştır.
Eserlerde; Kurtuluş Savaşı, Anadolu, aşk ve sosyal konular işlenmiştir.
Roman ve hikâyede toplumsal, milli konulara realist bir bakışla yer verilmiştir.
Türkçe karşılığı olan Arapça ve Farsça sözcükler kullanılmamıştır.
Roman ve hikâyelerde sade ve anlaşılır bir dil kullanılmıştır.
İstanbul Türkçesi kullanılmıştır.
Bu dönemle birlikte hikâye ve romanlarda İstanbul dışına çıkılmış ve Anadolu anlatılmıştır.
“Yurt” ve “köy” sorunlarına yönelim başlamıştır. Köy ve taşra insanının yaşayışını anlatan ilk başarılı örnekler, Reşat Nuri’nin “Çalıkuşu”, Ebubekir Hazım’ın “Küçük Paşa” adlı yapıtı bu dönemde verilmiştir.
Anadolu’nun edebiyata girmesiyle birlikte “memleket edebiyatı” da başlamıştır.
Arapça ve Farsça tamlamalardan kaçınılmıştır.
Maupassant tarzı (olay hikâyesi) hikâyeler yazılmıştır.
Hikâyelerde gözlem öne çıkmıştır.

o Milli Edebiyat Döneminde Göstermeye Bağlı Edebî Metinler (Tiyatro)
     Tanzimat dönemiyle edebiyatımıza giren tiyatroya Servetifünun sanatçıları dil ve sanat anlayışlarına uymadığı için ilgi göstermemiştir. Bu durum gelişmekte olan modern tiyatroyu duraklatmış ve bu edebî dönemde tiyatronun başarılı örnekleri verilmemiştir. 1908 sonrasında Türk tiyatrosunda başlayan çalışmalar özellikle de Milli Edebiyat döneminde artarak devam etmiştir. Özellikle de Yeni Lisan hareketiyle konuşma diline yakın bir edebî dil oluşturan sanatçılar, tiyatro üzerine birçok çalışma yapmıştır.
     Bu dönemde tiyatro hayatını ciddi bir şekilde organize etmek üzere özel tiyatroların yanında resmi tiyatrolar da kurulmuştur. Bu kurumlar arasında en önemlisi ise şüphesiz günümüzde ismi “İstanbul Şehir Tiyatroları” olarak geçen “Darülbedayi-i Osmanî”dir. 1914 yılında kurulan bu kurum, o dönem İstanbul Belediyesi tarafından benzer bir çalışmayı kendi ülkelerinde yapan Fransız sanatçılar davet edilerek oluşturulmuştur. Modern bir tiyatronun tüm imkânlarına sahip olan bu kurum aynı zamanda ülkemizdeki ilk şehir tiyatrosudur.
     Darülbedayi-i Osmanî, sadece bir tiyatro değil aynı zamanda bir güzel sanatlar okulu olmuştur. Burada aktörlüğü meslek edinecek sanatçılar yetiştirilmiştir. Müzikli tiyatro eserlerinin oynanması ve gelecekteki Türk operasının temelini oluşturmak amacıyla tiyatro bölümünden başka aynı kurumun içinde “Darülelhan” adlı bir de müzik bölümünün açılması ve kurumun iki dalda eğitim vermesi kararlaştırılmıştır. Bu amaçla da gerekli öğretim görevlileri bulunmuş ve sınavlar açılarak ilk öğrenciler seçilmiştir.
     Darülbedayi-i Osmanî’nin en önemli amacı, kurumun tüzüğünde geçen ilk madde olan “yerli tiyatrolar yazılmasını teşvik suretiyle Türk tiyatro edebiyatına hizmet etmek” olarak belirlenmiştir. Bu amacını başarıyla yerine getiren Darülbedayi-i Osmanî o döneme kadar daha çok roman, hikâye ve şiire ilgi gösteren Türk yazarları teşvik etmiş ve özellikle de 1915 sonrası yerli tiyatrolar ardı ardına gelmiştir.
     Bu dönem tiyatroları, teknik olarak mükemmelliğe ulaşamasa da bu eserlerin edebiyatımıza getirdiği en büyük yenilik, o döneme kadar tiyatroda ulaşılamayan tabi ve sade dildir. Bu tabi ve sade dille sahnelenmek amacıyla birçok tiyatro eseri yazılmış ve sahnelenmiştir. Bu dönemde tiyatro yazarları arasından en önemli iki yazar, İbnürrefik Ahmet Nuri ve Musahipzade Celal’dir.

