Makale Dizini


II. ÜNİTE: SERVET-İ FÜNÛN (EDEBİYAT-I CEDİDE) (1896-1901) ve FECR-İ ÂTÎ TOPLULUĞU (1909-1912)

1. Servet-i Fünûn Edebiyatı’nın Oluşumu
     Batı etkisindeki Türk edebiyatının kısa, ama etkili dönemi­dir. Servet-i Fünun kuşağı, Tanzimat’ın birinci dönemin toplum­cu sanatçılarından çok Tanzimat’ın sanatta estetiği ön plana alan ikinci dönem sanatçılarının hazırladığı bir edebi zevk ortamı içinde büyümüşlerdir. Topluluğun alt yapısını Tanzimat sanatçılarından Recaizade Mahmut Ekrem hazırlamıştır.
     Tanzimat dönemi edebiyatçıları, Doğu kültürü içinde yetişip Batı kültürünü sonradan tanırken Servet-i Fünuncular Batı kültürü içinde yetişmiştir.
     Servet-i Fünun (Fenlerin Serveti) dergisi 1891 yılında Ahmet İhsan Tokgöz tarafından çıkarılmaya başlanır. 1896 yılında Hasan Asaf adlı bir genç Malumat dergisinde Burhan-ı Kudret adlı bir şiir yayımlar. Şiirdeki “Zerre-i nurundan iken muktebes/ Mihr ü mehe bakmak abes” beytindeki “muktebes”le “abes” sözcükleri arasında kafiye yapılması tartışmalara yol açar. Çünkü eski şiire göre kafiye olacak seslerin aynı harfle yazılması gereki­yordu. Oysa bu şiirde muktebes sözcüğündeki “s” Arap alfabesindeki “sin” harfiyle, abes sözcüğündeki “s” ise Arap alfabesindeki “peltek se” ile bitmekteydi. Hasan Asaf ise eleştirileri Recaizade Mahmut Ekrem’in “Şiir göz için değil kulak içindir.” sözüyle yanıtlamıştır. Bu tartışma bir bakıma “eski – yeni” çatışmasında bardağı taşıran son damla olmuştur. Bunun üzerine yenilik taraftarı genç şairler Recaizade Mahmut Ekrem’in yanında Servet-i Fünun dergisinde toplanır. 1896'da Recaizade Mahmut Ekrem, Ahmet İhsan’ı, dergiyi edebiyat dergisi yapmaya ikna eder ve derginin başına Tevfik Fikret getirilir.
     Servet-i Fünun dönemi edebiyatçıları Servet-i Fünun der­gisi etrafında toplanmışlardır. Servet-i Fünun, II. Abdülhamit yönetiminin baskısı (istibdat) altında gelişmiş bir edebiyattır; karamsarlık, umutsuzluk, bunalım, bu döneme hâkimdir. Sanat için sanat anlayışı döneme egemendir.
     Servet-i Fünuncuların Fransızca başta olmak üzere Batı dillerini bilmeleri Batı edebiyatıyla güçlü bir bağ kurmalarını kolaylaştırmıştır. Servet-i Fünun edebiyatçıları etkinliklerini Tevfik Fikret başkanlığında gerçekleştirmişlerdir. Servet-i Fünuncular eserlerinde toplumsal faydayı değil estetik zevki öne çıkarmışlardır.
     Bu dönem, gazetecilikten dergiciliğe geçilen bir dönemdir. Tanzimat’ın hedef olarak benimsediği dilde sadeleşme unutulmuş, tersine daha da sanatlı, ağır bir dil kullanılmış­tır. Hüseyin Cahit Yalçın’ın Servet-i Fünun’da yayımlanan “Edebiyat ve Hukuk” adlı makalesinden dolayı, Servet-i Fünun dergisi kapatılır ve topluluk dağılır.

2. Servet-i Fünûn Döneminde Öğretici Metinler
     Batılı anlamda öğretici metinlerle Tanzimat edebiyatında tanışan edebiyatımız bu türe ait birçok örneği Tanzimat edebiyatı döneminde vermiştir. Tanzimat edebiyatındaki öğretici metinlerde sosyal ve siyasi konular işlenirken Servetifünun Dönemi yazarları, dönemin şartlarından dolayı gezi ve hatıra gibi bireysel konularda veya edebî konularda öğretici metinler yazmışlardır. Bu dönemde öğretici metin türlerinden eleştiriye özellikle önem verilmiş ve eleştiri yoluyla sanatçılar hem kendilerine yöneltilen suçlamalara cevap vermişler hem de Servetifünun Edebiyatının tanıtılması için çalışmışlardır.

Servetifünun Edebiyatında Bireysel Konularda Yazılan Öğretici Metinler

     Servetifünun nesli istibdat yılları olarak da anılan bir dönemde yetişmiş bir nesildir. Devletin iç karışıklıkları ve isyanları önlemek amacıyla 1839 yılında ilan ettiği Tanzimat Fermanı ve 1856 yılında ilan edilen Islahat Fermanı amaçlanan hedeflere ulaşmamış ve karışıklıklar devam etmiştir. Bunun neticesinde Osmanlı Devleti, dağılma sürecini engellemek amacıyla çok sıkı tedbirler almıştır. Kişisel özgürlüklerin sınırlandığı ve devletin hemen her kesimi izlemeye çalıştığı bu dönemin nesli olan Servetifünuncular kendi içlerine kapanmış ve öğretici metinlerde de bireysel konulara yönelmiştir.

Servetifünun Edebiyatında Gezi Yazısı

     Gezi yazısı, bu dönemde öne çıkan bireysel öğretici metin türlerinden biridir. Bu dönemde kısıtlanan seyahat özgürlüğü her ne kadar bu türün gelişmesinde en büyük engelse de insanların uzak ülkeleri merak etmesine de yol açmıştır. Özellikle de sürgüne giden sanatçıların hem o dönemdeki yaşantılarını hem de o bölgelerin yaşamını anlattıkları bu metinler bu türün gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. Gezi yazılarında ya merak edilen ve örnek alınmak istenen Batı ülkelerinin şehirleri ya da her zaman insanlarda merak uyandıran doğu ülkeleri mekân olarak anlatılmıştır. Bireysel öğretici metinlerde dil şiir ve romandan farklı olarak daha sade ve konuşma diline yakındır. Ancak özellikle bu dönemin önemli gezi yazarı ve şairi olan Cenap Şahabettin eserlerinde sanatsal betimlemelere sık sık başvurarak edebî bir üslup kullanmıştır. Bu dönemde gezi türündeki önemli eserler Ahmet İhsan Tokgöz’ün “Avrupa’da Ne Gördüm”; Cenap Şahabettin’in “Hac Yolunda”, “Avrupa Mektupları”, “Suriye Mektupları” ve Afak-ı lrak”tır.
     Servetifünun Edebiyatında gezi türünün bir diğer önemli ismi olan Cenap Şahabettin ise ilk önce Servet-i Fünun dergisinde parça parça yayımlanan daha sonra da kitap halinde basılan Hac Yolunda adlı eseriyle bu türe ait ilk örneğini vermiştir. Yazar, görevli olarak gittiği Hicaz ve Mısır yolculuğundaki gözlemlerini bu eserinde anlatır. Cenap Şahabettin’in bir diğer önemli gezi eseri ise Avrupa Mektupları’dır. Bu eserde ise 1917 – 1918 yılları arasında Tasvir-i Efkâr gazetesi için yaptığı Avrupa gezisine ait gözlemleri vardır. Bu eserinde sanatçı Batı ile Osmanlı’yı karşılaştırmış ve o dönemin çözülemeyen problemlerine ait saptamalarda bulunmuştur. Sanatçı, Afak-ı Irak’ta ise Suriye ve Irak izlenimlerini, yaklaşık iki yıl süren bir geziyi, 13 bölümden oluşan bir gezi yazısıyla anlatır. Bunlar yine Tasvir-i Efkâr’da yayımlanır. Benzer bir şekilde oluşturduğu Suriye Mektupları ise 10 mektuptan oluşmuştur.

