Yazdır
Üst Kategori: Edebiyat
Kategori: Edebiyat Dersleri
Gösterim: 3925

I. ÜNİTE: CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI (1923 – …)

       1.    Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatının Oluşumu
     Kurtuluş Savaşı’ndan sonra ulusal egemenliğe da­yalı, demokratik ve laik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti kurulur.
     Türk milletini çağdaş medeniyetler seviyesine yükseltmek için her alanda köklü değişiklikler yapılır.
     Çağ dışı kalmış kurumların yerine çağa uygun yeni kurumlar oluşturulur.
     Dil ve tarih alanlarındaki dağınık çalışmalar yeniden yapılandırılarak kurumsallaştırılır.
     Ülkenin kalkındırılması ve bayındırlaştırması için köklü atılımlar yapılır.
     Böylece ülke gerçeklerine ve çağın gereklerine uygun yeni bir devlet yapısı oluşturulur.
     Çağdaş bir devletin kurulması, Ankara’nın başkent olması, halkçılığın devlet programına girmesi, bilimsel ve lâik anlayışa dayanan milli eğitimin öngörülmesi, kadın hakları ve hürriyeti gibi toplumun çehresini değiştiren yeni oluşumlar, sanat ve edebiyatımızı da derinden etkiler. Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar gelen süreçte sosyal yapıdaki çeşitlilik, sanatçıların çeşitli düşün­celer doğrultusunda; çeşitli konuları, çeşitli anlatım yolları kullanarak; çeşitli biçimsel kalıplarla ya da hiçbir kalıba, kurala bağlı olmadan yansıtmasına olarak tanımıştır.
     Cumhuriyetin ilanından sonra edebiyatımız, çağdaş anlayışlar doğrultusunda gelişmesini başarıyla sürdürmüştür. Cumhuriyetin ilk yıllarında “Beş Hececiler” olarak adlandırılan şairler topluluğu, en parlak dönemlerini yaşamaktaydı. Yine bu yıllarda Kurtuluş Savaşı’nın etkisiyle edebiyatta genel olarak Anadolu’ya bir yönelim başlar. Milli Edebiyatçılar, Bağımsızlar ve Beş Hececiler de yine bu dönemde eserler vermeye devam ederler.
Özellikleri:
•Yazı diliyle konuşma dili arasındaki fark ortadan kalkmış dildeki sadeleşme çabaları aralıksız olarak sürmüştür. Ancak bu konuda aşırılığa gidilmiş; anlaşılmaz bir Türkçe ortaya çıkmaya başlamıştır. Dilde sadeleşmeye öncülük yapan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün bu konuda aşırıya gidilerek yapılan hatayı telafi etmeye çalıştığı kendisine çok yakın bir gazeteci ve yazar olan Falih Rıfkı Atay tarafından belirtilmektedir.
“Atatürk'ün Üç Ayrı Dil Siyaseti
      Atatürk, 1930-1938 yılları arasında, üç ayrı Türkçe siyasetinin takipçisi ve uygulayıcısı oldu. Birbirlerinden tamamen farklı olan bu üç ayrı görüşün ikisi yanlış, birisi doğrudur. Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile 1966 yılında bir röportaj yaptım. Konuştuklarımızın çok büyük bir bölümü o yılın Kasım ayında, Hisar dergisinde yayımlandı.
     Karaosmanoğlu'nun da bilhassa belirttiği gibi, Atatürk şoven derecede bir Türk Milliyetçisiydi. Yani kendi soyunu, milletini, kültürünü en ön plana çıkaran, dünya milletleri arasında kendi ırkını hep yükseklerde tutmaya çalışan bir siyaset ve devlet adamıydı.

 'Bir Türk dünyaya bedeldir' veya 'Türk öğün! Çalış! Güven! veya 'Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!'derken, Türklüğü hep yücelerde görmek ve göstermek istiyordu. Hiç kimse Atatürk'ü bu sevdası yüzünden suçlayamaz. Hz.Muhammed'in de söylediği gibi: 'Kişi kavmini sevdiği için kınanamaz!' Kendi milletini çok seven bir kimse, milletinin kültür kaynaklarını da mükemmel bilir ve bu inanç, onu bazen yanlışlara da sürükler. İlk dil cemiyeti
      Atatürk, 1930- 1934 yılları arasında inandı ki Türkçe, hiçbir dilden kelime almak ihtiyacında değildir. Bu bakımdan dildeki bütün Arapça ve Farsça kelimeleri atmak ve tamamen öz Türkçe kelimelerle düşünmek, konuşmak ve yazmak gerekir. Atatürk'ün bu dönemini, O'nun en büyük hayranlarından biri olan Fatih Rıfkı Atay'ın Çankaya isimli şaheserinden okumak gerek. 1932 yılında Türk Dilini Tetkik Cemiyeti de kurulunca, Atatürk çevresindeki bütün yazarların tamamen öztürkçeyle yazmalarını emretti. Hatta o kadar ki 'şey' kelimesi Arapça olduğu için, yazı ve konuşma dilimizde 'şey' denilmesini bile yasakladı. Fatih Rıfkı Atay diyor ki:
     - Ben kolay yazan bir kimseyim. Fakat Atatürk'ün bu tasfiyecilik anlayışı yüzünden, yarım sütunluk bir yazı için, bir masa etrafında dört saat dönüp durduğumu hatırlarım!
      Bir akşam köşkte, İçişleri Bakanımız Şükrü Kaya, tamamen öztürkçe kelimelerle örülü bir konuşma yaptı. Hiçbirimiz o beyanı anlayamadık. Atatürk beni masanın yanındaki bir iskemleye oturttu ve 'Çocuk' dedi 'dili bir çıkmaza sokmuşuzdur. Hiç kimse dili bu çıkmazda bırakmaz. Türkçeyi bu çıkmazdan biz kurtarmalıyız!'
      Atatürk 1934 yılında bu yanlış dil anlayışından veya kendi ifadesiyle 'bu çıkmaz sokaktan' geri döndü. Yanlışta ısrarlı olmadı. Bin yıldan beri konuşa konuşa Türkçeleştirdiğimiz, türkülerimizi, şarkılarımızı, atasözlerimizi ve yazılı edebiyatımız nakışladığımız kelimeleri: 'Bunlar öztürkçe değildir!' iddiasıyla dilimizden çıkarıp atmanın çok yanlış ve tehlikeli olduğunu gördü ve Türkçeyi  kısırlaştırmaktan, takırtılı tukurtulu bir dil haline getirmekten tamamen vazgeçti.
      Kök önemli değil ATATÜRK 1934 yılları arasında, Türkçülerin dil anlayışını benimsedi. Bu, çok doğru, dolayısıyla ilmi bir görüştür. 'Türkçeleşen kelimeler hangi kökten gelirse gelsin, Türkçe'dir!' esasına, inancına dayanan bir görüştür. Tanzimat’tan önce başlayan Türkçede sadeleşme hareketleri, Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin ve Ali Cenap Yöntem tarafından doğru bir temele oturtuldu. 1912 yılında Selanik'te çıkarılan Genç Kalemler dergisinde, Ömer Seyfettin'in uzun bir başmakalesi, Türkçemize aydınlık bir yol çizdi. Türkçü Atatürk bu Türkçü görüşe maalesef 22 yıl sonra katıldı. Bir gece Çankaya'da, Ahmet Cevat'ın kendisine sunduğu bir listeyi okuyarak dedi ki: 'Arkadaşlar! Bu listedeki kitap, kâtip, mektup, kalem bizimdir. Çünkü bu kelimeler tamamen Türkçeleşmişlerdir. Ama aynı kökten gelen 'Ketebe, yektubu, lem yektup, en yektup, iktip, ektip... Arabındır!'
     Şaşıracaksınız ama maalesef doğru...: Atatürk 1936-1938 yılları arasında, yen bir dil anlaşının heyecanlı takipçisi oldu. Bu yeni dil tezini, Atatürk'e Dr. Kıvırgiç isimli bir Avusturyalı telkin etti. Kıvırgiç, Yakup Kadri'nin bana anlattığına göre Atatürk'ün şoven yapısını bildiğin için, yeni bir nazariyeyle Türkiye'ye geldi. Dr. Kıvırgiç'ı Atatürk'e Yakup Kadri çıkardı. Kıvırgıç Atatürk'e, kendi görüşlerini şöyle anlattı:
     - Efendim, ilk insan güneşi gördüğü zaman ağızından ilk defa (A) sesli harfini çıkardı. Sonra çeşitli tabiat hadiseleri karşısında o-ö, u-ü, ı-i ve e sesli harflerini telaffuz etti. İlk insanın yine ilk hecesi AĞ oldu. AĞ aynı zamanda Güneş demektir. İlk insan Türk'tür. İlk lisan Türkçe'dir. Dünyanın bütün dilleri Türkçe'den doğmuştur!
     Atatürk bu nazariyeye heyecanla sarıldı. Ve çevresindekilere emir verdi: 'Bütün dünya dillerinin Türkçe'den doğduğuna dair eser yazacaksınız!' dedi. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'ne 'Güneş-Dil Teorisine Göre Dil Tetkikleri' dersleri konuldu. Prof. H. Reşit Tankut, Atatürk'ün ölümüne kadar bu dersleri okuttu. Arapça'nın ve İngilizce'nin Türkçe'den doğduğuna dair kitap yazan ilim adamlarımız oldu. İsmet İnönü Cumhurbaşkanı seçildikten sonra bu yanlış nazariyenin Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nde okutulmasını yasakladı.

Yavuz Bülent Bakiler, 
30.09.2003-Tercüman

•Edebiyatımız bu dönemde toplumcu bir karakter kazanmış gerçekçi bir anlayış güdülmüştür.
•Aruz ölçüsünün yerini hece ölçüsü almış, şiirlerde de günlük konuşma dili kullanılmıştır. Yine bu dönemde şiirin biçimce daha da serbestleşmesi sağlanmıştır.
“Aruz sizin olsun hece bizimdir,
Halkın söylediği Türkçe bizimdir;
Leyl sizin, şeb sizin, gece bizimdir,
Değildir bir mana üç ada muhtaç.”

Ziya Gökalp
•Şiir, roman, hikâye ve tiyatro gibi türlerde önemli gelişmeler olmuştur. Romanda ve hikâyede halk gerçekleri önemli ölçüde yerleşmiştir. Yine tiyatro ve deneme alanında büyük gelişmeler gösterilmiştir.
•Cumhuriyetin kuruluşuyla 1940 (İkinci Dünya Savaşı) yılları arasında eser veren şair ve yazarlar genellikle daha önceki Milli Edebiyat akımının etkisinde tam anlamıyla “yerli” ve “halka doğru”; veya Batı’nın, özellikle Fransız edebiyatının etkisinde kişisel yollarında yürümüşlerdir.
•Edebiyatımız İstanbul aydınlarının tekelinden kurtulmaya ve Anadolu kasabalarında da aydın yetişmeye başlamıştır. Ancak matbaa, yayınevi, gazete ve dergilerin çoğu hala İstanbul, Ankara ve İzmir’de olduğundan birçok yazar ve şair yeterince tanınamamıştır.
•Bu dönemden itibaren farklı edebi topluluklar ortaya çıkmaya başlamıştır.