Milli Edebiyat döneminde göstermeye bağlı edebi metinlerin (tiyatro) genel özellikleri şunlardır:

Paris’te ünlü bir tiyatronun müdürü olan Pierre Antuan tarafından 1915'te ilk resmi tiyatro olan Darülbedayi (Darülbedayi-i Osmanî) kurulmuştur. Bu tiyatronun önemi, oyuncu olmak isteyenleri yetiştirme amacı gütmesidir. Amacı bakımından aynı zamanda bir okul niteliği taşır. İlk oyun ancak 1916 yılı başında sahneye konulabilmiştir. Bu oyun Hüseyin Suat’ın Çürük Temel adlı uyarlamasıdır. Onu Halit Fahri’nin Baykuş’u izler.
Bu dönemde yalnızca tiyatro yazarı olarak tanınanlardan biri Musahipzade Celâl, öteki de İbnürrefik Ahmet Nuri Sekizinci’dir.
Bu iki oyun yazarıyla birlikte dönemin roman ve öykü yazarlarından Aka Gündüz, Reşat Nuri, Ömer Seyfettin, Halide Edip, Yakup Kadri, Mithat Cemal; şairlerinden Halit Fahri, Yusuf Ziya, Faruk Nafiz gibi isimler sahnelenen oyunlar yazmışlardır.
Sahnelenen oyunların çoğu hafif komedi ve vodvil, bir kısmı manzum dramdır.
Dil ve üslup doğaldır.
Tiyatro teknik açıdan büyük gelişme gösterememiştir.
Tiyatroda bu dönemle birlikte canlanmalar görülür.
Özel ve resmi tiyatrolar kurulmuştur.
Tiyatro eğitimi verilen Darülbedayi’nin yanında Türk ope­rasının temelini kurmak amacıyla Darülelhan adı ile müzik bölümü açılmıştır.
Bu dönemde tamamen Batılı bir tiyatro anlayışının temel­leri atılmıştır.
Doğal ve sade bir dil ve üslup kullanılmıştır.
Bu dönemde İbnürrefik Ahmet Nuri Sekizinci ve Musahip­zade Celal sadece tiyatro eserleri vermişlerdir.
5. Millî Edebiyat Dönemi’nin Genel Özellikleri
Batıcılık, Osmanlıcılık ve İslamcılık gibi siyasî ve edebî alanlarda etkili olmuş düşüncelerin etkisini kaybettiği bir dönemde, Türkçülük düşüncesine sarılarak edebî ve siyasî kimliklerini bulan Milli Edebiyat sanatçıları, kendilerinden önceki dönemlerden farklı birçok yeniliğe de imza atmıştır. 1911 Yılında Genç Kalemler dergisi etrafında başlayan ve giderek kabul gören Milli Edebiyat, 1923 yılında Cumhuriyet Dönemine kadar devam etmiş ve bu dönemden sonra da etkisini sürdürmüştür.
     Cumhuriyet Dönemi’nde yerini bu dönem edebiyatına bıraksa da “Milli Edebiyat zevk ve anlayışını sürdüren sanatçılar” Cumhuriyet Edebiyatı içinde devamlı yer almıştır. Çeşitli değişikliklere uğrasa da günümüze kadar gelen bu anlayış, kendi öz kültürüne sarılıp ondan yararlanarak ilerlemeyi amaçlar.

Milli Edebiyat Döneminin Genel Özellikleri

Milli Edebiyat sanatçıları Batıyı körü körüne taklit etmeye karşı çıkmıştır; ancak edebiyatta Batılı türler olan makale, fıkra, roman, hikaye… gibi türleri kullanmayı yanlış görmemişlerdir.
Milli Edebiyatın getirdiği en önemli yenilik Yeni Lisan hareketini başlatarak dilde o döneme kadar değişik zamanlarda hedeflenen; ancak başarılamayan sadeleşme hareketini başarmak olmuştur. Bu dönem sanatçıları, konuşma diliyle edebiyat yapmışlardır.
Sanatçılar, kendilerine kaynak olarak kendi öz kültürlerini görmüşler ve milli ögelerden beslenmişlerdir. Bu dönemde yaşanan Milli Mücadele de dönemin değişik eserlerinde işlenmiştir.
Yoksulluk, aile hayatı, ahlaki çöküntü… gibi toplumsal konular işlenmiş, sanatçılar o dönemde yaşanan sosyal sorunları eserlerine taşımıştır.
Daha önceki dönemlerde yüzeysel işlenen Anadolu ve Anadolu halkı bu dönem sanatçılarının birçok eserinde işlenmiştir.
Eserlerinde işledikleri temayı, gerçekçi bir biçimde ele almak isteyen sanatçılar, gözleme önem vermiş ve eserlerinde gözlemle topladıkları bilgileri kullanmışlardır.
Eserlerde her kesimden insanın sorunları dile getirilmiş, Servetifünun Edebiyatında yapılan “sadece aydın insanların dertlerini anlatma” geleneğinden kaçınılmıştır.
Bu dönem edebiyatı toplumsal özellik göstermiş, sanatçılar hem dönemine ayna tutmuş hem de yaşanılan toplumsal sorunlara çözüm yolları gösterilmiştir.
Batı taklitçiliğinden kaçınarak, milli konulara yönelme, yeni ve milli bir edebiyat ortaya koyma amacı güdülmüştür.
Türk kültürü ve tarihi el değmemiş bir hazine olarak kabul edilmiştir.
Dil birliğini, ulus-devlet anlayışının temeli olarak gören Milli Edebiyatçılar Türkçeyi bilim ve sanat dili haline getirme, dil bilinci yoluyla milli bilinç oluşturma, halk kül­türüne yönelme ve halkı eğitme gibi amaçlarına ulaşmak için dilde sadeleşmeye gitmişlerdir.
Sade bir dili savunmuşlar, dilde karşılığı bulunan ve dilimize fazla oturmayan Arapça ve Farsça sözcükler kullanılmamıştır.
“Toplum için sanat” anlayışı çerçevesinde eserler ortaya konmuştur.
Halkın yaşamı ve sorunlarının yanı sıra bireysel konular da işlenmiştir.
Mizahi üslup önemsenmiş, mizah ve hiciv türünde eserler de verilmiştir.
Milli Edebiyat’ın yukarıdaki özelliklerinden de anlaşılacağı üzere bu dönem edebiyatı kendisinden önceki Tanzimat, Servetifünun ve Fecriati Edebiyatlarına göre birçok farklı özellik taşır. Bunun en önemli sebebi ise bu dönemin beslendiği kaynaklardır.