Servetifünun Edebiyatında Hatıra (Anı)
     Servetifünun sanatçılarının yöneldiği bir diğer tür ise hatıradır. Her yönüyle kendilerine Batı edebiyatını örnek alan Servetifünun Edebiyatı sanatçıları o döneme kadar edebî bir değeri olmayan hatıraya önem vermişler ve bu konuda başarılı örnekler ortaya koymuşlardır. Sanatçılar sosyal ve siyasî konulara uzak kalsalar da hatıralarında yaşadıkları dönemi her yönüyle yansıtmışlardır. Hatıralarda gezi yazısında olduğu gibi sade ve konuşma diline yakın bir anlatımı yakalamış olan Servetifünun sanatçıları, bu türde başarılı örnekler vererek bu türün edebiyatımıza yerleşmesini sağlamışlardır. Bu dönemde önemli anı yazarları arasında Halit Ziya Uşaklıgil, Ahmet İhsan Tokgöz, Mehmet Rauf ve Hüseyin Cahit Yalçın vardır.
     Hatıra türünün en verimli sanatçısı şüphesiz Halit Ziya Uşaklıgil’dir. Sanatçı, “Kırk Yıl” adını verdiği eserinde ömrünün kırk yılını kapsayan dönemde yaşadığı siyasi ve edebî hatıralarını anlatmıştır. Bir diğer eseri olan “Saray ve Ötesi”nde saraydaki görevi sırasında tanık olduğu olayları anlatır. Servet-i Fünun dergisinin sahibi olan Ahmet İhsan Tokgöz 1888 ile 1914 yılları arasında yaşadıklarını “Matbuat Hatıraları” adıyla yayımlamıştır. Servetifünun Edebiyatının önemli roman yazarlarından biri olan Mehmet Rauf ise hatıralarını “Edebî Hatıralar” adlı eserde toplamıştır. Eser, sanatçının farklı yerlerde yayımladığı hatıralarının toplanmasıyla oluşmuştur. Servetifünun Edebiyatının önemli eleştiri yazarlarından biri olan Hüseyin Cahit Yalçın ise “Siyasal Anılar” ve “Edebiyat Anıları” olmak üzere iki ayrı kitapta anılarını toplamıştır.

Servetifünun Edebiyatında Edebî Tartışmalarla İlgili Öğretici Metinler
     Servetifünun Edebiyatında edebî konularda yazılan öğretici metinler eleştiri türünün etrafında gelişmiştir. Eleştiri, bir insanı, bir eseri, bir konuyu doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek amacıyla inceleme anlamına gelir. Eleştirinin edebiyattaki kullanım amacı eseri her yönüyle değerlendirerek onun anlaşılmasını sağlamaktır. Tanzimat sanatçıları Divan edebiyatına aralıksız saldırıp Batılı bir edebiyat için yer açmayı amaçlamışlardır. Açtıkları alana ise Batı edebiyatının başlıca türlerini getirmiş, Fransız klasik ve romantik akımların başlıca yazar ve şairlerini okuyucuyla tanıştırmışlardır. Servetifünun sanatçılarının böyle bir amacı yoktur. Artık Batılı edebiyat ülkede kabul edilmiş ve bu edebiyata ait edebî türler kabullenilmiştir.
     Onlar Tanzimat’la başlayan ve o döneme kadar devam eden Türk edebiyatının Batılılaşması konusunda o zamana kadar yapılan çalışmaları çok daha yoğun bir şekilde sürdürerek kesin sonuca hızla ulaşmışlardır. Bu dönemde artık iyice zayıflayan Divan edebiyatını kötülemenin gereği kalmamıştır. Bunun için Servetifünun Edebiyatı sanatçıları, edebî tenkidi kullanarak ya edebî görüşlerini geniş kitlelere yaymaya çalışmışlar ya da kendilerine yöneltilen eleştirilere cevap vermişlerdir.
     Servetifünun edebiyatının esaslarını açıklayan yazıların en önemlileri arasında Hüseyin Cahit’in “Edebiyat-ı Cedide’nin Menşei ve Esasları”, Ali Ekrem’in “Şiirimiz”, Tevfik Fikret’in dönemin dil anlayışını incelediği “Lisan-ı Şiir”, Cenap Şahabettin’in “Felsefe-i Evzan” adlı metinleridir. Bu yazıların hepsi Servet-i Fünun dergisinde yayımlanmıştır. Servetifünun Dönemindeki Doğu – Batı mücadeleleri sırasında Divan edebiyatı taraftarlarının polemiğe (kalem kavgası) kaçmaları karşısında Servetifünun sanatçıları mecbur kalmadıkça polemiklere girmemiştir. Elbette ki bunun en önemli nedeni bu dönem sanatçılarının asıl amaçlarının objektif bir tenkit (eleştiri) oluşturmak istemeleridir.
     Eleştiri edebiyatımıza bir tür olarak Servetifünun Edebiyatı’nda yerleşir. Bunu gerçekleştirebilmek için de Batılı tenkitçileri yakından izleyerek Batı’nın tenkit metotlarını ve yazarların kullandığı üslup özelliklerini görmüşlerdir. Kendilerine Batı’da olduğu gibi bir edebiyat görüşü oluşturarak eserleri o ölçülere göre değerlendirmişlerdir.
     Tanzimat edebiyatının, eserleri içerik yönünden eleştiren ya da sadece eserlerin Batılı olmasıyla ilgilenen eleştirisi karşısında bu bakış açısı, şüphesiz büyük bir yenilikti. Bu bakış açısı ve ufuk farkının en önemli nedeni ise onların edebî kültürlerindeki farklılıktı. Servetifünun sanatçıları Tanzimat edebiyatçılarından farklı olarak Batılı bir eğitim almış ve Batı edebiyatını yakından inceleme fırsatı bulmuşlardır.
     Servetifünun Edebiyatına getirilen eleştirilerin başında kullandıkları ağır ve süslü dil gelmektedir. Bu dönem sanatçıları sembolist akımın da etkisiyle ses değeri olan kelimeler kullanmayı amaçlamışlar ve sözlüklerden kullanılmayan birçok kelimeyi bulup çıkartarak eserlerinde kullanmışlardır. Sanatçıların Arapça ve Farsçayı Türkçenin kaynağı olarak görüp buradan kelimeler almaları ağır ve anlaşılması güç bir dil ortaya çıkarmıştır. Bunda elbette ki Tanzimat edebiyatından farklı olarak Servetifünun sanatçılarının halka seslenmek yerine yüksek zümreye seslemeyi amaçlamalarının da etkisi vardır.
     Bunun sonucu olarak da Servetifünun Edebiyatı bir “salon edebiyatı” olmuştur. Bu durumu Tanzimat sanatçılarından Ahmet Mithat Efendi ağır bir şekilde eleştirmiş ve Servetifünun sanatçılarına “Dekadanlar” lakabını takarak onlara ağır suçlamalar yöneltmiştir. Ahmet Mithat’in dönem sanatçılarına özellikle dil anlayışları bakımından getirdiği eleştirilere, Hüseyin Cahit cevap vermiştir. Bu dönem öğretici metinlerinin bir kısmı edebî topluluğun kendilerine yöneltilen eleştirileri cevaplaması şeklinde oluşmuştur.

Dekadanlık Tartışması: Dekadan, (décadent) “düşkünleşmiş” anlamına gelen Fransızca bir kelimedir. 19. yüzyıl sonlarında Fransa ‘da natüralistlere karşı ortaya çıkan sembolizm akımına öncülük eden sanatçılara, edebiyatı soysuzlaştırdıkları ima edilerek verilen isimdir. Akım o zamana kadar gelen edebiyat geleneklerini yıkma yoluna giderek, toplumsal ve sanatsal düzenin dışına çıkmayı planlamıştır. İmgeye karşı aşırı neredeyse hastalık derecesinde duyarlılığa sahip dekadanlar, daha önce görülmemiş imgeler yaratarak bu imgeleri karşılayacak sözcükler oluşturmuşlardır.
     Servet-i Fünun döneminde öğretici metinlerin genel özellikleri şunlardır:
Bu dönemde Tanzimat dönemindeki öğretici metinler gibi sosyal, siyasi konular değil; bireysel ve edebi konular işlenmiştir.
Servet-i Fünun dönemi öğretici metinleri gezi yazısı, eleştiri ve anı türünde yoğunlaşmıştır.
Servet-i Fünun döneminde eleştiri türündeki yazılar çoğun­lukla Servet-i Fünun’a dönük eleştirileri (anlaşılmazlık, Batı taklitçiliği vb.) yanıtlama ve topluluğun edebiyat anlayışını ortaya koyma amacı taşır.
Ahmet Şuayp, Servet-i Fünun döneminde eleştiri türündeki yazılarıyla tanınır.