 

 II. ÜNİTE: CUMHURİYET DÖNEMİNDE ÖĞRETİCİ METİNLER
       1.    Cumhuriyet Dönemindeki Öğretici Metinlerin Özellikleri ve Temsilcileri
Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında öğretici metinlerin özellikleri şunlardır:
•Öğretici metinler bakımından bu dönemde büyük ilerlemeler kaydedilmiş; deneme, makale, gezi yazısı, hatıra, fıkra, eleştiri… alanlarında önemli eserler verilmiştir.
•Bilgi verme, düşündürme, açıklama amaçlanmış; metnin yapısı dil ve anlatımı, kullanılan motifler bu amaçlara göre belirlenmiştir.
•Kurtuluş Savaşı’dan yeni çıkmış olan ülkenin Atatürk ilke ve inkılâpları doğrultusunda büyük bir kalkınmaya girişmesi sonucunda millete ve milletin kültürüne yönelinmiş, Anadolu ve Anadolu insanı konu edilmiştir.
•Öğretici metinlerde günlük konuşma dilindeki Türkçe sözcükler, halk söyleyişlerindeki tamlamalar kullanılır; Arapça ve Farsça sözcüklere fazla yer verilmez.
•Bu dönem yazarları, öğretici metinlerde terim ve kavramları, gündelik hayata ait sözcük ve sözcük gruplarını kullanarak edebi bakımdan güçlü bir anlatıma ulaşmayı amaçlarlar.
•Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı öğretici metinlerinde yazı dilinin konuşma diline yaklaştırılması, açık ve sade bir dilin kullanılması daha fazla okura ulaşılmasını sağlamıştır.

Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında öğretici metin türlerinde eserler kaleme alan önemli sanatçılar şunlardır:

1. NURULLAH ATAÇ (1898 – 1957)
•Deneme ve eleştiri türünde usta bir isimdir.
•Batılı anlamda ilk deneme ve eleştiri yazılarının yazarıdır.
•1940’tan sonraki yazılarında Türkçeyi özleştirme çabası öne çıkar.
•Eserleri:
•Deneme-Eleştiri: Günlerin Getirdiği, Karalama Defteri, Sözden Söze, Ararken, Diyelim, Söz Arasında, Okuruma Mektuplar.
•Günlük: Günce.

2. SUUT KEMAL YETKİN (1903 – 1980)
•Deneme ve eleştiriyle tanınmıştır.
•Sanat, estetik, resim ve felsefe alanlarında eserler vermiştir.
•Düşüncelerini açık ve yalın bir anlatımla kaleme almıştır.
•Eserleri:
•Deneme: Günlerin Götürdüğü, Edebiyat Konuşmaları, Edebiyat Üzerine, Düşün Payı, Yokuşa Doğru, Şiir Üzerine Düşünceler, Denemeler
•İnceleme-Araştırma: Ahmet Haşim ve Sembolizm, Sanat Felsefesi, Edebiyatta Akımlar.

3. İSMAİL HABİP SEVÜK (1892 – 1954)
•Milli mücadeleye destek veren önemli yazarlardandır.
•“İzmir’e Doğru” ve “Açıksöz” gazetelerinde başyazarlık yapmıştır.
•Türk edebiyatı tarihi, anı, gezi yazısı gibi türlerde eserler vermiştir.
•Eserleri:
•Edebiyat Tarihi – İnceleme: Türk Teceddüt Tarihi, Avrupa Edebiyatı ve Biz, Edebiyat Bilgileri
•Gezi Yazısı: Tuna’dan Batı’ya Yurttan Yazılar
•Anı: O Zamanlar

4. CEMİL MERİÇ (1917 – 1987)
•Deneme türünün usta isimlerindendir.
•Denemeleri dışında, edebiyat tarihi, felsefe, tarih çalışmaları ve çevirileri de vardır.
•Eserleri:
•Deneme: Bu Ülke, Mağaradakiler
•Araştırıma-İnceleme: Umrandan Uygarlığa, Kırk Ambar, Bir Dünyanın Eşiğinde.

5. SABAHATTİN EYÜBOĞLU (1908 – 1973)
•Deneme ustalarındandır.
•Araştırma ve incelemeleri de vardır.
•Eserleri:
•Deneme: Mavi ile Kara, Sanat Üzerine Denemeler

6. ABDÜLHAK ŞİNASİ HİSAR (1883 – 1963)
•İstanbul’un lüks semtlerini ve Boğaziçi’ni, eski aşklarını, eğlencelerini anlatmıştır.
•Anlaşılır bir dille, anı, makale, öykü ve romanlar yazmıştır.
•Anıları ve CHP roman yarışmasında (1942) üçüncü olan Fehim Bey ve Biz adlı romanı önemli eserleridir.
•Eserleri:
•Anı: Boğaziçi Mehtapları, Boğaziçi Yalıları, Geçmiş Zaman Köşkleri, İstanbul ve Pierre Loti
•Roman: Fehim Bey ve Biz
       2.    Cumhuriyet Döneminde Edebi Dergiler
Kültür Haftası: Peyami Safa tarafından 1936 yılında yirmi bir sayı olarak yayımlanmıştır. Sanat, bilim ve edebiyatı “kültür” odağında birleştirmeyi, sağlamlaştırmayı esas alan, kültür meseleleri üzerinde yazılara yer veren bir dergidir. Dergi özellikle de roman ve köy edebiyatı üzerine tartışmalarla döneminde etkili olmuştur. Dergide; Peyami Safa, Faruk Nafiz Çamlıbel, Halit Fahri Ozansoy, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi imzalar görülür.
Ağaç: Necip Fazıl Kısakürek’in 1936′da on yedi sayı olarak yayımladığı dergidir. Ağaç’ta sezgici ve milli bir sanat anlayışı savunulmuştur. Dergide; Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Kutsi Tecer, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ziya Osman Saba, Cahit Sıtkı Tarancı gibi imzalar görülür.
Çınaraltı: Orhan Seyfi Orhon ve Yusuf Ziya Ortaç tarafından 1941-1948 tarihleri arasında yüz altmış bir sayı olarak yayım­lanmıştır. Türkçü ve milliyetçi bir dergidir. Dergide, Türk kültürü ve Türk tarihi üzerine yoğunlaşılmıştır. Çınaraltı’da Orhan Seyfi Orhan, Yusuf Ziya Ortaç, Halide Nusret Zorlutuna, Nihai Atsız, Peyami Safa, Behçet Kemal Çağlar, Faruk Nafiz Çamlıbel, Halit Fahri Ozansoy, Zeki Ömer Defne, Tarık Buğra gibi imzalar, eserlerini yayımlamışlardır.
Varlık: Yaşar Nabi Nayır tarafından 1933′te Ankara’da yayımlanmaya başlayan dergi, 1946′dan itibaren İstanbul’da yayımlanmaktadır. Türk edebiyatının en uzun soluklu dergisi olan Varlık, kendi çizgisinden ödün vermeden farklı dönemlerde farklı akımlara ve anlayışlara ev sahipliği yapmıştır. Garip anlayışına uygun ilk örneklere ve köy edebiyatı ürünlerine sayfalarında yer vermiştir. Dergi, halen yayımlanmaya devam etmektedir. Dergide; Abdülhak Şinasi Hisar, Attila ilhan, Behçet Necatigil, Cahit Sıtkı Tarancı, Cevdet Kudret, Ceyhun Atuf Kansu, Necati Cumalı, Nurullah Ataç, Orhan Veli, Sabahattin Kudret Aksal, Sait Faik, Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi birçok yazar ve şairin ürünlerine yer verilmiştir.
Büyük Doğu: Necip Fazıl Kısakürek tarafından ilk sayısı 1943′te yayımlanan dergidir. Büyük Doğu, kimi zaman bir dergi kimi zaman da bir gazete özelliği gösterir. Büyük Doğu, 1943 – 1978 arasında, çeşitli kesintilerle de olsa, yayın hayatını sürdürmüştür. Büyük Doğu; siyasi, edebi, fikri, aktüel vb. içeriklidir. Dönem dönem derginin siyasi ya da edebi yönü ağırlık kazanmıştır.
Markopaşa: 1946 yılında Sabahattin Ali, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz tarafından halkçı, toplumcu gerçekçi bir anlayışla çıkarılan siyaset, mizah, hiciv dergisidir. Sürekli yasaklanan dergi; Markopaşa, Merhumpaşa, Malümpaşa, Alibaba, Yedi Sekiz Paşa, Hür Markopaşa gibi birçok adla yayın hayatını sürdür­müştür. Derginin yayın hayatı 1950′de sona ermiştir.
Hisar: İlk sayısı 1950′de yayımlanan dergi iki ayrı dönemde yayın hayatını sürdürmüştür: 1950 – 1957 arasında yetmiş beş sayı, 1964 – 1980 arası iki yüz iki sayı yayımlanmıştır. Türk edebiyatında uzun soluklu ve önemli bir dergi olan Hisar’da şiir başta olmak üzere pek çok edebi türle ilgili yazılar yer almıştır. Resim, müzik, sinema yazılarının da yer aldığı dergi, kendi çevresinde oluşturduğu Hisar topluluğuyla önem kazanmıştır. Hisarcıların en önemli sanat ilkesi “milli’” olanla “yeni”yi bir araya getirmek olmuştur. Gelenekten ayrılmayan bağımsız bir sanat anlayışını savunan Hisarcılar, Batı’nın taklit edilmesine karşıdırlar. Dergide; Mehmet Çınarlı, Munis Faik Ozansoy, İlhan Geçer, Turgut Özakman, Mustafa Necati Karaer, Gültekin Samanoğlu, Nevzat Yalçın, Mehmet Kaplan gibi yazar ve şairler eserler yayımlamışlardır.
Yaprak: Orhan Veli tarafından 1 Ocak 1949 tarihinden itibaren on beş günde bir yayımlanan dergidir. Dergi, 15 Haziran 1950′ye kadar yayımlanmıştır. Orhan Veli’nin ölümünün ardından arka­daşları tarafından Son Yaprak adlı özel bir sayı yayımlanmıştır. Dergide ağırlıklı olarak Garip anlayışına uygun ürünler yayım­lanmıştır. Yaprak’ta; Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Cahit Külebi, Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi isimlerin ürünleri yer almıştır.