o Milli Edebiyat Dönemi’nin Sanatçıları

ÖMER SEYFETTİN (1884 – 1920)

Maupassant tarzı olay hikâyeciliğinin bizdeki en büyük ismidir.
Hikâyeciliği meslek olarak gören ilk sanatçıdır.
Genç Kalemler dergisinde yayımlanan “Yeni Usan” maka­lesiyle dilin sadeleştirilmesi gerektiğini savunmuştur.
Uzun cümlelerden, söz oyunlarından, yabancı sözcük ve tamlamalardan kaçınmış, konuşma ve yazı dili arasında bir uyum kurmaya çalışmıştır.
“Toplum için sanat” anlayışıyla milli değerlere yönelmenin önderliğini yapmıştır.
Realist bir yazardır.
Hikâyelerinde milli’ bilinci uyandırma ve güçlendirme amacı taşımıştır.
Mizahtan da yararlanarak toplumdaki aksayan yönleri eleştirmiştir; bu bakımdan hikâyeleri toplumsal hiciv ka­rakteri taşır.
Hikâyeleri teknik açıdan zayıftır, tasvirlere, psikolojik tah­lillere önem vermez, daha çok olayı ön plana çıkarır.
Türk tarihi, toplum sorunları, çocukluk anıları ve balkan­lardaki Türkler, başlıca konulardır.
Kısa cümlelere dayanan okurun dikkat ve heyecanını canlı tutan bir anlatımı vardır.
Hikâyelerinde menkıbe, efsane, destan, halk fıkraları ve tarihten yararlanmıştır.
Kitaplaştırmadığı az sayıda şiiri de vardır.
Efruz Bey ve Yalnız Efe adlı eserleri “uzun hikâye”, “roman” olarak da değerlendirilmektedir.
Eserleri:
Hikâye: Ashab-ı Kehfimiz, İlk Düşen Ak, Yüksek Ökçeler, Bomba, Bahar ve Kelebekler, Forsa, Beyaz Lale, Aşk Dalgası, Gizli Mabet, Tarih Ezeli Bir Tekerrür, Pembe İncili Kaftan, Kaşağı, Falaka, Kızıl Elma Neresi, Başını Vermeyen Şehit, Diyet, And, Teke Tek, Kütük, Harem (uzun hikâye) Efruz Bey, Yalnız Efe…
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. Ömer Seyfettin Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

ALİ CANİP YÖNTEM (1887 – 1967)
Fecr-i Ati topluluğundan Genç Kalemler dergisine geçmiştir.
Hem heceyi hem de aruzu kullanmıştır.
Eleştirileri, makaleleri ve edebiyat tarihi araştırmalarıyla tanınmıştır.
Eserleri:
Şiir: Geçtiğim Yol
Makale: Milli Edebiyat Meselesi ve Cenap Bey’le Münaka­şalarım
Antoloji: Türk Edebiyatı Antolojisi
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. Ali Canip Yöntem Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

ZİYA GÖKALP (1876 – 1924)

Türkçülük akımını sistemleştirmiş ve Türk milliyetçiliği fikrini “Türkiyecilik”, “Oğuzculuk ve Türkmencilik”, “Turan­cılık” devrelerine ayırmıştır.
Şair ve yazar kimliği kadar sosyolog olarak da önemlidir; sosyoloji çalışmalarında Emile Durkheim’den etkilenmiştir.
Türk sosyolojisinin kurucusu olarak görülmüştür.
İslamiyet öncesi Türk tarihiyle ilgili araştırmalar yapmıştır.
Konuşma dilinin aynı zamanda yazı dili olmasını, edebi eserlerde İstanbul ağzının esas alınmasını ve heceyi kul­lanmak gerektiğini savunmuştur.
Eserleri:
Dergi: Yeni Mecmua, Küçük Mecmua
Şiir: Kızıl Elma, Yeni Hayat, Altın Işık
Makale: Türkleşmek İslamlaşmak Muasırlaşmak
İnceleme: Türkçülüğün Esasları, Türk Medeniyet Tarihi
Mektup: Malta Mektupları
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. Ziya Gökalp Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