3. Servet-i Fünûn Döneminde Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler (Şiir)
     Batılılaşma hareketi Tanzimat’la başlar. Bu hareketin sonucunun alındığı ve Türk edebiyatının modernleştiği dönem, Servetifünun dönemidir. Servetifünun Edebiyatının bu konuda sonuç aldığı ilk edebî tür ise şiir olmuştur. Bunda hareketin başında bulunan Tevfik Fikret’in şiirle uğraşması kadar, toplulukta birçok şairin de bulunmasının payı büyüktür. Başlangıcı asırlar öncesine uzanan Türk edebiyatının her döneminde en önemli tür olan şiir şüphesiz Servetifünun Edebiyatı sanatçıları için de önemli olmuştur.
     Servetifünun sanatçılarının ilk hedefi Tanzimat döneminde Türk şiirini modernleştirmek için ortaya konulup tamamıyla gerçekleşmemiş esasların kesin olarak gerçekleştirilmesi olmuştur. Bu esaslar arasında en önemli olanı ise şiirin dış görünüşüydü. Bir geçiş dönemi olarak kabul edilebilecek olan Tanzimat edebiyatında şiir hem Doğu hem de Batı edebiyatının geleneklerine bağlıydı. Divan şiirini acımasızca eleştiren Tanzimat sanatçıları, aynı zamanda Divan edebiyatının nazım şekillerini kullanmaya devam ediyorlardı. Bununla birlikte bazı sanatçılar da Fransız edebiyatından aldıkları nazım şekilleriyle şiirler yazmışlardı. Bu durumun en önemli nedeni, sanatçıların Doğu felsefesi ve Divan edebiyatını öğrenerek büyümüş olmalarıydı. Ancak Servetifünun sanatçıları Tanzimatçılardan farklı olarak tamamen Batılı bir eğitim almışlardı. Bu yüzden de Türk şiirini kendi zevklerine göre tekrar tasarladılar. Batı edebiyatında şiirin şekli ve iç-dış öğelerin birbiriyle uyumlu olması önemliydi. Batı edebiyatında şeklin önemini gören Servetifünun sanatçısı, eserlerinin şekil özelliklerini büyük bir titizlikle düzene sokmuştur.
     Servetifünun sanatçıları ilk şiirlerinde Divan edebiyatı nazım şekillerini kullanmış olsalar da hareket başladıktan sonra bu nazım şekillerini bırakmışlardır. Bu dönem sanatçılarının kullandığı nazım şekillerini üç grupta toplamak mümkündür. Bunlar: Fransız ve Batı edebiyatından aynen alınan sone, terza-rima, triyole gibi türler; Divan edebiyatından alınıp değiştirilen serbest müstezat ve ne Batı ne de Divan şiirinde bulunmayıp kendilerinin icat ettikleri türler.
     Servetifünun sanatçıları şiirde sembolleri, müziği ve görsel öğeleri fazlaca önemsemişlerdir. Anlatılan konu çok ilginç ya da önemli olmayabilir; ama ele alınan konu şekil ve üslup bakımından mükemmel olmalıdır. Bu durum, Servetifünun sanatçılarının Tanzimat edebiyatçılarının aşırı muhtevacılığına karşı bir tepkisidir. Servetifünun sanatçısı aşırı derecede şekil ve üslup endişesiyle şiirine başlar.
     Servetifünun sanatçıları o dönemde kendini iyice hissettiren siyasî baskının da etkisiyle bu tür sosyal konular yerine koyu bir karamsarlığa ve melankoliye sapmışlardır. Bu durumun sonucu olarak da içlerine kapanmışlar; aşk, tabiat, hayal ve sanatla uğraşmışlardır.
     Servetifünun sanatçılarının gerek ahengi ön plana çıkaran şiir anlayışı gerekse şiirde şekle fazlaca önem vermeleri onları hece yerine aruzu kullanmaya yöneltmiştir. Ancak onlar aruzu Divan veya Tanzimat sanatçıları gibi değil de yine kendilerine göre değiştirerek kullanmışlardır. Aruzun kalıplarında değişiklikler yapan ve mısra içindeki kelimelere göre kalıpları tekrar değerlendiren Servetifünun sanatçıları aruzun asırlardır süren hakimiyetini de kırmış olurlar. Bu durum elbette ki onların şiir tekniğine verdikleri önemin getirdiği bir başarıdır.
     Servet-i Fünun döneminde coşku ve heyecanı dile getiren metinlerin (şiir) genel özellikleri şunlardır:
     Şiirde konu ve biçim yönünden büyük yenilikler yapılmıştır.
Heceyle denemeler olmakla birlikte ağırlıklı olarak aruz vezni kullanılmıştır.
Servet-i Fünun şiirinde resim sanatından etkilenilmiştir.
Sanat sanat içindir anlayışına uygun bireysel şiirler yazılmıştır.
Sadece Tevfik Fikret bireysel şiirler yazdığı ilk döneminden sonra toplumcu şiirler yazmıştır.
Şiirlerde aşk ve doğa gibi bireysel konular işlenmiş, sıfatlara ve doğa tasvirlerine bolca yer verilmiştir.
Tanzimat sanatçılarından olan R. M. Ekrem’in “Güzel olan her şey şiirin konusu olabilir.” anlayışıyla hareket edilmiştir.
Kulak için kafiye anlayışı benimsenmiştir.
Şiirde musikiye, şekil kusursuzluğuna önem verilmiştir.
Aruz Türkçeye uydurulmaya çalışılmıştır.
Aruz kalıpları konuya göre seçilmiş, bir şiirde birden fazla aruz kalıbı kullanılabilmiştir.
Sone ve terza-rima gibi Batı’dan alınan nazım şekilleri ilk kez bu dönemde kullanılmıştır.
Serbest müstezat, Servet-i Fünun şiirinde çokça kullanılmıştır.
Arapça ve Farsçadan, daha önce kullanılmamış sözcükleri kullanmayı bir hüner olarak görmüşlerdir.
Divan edebiyatı ve Tanzimat edebiyatından farklı yeni imgeler (beyaz titreyiş, anılarımın gecesi vb.) kullanmışlardır.
Süslü, sanatlı bir dil vardır.
Anlam bir mısrada değil diğer mısrada tamamlanmış, şiirin bütünlüğüne önem verilmiştir.
Şiirde sembolizm ve parnasizmin etkisi vardır.
Nazım nesre yaklaştırılmıştır, manzum hikâyeler yazılmıştır.
Bu dönemde, mensur şiir örnekleri verilmeye başlanmıştır.

o Servetifünun Döneminde Mensur Şiir
     “Şiir yönü ağır basan düz yazı” anlamına gelen mensur şiirin yaygınlaşması ve edebiyata yerleşmesi Servetifünun Döneminde görülür. Bu dönemde şiirle düz yazı arasındaki farklar azalmış ve şairler, şiirlerini düz yazıya yaklaştırmışlardır. Bu durumun benzeri ise nesir yazarları arasında görülür. “Şiir şeklinde yazılmış düz yazılar” olan mensur şiirlerin ilk örnekleri Tanzimat edebiyatı sanatçıları tarafından verilmiştir. Ancak mensur şiiri bir edebî tür olarak görüp onun üstünde çalışanlar ise Servetifünun sanatçıları olmuştur.

Girye-i Tabiat

Sema-yı sahrayı kesif bir sütre-i matemî istila etmiş, etrafı hazin bir zulmet kaplamış, derin bir sükut içinde baranın aheste aheste sükutundan başka bir şey işitilmiyor.
Şems, bulutlar arasında o derece kesif görünüyor ki bir perde-i şirişk altındaki gözleri andırıyor.
Mevcudat, matem-i tabiate karşı hazin hazin sükût ediyor. Sema giryelerini saçmakta devam ediyor.
Tabiatın şu hal-i melal-engizi beni meclub etti. Sıklet-i baran altında dallarını sarkıtmış olan ağacın altına oturdum.
Gözlerim sahranın menazır-ı ye’s-amizini müştakane, mütelezzizane dolaştı.
Kalbimde bir memnuniyet-i hazine hissediyordum. Mevcudatı benimle beraber girye-nisar-ı yeis görmekte garip bir lezzet buldum.
Halit Ziya Uşaklıgil
Bu metinde de görüldüğü gibi mensur şiir, duygu ve hayal dünyamızı etkileyebilecek herhangi bir konuyu, kısa ve çarpıcı bir şekilde, şiirin cümle yapısını ve ahengini koruyarak, şairane bir hava ile ölçü ve uyağa bağlı kalmadan düz yazı şeklinde anlatan edebî türdür.

Servetifünun sanatçıları, yüzlerini Batı edebiyatı ve kültürüne dönmüşler ve Batı edebiyatında da özellikle Fransız edebiyatını örnek almışlardır. Mensur şiir ilk olarak Fransız edebiyatında görülen, Charles Baudelaire, İsidore Duacasse ve Arthur Rimbaud gibi şairlerin oluşturduğu bir edebî tür olmuştur.