Pazar Postası: 1951′de yayımlanmaya başlayan derginin yazı işleri müdürü, bu dergide yazdığı bir yazıyla İkinci Yeni’nin isim babası olan Muzaffer İlhan Erdost’tur. Pazar Postası haftalık, siyasi bir gazetedir; fakat gazetenin Sanat-Edebiyat eki edebi dergi niteliği taşır. Dergi, özellikle İkinci Yeni hareketine bağlı şairlerin bu dergide yazmasıyla ünlenmiştir. Dergi, aynı zamanda Garip şiirine karşı bir tutum içindedir ve özellikle şiir eleştirileriyle dikkat çeker. Dergide A.Turgut (Turgut Uyar), Behçet Necatigil, Can Yücel, Fethi Naci, Oktay Akbal, Salah Birsel, Sezai Karakoç gibi imzalar görülür.
Türk Dili: Ankara’da 1951 yılında, Türk Dil Kurumu’nun aylık yayını olarak çıkmaya başlayan dergi Türk dilinin ve edebiyatının en uzun soluklu dergilerinden biridir. Türk Dili dergisi, sadece dil konusunda yazılan makalelerin, yazıların, incelemelerin yayımlandığı bir dergi değil, bütün edebi türlere ait yazıların ve incelemelerin yer aldığı bir dergi olmuştur. Derginin dile ve edebiyata katkısı, derginin çıkardığı özel sayılar ve verdiği ödüllerle daha da artmıştır. Türk Dili dergisinde Doğan Hızlan, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Nurullah Ataç, Oktay Akbal, Orhan Hançerlioğlu, Peyami Safa, Sabahattin Kudret Aksal, Salah Birsel, Suut Kemal Yetkin gibi birçok imza yer almıştır.
Mavi: 1952′de Ankara’da yayımlanmaya başlamıştır. Mavi dergisi çıkış amacını derginin ilk sayısında açıklamış ve sayfalarının ulusal sanatı eserlerinde yansıtan sanatçılara açık olduğunu belirtmiştir. Mavi dergisinde, yirmi birinci sayısından itibaren yazmaya başlasa da, Mavi topluluğu denilince akla gelen ilk isim Attila İlhan olmuştur. Attila İlhan, toplumcu gerçekçi sanatın ne olduğunu anlattığı yazılarıyla derginin yönünü toplumcu bir edebiyata çevirmiştir. Dergide; Attila İlhan, Ahmet Oktay, Özdemir Nutku, Ülkü Arman, Ferit Edgü, Orhan Duru, Demir Özlü gibi imzaların eserleri yayımlanmıştır.
Papirüs: Cemal Süreya’nın çıkardığı dergidir. Dergi ilk olarak 1960′ta yayımlanmıştır. Dergi, yayın hayatına aralıklarla devam etmiştir. Cemal Süreya’nın imzasız başyazılarıyla dikkat çeken dergide, özellikle şiirler ve şiir üzerine yazılan yazılar yayımlanmıştır. Papirüs’te Can Yücel Cemal Süreya, Mehmet H. Doğan, Turgut Uyar, Ülkü Tamer gibi imzalar öne çıkmıştır.
Halkın Dostları: İlk sayısı 1970′te Aylık Devrimci Sanat ve Kültür Dergisi alt başlığıyla İstanbul’da yayımlanmıştır. Üçüncü sayıdan sonra dergi merkezi Ankara’ya taşınmıştır. Dergiyi Ataol Behramoğlu ve İsmet Özel çıkarmışlardır. Dergiye Süreyya Berfe, Özkan Mert, Asım Bezirci, Nihat Behram gibi imzalar da katkıda bulunmuşlardır.
Şiiratı: İlk sayısı Vural Bahadır Bayrıl, Osman Hakan, Orhan Alkaya ve Seyhan Erözçelik tarafından 1986 yılında yayımlanmıştır. Şiiratı, 1994′e kadar 7 sayı yayımlanmıştır. Dergi 2004′te tekrar yayımlanmaya başlanmıştır. Şiiratı dergisi 1980 sonrası şiirin önemli toplanma yerlerinden biri olmuştur. Dergide Haydar Ergülen, Hilmi Yavuz, Vural Bahadır Bayrıl, Osman Hakan, Lale Müldür, Orhan Alkaya ve Seyhan Erözçelik gibi imzaların ürünleri yayımlanmıştır.



 III. ÜNİTE: CUMHURİYET DÖNEMİNDE COŞKU VE HEYECANI DİLE GETİREN METİNLER (ŞİİRLER)

       1.    Öz Şiir Anlayışını Sürdüren Şiir
Türk edebiyatında “Saf Şiir” (Öz Şiir) eğilimi Ahmet Haşim’in “Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar” adlı makalesiyle (Türk edebiyatında ilk poetika örneği kabul edilir.) başlar.

Sanatın bir form sorunu olduğuna inanan bu şairler için önemli olan iyi ve güzel şiir yazmaktır. Bu anlayışla kendilerine özgü özel bir imge düzeni oluştururlar. Özgün ve yaratıcı olan bu imgeler, dilin mantığına uygun ve dilin anlam alanını genişletip dile yeni olanaklar sunacak bir yapıya sahiptir. Dilde saflaşma düşüncesi, kendini rahat şiir yazma şeklinde başat öğe olarak gösterir. Şiirsel söylemin zirvesine ulaşmak düşüncesiyle dilin yücelişi paralellik gösterir.

Şiirde her türlü ideolojik sapmanın dışında kalarak sadece okuyucuda estetik haz uyandıran şiir yazma eğilimi, bu şairleri her türlü mektepleşme eğiliminin dışında kalıp müstakil şahsiyetler olarak şiir yazmaya yöneltmiştir.

Şiiri soylu bir sanat olarak kabul eden bu şairlerde düşsel (hayali) ve bireysel yön ağır basar. İçsel ve bireyci bir yaklaşımla evrensel insan tecrübesini dile getirirler.

Saf şiir anlayışında estetik tavır ön plandadır. Bu anlayıştaki şairler didaktik bilgiden uzak durup; bir şey öğretmeyi değil, musikiyle ya da musikinin çağrıştırdığı, uyandırdığı imgelerle insanın estetik duyarlılığını doyurmayı amaç edinirler. Kısacası bu şairler şiirde anlama fazla önem vermezler. Anlaşılmak için değil; duyulmak, hissedilmek için şiir yazarlar.

Şiirde biçim endişesi duyan bu şairlerde dize ve dil baş tacıdır. Disiplinli çalışarak mükemmele varan halis şiir yazma endişesi kendini hissettirir.

Gizemsellik, simgecilik, bireysellik, ruh, ölüm, masal, rüya, mit temalarının yoğunca işlendiği bu şiirler zekâ ve bilincin disipliniyle bütünleştirilerek yazılmıştır.

Öz Şiir Anlayışını Sürdüren Şiirin Özellikleri:
•Milli Edebiyat Döneminin şiir hareketleri bu dönemin oluşmasında etkili olmuştur.
•Şiir dili her şeyin üzerindedir.
•Şiir bir biçim (form) sorunudur. Ahenk söyleyiş tarzı, ritim, kafiye ile sağlanır.
•Amaç iyi ve güzel şiir yazabilmektir.
•Dilde saflaşma, sadeleşme görülür.
•Şiir, soylu bir sanat olarak kabul edilir.
•En değerli şey dizedir.
•Şairlerin kendilerine özgü bir imge düzenleri vardır.
•İçsel bir yaklaşımla insan anlatılır.
•Şiirin toplum için değil sanat için olduğunu iddia ederler ve şiirlerini sanat için yazarlar.

•Şiirler ideolojinin esiri olmamalıdır.
•Güzel şiir ancak çalışarak elde edilir.

•Şiir emek işidir.

Öz Şiir Anlayışını Sürdüren Şairler ve Edebi Topluluklar

1. NECİP FAZIL KISAKÜREK (1905 – 1983)
•Şiirleri ve tiyatrolarıyla ün kazanmış usta bir yazardır.
•“Büyük Doğu” ve “Ağaç” dergilerini çıkarmıştır.
•Fransız sembolistlerinden ve halk şiirinden yararlanarak heceyle kendine has, başarılı şiirler yazmıştır.
•İlk dönem şiirlerinden sonra mistik konuları, madde ve ruh ilişkisini, insanın evrendeki yerini konu edinen şiirler yazmıştır.
•“Kaldırımlar” şiiriyle geniş bir kesim tarafından tanınmış ve sevilmiştir.
•Şiirlerini “Çile” başlığı altında bir kitapta toplamış ve bu kitapta şiir anlayışını düzyazı olarak anlatmıştır.
•Eserleri:
•Şiir: Örümcek Ağı, Kaldırımlar, Ben ve Ötesi, Sonsuzluk Kervanı, Çile
•Oyun: Tohum, Bir Adam Yaratmak, Künye, Sabırtaşı, Para, Nam-ı Diğer Parmaksız Salih, Reis Bey, Yunus Emre, Abdülhamit Han, Ahşap Konak, Siyah Pelerinli Adam
•Öykü: Hikâyelerim
•Roman: Aynadaki Yalan
•Anı: Yılanlı Kuyudan

2. AHMET HAMDİ TANPINAR (1901 – 1962)
•Şiir, öykü, roman, edebiyat tarihi, makale, deneme alanlarında eserler vermiştir.
•Eserlerinde Doğu-Batı çatışması, “rüya” ve “zaman” kavramları, “geçmişe özlem”, “mimari” ve “musiki” öne çıkar.
•“Ne içindeyim zamanın! Ne de büsbütün dışında” dizeleri onun zamanı kavrayışının özünü vermektedir.
•“Bursa’da Zaman” şiiri geniş bir kesim tarafından sevilmiştir.
•Ahmet Haşim’in özellikle de Yahya Kemal’in etkisinde kalmış, Sembolizmden etkilenmiştir.
•Romanlarında psikolojik tahlillere önemle eğilen yazarın; kendine has bir üslubu vardır.
•Yazarlığı dışında İstanbul Üniversitesi’nde edebiyat profesörlüğü, milletvekilliği de yapmıştır.
•“Beş Şehir” adlı önemli deneme kitabında Ankara, Erzurum, Bursa, Konya ve İstanbul’u anlatmıştır.
•“Huzur” romanı, aşkı, psikolojiyi ve Doğu-Batı karşıtlığını içerir; roman kişilerinin adlarının verildiği dört bölümden oluşur: İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz.
•Eserleri:
•Şiir: Bütün Şiirleri
•Roman: Mahur Beste, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Huzur, Sahnenin Dışındakiler, Aynadaki Kadın.
•Öykü: Abdullah Efendi’nin Rüyaları, Yaz Yağmuru.
•Deneme: Beş Şehir, Yaşadığım Gibi.
•Makale – İnceleme: Yahya Kemal, XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, Edebiyat Üzerine Makaleler.

3. AHMET MUHİP DIRANAS (1908 – 1980)
•Şiirleriyle tanınmakla birlikte tiyatro eserleri de vardır. Fransız sembolizmiyle Türk şiir geleneğini başarıyla kaynaştırmıştır.
•Hece ölçüsüyle biçimsel mükemmelliğe önem verdiği şiirler yazmıştır. Aşk, insanın iç dünyası gibi bireysel duyguları işlemiştir.
•Kar, Olvido, Ağrı ve Fahriye Abla şiirleriyle sevilmiştir.
•Eserleri:
•Şiir: Şiirler
•Oyun: Gölgeler, O Böyle İstemezdi.