MEHMET EMİN YURDAKUL (1869 – 1944)

”Türk Şairi”, “Milli Şair” unvanlarıyla anılmıştır.
Milli duyguları dile getirdiği ilk şiiri Cenge Giderken’le heceyle şiir yazma eğiliminin öncülüğünü yapmıştır.
Anadolu insanının acılarını, düşmana karşı mücadelesini coşkun bir dille anlatan ilk şairdir.
Bütün şiirlerinde sade bir dil ve hece ölçüsü kullanmıştır.
Eserleri:
Şiir: Türkçe Şiirler, Türk Sazı, Ey Türk Uyan, Tan Sesleri, Ordunun Destanı, Aydın Kızları, Zafer Yolunda, Ankara, Turan’a Doğru, İsyan ve Dua…
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. Mehmet Emin Yurdakul Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

MEHMET FUAT KÖPRÜLÜ (1890 – 1927)
Edebiyata Fecr-i Ati’yle ve şiirle girdi, sonraları Milli Ede­biyat’a katıldı.
Türk kültürü, dili ve uygarlığıyla ilgili önemli çalışmalar yaptı.
Türk edebiyat tarihi alanında dünyaca ünlü bir bilim ada­mıdır.
Ordinaryüs Profesör unvanını almıştır.
Hoca Ahmet Yesevi ve Yunus Emre’yi tanıtmıştır.
Eserleri:
Edebiyat tarihi Makale: Türk Edebiyatında İlk Muta­savvıflar, Türk Edebiyatı Tarihi, Türkiye Tarihi, Azeri Edebi­yatına Ait İncelemeler, Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları, Türk Saz Şairleri…
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. Mehmet Fuat Köprülü Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

MUSAHİPZADE CELAL (1870 – 1959)
Milli Edebiyat dönemi oyun yazarıdır.
Teknik bakımından zayıf; ama gözlem, tarihi ayrıntı ve yergi bakımlarından başarılı komediler yazmıştır.
Konularını Osmanlı İmparatorluğu’ndan, kendi deyişiyle “tarihin gölgesi altında hayal-meyal seçilen halk hayatın­dan” almıştır.
Eserleri:
Tiyatro: Köprülüler, Fermanlı Deli Hazretleri, Aynaroz Kadısı, Bir Kavuk Devrildi
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. Musahipzade Celal Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

İBNÜRREFİK AHMET NURİ SEKİZİNCİ (1874 – 1935)
Dönemin tanınmış güldürü yazarlarındandır.
Fransızcadan yaptığı uyarlamalarla da tiyatromuza birçok oyun kazandırmıştır.
O yılların Fransız güldürülerinin etkisi sezilen oyunlarında dili iyi kullandığı gibi, oyun tekniği yönünden de oldukça başarılı sayılır.
Eserleri
Türk Kızı, Köprülüler, İstanbul Efendisi, Lâle Devri, Macun Hokkası, Yedekçi Kaşıkçılar, Atlı Ases, Demirbaş Şarl, Moda Çılgınları, İtaat İlâmı, Fermanlı Deli Hazretleri, Aynaroz Kadısı, Kafes Arkasında, Bir Kavuk Devrildi, Mum Söndü, Pazartesi-Perşembe, Gül ve Gönül, Balaban Ağa, Selma, Genç Osman, Gücü Gücü Yetene, Kadın Tertibi, Kısmet Değilmiş gibi kendi yazdığı; Hisse-i Şayia, Sekizinci, Ceza Kanunu gibi uyarlama oyunları vardır.
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. İbnürrefik Ahmet Nuri Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU (1889 – 1974)
Eserlerinde Türk toplumunun Tanzimat’tan Cumhuriyet dönemine geçirdiği dönüşümleri anlatmıştır.
Fecr-i Ati’ den Milli Edebiyata geçen bir sanat çizgisi izle­miştir.
I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yıllarını, Türk toplumu­nun yaşamını ve sorunlarını işlemiştir.
Romanlarını sağlam bir teknikle kaleme almış, karakterleri başarıyla canlandırmıştır.
“Toplum için sanat” anlayışıyla ağır olan dilini sadeleştir­miştir.
Türk edebiyatına tezli roman düşüncesini özellikle “Yaban”la getirmiştir.
Realizmden etkilenmiştir.
İlk romanı olan Kiralık Konak’ta Tanzimat’tan I. Dünya Savaşı’nın sonuna bir ailenin üç kuşağını; Hüküm Ge­cesi, Sodom ve Gomore’de İstanbul’un mütareke yıllarını; Yaban’da Ahmet Celal karakterinden hareketle Kurtuluş Savaşı yıllarındaki Anadolu’yu ve aydın-halk kopukluğunu; Panorama’da Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki yenilikleri, Atatürk’ün ölümünden sonraki yılları anlatır.
Eserleri:
Roman: Kiralık Konak, Yaban, Ankara, Sodom ve Gomore, Hüküm Gecesi, Panorama, Nur Baba, Hep O Şarkı, Bir Sürgün
Hikâye: Bir Serencam, Milli Savaş Hikâyeleri, Rahmet
Mensur Şiir: Erenlerin Bağından, Okun Ucundan
Anı: Zoraki Diplomat, Anamın Kitabı, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları, Vatan Yolunda, Politikada 45 Yıl
Ulus gazetesinde Kurtuluş Savaşı’yla ilgili yazdığı ma­kaleleri: Ergenekon
Biyografi: Atatürk
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. Yakup Kadri Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