Türk okuru mensur şiir örnekleriyle ilk olarak Şinasi’nin şiir çevirileriyle tanışır. Daha sonra diğer Tanzimat sanatçıları değişik örnekler verse de batılı anlamda ilk başarılı mensur şiir örnekleri Halit Ziya Uşaklıgil tarafından verilmiştir. Aynı zamanda bu türün ismini de koyan sanatçıya göre mensur şiir; “Kısa, küçük, hemen zihne doğdukları gibi kâğıt üzerinde rast gele atılıvermiş duygulardan, yol üstünde toplandıkları gibi teklifsiz, tasnifsiz çizilivermiş çizgilerden ibarettir.” Yazdığı mensur şiirlerle edebiyat dünyasına atılan Halit Ziya, Batılı mensur şiirleri kendisine örnek almış ve bu türün edebiyatımıza yerleşmesini sağlamıştır.

Benzerlikleri

Her iki edebî türde de ahenk önemlidir. Mensur şiirde ahenk kelime tekrarları ve secilerle sağlanır. Kelime dizimi düz yazıdan farklı olarak ahenk sağlayacak şekilde yapılır.
İşlenen temalar ve anlatılan duygular benzerlik gösterir. Mensur şiir, aynen şiirde olduğu gibi duyguları anlatmak amacıyla yazılır.
Kullanılan dil benzerlik gösterir. Özellikle de Servetifünun topluluğunun şiirdeki dil anlayışı mensur şiir için de geçerlidir. Şiirde olduğu gibi edebî sanatlara yer verilir.
Duygu ve hayaller düz yazıda olduğu gibi uzun uzun değil, kısa bir alanda anlatılır.

Farklılıkları

Bu iki türün en önemli farklılığı yapı yönündedir. Şiir dize ve ölçülerle yazılırken mensur şiir düz yazı şeklinde yazılır.
Ahenk önemlidir; ancak şiirde ahenk kafiye ile sağlanırken mensur şiirde kafiye ve redif kullanılmaz.
“Mensure” adı da verilen mensur şiirin önemli temsilcilerinden olan Halit Ziya Uşaklıgil ilk mensur şiirlerini “Aşkımın Mezarı” adıyla Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yayımlamıştır. 1891 ‘de “Mensur Şiirler” ve “Mezardan Sesler” başlığıyla mensur şiirlerini yayımlamıştır. Bu türün bir diğer önemli ismi olan Mehmet Rauf’un “Siyah İnciler”; Yakup Kadri”nin “Okun Ucundan” ve “Erenlerin Bağından” adlı eserleri edebiyatımızdaki önemli mensur şiir örnekleridir. Bu türde diğer Servetifünun sanatçıları da eserler vermiştir. Fakat mensur şiir, Servetifünun Edebiyatından sonra popülerliğini kaybetmiş ve fazla yaygınlaşmamıştır.
Servetifünun Edebiyatında mensur şiirin önemsenmesinin iki önemli sebebi vardır. Bunlardan birincisi, Batıyı özellikle de Fransız edebiyatını günü gününe takip etmeleridir. Zira mensur şiir Servetifünun Döneminde Avrupa’da özellikle de “sanat için sanat” görüşüyle ortaya çıkan topluluklarda büyük rağbet görmüştür. İkincisi ise mensur şiirin Servetifünun sanatçılarının sanat anlayışına bire bir uymasıdır. Konuşma dilinden farklı bir dil arayışı içinde olan ve duyguları önemseyen Servetifünun sanatçısı mensur şiire önem vermiştir.
4. Servet-i Fünûn Döneminde Olay Çevresinde Oluşan Edebî Metinler
Servetifünun Edebiyatında olay çevresinde gelişen metinler, anlatmaya bağlı metin türleri olan hikâye ve roman etrafında gelişmiştir. Bu dönemde tiyatroya ait başarılı örnekler verilmez. Bunun en önemli nedeni tiyatronun Servetifünun dil anlayışına ve edebî görüşüne uymamasıdır. Süslü ve sanatlı bir dille yazan ve bireysel konulara yönelen Servetifünun sanatçısı için tiyatro önemli bir edebî tür değildir. Böylece Tanzimat’ta başlayan modern Türk tiyatroculuğunun bu dönemde gelişmesi yavaşlar. Bu dönem anlatmaya bağlı edebî metinleri ise hikâye ve roman etrafında gelişmiştir.
o Servet-i Fünûn Döneminde Anlatmaya Bağlı Edebî Metinler
Bu dönemin anlatmaya bağlı edebî metinleri hikâye ve roman etrafında gelişmiştir.

Servetifünun Döneminde Hikâye
     Tanzimat edebiyatı boyunca romanın gölgesinde kalan hikâye, Servetifünun sanatçıları önem vermiş ve teknik yönü sağlam hikâyeler ortaya çıkarmıştır. Bu dönem hikâye ve romanında etkili olan iki edebî akım ise realizm ve natüralizmdir.
     Batıdaki edebî gelişmeleri günü gününe takip eden Servetifünun sanatçıları, o dönemde öne çıkan realizm ve natüralizm akımlarından etkilenmiş ve eserlerini bu akımlara göre oluşturmuştur. Tanzimat döneminde başlayan ilk hikâye örneklerindeki teknik kusur ve sosyal amaç bu dönem hikâyelerinde görülmez. Edebî topluluk olarak kendilerine sanatsal hedefler koyan Servetifünun sanatçıları ilk olarak Tanzimat hikâyesinin hatalarına düşmeyerek bu türde modern kısa hikâyenin başarılı örneklerini vermişlerdir.

Servetifünun Hikâyesinin Özellikleri
     
Bu dönem sanatçıları, diğer edebî türlerde olduğu gibi Fransız edebiyatını örnek almışlardır.
Daha önce önemsenmeyen teknik bu dönemde konunun da önüne geçmiş ve sanatçılar hikâyenin yapı unsurlarının uyumuna dikkat etmişlerdir. Daha çok bireysel konularda hikâyeler yazmışlardır.
Bu dönemde yazılan hikâyeler genellikle İstanbul’da geçer. Bunda sanatçıların İstanbul’da yaşamalarının etkisi vardır. Sanatçılar, bazı hikâyelerinde de Anadolu’yu mekân olarak seçmişlerdir.
Genellikle üst tabakadan seçtikleri kahramanları eserlerinde işlemişlerdir.
Hikâyelerde hem çevre tasviri hem de kahramanların ruh tahlilleri önemlidir. Bunda etkilendikleri edebî akımların tesiri vardır. Etkilenilen realizm akımından dolayı çevre tasvirlerinde gerçeklik duygusu uyandırmaya özen gösterirler.
Dil, diğer edebî türlerde olduğu gibi ağırdır, sanatçıların çoğu topluluk dağıldıktan sonra eserlerini sadeleştirmiştir.
Bu dönem hikâyelerinde hem durum hem de olay hikâyesi örneklerine rastlanır.

Servetifünun Döneminde Roman
     O döneme kadar teknik olarak kusurlu olan Türk romanı Servetifünun Edebiyatında özellikle de Halit Ziya’yla birlikte artık teknik kusurlardan arınır. Halit Ziya, Türk romanını ele aldığında Ahmet Mithat’ın ve onun izinden gidenlerin olaya ve maceraya dayanan, faydacılık amacı güden, özentisiz bir üslupla yazılmış, sağlam bir teknikten yoksun eserleri vardı. Halit Ziya bu basit ve özentisiz romancılığa son vermiş ve kahramanların ihtiras ve duygularını tahlil etmeyi, onları kendi içinde göstermeyi esas alarak sanatkârane bir üslupla Batılı anlamda romanlar yazmıştır.

Mai ve Siyah (Halit Ziya Uşaklıgil): Halit Ziya’nın bu eseri aynı zamanda Batılı anlamda Türk romanının da başlangıcıdır. Eserde roman kahramanı Ahmet Cemil’in kişiliğinde Babıâli’de basın hayatında yok olup giden sanatçılar anlatılmaktadır. Bu karakter, aynı zamanda Servetifünun sanatçısını da temsil eder. Bu bakış açısında kendi içinde bir objektiflik ve realistlik göze çarpar. “Mai ve Siyah” dönemin bütün toplumsal sorunlarını gündeme getiren bir roman olmuştur. Yazar bu romanda neslinin şair idealini ele alır, o zamanki sanat ve basın dünyasını yer yer çok gerçekçi çizgilerle tasvir eder. Bu tasvirlerde insanların duyguları çok güzel işlenmiştir. Roman, aşırı duygusal ve romantik bir eserdir.

Aşk-ı Memnu (Halit Ziya Uşaklıgil): Halit Ziya’nın bir diğer önemli eseri olan bu romanda dönemin eğlence anlayışı ve ahlaki çöküntüsü tüm gerçekliğiyle ortaya konulur. Roman ilk önce 1899 – 1900 yılları arasında Servet-i Fünun dergisinde yayımlanır. Bu romanda sanatının doruk noktasına çıkan Hal it Ziya, roman kahramanlarını kendi yaşadıkları çevreyle birlikte verir. Roman, toplumu yansıtmak yerine o toplum içindeki bireyleri toplumdan bağımsız olarak ele alır.