4. CAHİT SITKI TARANCI (1910 – 1956)
•Otuz Beş Yaş, Desem ki ve Gün Eksilmesin Penceremden şiirleriyle tanınır.
•Şiirlerinin çoğunda ölüm konusunu işlemiştir.
•Romantizm ve sembolizmden etkilenmiştir.
•Hece ölçüsüyle yazdığı şiirleri de serbest şiirleri de vardır.
•Şiirde biçime, kafiyeye ve ahenge önem vermiştir.
•Eserleri:
•Şiir: Otuz Beş Yaş, Düşten Güzel, Ömrümde Sükût, Sonrası
•Mektup: Ziya’ya Mektuplar

5. ASAF HALET ÇELEBİ (1907 – 1958)
•Hiçbir akıma girmeyen kendine has bir şairdir.
•Gençlik yıllarında divan edebiyatından etkilendi. Gazeller ve rubailer yazdı.

•1937′den sonra serbest ölçü kullanmaya ve Batı şiirinin tekniklerine yönelmeye başladı.
•Şiirlerinde dinlerden, ideolojilerden, toplumsal olaylardan çok Anadolu-İran-Hindistan çizgisi üzerinde uzanan bir yaşamın görünümlerini sesler aracılığıyla dile getirdi.
•Eserleri:
•Şiir: He, Lâmelif, Om Mani Padme Hum

YEDİ MEŞALECİLER
1928 yılında ortaya çıkan bu topluluk, şiir ve yazılarını “Yedi Meşale” adlı kitapta toplamışlardır. Türkiye’de Cumhuriyet döneminde “sanat sanat içindir” deyip öz şiir anlayışını benimseyen ilk grup Yedi Meşaleciler’dir. Bunlara göre şiir hiçbir fikir ve ideolojinin hizmetinde kullanılamazdı. Gerçek şiir, sanat için yazılan, samimi ve yenilik dolu olan şiirdir.

Yedi Meşalecilerin özellikleri şunlardır:
•Sanat, sanat için olmalıdır.
•Edebiyatta taklitten kaçınılmalı, daima yenilik, içtenlik, canlılık aranmalıdır.
•Batılı ilkelerle sanat yapılmalı, geleneksel temalar yerine yeni temalar bulunmalıdır.
•Şiirde konu zenginliği sağlamak için hayalden yararlanılmalıdır.
•Şiirde hece ölçüsünü kullanmışlardır.
•Çarpıcı imge ve benzetmelerle zenginleştirdikleri şiirleri, ustalıkla yapılmış birer tablo değeri taşır.
•Fransız sembolistlerin etkisinde kalmışlardır.
•Edebiyatımızda kısa süreli bir yankı uyandıran Yedi Meşaleciler, hedeflerine gerçekleştiremeden dağılmışlardır.

Topluluğun Sanatçıları:

1. SABRİ ESAD SİYAVUŞGİL (1907 – 1968)
İlgi çeken ev içi eşya ve tasvirlerinden sonra özellikle çevirileri ve edebiyatı yakından takip eden denemeleriyle edebiyatla olan bağlantısını sürdürdü. Psikoloji profesörü olarak ilmi çalışmalara kendisini verdi Şiirlerini Odalar ve Sofalar adlı kitapta topladı.

2. YAŞAR NABİ NAYIR (1908 – 1981)
Şiirlerini Kahramanlar ve Onar Mısra adlı kitaplarda topladı ve diğer edebiyat türlerinde eserler verdi. 1933 yılında çıkarmaya başladığı Varlık dergisini ömür boyu devam ettirdi. Bu dergi Türk edebiyatının gelişmesinde, yeni kabiliyetlerin yetişmesinde ve tanıtılmasında önemli rol oynadı. Ayrıca Varlık yayınlarıyla da bir edebiyat kütüphanesi kurdu.

3. MUAMMER LÜTFİ BAHŞİ (1903 – 1947)
Topluluğun dağılmasından sonra bütünüyle edebiyattan koptu.

4. VASFİ MAHİR KOCATÜRK (1907 – 1961)
Şiirlerini Tunç Sesleri, Geçmiş Geceler, Bizim Türküler, Ergenekon adlı kitaplarda topladı. Asıl çalışmasını edebiyat tarihi ve incelemesine ayırdı.

5. CEVDET KUDRET SOLOK (1907 – 1992)
Birinci Perde adlı kitabında şiirlerini topladı. Roman ve tiyatro türlerinde de eser veren Cevdet Kudret, okul kitapları ve edebiyat tarihimizle ilgili ciddi eserler yazdı.

6. ZİYA OSMAN SABA (1910 – 1957)
Grubun şiire en sadık şahsiyeti oldu. Sebil ve Güvercinler, Geçen Zaman, Nefes Almak adlı kitaplarında şiirlerini toplayan Ziya Osman Saba hikâyeler de yazmıştır. Özellikle ev içi şiirler yazdı ve kendisinden daha kabiliyetli bir başka şaire, Behçet Necatigil’e örnek oldu. Şair yalnızlık duygusunu ve hatıraları şiirlerinde başarıyla dile getirir. Heceyi, duraklarında değişiklik yapmadan kılınır. Serbest şiir örnekleri de vermiştir. Ziya Osman, bütün insanların mutlu olduğu ve herkesin hoşgörü içinde yaşadığı bir dünya özlemiyle yaşar. Bu yönüyle Yunus Emre ve Mevlana geleneğinin modern çağdaki sesidir.

7. KENAN HULUSİ KORAY (1906 – 1944)
İçlerindeki tek hikâye yazardır. Yaşadığı sürede beş hikâye kitabı yayınlamış, “Osmanoflar” romanı ve kısa hikâyelerinin birçoğu gazete sayfalarında kaybolup gitmiştir. Gazeteciliğinin de etkisiyle küçük hikâye tarzını benimseyen sanatçı, Cumhuriyet döneminde korku türünde örnekler veren ilk hikâyecidir. Önemli hikâyeleri: Bir Yudum Su, Osmanoflar, Bahar Hikâyeleri, Bir Otelde Yedi Kişi.
       2.    Serbest Nazım ve Toplumcu Şiir (1920-1960)
Serbest Nazım: Genellikle ölçü ve kafiyeye bağlı bulunmayan, dizelerindeki hece sayısı değişik olan şiirlerdir. Servet-i Fünûn’dan sonra kullanılmaya başlanan bu nazım şekli günümüzde çok yaygınlaşmıştır. Ölçü ve kafiye şiire ahenk verir. Serbest nazımlarda ise bu ahenk aliterasyon ve asonanslarla sağlanır.

Serbest nazmın, şairlerin kullanışlarına göre pek çok çeşitleri vardır. Bunun için de henüz belirginleşmiş bir kuralı yoktur.

Toplumcu Şiir: Halkı ve halkın sorunlarını anlatan şiir türüdür. Nazım Hikmet ve Rıfat Ilgaz’ın şiirleri buna örnektir. Yirminci yüzyılın başlarında, neredeyse tüm dünyada eşzamanlı olarak gelişen siyasal ve toplumsal hareketlere bağlı olarak yeni bir edebiyat akımı doğar.

Toplumsal gerçekçilik ya da sosyalist gerçekçilik adı verilen bu akım; şiirden, edebiyatın ve sanatın her alanına kadar geniş bir yelpazede etkisini gösterir. Emekçilerin sorunlarını, emek-sermaye çelişkisini ve yaşamsal kaygılarını konu alan bu akım, “toplum için sanat” görüşünü temsil eder.

Serbest Nazım ve Toplumcu Şiirin Özellikleri:
•Pragmatik, yani çıkarcı şiirdir.
•Şiir tezlidir, savunulan bir görüş vardır ve bu görüş kendini şiirde belli eder.
•Şair, toplumun bir parçası olduğu için şiirlerini toplumsal bir kaygı ile yazmalıdır.
•Şair ancak toplum şiirleri yazarak kendini geliştirebilir. Bireysellikten önce kolektiflik vardır.
•Dilin harekete geçiren gücünden, etkisinden yararlanılmıştır.
•Söylev üslubundan yararlanılmıştır.
•Geniş kitlelere hitap etmek, onları harekete geçirmek için yazılmıştır.
•Şiirde biçimden çok içeriğe önem vermişler bu sebeple de ölçüsüz, kafiyesiz şiirler yazmışlardır.
•Gelecekçilik (Fütürizm) akımından etkilenmişlerdir.

Gelecekçilik (Fütürizm): 20. yüzyılın başlarında İtalya’da ortaya çıkan bu akımın sanatçıları, şiirde temel öğelerin cesaret, isyan ve cüret olduğunu savunmuşlardır. Edebiyatın durgun değil hareketli, barışçıl değil kavgacıl olmasını istemişlerdir. Savaşı övmüşler ve geçmişi kötülemişlerdir. Türk Edebiyatında Nazım Hikmet, ünlü Rus şairi gelecekçi Mayokovski’den etkilenmiştir.

Serbest Nazım ve Toplumcu Şiirin Önemli Temsilcileri

1. NAZIM HİKMET (1902 – 1963)
•Toplumcu gerçekçi edebiyatın öncüsü olup, ilk şiirlerini ölçülü ve uyaklı yazmıştır.
•Rusya’daki öğrenim yıllarında Fütürist şair Mayakovski’nin sanat görüşünü benimsemiş, ölçülü ve uyaklı şiiri bırakmıştır.
•Rusya’dan döndükten sonra öz, biçim ve tema bakımından yeni şiirleriyle serbest nazmın ve toplumcu şiirin ilk örneklerini vermiş; bu yönüyle pek çok şairi etkilemiştir.
•Şiir dışında roman, tiyatro, masal, mektup gibi türlerde eserler vermiştir.
•“Memleketimden İnsan Manzaraları” ve Kuruluş Savaşı’nı anlattığı “Kuvayı Milliye Destanı” önemli eserlerindendir.
•Eserleri:
•Şiir: 835 Satır, Jokond ile Si-Ya-u, Memleketimden İnsan Manzaraları, Kuvayı Milliye Destanı
•Tiyatro: Kafatası, Yusuf ile Menofis
•Roman: Kan Konuşmaz
•Masal: Sevdalı Bulut
•Mektup: Kemal Tahir’e Mahpushaneden Mektuplar

2. RIFAT ILGAZ (1911 – 1993)
•Toplumcu gerçekçi bir şair ve yazardır.
•Özellikle 1940’lı yıllarda yoksulların yaşamlarını anlattığı şiirleriyle, toplumcu gerçekçi şairlerin önemli temsilcilerindedir.
•“Markopaşa” dergisinde mizahi yazılar yazmıştır.
•En önemli eserlerinden olan Hababam Sınıfı, başlangıçta tiyatro olarak yayımlanmıştır.
•Eserleri:
•Şiir: Sınıf, Yaşadıkça, Devam, Bütün Şiirleri
•Roman: Karartma Geceleri, Sarı Yazma
•Mizahi Hikâyeler: Don Kişot İstanbul’da, Radarın Anahtarı
•Mizahi Romanlar: Hababam Sınıfı, Pijamalılar

3. CEYHUN ATUF KANSU (1919 – 1978)
•Önceleri halk şiirinden etkilenen şair, 1940’lı yıllarda toplumcu gerçekçi şiire katılarak serbest şiirler yazmaya başlamıştır.
•Şiirleri dışında makale, hikâye, deneme türlerinde de yazan sanatçı, “Dünyanın Bütün Çiçekleri”, “Kızamuk Ağıdı” adlı şiirleriyle sevilmiştir.
•Eserleri:
•Şiir: Bağbozumu Sofrası, Bağımsızlık Gülü, Sakarya Meydan Savaşı, Yanık Hava
       3.    Millî Edebiyat Zevk ve Anlayışını Sürdüren Şiir
Cumhuriyet dönemi saf şiirini andırır. Tema yönünden onlardan ayrılır. Kaynağı halk şiiri olup genellikle vatan ve millet sevgisini işler. Memleketçi bir şiir anlayışı hâkimdir.