HALİDE EDİP ADIVAR (1884 – 1964)
Roman, hikâye ve anı türlerinde eserler vermiştir.
Tekniği zayıf olmakla beraber tasvir ve tahlilleri güçlü ro­manlarıyla tanınmıştır.
Süssüz, kısa cümleli romanlarında güçlü kişilikli kadın kahramanlar ön plandadır.
Aşk ve kadın psikolojisini işlediği ilk romanlarından (Han­dan, Seviye Talip… ) sonra Türkçülük hareketinin ve Milli mücadelenin etkisiyle toplumsal konulara yönelmiştir.
Kurtuluş Savaşı sürecini anlattığı Ateşten Gömlek, Vurun Kahpeye gibi romanlarıyla sevilmiştir. Ateşten Gömlek Türk edebiyatında Kurtuluş Savaşını işleyen ilk romandır.
Sinekli Bakkal’dan sonraki romanlarında sosyal çevre tasvirlerine büyük önem vermiştir.
Realizmden etkilenmiştir.
Eserleri:
Roman: Seviye Talip, Handan, Son Eseri, Yeni Turan, Ateşten Gömlek, Kalp Ağrısı, Vurun Kahpeye, Sinekli Bak­kal, Tatarcık, Yol Palas Cinayeti…
Hikâye: Dağa Çıkan Kurt, Harap Mabedler, İzmir’den Bur­sa’ya, Kubbede Kalan Hoş Seda
Anı: Türkün Ateşle İmtihanı, Mor Salkımlı Ev
Tiyatro: Kenan Çobanları, Maske ve Ruh
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. Halide Edip Adıvar Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

REFİK HALİT KARAY (1888 – 1966)
Deneme, fıkra, mizah, hiciv, roman ve hikâye türlerinde eserler vermiştir.
Türkçeyi büyük bir ustalıkla kullanmıştır.
Beyrut ve Halep’te 15 yıl sürgün hayatı yaşamıştır.
Sürgün hayatında tanıdığı Anadolu’yu ve Anadolu dışındaki yerleri anlatmıştır.
Tasvir ve tahliller bakımından zengin, sanatlı bir anlatımı vardır.
Türk edebiyatında bir yazarın Anadolu’yu yakından tanı­yarak, içinde bulunarak Anadolu’yu anlattığı ilk hikâyeler olan Memleket Hikayeleri ile tanındı.
Memleket edebiyatının asıl temsilcisidir.
Aydede isimli mizah dergisini çıkarmıştır.
“Kirpi” takma adıyla mizahi hicivler yazmıştır.
Realizmden etkilenmiştir.
Eserleri:
Roman: Yezidin Kızı, Sürgün, Bugünün Saraylısı, Kadınlar Tekkesi, Yeraltında Dünya Var, İstanbul’un İçyüzü, Çete, Nilgün
Hikâye: Memleket Hikâyeleri, Gurbet Hikâyeleri
Mizah: Kirpinin Dedikleri
Tiyatro: Deli
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. Refik Halit Karay Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