Eylül (Mehmet Rauf): Servetifünun Edebiyatının bir diğer önemli romancısı olan Mehmet Rauf’a ait olan Eylül, aynı zamanda edebiyatımızdaki ilk psikolojik roman örneğidir. Eser, Servetifünun romanlarının aksine dil estetiği ve ifade ahengini, hayatın gerçekliğine karşılık gelecek yalın bir dilde bulur.

     Bu üç eser, hem Servetifünun Edebiyatının roman anlayışını hem de bu dönem romancılarının hayata bakış açısını yansıtmaktadır.

Servetifünun Romanının Özellikleri

Bu dönemde yazılan romanlar, şiirde olduğu gibi karamsar bir bakış açısıyla oluşmuştur. Eserler genellikle kötü sonla biter. Bu durum sanatçıların etkilendiği Fransız edebiyatından ve dönemin siyasal durumundan kaynaklanmaktadır.
Servetifünun Dönemi romancıları Tanzimatçılardan farklı olarak sosyal konuları işlememişler, eserlerini bireysel konularda yazmışlardır.
Tanzimat romanında teknik kusur olarak sayılan, “olay akışını kesip okuyucuya bilgi verme, yazarın kişiliğini yansıtması ve iyi kötü ayrımı” Servetifünun romanında görülmez.
Bu dönem romanında hikâyede olduğu gibi realizm ve natüralizm akımları etkilidir.
Romanlarda mekân olarak İstanbul kullanılmış ve kahramanlar halktan değil de genellikle aydın kesimden seçilmiştir.
Bu dönem romancıları yaşadıkları çağı yansıtırken okuyucularına nasihat vermeye veya onları yönlendirmeye çalışmazlar. Tarafsız bir şekilde olay örgüsünü ve kahramanları anlatarak kararı okuyucuya bırakırlar.
Romanlarda Türkçenin kurallarına ve söz dizimine uymayıp yeni anlatım olanakları aramışlardır. Bunun sonucu olarak da şiirde olduğu gibi konuşma dilinden uzak ağır bir dil ortaya çıkmıştır.
Servet-i Fünun döneminde anlatmaya bağlı edebi metinlerin genel özellikleri şunlardır:

Roman ve hikâyede teknik bakımdan Batı seviyesine bu dönemde ulaşılmıştır.
Konu ve karakter seçimine dikkat edilmiş, psikolojik tahlillere yer verilmiştir.
Roman ve hikâyelerde bireysel konular işlenmiştir: Aşk, dram, hayal kırıklıkları, aile içi ilişkiler…
Çevre tasvirlerinde ayrıntılara girilmiş, mekân olarak İstanbul dışına çıkılmamıştır.
Kahramanlar eğitimli, aydın, zengin, konaklarda yaşayan kişilerden seçilmiş, ait oldukları sınıfa göre konuşturulmuştur.
Roman ve hikâyelerde Arapça ve Farsçanın ağırlıkta olduğu süslü, söz diziminde değişikliklere gidilen uzun ve kesik cümlelerin kullanıldığı bir dil söz konusudur.
Roman ve hikâyede realizm ve natüralizm akımlarından etkilenilmiştir.
Hikâyeler Maupassant tarzına (olay hikâyesi) uygundur.
Bu dönemde durum hikâyesi yazılmamıştır.
Teknik bakımdan başarılı ve olgun hikâyeler yazılmıştır.
Hikâyelerde mekân tasvirleri gerçeklik duygusu uyandırır.
Romanlarda gözlem önemli bir yer tutar.
Romanların süslü ve ağır bir dili vardır.
Romanlara konu olan olaylar İstanbul’da geçer.
o Servet-i Fünûn Döneminde Göstermeye Bağlı Edebî Metinler
Servet-i Fünun döneminde göstermeye bağlı edebi metinlerin (tiyatro) özellikleri şunlardır:

Tanzimatçıların aksine Servet-i Fünuncular (Edebiyat-ı Cedideciler), sanat anlayışlarına paralel olarak halkı eğitmeyi bir gaye olarak görmemişlerdir.
Bu dönemde “sanat için sanat” anlayışı olduğundan sanatçılar tiyatro eserlerine çok fazla ilgi göstermemişlerdir.
Tiyatro türünde dönemin baskısı nedeniyle hemen hemen hiçbir gelişme gösterilmemiştir.
Sadece Hüseyin Suat, dönemin tiyatro yazarı olarak öne çıkmıştır.
5. Servet-i Fünûn Edebiyatı’nın Genel Özellikleri
1896 yılında Recaizade Mahmut Ekrem’in teşviki ve Tevfik Fikret’in o döneme kadar bilim ve teknik alanlarında yayınlarıyla tanınmış Servet-i Fünun dergisinin başına geçmesi ve bu dergiyi bir edebiyat dergisi haline getirmesiyle bu edebî dönem başlamıştır. Tanzimat edebiyatındaki gazetenin fonksiyonunu üstlenen dergiler, o dönemde edebî tartışmaların da merkezinde olmuştur. Bunun için bir dergi etrafında toplanma gereği duyan Recaizade Mahmut Ekrem, Tevfik Fikret’i Servet-i Fünun dergisinin başına geçmesi için ikna etmiş ve Tevfik Fikret de bu dergiyi bir edebiyat dergisi haline getirmiştir.

Servet-i Fünun dergisi, dönemin yenilikçi yazarlarının fikirlerini açık bir şekilde söylediği bir kürsü olmuş ve yayın hayatına 1901 yılına kadar aralıksız devam etmiştir. Bu yılda derginin yazarlarından Hüseyin Cahit Yalçın’ın Fransızcadan çevirdiği “Edebiyat ve Hukuk” makalesi üzerine dergi Fransız İhtilalı’nın fikirlerini yaymak ve Fransa ve Osmanlı arasında olumsuz benzerlikler kurmak gibi suçlamalarla karşı karşıya kalmış ve dergi kapatılmıştır. Sonraları tekrar yayın hayatına dönse de eski başarı yakalanamamış ve topluluk dağılmıştır.

Servet-i Fünun dönemi edebiyatının genel özellikleri şunlardır:

‘Sanat için sanat’ ilkesine bağlıdırlar.
Cümlenin dize ya da beyitte tamamlanması kuralını yıkmışlar ve cümleyi özgürlüğüne kavuşturmuşlardır. Beyitin cümle üzerindeki egemenliğine son verirler.
Servet-i Fünuncular aruz ölçüsünü kullanırlar. Ancak aruzun dizeler üzerindeki egemenliğini de yıkarak, bir şiirde birden çok kalıba yer vermişlerdir.
Onlar ‘her şey şiirin konusu olabilir’ görüşünü benimsemişler; fakat dönemin siyasal baskıları nedeniyle aşk, doğa, aile hayatı ve gündelik yaşamın basit konularına eğilmişlerdir.
Şiirde ilk defa bu dönemde konu bütünlüğü sağlanmıştır.
‘Sanatkârâne üslup’ ve yeni bir ‘vokabüler’ (sözvarlığı) yaratma kaygısıyla oldukça ağır bir dil kullanmışlardır.
‘Kafiye kulak içindir’ görüşünü benimserler.
Şiirde üç değişik biçim kullanmışlardır.
Batı’dan aldıkları ’sone’ ve ‘terza-rima’
Divan edebiyatından alıp, türlü değişikliklerle kullandıkları müstezat (serbest müstezat)
Bütünüyle kendi yarattıkları biçimler
Şiirde olduğu gibi romanda da (devrin siyasal baskıları nedeniyle) sosyal konulardan uzak dururlar.
Romanda, romantizmin kimi izleri bulunmakla birlikte genel olarak realizme bağlıdırlar.
Romanda da dil ağır, üslup sanatkârânedir.
Roman tekniği sağlamdır.
Yazarlar daha çok yaşadıkları ortamı anlatma yoluna gittikleri için konular, İstanbul’un çeşitli kesimlerinden alınmalıdır.
Betimlemeler gözleme dayalıdır ve nesneldir.
Bu dönem sanatçıları, devrin siyasal baskıları nedeniyle gazetecilik, tiyatro gibi alanlara pek fazla eğilmemişlerdir.
Her bakımdan Avrupalılaşmak gerektiğine inanmışlar ve Batının ilim, sanat ve edebiyatından yararlanmaya çalışmışlardır.
Divan edebiyatı büyük ölçüde zaafa uğratılmış, en ufak bir hamle yapamayacak hale getirilmiştir.
Ortaya koyulan edebî ürünlerin ağırlık noktasını aşk, tabiat, merhamet, sanatkârın kendi günlük yaşayışı ve yakın çevresi gibi ferdî konular ve psikolojik tahliller teşkil eder.
Şiir, hikâye, roman, edebi tenkit, makale ve mensur şiire çok önem verilerek bu türlerde Batılı örneklere ulaşılmış; tiyatro, mizah ve edebiyat tarihi gibi türler sönük kalmıştır.
Bu dönem şairleri, Divan edebiyatı nazım şekillerinin pek çoğuna yer vermediler. Verdiklerinde ise çok büyük değişiklik yaptılar. Ayrıca Fransız şiirinden aldıkları sone-terza-rima gibi Batı edebiyatını klasik nazım şekillerini kullandılar.
Hece vezni önemsenmemiş, bu vezinle sadece çocuk şiirleri yazılmıştır. Aruza önem verilmiştir. Nazım, nesre yaklaştırılmıştır. Göze göre kafiye değil, kulağa göre kafiye anlayışı benimsenmiştir.
En kusurlu yönleri, dil ve üsluptur. “Sanat, sanat içindir” anlayışı ile hareket ettikleri için, konuşma dilinden uzaklaşarak, anlaşılamayan bir dil ile süslü, yapmacık bir söyleyişe yöneldiler.