 Milli Edebiyat zevk ve anlayışını sürdüren şiirin özellikleri:
•Kurtuluş Savaşı’nın etkilerinin sürdüğü dönemde ortaya çıkmış, dünyadaki milliyetçilik akımından etkilenmiştir.
•Milliyetçi bir yapısının olması nedeniyle Türk diline büyük önem verilmiştir.
•Yabancı dillerin dil kuralları terk edilmiştir.
•Yabancı sözcükler yerine mümkün olduğunda Türkçe karşılıkları kullanılmıştır.
•Hece vezni kullanılmıştır.
•Millî konulara yer verilmiştir, millî hisler ön plândadır.
•Sözcükler ilk anlamlarıyla kullanılır.
•Şiirlerde halk arasından seçilmiş sıradan insanlar vardır.
•Şairler şiirlerini, Kültür Haftası, Hisar, Çınaraltı gibi dergilerde yayımlamışlardır.

Milli edebiyat zevk ve anlayışını sürdüren şiirin tema ve içerik bakımından Halk şiiri ve Millî edebiyat dönemi şiiriyle benzer ve farklı özelliklere göre karşılaştıracak olursak;
•Milli edebiyat zevk ve anlayışını sürdüren şiirlerde genellikle bireysel nitelikli konular işlenmiş gibi görünse de aslında şairler bireysel olarak çıktıkları yolda milli ve yerli konuları ve manzaraları işlemişlerdir.
•Halk şiiri ve Millî edebiyat dönemi şiirleriyle Milli edebiyat zevk ve anlayışını sürdüren şiir benzer temalar etrafında şiirler yazılmıştır.
•Şiirlerde hece ölçüsü ve ahenk unsurları başarıyla kullanılmıştır.
•Şiirlerde hemen hemen aynı edebî sanatlar kullanılmıştır.
•Milli edebiyat zevk ve anlayışını sürdüren şairler birer dergi etrafında kümelenmişlerdir.
•Milli edebiyat zevk ve anlayışını sürdüren şairler, batı edebiyatçılarından diğerlerine göre daha fazla etkilenmişlerdir.

Milli Edebiyat Zevk ve Anlayışını Sürdüren Şairler ve Edebi Topluluklar

 1. AHMET KUTSİ TECER (1901-1967)
•“Neredesin?” şiiriyle tanınmış ve sevilmiştir.
•Şair ve oyun yazarıdır.
•Halk şiiri geleneğine bağlı bir şairidir; Âşık Veysel’i edebiyat dünyamıza o tanıtmıştır.
•Eserleri:
•Şiir: Şiirler
•Oyunları: Koçyiğit Köroğlu, Köşebaşı.

2. ARİF NİHAT ASYA (1904-1975)
•“Bayrak Şairi” olarak bilinir.
•Hece ve aruzu kullandığı şiirlerin yanı sıra serbest şiirler de yazmıştır.
•Dini ve millî duyguları, kahramanlıkları sade bir dille şiirleştirmiştir.
•Rubai türünün son ustalarındandır.
•Eserleri:
•Şiir: Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor, Kıbrıs Rubaileri, Köprü.
•Mensur Şiir: Yastığımın Rüyası, Ayetler.
•Düzyazı: Kanatlar ve Gagalar, Terazi Kendini Tartmaz.

3. KEMALETTİN KAMU (1901-1948)
•Vatan sevgisini, aşk, gurbet ve doğa sevgisini işlediği şiirleriyle tanınır.
•“Bingöl Çobanları” adlı pastoral şiiri oldukça ünlüdür.
•Eserleri:
•Şiir: Gurbet, Bingöl Çobanları

4. ÖMER BEDRETTİN UŞAKLI (1904-1946)
•Hece ölçüsüyle şiirler yazmıştır.
•Anadolu’yu, tarihi, deniz güzelliklerini işlemiştir.
•Eserleri:
•Şiir: Deniz Sarhoşları, Yayla Dumanı, Sarıkız Mermerleri

5. ORHAN ŞAİK GÖKYAY (1902-1994)
•Önceleri âşık tarzına uygun, çoğunlukla ulusal konuları işleyen lirik şiirler yazdı.
•1940′lardan sonra edebiyat tarihi, folklor ve halk edebiyatı araştırmalarına yöneldi.
•Eserleri:
•Şiir: Bu Vatan Kimin?
•Düzyazı: Dedem Korkut’un Kitabı, Kâtip Çelebi’den Seçmeler, Destursuz Bağa Girenler

6. ZEKİ ÖMER DEFNE (1903-1992)
•Halk Edebiyatı geleneklerine bağlı ve hece ölçüsünde çağdaş şiirler yazdı.
•Anadolu’yu şiirlerinin ana teması olarak aldı. Yurt güzellemeleriyle tanındı.
•Eserleri:
•Şiir: Denizden Çalınmış Ülke, Sessiz Nehir, Kardelenler

7. BEHÇET KEMAL ÇAĞLAR (1908-1969)
•Halk şiiri biçim özellikleriyle şiirler yazmıştır.
•Atatürk’e ve cumhuriyete olan sevgisini anlatmıştır.
•“Ankaralı Âşık Ömer” takma adıyla şiirler de yazmıştır.
•Eserleri:
•Şiir: Erciyes’ten Kopan Çığ, Burada Bir Kalp Çarpıyor, Benden İçeri

8. HÜSEYİN NİHAL ATSIZ (1905-1975)
•Şiir, roman ve araştırma alanlarında eser vermişlerdir.
•Türkçülük akımının önemli temsilcilerindedir. Türkçülük akımını destekleyen Atsız Mecmua, Orhun, Orkun, Ötüken gibi dergiler çıkarmış. Düşüncelerini bu dergilerde ortaya koymuştur.
•Tarihi romanlar yazmıştır.
•Romanlarında efsane mitos, destan geleneğinden yararlanmıştır. Göktürk dönemini yalın bir dille anlatmıştır.
•Eserleri
•Roman: Bozkurtların Ölümü, Bozkurtlar Diriliyor, Ruh Adam, Deli Kurt, Dalkavuklar Gecesi

9. NECMETTİN HALİL ONAN (1902-1968)
•Şiire aruz ölçüsü ile başlamıştır.
•Bireysel veya milli duygularla örülü hece şiirleriyle tanındı.
•Milli Edebiyat hareketinin ge­liştiği sırada yetişen şair, şiirlerinde bireysel duygulanışlarıyla, ulusal duyguları birlikte işlemiştir.
•“Bir Yolcuya” şiiri hamaset edebiyatının en güzel örneklerindendir.
•Eserleri
•Şiir: Çakıl Taşları, Bir Yudum Daha
•Roman: İşleyen Yara, Kolejli Nereye
•Araştırma: İzahlı Divan Şiiri Antolojisi

10. ŞÜKUFE NİHAL BAŞAR (1896-1973)
•İlk şiirlerinde aruz ölçüsünü kul­landı. Sonra Milli Edebiyat akımını benimseyerek hece ölçüsüne dön­dü.
•Şiirlerinde romantik duyguları, hikâye ve roman­larında ise toplum sorunlarını, kadın problemle­rini işledi.
•Eserleri
•Şiir: Yıldızlar ve Gölgeler, Hazan Rüzgârları, Gayya, Su, Şile Yolları, Sabah Kuşları, Yerden Göğe
•Hikâye: Tevekkülün Cezası
•Roman: Renksiz Istırap, Yakut Kayalar, Çöl Güne­şi, Yalnız Dönüyorum, Domaniç Dağlarının Yolcusu, Çölde Sabah Oluyor
•Gezi: Finlandiya

BEŞ HECECİLER


 Milli Edebiyat döneminde ortaya çıkan “Beş Hececiler” de Milli Edebiyat zevk ve anlayışını sürdüren edebi gruplar arasında sayılır. Halit Fahri Ozansoy, Enis Behiç Koryürek, Yusuf Ziya Ortaç, Orhan Seyfi Orhon ve Faruk Nafiz Çamlıbel’in oluşturduğu bu grubun kaynağı halk şiiri olup genellikle vatan ve millet sevgisini işlerler. Bu akımda Memleketçi bir şiir anlayışı hâkimdir.

 

 HİSARCILAR

 1950’lerde “Hisar” dergisi etrafında toplanan Munis Faik Ozansoy, İlhan Geçer, Mehmet Çınarlı, Gültekin Samanoğlu, Mustafa Necati Karaer, Yavuz Bülent Bakiler gibi sanatçıların oluşturduğu edebi topluluktur. Hisarcılar da “Milli Edebiyat Zevk ve Anlayışını Sürdüren Şiir” akımından sayılır.
          o    Beş Hececiler
Şiire 1. Dünya Savaşı ve Millî Mücadele yıllarında başlayan, Mütareke yıllarında şöhret kazanan Beş  Hececiler, Anadolu’yu ve vasat insan tipini şiire soktular. Memleket sevgisi, yurt güzellikleri, kahramanlık ve  yiğitlik, işledikleri başlıca konulardır.

Hecenin bu beş şairi millî edebiyat akımından etkilenmiş  ve aruzu bırakarak şiirlerinde heceyi kullanmaya  başlamışlardır. Bunda da oldukça başarılı olmuşlardır. Özellikle Ziya Gökalp’ ten etkilenerek Milli edebiyat akımına yönelmişlerdir.

Beş Hececiler’in Genel Özellikleri
•Hecenin beş şairi adıyla da anılan bu sanatçılar milli  edebiyat akımından etkilenmiş ve şiirlerinde hece veznini kullanmışlardır.
•Şiirde sade ve özentisiz olmayı ve süsten uzak olmayı tercih etmişlerdir.
•Beş hececiler şiire birinci dünya savaşı ve milli mücadele döneminde başlamışlardır.
•Beş hececiler ilk şiirlerinde aruz veznini kullanmışlar daha sonra heceye geçmişlerdir.
•Şiirde memleket sevgisi, yurdun güzellikleri, kahramanlıklar ve yiğitlik gibi temaları işlemişlerdir.
•Hece vezni ile serbest müstezat yazmayı da denediler.
•Mısra kümelerinde dörtlük esasına bağlı kalmadılar yeni yeni biçimler aradılar.
•Nesir cümlesini şiire aktardılar ve düzyazıdaki söz  dizimini şiirlerde de görülmesi beş hececiler de çok rastlanan bir özelliktir.