REŞAT NURİ GÜNTEKİN (1889 – 1956)
Roman, öykü, gezi, eleştiri ve tiyatro türlerinde eserler vermiştir.
Sade bir dille yazdığı eserlerinde Türkçeyi tüm canlılığıyla kullanmıştır.
İstanbullu idealist bir genç kızın, Feride’nin, öğretmen olarak gittiği Anadolu’ da yaşadıklarını anlattığı Çalıkuşu’yla sevilmiştir. Çalıkuşu, köyü ve taşra insanın yaşayışını anlatan ilk başarılı eserlerdendir.
Yaprak Dökümü’nde Batılılaşmanın Türk aile yapısı üzerin­deki olumsuz etkisini; Yeşil Gece’de Kurtuluş Savaşı yılları ve sonrasında dini istismar eden kişilerin eleştirisini romanlaştırır.
Öğretmenliğinden dolayı tanıdığı Anadolu’yu, gözlemci yönüyle yansıtmıştır.
Romantizm ve realizm akımlarından etkilenmiştir.
Görevi sırasındaki gözlemlerini anlattığı Anadolu Notları gezi türünün en önemli eserlerindendir.
Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı’nda da etkili bir isimdir.
Eserleri:
Roman: Çalıkuşu, Gizli El, Acımak, Damga, Dudaktan Kalbe, Akşam Güneşi, Bir Kadın Düşmanı, Yeşil Gece, Yaprak Dökümü, Kızılcık Dalları, Eski Hastalık, Değirmen, Miskinler Tekkesi, Harabelerin Çiçeği, Kavak Yelleri, Son Sığınak, Kan Davası
Hikâye: Olağan İşler, Leyla ile Mecnun, Sönmüş Yıldızlar, Tanrı Misafiri
Gezi Kitabı: Anadolu Notları
Tiyatro: Hançer, Balıkesir Muhasebecisi, Tanrıdağı Ziyafeti, Hülleci, Ümidin Güneşi. Ayrıca “Yaprak Dökümü” romanı tiyatroya uyarlanmıştır.
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. Reşat Nuri Güntekin Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

FALİH RIFKI ATAY (1884 – 1971)
Fıkra, anı, makale ve gezi yazılarıyla tanınmıştır.
Kurtuluş Savaşı yıllarını, Batılılaşmayı, cumhuriyeti konu edinmiştir.
Yakından tanıdığı Atatürk’le ilgili anı türünde verdiği eser­leriyle ve gezi kitaplarıyla ün yapmıştır.
Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı’nda da etkili bir isimdir.
Eserleri:
Anı: Ateş ve Güneş, Zeytindağı, Çankaya, Atatürk’ün Hatıraları, Babamız Atatürk
Gezi Yazısı: Deniz Aşırı, Taymis Kıyıları, Tuna Kıyıları, Hind, Bizim Akdeniz, Yolcu Defteri, Yeni Rusya, Gezerek Gördüklerim
AKA GÜNDÜZ (1886 – 1958)
İlk ürünleri Selanik’te Çocuk Bahçesi ve Genç Kalemler dergilerinde yayımlandı.
Milli Edebiyat akımına katıldıktan sonra tanınmaya başlandı.
Şiir, tiyatro, hikâye, roman türlerinde eserler verdi; gazeteci olarak onlarca dergide yazılar yazmıştır.
Sade, sıcak bir dille yazdığı romantik-realist, popüler romanlarıyla geniş çevrelerce sevildi.
Eserleri:
Hikâye: Türk Kalbi, Kurbağalar, Bu Toprağın Kızları
Roman: Dikmen Yıldızı, Yayla Kızı, Bir Şoförün Gizli Defteri

HAMDULLAH SUPHİ TANRIÖVER (1885 – 1966)
Önce Fecriati’de yer almış, sonra Milli Edebiyat topluluğunda yer almıştır.
Türkçülük ve Milli Edebiyat akımlarına büyük katkıları olmuştur.
“Hitabet” ve “nutuk”larıyla tanınan bir sanatçıdır.
Kurtuluş Savaşı sırasında halkı aydınlatmak için gönderildiği yerlerde hitabetin etkili örnekleri olan çalışmalar yapmıştır.
Eserleri:
Hitabet: Dağ Yolu
Makale: Günebakan

YUSUF AKÇURA (1876 – 1935)
1904 yılında Mısır’da (Türk adlı bir gazetede) yayımladığı Üç Tarz-ı Siyaset adlı makalesi onu Türk siyasal hayatında önemli bir isim haline getirdi.
Türkçülük akımının manifes­tosu kabul edilen bu makalede Akçura, Osmanlının topar­lanabilmesi için üç ana görüşün (Osmanlıcılık, Türkçülük, Batıcılık) bulunduğunu ve bunlar arasında en uygununun Türkçülük olduğunu savunmuştur.
Eseri:
Makale: Üç Tarz-ı Siyaset

HALİDE NUSRET ZORLUTUNA (1901 – 1984)
Kurtuluş Savaşı yıllarında yayımlanan “Git Bahar” şiiriyle ünlenmiştir.
Heceyle, sade bir dille, anlaşılır şiirler yazmıştır.
Cumhuriyet sonrasında da “Hisar” dergisi çevresinde bulunmuştur.
Eserleri:
Şiir: Geceden Taşan Dertler, Yayla Türküsü

RIZA TEVFİK BÖLÜKBAŞI (1869 – 1949)
“Filozof Rıza” olarak anılmıştır.
Başlangıçta Abdülhak Hamit Tarhan ve Tevfik Fikret etkisinde aruz ölçüsüyle şiirler yazmıştır.
Zamanla asıl edebi kişiliğini oluşturan Aşık Tarzı ve Dini -Tasavvufi halk şiiri geleneğinden faydalanarak, duygulu, içten koşma ve nefesler yazmıştır.
Felsefe, edebiyat tarihi alanlarında da eserleri vardır.
“Uçun Kuşlar” adlı şiiriyle geniş kesimlerce sevilmiştir.
Eseri:
Şiir: Serab-ı Ömrüm