o Servet-i Fünun Edebiyatı’nın Sanatçıları

TEVFİK FİKRET (1867 – 1915)
Önceleri sanat için sanat, sonraları toplum için sanat anlayışını savunmuş ve buna uygun eserler vermiştir.
Toplumsal ve siyasal ortamı Han-ı Yağma, 95'e Doğru, Balıkçılar, Haluk’un Bayramı, Hasta Çocuk, Tarih-i Kadim, Millet Şarkısı, Promete, Nesrin, Sis gibi şiirleriyle eleştirmiştir.
Karamsarlığı ve iç dünyasındaki çalkantıları şiirlerinde öne çıkmıştır.
Serbest müstezatı şiirlerinde başarıyla kullanmıştır.
Aruzla Türkçeyi, şiirle düz yazıyı başarıyla kaynaştırmayı bilmiştir.
Beyit ve mısra bütünlüğünü kırmış, anlamı birkaç dizeye yaymıştır.
Nazmı nesre başarıyla yaklaştırmış, manzum hikâyeler yazmıştır.
Şiirlerinde noktalama işaretlerine, biçimsel mükemmelliğe, tasvire önem vermiştir.
“Yağmur” şiirinde olduğu gibi şiirin içeriğine uygun aruz kalıplarını seçip kullanmıştır.
Şiirlerinde parnasizmden etkilenmiştir.
Eserleri:
Şiir: Rübab-ı Şikeste, Rübabın Cevabı, Haluk’un Defteri, Şermin (Hece ölçüsüyle yazdığı çocuk şiirleri)
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. Tevfik Fikret Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

CENAP ŞAHABETTİN (1870 – 1935)
“Sanat için sanat” anlayışına uygun eserler vermiştir.
Parnasizmin ilk örneklerini vermiştir.
Şiirlerinde müziğe önem vermiş ve sembolizmin öncüsü olmuştur.
Arapça ve Farsça sözcüklerle, özgün imgelerle yüklü ağır bir dili vardır.
Şiirlerinin konusunu daha çok “doğa”dan almıştır. Elhan-ı Şita adlı şiiriyle tanınır.
Cenap Şahabettin, şiirlerini Evrak-ı Leyal adı altında toplamak istemişse de bu gerçekleşmemiştir.
Günümüzde onun bu isteğine uygun olarak şiirleri Evrak-ı Leyal başlığı altında bir araya getirilmiştir.
Eserleri:
Şiir: Evrak-ı Leyal
Düz yazıları: Evrak-ı Eyyam, Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh (makaleler, düz yazılar)
Gezi: Hac Yolunda, Avrupa Mektupları, Suriye Mektupları
Özdeyiş: Tiryaki Sözler
Tiyatro: Yalan, Körebe, Küçük Beyler
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. Cenap Şahabettin Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

HALİT ZİYA UŞAKLIGİL (1866 – 1945)
Türk edebiyatında Batı tarzında eser veren ilk büyük romancıdır.
Servet-i Fünun döneminin en güçlü yazarıdır.
Fransız realist ve natüralist yazarlardan etkilenmiştir.
Eserlerinde geniş tasvirlere ve psikolojik tahlillere yer vermiştir.
Hikâyelerinde Maupassant tarzı hâkimdir.
Romanlarında İstanbul’daki eğitimli ve zengin kesimi konu almış, hikâyelerinde ise halkın arasına girmeye çalışmıştır.
Arapça ve Farsça sözcük ve tamlamaları kullandığı ağır bir dili vardır. (Sağlığında eserlerini yine kendisi sadeleştirmiştir.)
Mai ve Siyah’ta Ahmet Cemil tipinden hareketle Servet-i Fünun kuşağının ideallerini, beklentilerini, hayal kırıklıklarını anlatmıştır.
Aşk-ı Memnu’da bir Türk aile yapısını ayrıntılı olarak incelemiş ve alafranga özentisini eleştirmiştir.
Türk edebiyatında “mensur şiir”in ilk örneklerini vermiştir.
Eserleri:
Roman: Sefile, Nemide, Bir Ölünün Hatıra Defteri, Ferdi ve Şürekâsı, Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar
Hikâye: Bir Şi’r-i Hayal, Bir Yazın Tarihi, Solgun Demet, Hepsinden Acı, Aşka Dair, Onu Beklerken, İhtiyar Dost, Kadın Pençesi, İzmir Hikâyeleri. (Ali’nin Arabası adlı hikâyesinde Anadolu’ya yönelir.)
Oyun: Kâbus, Füruzan, Fare
Anı: Kırk Yıl, Saray ve Ötesi, Bir Acı Hikâye
Deneme: Sanata Dair
Mensur şiir: Mensur Şiirler, Mezardan Sesler
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. Halit Ziya Uşaklıgil Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

HÜSEYİN CAHİT YALÇIN (1874 – 1957)
Roman ve hikâyeci olarak ün kazanmış; sonraları siyasi yazarlığa geçmiştir.
Roman ve hikâyelerinde şairane ve süslü bir üslup kullanmıştır.
Fıkra, anı, eleştiri, mensur şiir türlerinde de eserler yazmıştır.
Eski-yeni tartışmalarında yeni edebiyatın başta gelen savunucularından olmuştur.
“Edebiyat ve Hukuk” makalesinden dolayı Servet-i Fünun dergisi kapatılmıştır.
Eserleri:
Hikâye: Hayat-ı Muhayyel
Roman: Hayal içinde
Eleştiri: Kavgalarım
Anı: Edebi Hatıralar (Edebiyat Anıları), Siyasal Anılar
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. Hüseyin Cahit Yalçın Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

MEHMET RAUF (1875 – 1931)
İlk psikolojik romanımız olan Eylül’ün yazarıdır.
Kahramanların iç konuşmalarına ilk kez Mehmet Rauf yer vermiştir.
Eserleri:
Roman: Eylül, Ferda-yı Garam, Genç Kız Kalbi
Hikâye: Son Emel, Bir Aşkın Tarihi, Üç Hikâye
Mensur Şiir: Siyah İnciler
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. Mehmet Rauf Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

AHMET HİKMET MÜFTÜOĞLU (1860 – 1927)
Servet-i Fünun dergisinde sanatlı, ağır bir dille yazdığı hikâyelerle Servet-i Fünun topluluğu içinde yer almıştır.
Hikâyeleri Maupassant tarzına (olay hikâyeciliği) uygundur.
Türkçülük ve Yeni Lisan akımını benimsedikten, Türk Yurdu, Türk Derneği dergilerine geçtikten sonra milli konularda sade bir dille hikâyeler yazmıştır.
Eserleri:
Hikâye: Haristan ve Gülistan, Çağlayanlar
Roman: Gönül Hanım

SÜLEYMAN NAZİF (1870 – 1927)
İlk şiirlerinde Namık Kemal başta olmak üzere Tanzimat şairlerinden etkilenmiştir.
Makale, şiir, mensur şiir, mektup gibi türlerde eserler vermiştir.
Nesirlerinde ahenk kaygısıyla yabancı sözcük ve tamlamalardan yararlanmıştır.
Eserleri:
Şiir: Gizli Figanlar, Firak-ı Irak, Malta Geceleri (nazım nesir karışık)
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. Süleyman Nazif Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