Bu topluluğun sanatçıları şunlardır:

1. HALİT FAHRİ OZANSOY (1891 – 1971)
•Aruzla şiire başlamış sonraları heceyle şiirler yazmış ve Beş Hececiler’e katılmıştır.
•Bir öğretmen olan şair, şiirlerinde aşk, ölüm, hüzün konularını sıkça işlemiştir.
•Eserleri:
•Şiir: Cenk Duyguları, Rüya, Efsaneler
•Tiyatro: Sönen Kandiller (Manzum)
•Roman: Sulara Giden Köprü
•Anı: Edebiyatçılar Geçiyor

2. ENİS BEHİÇ KORYÜREK (1892 – 1949)
•Şiire arzula başlamış Ziya Gökalp’ in etkisiyle heceyi kullanmaya başlamıştır.
•“Gemiciler” şiiri başta olmak üzere, Türk denizciliğiyle ilgili şiirleriyle tanınmıştır.
•Son yıllarında tasavvufi şiirler de yazmıştır.
•Eserleri:
•Şiir: Miras, Güneşin Ölümü, Varidat-ı Süleyman (Tasavvufi)

3. YUSUF ZİYA ORTAÇ (1895 – 1967)

•Hem heceyle hem de aruzla şiirler yazmıştır.
•Türk edebiyatının önemli mizah yazarlarındandır.  Akbaba adlı  mizah dergisini çıkarmıştır.
•Eserleri:
•Şiir: Akından Akına, Cenk Ufukları, Yanardağ, Kuş Cıvıltıları (Çocuk Şiirleri)
•Anı: Portreler, Bizim Yokuş (Gazetecilik Anıları)
•Roman: Göç, Uç Katlı Ev
•Fıkra: Beşik, Ocak, Sarı Çizmeli Mehmet Ağa
•Gezi Yazısı: Göz Ucuyla Avrupa

4. ORHAN SEYFİ ORHON (1890 – 1972)
•Şiire aruzla başlamış sonraları heceyle yazmaya  başlamıştır.  Hece ölçüsüyle gazel biçiminde şiirler de yazmıştır.
•“Peri Kızı ile Çoban Hikâyesi” adlı manzum masalıyla  sevilmiştir. Mizah çalışmaları da vardır.
•Eserleri:
•Şiir: Fırtına ve Kar, Peri Kızı ile Çoban Hikâyesi, Gönülden Sesler
•Mizah-Hiciv Hikâyeleri: Asri Kerem, Düğün Gecesi
•Makaleleri: Dün-Bugün-Yarın
•Fıkra: Kulaktan Kulağa

5. FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL (1898 – 1973)

•Aruz ölçüsüyle yazdığı ilk şiirlerden sonra daha çok heceyi kullanmaya başlamıştır.
•Aruzu tamamıyla terk etmeyen şair her iki vezni de ustaca kullanmıştır.
•“Sanat” adlı şiiriyle “memleketçi edebiyat” anlayışının öncülüğünü yapmıştır.
•Hem bireysel duygularını hem de memleket konularını şiirlerinde işlemiştir.
•Düş ile gerçeği kaynaştırdığı epik ve lirik özellikteki şiirler yazmıştır.
•Realist-romantik özellikler taşır.
•“Han Duvarları” şiiriyle sevilmiş bir şairdir.
•Eserleri:
•Şiir: Dinle Neyden. Şarkın Sultanları, Çoban Çeşmesi,  Sudaki Halkalar,  Han Duvarları, Zindan Duvarları, Akıncı Türküleri…
•Tiyatro: Canavar, Akın, Özyurt, Kahraman, Yayla Kartalı… (Çoğu manzumdur)
•Roman: Yıldız Yağmuru, Ayşe’nin Doktoru
          o    Hisarcılar
1950’lerde “Hisar” dergisi etrafında toplanan Munis Faik Ozansoy, İlhan Geçer, Mehmet Çınarlı, Gültekin Samanoğlu, Mustafa Necati Karaer, Yavuz Bülent Bakiler gibi sanatçıların oluşturduğu edebi topluluktur.

Gelenekçidir, geleneğe bağlıdır. Yeniliğe, Batıya karşı değillerdir ama Türk şiir geleneğinin yıkılmasına karşıdırlar. Ölçü, uyak ve gelenekten gelen nazım biçimlerini kullanırlar. Sanatın ideolojinin emrine girmesine karşı oldukları için Marksizm ve komünizme de karşı çıkmışlardır.

Milli değerlerin yaşatılmasını arzu ederler, aşırı ve tutucu değillerdir. Türk kültürüne, diline, şiirine, edebiyatına emeği geçmiş değerlerin yaşatılmasını isterler. Hem Nazım Hikmet’in başlattığı toplumcu gerçekliğe, hem Orhan Veli’nin Garip hareketine, hem de İkinci Yeni şiirine karşıdırlar.

“Radyo Hisar Saati” programında sanat görüşlerini açıklamışlardır. Hisar dergisinin 113. ve 114. (Mart 1967) sayılarında bu görüşler yayımlanmıştır:
•a. “Sanatçının Dili Yaşayan Dil Olmalıdır.” Aksi takdirde, ister eski, ister yeni olsun ölü kelimelerden doğan her eser yeni nesilleri birbirinden ayırır.
•b. “Sanatçı Bağımsız Olmalıdır.” Zira onun eseri siyasi sistemlerin de, ekonomik doktrinlerin de propaganda aracı değildir.
•c. “Sanat Milli Olmalıdır.” Çünkü kendi milletinden kopmuş bir sanatın milletler arası bir değer kazanması beklenemez.
•d. “Sanatta Yenilik Esastır.” Ne var ki bu yenilik eskinin ret ve inkarı şeklinde yorumlanmamalıdır.

Hisarcılar’ın Özellikleri:
•İlk sayısı 1950’de yayımlanan Hisar dergisi, iki ayrı dönemde yayın hayatını sürdürmüştür. 1950-1957 arasında yetmiş beş sayı; 1964-1980 arasında iki yüz iki sayı yayımlanmıştır.
•Garipçilere ve İkinci Yeniciler’e tepki göstermişler ve milli duyguları manevi değerleri öne çıkaran bir edebiyattan yana olmuşlardır.
•Ölçü, uyak gibi klâsik edebiyat öğelerini kullanarak, aşk, doğa ve vatan sevgisi gibi konuları işlemişlerdir.
•Sanatçının hiçbir ideolojinin sözcülüğünü yapmaması ve bağımsız olması gerektiğini savunmuşlardır.
•Şiir güzelliğini korumak koşuluyla; aruzu, heceyi, serbest şiiri kullanmayı, şiiri nesre yaklaştırmayı uygun görmüşlerdir.

İLHAN GEÇER (1917 – 2004)
•Daha çok duyguya yaslanan şiirler yazmıştır.
•Şiirleri dışında eleştirileri de vardır.
•Uzun yıllar Hisar dergisinin yazı işleri müdürlüğünü yapmıştır.
•Eserleri
•Şiir: Büyüyen Eller, Belki, Yeşil Çağ, Hüzzam Beste

MUNİS FAİK OZANSOY (1911 – 1975)
•Hisar dergisi çevresine girerek burada başyazılar yazmıştır.
•Bir duygu şairi olarak, Yahya Kemal Beyatlı ve Ahmet Hamdi Tanpınar’daki şiir zevkini yakalamaya çalışmıştır.
•Eserleri
•Şiir: Büyük Mabedin Eşiğinde, Hayal Ettiğim Gibi, Yakarış, Bir Daha, Zaman Saati, Yakınma, Kaybolan Dünya, Düşündüğün Gibi

YAVUZ BÜLENT BAKİLER (1936 – …)
•Geleneksel şiirimizin öz ve şekil özelliklerini kendi şiir potasında eriterek kişiliğine kavuşmuştur.
•Şiirlerinde, Anadolu’ya, Anadolu insanına eğilmiş, onların sorunlarını yapıcı bir tavırla dile getirmiştir.
•Sade ve rahat bir dili, aydınlık bir üslubu vardır.
•Milli ve manevi değerlere bağlı kalmıştır.
•Eserleri
•Şiir: Yalnızlık, Duvak, Seninle, Harman
•Gezi Yazısı: Üsküp’ten Kosova’ya, Türkistan Türkistan

MEHMET ÇINARLI (1925 – 1999)
•Lise öğrencisi iken şiir yazmaya başlayan sanatçı, şiirlerini önce Antalya Gazetesi, Yedigün ve Yarımay dergilerinde, sonra Çınaraltı ve Doğu’da, daha sonra da arkadaşlarıyla birlikte kurdukları Hisar dergisinde yayımlar.
•Türk Yurdu, Çağrı, İlgaz ve Töre dergilerinde de yazmıştır.
•Hem aruz hem de hece vezniyle şiirler yazmıştır.
•Yerli ve millî kültürle beslenen şiirleri şekil yönünden mükemmel, muhteva yönünden de orijinal hayâllerle doludur.
•Sâde, yaşayan Türkçe ile ferdî ve millî meseleleri anlatır.
•Hisar dergisinde yayımladığı deneme ve tenkit yazıları Hisar dergisi Çevresinde bir şâirler okulunun oluşmasını sağlamıştır.
•“Yeni Bîr Dünyâ Kurmuşum” adlı kitabı ile 1976’da Türkiye Millî Kültür Vakfı Şiir Armağanı’nı kazanmıştır.
•Şairin Hisar dergisinin 26.sayısında geniş bir biyografisi mevcuttur.
•Eserleri
•Şiir: Güneş Rengi Kadehlerle, Gerçek Hayali Aştı, Bir Yeni Dünya Kurmuşum
•Deneme ve makaleleri: Halkımız ve Sanatımız, Söylemek Yaraşır, Sanatçı Dostlarım

GÜLTEKİN SAMANOĞLU (1927 – …)
•Hisar’ın kurucuları arasındadır.
•Hatıraları ve birtakım yaşantının ilham ettiği kapalı duyguları anlattığı şiirlerinde saadeti arar.
•Eserleri
•Şiir: Alacakaranlık, Uzun Vuran Gölge

MUSTAFA NECATİ KARAER (1929 – 1995)
•Hisar’ın kurucuları arasındadır.
•Halk edebiyatına ilgi duymuştur.
•Zengin bir çağrışım olan şiirlerinde gelenekten de geniş ölçüde faydalanan sanatçı dile hâkimdir.
•Kerem ile Aslı’yı yeniden yazmıştır.
•Eserleri
•Şiir: Sevmek Varken, Güvercin Uçurtmak, Kuşlar ve İnsanlar, Ses Mimarlarından

AHMET TUFAN ŞENTÜRK (1924 – 2005)

Geleneğe bağlı bir şairdir. Konuşma dilini kullanır.
•Eserleri
•Şiir: Sarhoş Dünya, Mustafa Kemal, Allah Versin, Çakır Dikeni, İnsanlık Şarkısı, Hepsinden Güzel, Sevgiyle, Dağıstan Aslanı Şeyh Şamil Destanı