MİTHAT CEMAL KUNTAY (1885 – 1956)
Vatan, millet konularında aruzla yazdığı epik ve lirik şiirleriyle tanınmıştır.
Üç İstanbul adlı önemli bir romanı vardır.
“Üç İstanbul” romanı Abdülhamit, Meşrutiyet ve Mütareke dönemleri İstanbul’unu konu edinir. Eser, çökmüş kurumları ve yozlaşmış insanların aşk, çıkar ilişkilerini ele alırken daha geniş boyutta Osmanlı Devleti’nin hangi şartlar ve kişilikler altında çöktüğünü de sergiler.
Eserleri:
Şiir: Türk’ün Şehnamesi
Monografi: Namık Kemal, Mehmet Akif
Roman: Üç İstanbul

EBUBEKİR HAZIM TEPEYRAN (1864 – 1947)
Nabizade Nazım’ın Karabibik’inden sonra köyü konu edinen kinci eser olan “Küçük Paşa” romanıyla tanınmıştır.
Bir köylü kadınla oğlunun hayat hikâyesini anlattığı bu romanda Anadolu köyü gerçek ve nesnel çizgilerle yansıtılmıştır.
Eserleri:
Roman: Küçük Paşa
Hikâye: Eski Şeyler
Anı: Belgelerle Kurtuluş Savaşı Anıları
o Milli Edebiyat Dönemindeki Bağımsız Sanatçılar

MEHMET AKİF ERSOY (1873 – 1936)

İstiklal Marşı’nın şairidir.
Şiirlerinde güzellikten çok doğruluğa önem verir: “Sözüm doğru olsun, odun gibi olsun tek.” demiştir.
Toplumcu bir sanattan yanadır.
Toplumun içinde bulunduğu sıkıntılardan İslamiyet’le kur­tulabileceğini savunmuştur.
İstiklal Marşı ve Çanakkale Şehitleri şiirlerinde olduğu gibi kahramanlıkları milli ve dini duygularla anlatmıştır.
Destansı, öğüt verici şiirleri vardır.
Küfe, Mahalle Kahvesi, Seyfi Baba, Bülbül, Meyhane top­lumsal konulu önemli şiirleridir.
Aruz ölçüsünü Türkçeye başarıyla uygulamıştır.
Şiiri düz yazıya yaklaştırmıştır; manzum hikâyeciliğin usta ismidir.
Manzum hikâyelerinde mesnevi geleneğinden yararlanmıştır.
Günlük konuşma dilini, başarıyla kullanmıştır.
Şiirlerini Safahat’ta toplamıştır.
İstiklal Marşı’nı orduya hediye ettiği için Safahat’a alma­mıştır.
Eseri:
Şiir: Safahat (Yedi bölümden oluşur: Safahat, Hakkın Sesleri, Süleymaniye Kürsüsünde, Fatih Kürsüsünde, Hatıralar, Gölgeler, Asım)
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. Mehmet Akif Ersoy Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

YAHYA KEMAL BEYATLI (1884 – 1958)
Divan şiiriyle Batı şiirini ustalıkla kaynaştırmıştır.
Fransız tarihçi Albert Sorel’in etkisiyle Türk tarihine yönel­miştir.
Saf (öz) şiir anlayışına bağlı kalmıştır.
Aruzu Türkçeye ustalıkla uygulamıştır.
Hece ölçüsüyle yazdığı tek şiiri Ok’tur.
Şiirlerinde İstanbul sevgisi öne çıkar.
Klasik Türk müziğin e hayranlığıyla da tanınır.
İstanbul, aşk, tabiat, ölüm, musiki, sonsuzluk, rintlik, deniz başlıca konularıdır.
Aruzla ve divan nazım şekilleriyle modern şiirler yazmıştır.
“Beyaz lisan” anlayışını savunmuştur.
Dili mükemmel kullanmaya, sözcük seçimine, dize bütünlüğüne, ahenge ve kafiyeye büyük önem vermiştir.
Parnasizmin bizdeki temsilcisidir.
Nev Yunanilik (Neo Klasik) ve sembolizmden de etkilenmiştir.
Yahya Kemal Beyatlı’nın şiiri ile Milli Edebiyat Dönemi hece şiiri arasında sanat anlayışı, ahenk ve yapı bakımından farklılık olmakla birlikte milli konulara da yönelme bakımından ilişki kurulabilir.
“Süleymaniye’de Bir Bayram Sabahı” adlı şiiriyle bireyi tarih-kültür-gelenek perspektifiyle ele almış ve Süleyma­niye Camii’ni bir medeniyet sembolü olarak kullanmıştır.
Sessiz Gemi, Rindlerin Akşamı, Aziz İstanbul, Atik Valde’den İnen Sokakta, Bir Başka Tepeden, Mohaç Türküsü, Mehlika Sultan, Süleymaniye’de Bir Bayram Sabahı önemli şiirlerindendir.
Bütün kitapları öldükten sonra yayımlanmıştır.
Eserleri:
Şiir: Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgârıyla, Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş
Deneme: Aziz İstanbul, Eğil Dağlar, Edebiyata Dair, Siyasi ve Edebi Portreler
Anı: “Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebi Hatıralarım”
Tarih: Tarih Musahabeleri
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. Yahya Kemal Beyatlı Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