SERVET-İ FÜNUN DÖNEMİNİN DİĞER SANATÇILARI

CELAL SAHİR EROZAN (1883-1935)
Servetifünun Topluluğunun en genç üyesidir.
Şiirlerinin başlıca teması “kadın”dır. Şiirlerinin bu değişmez ve sürekli konusu yüzünden zaman zaman eleştirilmiştir.
Eserleri
Şiir: Beyaz Gölgeler, Siyah Kitap
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. Celal Sahir Erozan Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

FAİK ALİ OZANSOY (1876-1950)
Süleyman Nazif’in küçük kardeşidir.
Abdülhak Hamit’i taklit etmiş, edebiyatımızda “İkinci Hamit” olarak anılmıştır.
I.Dünya Savaşı’nda bireysellikten sıyrılarak şiirlerinde yurt sevgisini işlemiştir.
Eserleri
Şiir: Fani Teselliler, Temasil, Elhan-ı Vatan
Oyun: Payitahtın Kapısında, Nedim ve Lale Devri
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. Faik Ali Ozansoy Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

HÜSEYİN SUAT YALÇIN (1867-1950)
“Gave-i Zalim”, “Dahhak-ı Zalim” takma isimleriyle siyasi ve sosyal hicivler yazmıştır.
Nükteli, esprili bir dil yapısı vardır.
Lirizme varan şiirlerinde özellikle aşk ve kadın temalarını işler.
Ulusal konulara içtenlikle yer verir.
Eserleri
Şiir: Lane-i Melal, Gave Destanı
Tiyatro: Kirli Çamaşırlar, Ahrette Bir Gün, Deva-yı Aşk, Kayseri Gülleri, Şehbal yahut İstibdatın Son Perdesi, Yamalar
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. Hüseyin Suat Yalçın Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

HÜSEYİN SİRET ÖZSEVER (1872-1959)
Servetifünun şairlerinin en lirik olanıdır.
Bireysel duyguları, aşk, doğa, kadın, aile temalarını kendine özgü sade bir dille, aruzun yanında heceyi de kullanarak yansıtır.
“Ömer Senih” imzalı yazılar da onundur.
Eserleri
Şiir: Leyal-i Girizan, Bağbozumu, Kıvılcımlı Kül, Kargalar (manzum yergiler)
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. Hüseyin Siret Özsever Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

ALİ EKREM BOLAYIR (1867-1937)
Namık Kemal’in oğludur.
Türk-Yunan savaşını işleyen “Vasiyet” adlı şiiri büyük yankı uyandırmıştır.
Şiirlerinde toplumsal konulara yönelmiş, aruzun yanında hece ölçüsünü de kullanmıştır.
Eserleri
Şiir: Zilal-i İlham, Vicdan Alevleri, Ordunun Defteri (nazım-nesir), Kaside-i Askeriye
Oyun: Baria, Sultan Selim
İnceleme: Edebi Meslekler, Namık Kemal
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. Ali Ekrem Bolayır Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

AHMET ŞUAYB (1876-1910)
Servetifünun Döneminde edebi eleştiri üzerine yoğunlaşmış, çoğunlukla eleştiri türünde eser vermiştir.
Eserleri
Eleştiri: Hayat ve Kitaplar, Esmar-ı Matbuat
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. Ahmet Şuayp Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

AHMET İHSAN TOKGÖZ (1867-1947)
Servet-i Fünun dergisinin sahibi ve yazarıdır.
Sanatçının en önemli özelliği ise yaptığı çevirilerdir.
Çevirileriyle Jules Vernes’i Türk toplumuna ilk olarak tanıtan kişidir.
Eserleri
Anı: Avrupa’da Neler Gördüm, Matbuat Hatıralarım
Roman: Haver, Ülfet, Haraşo
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. Ahmet İhsan Tokgöz Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

SAFVETİ ZİYA (1875-1929)
Yapıtlarında daha çok bulunduğu dönemi ve etrafındaki insanları konu edinmiştir.
Sosyete yaşamını anlattığı “Salon Köşelerinde” adlı romanıyla tanınmıştır.
Eserleri
Roman: Salon Köşelerinde
Öykü: Kadın Ruhu, Çehreler
Oyun: Haralambos Cankiyadis

SAFVET NEZİHİ (1871-1939)
Romantik bir duyarlılıkla aşk temasını işlemiştir.
Romanlarıyla tanınır.
“Zavallı Necdet” en çok okunan romanıdır.
Eserleri
Roman: Zavallı Necdet, Kadın Kalbi, Teehhül Âleminde, Kumar Beliyyesi (çeviri), Müessib
Oyun: İzah ve İstizah

6. Fecr-i Ati Topluluğu (1909-1912)
     1901'de Servetifünûn Topluluğunun dağılmasından sonra edebiyat dünyasında bir boşluk oluştu. Bazı genç sanatçılar, bir edebi topluluk oluşturmak için bir araya geldi. Bu gençler, Fecriati Topluluğu adı altında toplandılar. Sanat görüşlerini bir beyanname ile ortaya koydular. Topluluğa ad olarak sunulan “Sinâ-yı Emel” (ideal zirvesi) beğenilmeyerek Faik Ali’nin teklif ettiği Fecriati (geleceğin aydınlığı) ismi kabul edilmiş, Faik Ali başkanlığa seçilmiştir.
     1909'da Hilal gazetesi matbaasında toplanan genç sanatçılar Fecr-i Ati’yi (Geleceğin Şafağı) kurarlar. Bu gençler arasında Yakup Kadri, Fuat Köprülü, Ahmet Haşim, Aka Gündüz, Ali Canip, Celal Sahir, Refik Halit, Şahabettin Süleyman, Tahsin Nahit gibi isimler vardır.
     Temsilcileri: Ahmet Haşim, Aka Gündüz, Ali Canip Yöntem, Tahsin Nahit, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, M. Fuat Köprülü, Refik Halit Karay, Müfit Ratip, Faik Ali, Celal Sahir, Faik Ali, Şahabettin Süleyman, Emin Bülent Serdaroğlu, İzzet Melih…
     Şu sanatçılar Fecriati Topluluğu dağıldıktan sonra Milli Edebiyat hareketine katılmıştır:M. Fuat Köprülü, Refik Halit Karay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ali Canip Yöntem, Hamdullah Suphi, Şahabettin Süleyman.


Fecr-i Ati Edebiyatının Genel Özellikleri:

Servet-i Fünun dergisinde 1910'da bir bildiri yayımlayarak kendilerini kamuoyuna duyuran bir edebiyat topluluğudur.
Edebiyatımızda bildiri (beyanname, manifesto) yayımlayan ilk topluluktur, daha sonra Yedi Meşaleciler ve Garipçiler de bildiri yayımlamışlardır.
Topluluk üyeleri edebiyatta yenilikler yapma amacını taşımışlardır.
Fecr-i Aticiler “Sanat şahsi ve muhteremdir.” görüşünü savunmuşlardır.
Fransız edebiyatını örnek aldılar.
Servetifünûn’a tepki olarak ortaya çıkmışlar, onları yeteri kadar Batı yanlısı olamamakla suçlamışlardır fakat eleştirdikleri Servetifünûn’dan öteye gidememişlerdir.
Sanat anlayışları, dil ve üslup yönünden Servetifünûn’a benzer.
Şiirlerinde ağır, süslü bir dil kullanmışlardır. Arapça, Farsça sözcük ve tamlamalara sıkça yer vermişlerdir.
Türk edebiyatına herhangi bir yenilik getirememişlerdir.
Şiirlerinde aruz ölçüsünü kullanmışlardır.
Serbest müstezat nazım biçimini geliştirerek kullanmışlardır.
Aşk ve tabiat, şiirlerinde işledikleri başlıca konulardır.
Aşk teması, romantik ve duygusal özellik taşır. Doğa tasvirleri gerçekten uzaktır.
Şiirlerinde kişilerin psikolojik sorunlarına yer verdiler.
Sanatlı söyleyişlere ve imgelere sıkça yer vermişlerdir.
Düz yazı alanında önemli bir varlık gösteremeyen Fecriati sanatçıları, topluluk dağıldıktan sonra çeşitli alanlarda başarılı örnekler vermişlerdir.
Topluluk üyeleri şiirde sembolizm, parnasizm ile empresyonizmden; roman ve hikâyede realizm ile natüralizmden etkilenmişlerdir.
Fecr-i Ati bir bakıma Servet-i Fünun’la Milli Edebiyat arasında bir köprü işlevi görmüştür.
Bu dönem sanatçıları tiyatro türüne pek önem vermemişlerdir.
Batı’yla sanat bakımından daha güçlü ilişkiler kurmayı, halkın sanat kültürünü geliştirmek için halka konferanslar vermeyi, sanatı ileriye taşımayı amaçlamışlar; ama kısa sürede dağılan etkisiz bir topluluk olmuşlardır.
Fecr-i Aticilerin çoğu Milli Edebiyat akımına katılmış; bu dönem bir tek Ahmet Haşim’le anılır olmuştur.
Sanat anlayışlarında bir bütünlük olmadığı için Fecriati Topluluğu kısa süre içinde dağılmıştır.