BEKİR SITKI ERDOĞAN (1926 – …)
•Aruz ve hece ölçüsünü kullanmış, Divan ve halk şiirinden yararlanmıştır.
•Rubai türündeki şiirleri Hisar dergisinde çıkmıştır.
•1965′te Deniz Harp Okulu Marşı, 1973′te 50. Yıl Marşı, 1981′de 100. Yıl Marşı, 1998′de 75. Yıl Marşı ile birincilik ödülleri kazandı.
•Eserleri
•Şiir: Bir Yağmur Başladı, Yalan Dünya, Dostlar Başına

COŞKUN ERTEPINAR (1914 – 2006)
•Bir çocuk kadar masum duygularını, öğretmenlik izlenimlerini tertemiz bir Türkçe ile şiirlerine yansıtmıştır.
•Şiirlerinde memleket sevgisi, barış, kardeşlik, dostluk gibi konuları işlemiştir.
•Eserleri
•Şiir: Dönülmez Zaman İçin, Tek Adam, Kaderden Yana, Mevsimlerin Ötesinden, Güzel Dünya, Şu Dağlar Bizim Dağlar, Zaman Bahçesinde, Destan Atatürk, Küçük Dünyamın İçinden, Dorukta Rüzgâr Var, Sevginin Yedi Rengi

FEYZİ HALICI (1924 – …)
•Halk şiiri geleneğinden yararlandı.
•Fezai imzasıyla saz şiiri tarzında şiirler yazdı.
•Yeni tarz şiirlerinde de başarılıdır.
•Memleket, din ve dostluk, Mevlana’nın da etkisiyle onun şiirlerinde önemli yer tutar.
•Anadolu insanının ince duyarlılığını şiirleştirmiştir.
•Son dönemde sevgi, aile ve çocuk şiirleri yazmıştır.
•Çağrı dergisini 1957′den beri yayımladı. Konya Âşıklar Bayramı’nı gelenekleştirdi.
•Eserleri
•Şiir: Bir Aşkın Şiirleri, İstanbul Caddesi, Günaydın, Dinle Neyden, Rubailer

NEVZAT YALÇIN (1926 – …)
•Hisar’ın kadrosu içinde yer alan bir sanatçıdır.
•Eserleri
•Şiir: A Sokağı, Güneş ve Adam

NÜZHET ERMAN (1928 – 1996)
•Anadolu halkının ıstırap, sevgi ve çilelerini şiirlerinde işler.
•Eserleri
•Şiir: Yeşil, A Benim Canım Efendim, Anadolu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Hem Hürriyet Hem Ekmek, Türk, Halk Haktır

YAHYA AKENGİN (1946 – …)
•Hisar dergisinde tanındı.
•Heceyi sürdürenlerdendir.
•Hem konu hem de içerik bakımından geleneğe bağlı bir şairdir.
•Şiirleriyle çeşitli armağanlar aldı.
•Eserleri
•Şiir: İstesen, Akşamla Gelen, Kimselere Anlatamadan
       4.    Garip Hareketi (I. Yeni) (1940-1954)
Garipçiler: Orhan Veli, Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat Horozcu’nun oluşturduğu bir topluluktur. 1941 yılında Orhan Veli, Oktay Rıfat, Melih Cevdet “Garip” adlı ortak bir kitap yayımladılar. Şiirle ilgili görüşlerini bu yapıtın ön sözünde açıkladılar. Bu ön sözde yerleşik şiir anlayışına meydan okuduklarını açıkladılar.

Onlara göre şiir, her yerde görülen basit şeyleri anlatmalıydı. Alaycı ve nükteciydiler. Aydınları bırakıp halka yöneldiler. Şiirde, ölçü, kafiye, bent gibi durumlar yok sayılmıştır. Serbest şiir egemen olmuştur.

Dil, sürekli bir özleşme ve arınma çabasındadır. Roman ve hikâyede serim, düğüm, sonuç bölümleri umursanmamıştır. Şairaneliğe kaçmadan, mecazsız yazdılar. Soyut temalar yerine ekmek derdi, günlük şeyler işlendi. “ Konunun bayağısı yoktur, ancak işleyişte bayağılık vardır.” diye düşünürler. En çok görülen temalar: yaşama sevinci, tabiat sevgisi, çocukluğa dönüş, ölüm, insan sevgisi, aşktır.

1941 yılından sonra Türk şiirinde görülen ve öncülüğünü Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rifat üçlüsünün yaptığı edebiyat akımıdır. Bu üç şair, şiirde sürüp gitmekte olan aşırı duygusallığa, şairaneliğe, basmakalıp söyleyişe baş kaldıran şiirlerini toplayarak Garip adında bir kitap yayımladılar.

Daha sonra “Birinci Yeni” olarak adlandırılmıştır. Bu akım, Orhan Veli’nin 1950 yılındaki beklenmedik ölümüyle sona ermiştir.

Garip akımının (Birinci Yenicilerin) özellikleri:
•Şiirde her türlü kurala ve belirli kalıplara karşı çıkmışlardır.
•Şiirde ölçü, kafiye ve dörtlüğe karşı çıkmışlardır.
•Şiirde şairaneliği, mecazlı söyleyiş ve sanatları kabul etmediler.
•Süslü, sanatlı dile karşı çıkıp sade bir dil kullandılar.
•Şiirde o güne kadar işlenmedik konuları ele aldılar.
•Konuşma dili ile günlük sıradan konuları işlediler.
•İşledikleri konular günlük hayattan sıradan insanların problemleri, yaşama sevinci ve hayattaki bazı garipliklerdir.
•Halk deyişlerinden yararlanmışlar, toplumsal yergiye yer vermişlerdir.
•Şiirde anlaşılmazlık dışlanmış ve anlam, şiirin en önemli niteliği olarak öne çıkarılmıştır. “Şiir, bir bütün hususiyeti edasında olan bir söz sanatıdır ve her şeyden önce manadan ibarettir.”
•İlk çağlarda “İkinci dizenin daha kolay hatırlanması için bir araç olarak kullanıldığına inandıkları ölçü ve uyağı şiirden dışlamış. “Hece ölçüsü de aruz ölçüsü de gereksizdir.” felsefesini ilke edinmişlerdir. Serbest şiir benimsenmiştir.
•Şiirde “tarihinin aç gözünü doyurmuş olan edebi sanatlara” artık gerek olmadığını savunmuşlardır. Onlara göre her türlü söz ve anlatım sanatı bırakılmalıdır.
•Kişiler dünyasını sıradan insanlar veya küçük insan tipi oluşturur.
•“Şiir halka seslenmelidir” anlayışıyla sokağı ve günlük yaşamdaki her şeyi şiire aktardılar.
•Sürrealizm ve dadaizmden etkilenen sanatçılar bilinçaltı, düşler ve çocukluk heyecanları gibi konuları sık kullanmışlardır. Kuralsızlığı kural edinmişlerdir.
•Şairanenilikten kaçınmışlar, günlük konuşma dilini (sade bir dili) kullanmışlardır.
•Şiirin müzik, resim gibi sanatlarla olan ilişkisine son vermişlerdir.
•İroni ve mizah Garipçilerin ayırıcı özelliklerindendir.
•Siyaset dışı kalmışlardır.
•“Şiir duyguya değil, akla seslenmelidir” görüşünü benimseyen sanatçılar, şiirin bütün geleneklerden uzaklaşması gerektiğini ifade etmişlerdir.
•Bütün güzelliği öne çıkarılmıştır.
•“Yaşama sevinci”ni dile getirmişlerdir.
•Şiirde toplumsal aksaklıkları eleştirmişlerdir.
•Söylev havasından uzaklaşmışlar, doğa betimlemelerine başvurmuşlardır.
•Edebiyat eleştirmenlerinin değişik yorumlarına uğrayan Garip akımını Nurullah Ataç ve Sabahattin Eyüboğlu desteklemiş, Ahmet Hamdi Tanpınar ise şiirden uzaklaşma saymıştır.

Topluluğun Sanatçıları:

1. ORHAN VELİ KANIK  (1914 – 1950)
•Türk şiirinde iki arkadaşıyla birlikte büyük bir atılım yapmış, yeni bir anlayışın öncüsü olmuştur.
•1914′te arkadaşlarıyla birlikte yayımladıkları Garip adlı şiir kitabı ve yazdığı önsöz, Türk şiirinde günden güne donmuş olan eski değerleri yıkmış, şiire başka bir açıdan bakılmasını sağlamıştır.
•La Fontaine’den fabl çevirileri yapmıştır.
•Şiire getirdiği ilkeler:
•Ölçüye baş kaldırıp serbest yazmak,
•Kafiyeyi şiir için gerekli görmekten vazgeçmek,
•Şairane duyuları, parlak görüntüleri şiirden silmek,
•Şiiri hayal gücünün kapalı duvarlarından kurtarıp gerçek hayata çıkarmak, yapmacıksız tabii bir söylentiyle, günlük yaşayış içinde halktan insanları yakalamak,
•Her çeşit kelimeyi konuyu şiire sokmak, halk deyişlerinden yararlanmak ve toplumla ilgili yergiye yer vermektir.
•Eserleri:
•Şiir: Garip, Vazgeçemediğim, Destan Gibi, Yenisi, Karşı
•Nesirleri: Sanat ve Edebiyatımız, Bindiğimiz Dal

2. OKTAY RİFAT HOROZCU  (1914 – 1988)
•Garip akımının temsilcilerindendir.
•Başlangıçta, yeni bir hava içinde, güçlü aşk şiirleri; toplumcu sanat ilkesinden hareketle halk deyimi ve söyleyişlerinden masal ve tekerlemelerden faydalanarak başarılı taşlamalar; sosyal şiirler yazdı.
•Perçemli Sokak adlı kitabıyla birlikte şiir anlayışında büyük değişiklik olmuş II. Yeni şiirine kaymıştır.
•Eserleri:
•Şiir: Yaşayıp Ölmek, Aşk ve Avarelik Üzerine Şiirler, Güzelleme, Karga İle Tilki, Aşk Merdiveni, Denize Doğru Konuşma, Dilsiz ve Çıplak, Koca Bir Yaz