NEYZEN TEVFİK (1879 – 1953)
Soyadı Kolaylı’dır. 20. yüzyılın önde gelen hiciv şairlerindendir.
Sözünü sakınmaz, beğenmediği kişileri hicveder.
Musiki ile içli dışlı olmasına rağmen hicivleri zaman zaman kabalaşır.
Hicivlerinde sosyal yergi her zaman kendini hissettirir.
Eserleri:
Şiir: Azab-ı Mukaddes, Hiç
o Milli Mücadele Dönemi Türk Edebiyatı
Kurtuluş Savaşı’nı anlatan ve bu savaşa yazdıklarıyla ka­tılan sanatçıların eserleriyle oluşan Milli Mücadele Dönemi Türk Edebiyatı, dil ve sanat görüşü bakımından Milli Edebiyat döneminin devamı niteliğindedir.

Cumhuriyet Sonrası Türk Edebiyatının alt yapısını oluştu­ran Milli Mücadele Dönemi Türk Edebiyatında vatan, ba­ğımsızlık, Türk tarihindeki kahramanlıklar, Kurtuluş Savaşı, onun halktaki yansıması ve Atatürk konu edilmiştir.

Milli Mücadele Dönemi Türk Edebiyatında hece ölçüsüyle Kurtuluş Savaşı’nı desteklemek amacıyla milli’ duyguları ele alan, moral verici, orduyu coşturucu şiirler yazılmıştır. (Dönemin önemli şairleri: Faruk Nafiz, Halide Nusret, Mehmet Emin, Kemalettin Kamu…)

Milli Mücadele Dönemi Türk Edebiyatı romanlarında işgal altındaki kentler (İstanbul, İzmir…), aydın-halk çatışması, yanlış batılılaşma işlenmiş, idealize tipler yaratılmıştır. (Dönemin önemli romancıları: Halide Edip, Yakup Kadri, Reşat Nuri, Refik Halit…)

Milli Mücadele Dönemi Türk Edebiyatı hikâyelerinde sa­vaşa ait gözlemler, Türk insanının, askerinin kahramanlığı ve fedakârlığı anlatılmıştır. (Dönemin önemli hikâyecileri: Halide Edip, Yakup Kadri)

Dergi ve gazetelerde Kurtuluş Savaşı’nı konu edinen ma­kale, fıkra ve denemeler kaleme alınmış, halkı coşturucu söylevler verilmiştir. (Dönemin önemli makale, fıkra ve deneme yazarları, söylevcileri: Yakup Kadri Ruşen Eşref, Yahya Kemal, Falih Rıfkı, Halide Edip, Hamdullah Suphi, Mehmet Akif…)

Milli Mücadele Yıllarında veya Sonrasında Yazılmış Milli Mücadele Konulu Önemli Eserler
İstiklal Marşı / Mehmet Akif / Şiir
Dumlupınar Yolunda / Kemalettin Kamu / Şiir
Üç İstanbul / Mithat Cemal Kuntay / Roman
Belgelerle Kurtuluş Savaşı Anıları / Ebubekir Hazım / Anı
Üç Şehitler Destanı / Fazıl Hüsnü Dağlarca / Şiir
Kuvayı Milliye Destanı / Nazım Hikmet / Şiir
Dağa Çıkan Kurt / Halide Edip Adıvar / Öykü (Savaş yılla­rında yazılmıştır.)
Milli Savaş Hikâyeleri / Yakup Kadri / Öykü (Savaş yılla­rında yazılmıştır.)
Vurun Kahpeye / Halide Edip / Roman
Ateşten Gömlek / Halide Edip / Roman (Savaş yıllarında yazılmıştır. )
Sodom ve Gomore, Yaban, Ankara / Yakup Kadri / Roman
Yeşil Gece / Reşat Nuri Güntekin / Roman
Esir Şehrin İnsanları, Yorgun Savaşçı / Kemal Tahir / Roman
Küçük Ağa / Tarık Buğra / Roman
Kalpaklılar / Samim Kocagöz / Roman
Kurtlar Sofrası / Attila İlhan / Roman
Vatan Yolunda / Yakup Kadri / Anı
Türk’ün Ateşle İmtihanı / Halide Edip / Anı
Ergenekon / Yakup Kadri / Makale