7. Fecr-i Ati Şiiri
     Fecr-i Ati şiirinin genel özellikleri şunlardır:

Aruz ölçüsüyle aşk ve doğa konulu şiirler yazılmıştır.
Serbest müstezat kullanılmıştır.
Arapça ve Farsçanın etkisinde ağır bir dil söz konusudur.
Sanatçılar, Fransız sembolizmiyle daha sıkı bağlar kurmuşlardır.
Şiirde konudan çok söyleyiş önemlidir.
Gerçek şiir herkesin kendisine göre yorumlayabileceği şiirdir.
Şiiri duyulmak için yazılan sözden çok musikiye yakın bir türdür.
Bu dönem şiirleri “sanat için sanat” anlayışıyla yazılmıştır.
Fecr-i Ati döneminin en güçlü şairi Ahmet Haşim’dir. Sanatçı, topluluğun diğer üyeleri Milli Edebiyat akımına katılmasına rağmen kendi sanat görüşünden taviz vermemiştir.

o Fecr-i Ati Edebiyatı’nın Sanatçıları

AHMET HAŞİM (1884 – 1933)
1909'da Fecr-i Aticilere katılmıştır.
Fecr-i Ati topluluğu dağıldıktan sonra da yoluna devam etmiştir.
Fecr-i Ati topluluğunun ve modern Türk şiirinin en önemli şairlerindendir.
“Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar” başlığı altında şiir anlayışını açıklamıştır.
Saf şiir anlayışına bağlı kalmıştır.
Şiirde konudan çok, söyleyişi önemser.
Gerçek şiir ona göre herkesin kendisine göre yorumlayabileceği şiirdir.
Şiiri duyulmak için yazılan sözden çok musikiye yakın bir tür olarak görür.
Önceleri Arapça ve Farsçayla yüklü bir dili varken, zamanla Türkçe ağırlıklı bir dile yönelir.
Şiirlerinde aşk ve doğa, çocukluk anıları, gerçek hayattan kaçış konuları egemendir.
Güneşin doğuşu ve batışı, göl, kızıl renkler, akşam onun şiirlerinde sıkça yer bulur.
Bütün şiirlerini aruz ölçüsüyle yazmıştır.
Sembolizmden ve empresyonizmden etkilenmiştir.
“Sanat için sanat” anlayışına bağlıdır.
Fıkra, sohbet gezi yazısı türlerinde de önemli eserler vermiştir.
Eserleri:
Şiir: Piyale, Göl Saatleri
Sohbet: Gurabahane-i Laklakan (Fıkra özelliği de gösterir)
Fıkra: Bize Göre (Bu kitaptaki bazı metinler deneme türü içerisinde değerlendirilmektedir.)
Gezi yazısı: Frankfurt Seyahatnamesi
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. Ahmet Haşim’in Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

TAHSİN NAHİT (1887 – 1919)
Fecr-i Ati topluluğu şairi ve oyun yazarıdır.
Bireysel konulu şiirler yazmıştır.
Şiirleri sanat gücü bakımından çok güçlü değildir.
Şiirleri Ahmet Haşim etkisindedir.
“Adalar, Kamer ve Zühre şairi” olarak tanınmıştır.
Genelde kadın ve aşk temalarını işlemiştir.
Tiyatroyla da yakından ilgilenmiştir. Tekniği zayıftır.
Eserleri:
Şiir: Ruh-i Bikayd
Tiyatro: Hicranlar, Jön Türk, Firar, Aşkımız, Sanatkârlar, Ben Başka, Talak, Kırık Mahfaza, Osman-ı Sani, Kösem Sultan

EMİN BÜLENT SERDAROĞLU (1886 – 1942)
Galatasaray futbol takımının ilk kaptanıdır ve kurucuları arasındadır. Fenerbahçe ile oynanan ilk maçta ilk golü atmıştır.
Fecriati Döneminde “destansı” yönü ağır basan epik şiirler yazmıştır.
Hem bireysel hem de toplumsal konularda şiirler yazmıştır.
Şiirlerinde benzetme ve istiarelere gereğinden çok yer vermiştir.
Victor Hugo’nun “Mavi Gözlü Yunan Çocuğu” adlı şiirine karşı yazmış olduğu “Kin” şiiriyle tanınmıştır.
Eserleri:
Şiir: Kin, Hatay’a Selam, Dev Şarkısı

MÜFİT RATİP (1887 – 1920)
Fecriaticiler arasında tiyatro türünde en başarılı sanatçıdır.
Tiyatroda teknik bakımdan en iyi eserleri, tiyatroyla ilgili eleştirileri o yazmıştır.
Eserleri:
Oyun: Sayfiyede, Zincir, Bir Buhran, Kadın Pençesi

ŞAHABETTİN SÜLEYMAN (1885 – 1919)
Tiyatroları teknik açıdan zayıftır.
Aşk temasını işlemiştir.
Konuşma diline yakın bir dil kullanmıştır.
Eleştiri yazılarıyla öne çıkmıştır.
Edebiyat tarihiyle ilgili eserler de yazmıştır.
Eserleri:
Oyun: Fırtına, Aralarında, Karun, Avdet, Aziz Katil, Kül ve Burgu, Çıkmaz Sokak, Yeni İzdivaçlarda

FAZIL AHMET AYKAÇ (1884 – 1967)
Hiciv geleneğini mizaha dönüştürmüştür.
İğnelemek, alay etmek onun özelliğidir.
Eserleri: Kırpıntı, Divançe’i Fazıl, Harman Sonu, Şeytan Diyor ki, Tarih Dersi

İZZET MELİH (DEVRİM) (1887 – 1966)
Roman ve öykü yazarıdır.
Eserleri: Leyla, Tezad, Sermed, Hüzün ve Tebessüm

CEMİL SÜLEYMAN (ALYANAKOĞLU) (1886 – 1940)
Hikâyelerinde özellikle halk arasından seçilmiş tiplere yer verir.
Teknik bakımdan kusurlu olmakla birlikte romanlarındaki psikolojik tahliller başarılıdır.
Eserleri:
Roman: İnhizam, Siyah Gözler, Kadın Ruhu
Öykü: Timsal-i Aşk, Ukde
o Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati Dönemlerindeki Bağımsız Sanatçılar
Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati döneminde yazdıkları halde bu topluluklara katılmayan sanatçılardır: Ahmet Rasim, Hüseyin Rahmi Gürpınar

AHMET RASİM (1864 – 1932)
Fıkra, makale ve anılarıyla tanınır.
Çocukluğunu, basın hayatını, İstanbul’un günlük yaşan­tılarını başarılı bir üslupla anlatmıştır.
Eserleri:
Fıkra: Eşkâl-i Zaman, Şehir Mektupları
Anı: Gecelerim, Falaka, Gülüp Ağladıklarım
Roman: Hamamcı Ülfet
Söyleşi: Ramazan Sohbetleri, Muharrir Bu Ya
Daha Fazla Ayrıntı İçin Bkz. Ahmet Rasim Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR (1864 – 1944)
Servet-i Fünuncuların etkili olduğu bir dönemde bu toplulu­ğa girmemiştir.
Ahmet Mithat Efendi’nin “halk için roman” anlayışına uygun eserler vermiştir.
İlk romanı “Şık” ile tanınmış ve sevilmiştir.
Halkın diliyle (Özellikle mahalle kadınlarının dili) ve mizahi bir üslupla halkı aydınlatıcı romanlar yazmıştır.
Romanlarında İstanbul halkının ört, adet, gelenek ve göre­neklerini ve yaşayışını yansıtmıştır.
Romanlarındaki kahramanlarını yetiştikleri ortamın diliyle konuşturur, sosyal çevresiyle birlikte anlatır.
Alafranga yaşama özenen züppe tipleri, şöhret meraklıları­nı, batıl inançlara düşkün insanları mizahi bir üslupla eleş­tirmiştir.
Natüralizmden etkilenmiştir.
Eserleri:
Roman: Şık, Şıpsevdi, İffet, Mürebbiye, Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, Gulyabani, Nimetşinas, Metres, Ben Deli Miyim?, Mutallaka, Kaynanam Nasıl Kudurdu, Evlere Şenlik, Utanmaz Adam, Mezarından Kalkan Şehit
Hikâyeleri: Kadınlar Vaizi, Namusla Açlık Meselesi, İki Hödüğün Seyahati, Melek Sanmıştım Şeytanı, Meyhanede Hanımlar, Gönül Ticareti
Tiyatro: Hazan Bülbülü, Kadın Erkekleşince