3. MELİH CEVDET ANDAY (1915 – 2002)
•Garip akımının temsilcilerindendir.
•Şiirlerinde toplumsal gerçekliği inceler.
•Daha sonra ilk şiirlerindeki romantizmden sıyrılarak duygulardan çok aklın egemenliğine, güzel günlerin özlemine bırakır.
•Söz oyunlarında arınmış yalın bir dil vardır. Düz yazılarında ise yoğun bir düşünce, şiirsel, esprili, özlü bir dil vardır.
•Fıkra, makale, gezi, roman, tiyatro ve şiir yazmıştır. Çeviriler de yapmıştır.
•Eserleri:
•Şiir: Garip, Rahatı Kaçan Ağaç, Telgrafname, Yanyana
       5.    Garip Dışında Yeniliği Sürdüren Şiir
Garip Hareketi’nin etkisinin sürdüğü yıllarda Garip akımı şairlerinin şiiri bayağılaştırdığını düşünen ve onlara benzemekten kaçınan, her biri kendine özgü şiir tarzını oluşturmuş aşağıdaki şairler, şiirdeki lirizmi kaybetmeden yeniliği sürdürmüşlerdir.
Bu şairler Garip, İkinci Yeni gibi topluluklara katılmamış, görüş ve ideolojilerini şiirlerine temel yapmamışlardır. Şiirlerinde yeni bir dil, üslup ve bakış açısı aramışlar ve kendi tarzlarını yenileme ve değiştirme ihtiyacı hissetmişlerdir.
Bu şiir anlayışının başlıca temsilcileri şunlardır:
FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA (1914 – 2008)
•Cumhuriyet döneminin önemli şairlerinden olan Fazıl Hüsnü, öğrenimini Anadolu’nun değişik yerlerinde sürdürmüş, subaylık yaptığı yıllarda ise Anadolu’yu daha iyi tanıma fırsatı bulmuştur. Sanatçı, iç ve dış gerçeklere bakarak, bilinçaltına yönelerek şiire yeni ürperişler getirir.
•Şiirleri devamlı gelişme gösterir. Kurallı biçimlerden serbest biçimlere, anlamlı özlerden en yalın anlamlara varan şiir türlerini dener. Her şiirinde bir “yeni”yi dener gibidir. Genellikle epik-dramatik, lirik-didaktik ve toplumsal gerçekçi anlayıştadır. Şiir dili en son türetilen Türkçe sözcüklerle doludur.
•Eserleri
•Şiir: Havaya Çizilen Dünya, Çocuk ve Allah, Çakırın Destanı, Üç Şehitler Destanı, Türk Olmak, Yedi Memetler.
•Düzyazı: İstiklal Savaşı – Samsun’dan Ankara’ya, İstiklal Savaşı – İnönüler, Sivaslı Karınca, İstanbul – Fetih Destanı, Anıtkabir, Asu, Delice Böcek, Batı Acısı, Çanakkale Destanı, Kubilay Destanı, 19 Mayıs Destanı, Hiroşima

“Cezayir Türküsü


Ya Allah
Ya Allah derim ki
Titrerim
Kara sesimden
Ya Allah.

Ya su
Akar da aydınlığın uzak anılarımdan
Şırıldar yüreğimde ünlü korsanların dalgaları.
Yüce sultanların kılıçları parlar yüzümde
Ya su, anlıyor musun?

Burası Cezayir, ya çöl,
Develerin binlerce yıl taşıdığı, atalardan,
Sevgi,
Us,
Kişiliğim ya çıngırak.

Yıldızlar kötü olacakların üçgenlerinde
Yok etmiş üç yönü.
Yedi yönü var etmiş mutsuz kisiliğinde yıldızlar,
Ama uyukluyorum işte
Ya dönence, ağlamak dururken.

Ya hurma, tadın yok gayrı,
Nice saklasan yalnızlığı
Koyu yeşilliğini büyütsen nice,
Yitmiş güzelliğimiz
Ya hurma, elim ayağım acı.

Nasıl haykırıyor çiğnenmiş kumlar, duyuyor musun?
Ya ana kalk
Ya kadın yürü
Ya oğul koş
Bir anlamın gereken kurtuluşuna.

Kurt iskeletlerince çirkindirler şimdi,
Ölülerim vurulmuşlar alınlarından,
Düşmüşler Akdenize doğru.
Özgürlükleri kalmamış artık
Al benim ölülerimi, ya gece.

Ya toprak ko beni gideyim gideyim,
Varmışların ardına öcül öcül.
Ve küçücük ve eski ve yırtık bayraklar arasından,
Ya gök
Al beni. “

Fazıl Hüsnü Dağlarca

BEHÇET NECATİGİL (1916 – 1979)
•İlk şiirleri Varlık dergisinde çıkan öğretmen şair Behçet Necatigil, Cumhuriyet döneminin kendine özgü bir çizgisi olan şairlerindendir. Rahat, gösterişe kaçmayan, sembollere dayalı, şiir geleneklerini gözeten bir anlayıştadır, önce Garipçi çizgide yürüyen Necatigil, sonra onlardan ayrılmıştır.
•Şiirlerinde kendi evinden başlayarak öteki evleri, sokağı, çevreyi, giderek dış dünyayı ve toplumu sorunlarıyla anlatmıştır.
•Hem hece ölçüsüyle hem de serbest ölçüyle yazmıştır. İlk şiirleri anlamca açık, sonrakiler kapalıdır.
•Şiir dışında inceleme, çeviri, radyo oyunu alanlarında da eserleri vardır.
•Eserleri
•Şiir: Kapalı Çarşı, Evler, Arada, İki Basma Yürümek, Çevre, Eski Toprak, Divançe.
•İnceleme: Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, Edebiyatımızda Yazarlar Sözlüğü.

“Şairler

Ne gördükse iyi kötü
Ömür biter biz hâlâ
Söyleriz.

Ne varsa şu dünyada
Türlü görüntüler
Gelsek de sonuna
Söyleriz.

Bazan boş günler
Geçer birden dolunca
Söyleriz.

Ne biter
Ne kalır geçmiş kitaplarda
Ölümden sonra da
Söyleriz.”

Behçet Necatigil

CAHİT KÜLEBİ (1917 – 1997)
•Öğretmenlik yaptığı yıllarda Anadolu’yu tanıyan Cahit Külebi, memleketçi şiirimize yeni bir ses getirmiştir,
•Şiirlerinde derin bir Anadolu sevgisi vardır; İyimser, açık ve gerçekçi bir bakışla Anadolu’ya eğilmiştir. Şiirlerinde temiz bir Türkçe, Karacaoğlan’ı andıran bir içtenlik görülür.
•Hayale pek yer vermez, gerçekçi bir anlayışla yazmıştır. Onu “gerçekçi – romantik” bir şair olarak niteleyebiliriz.
•Eserleri
•Şiir: Adamın Biri, Rüzgâr, Atatürk Kurtuluş Savaşı’nda, Yeşeren Otlar.

“Tokat'a Doğru

Çamlıbel'den Tokat'a doğru
Tozlu yolların aktığı ırmak!
Ben seni çoktan unuttum;
Sen de unuttun mu, dön geri bak.

Atların kuyruğu düğümlü,
Bir yandan yağmur yağar, ıslak;
Bir yandan hamutlar şak şak eder,
Bir yandan tekerler döner, dön geri bak.

Orda, derenin içinde
İki üç akçakavak,
Tekerler döner, başım döner,
Kavaklar yeşeriyor dön geri bak.

Orda, derenin içinde
İki üç çırılçıplak
Alçacık damı düşündükçe
Gözlerim yaşarıyor, dön geri bak.

Irmaklar gibi uzaklaşır
Bir türkü kadar uzak
Tekerler iki çizgi bırakır,
Hamutlar şak şak eder, dön geri bak.”

Cahit Külebi

SABAHATTİN KUDRET AKSAL (1920 – 1993)
•Şiir ve öyküleriyle tanınır. Biçimi oldukça önemser.
•Garipçilerden etkilendiği ilk şiirlerinden sonra, insanın evrendeki yerini, değerini aramaya çabaladığı felsefi düşünceleri içinde barındıran bir şiire yönelmiştir.
•Eserleri
•Şiir: Şarkılı Kahve, Gün Işığı, Duru Gök, Eşik
•Öykü: Gazoz Ağacı

CAHİT ZARİFOĞLU (1940 – 1987)
•İlk şiirlerinde ikinci yeni akımının etkileri görülür. Madde-ruh çatışması, “Batı diktasına karşı Doğu protestosu” temalarını işledi.
•İlk şiir kitabı “İşaret Çocukları” 1967′de yayınlandı. Şiirlerinde dinsel inançları çerçevesinde ele aldığı Anadolu insanlarının acı, umut ve sevgilerini yansıttı.
•Son şiirlerinde ise İslamcı düşüncedeki insan sevgisi, toplumsal mutluluk anlayışını işledi. Yer yer gerçeküstü ögeler ve eski şiir kalıplarını uyguladı.
•Eserleri
•Şiir: İşaret Çocukları, Yedi Güzel Adam, Menziller, Korku ve Yakarış
•Hikâye: İnsanlar
•Çocuk Hikâyeleri: Serçekuş, Katıraslan, Ağaçkakanlar, Yürek Dede ile Padişah, Küçük Şehzade, Motorlu Kuş, Kuşların Dili
•Çocuk Şiirleri: Gülücük, Ağaçokul (Çocuklara Afganistan Şiirleri)
•Roman: Savaş Ritimleri, Ana
•Günlük: Yaşamak
•Deneme: Bir Değirmendir Bu Dünya, Zengin Hayaller Peşinde
•Tiyatro: Sütçü İmam

“Anılar Defterinde Gül Yaprağı

Anılar defterinde gül yaprağı
Gibi unutuldum kurudum
Başıma düştü sevda ağı
Bir başıma tenhalarda kahroldum
Sen kim bilir rüzgârlı eteklerinle
Kim bilir hangi iklimdesin, ben
Sensiz bu sessizlikle
Deliler gibiyim sensiz
Bu sessizlikle

Ayrılıkla başım belada
Gözlerini çevir gözlerime
Yoksa sensiz bu sessizlikle
Deliler gibiyim
Sensiz bu sensizlikle”

Cahit Zarifoğlu

ERDEM BAYAZIT (1939 – 2008)
•Tok, kavgacı, destana yatkın bir üslûpta söylenmiş olan şiirlerinde ayrıca ince duyarlılıklar işlenmiştir. İslâmî ton bir “leit-motif (sıkça işlenen tema)” halinde bütün şiirlerine yayılmıştır.
•Şiirleri Açı (K. Maraş), Çıkış (Ankara), Yeni İstiklâl, Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Mavera ve Yedi İklim dergilerinde yayınlanmıştır.
•Eserleri
•Şiir: Sebeb Ey, Risaleler, Şiirler
•Gezi: İpek Yolundan Afganistan’a: 1981′de İran, Pakistan, Afganistan ve Hindistan’ı içeren iki aylık gezi ile ilgili izlenimlerini kitaplaştırdı.


HİLMİ YAVUZ (1936 – …)
•Başlangıçta daha çok İkinci Yeni akımının etkisinde imgeci şiirler yazdı. Sonraki yıllarda gelenekçilikle çağdaş bir bakışı kaynaştıran, biçim ve özün dengelendiği bir düzey sergiledi.
•İslam mistisizmi, özellikle de tasavvuftan yararlanarak kendine özgü bir sözcük dağarcığı geliştirdi.
•Eserleri
•Şiir: Bakış Kuşu, Bedreddin Üzerine Şiirler, Doğu Şiirleri, Yaz Şiirleri, Gizemli Şiirler, Zaman Şiirleri, Söylen Şiirleri, Ayna Şiirleri, Hüzün ki En Çok Yakışandır Bize, Gülün Ustası Yoktur, Erguvan Şiirler, Çöl Şiirleri, Akşam Şiirleri, Yolculuk Şiirleri, Hurufi Şiirler, Büyü’sün Yaz.

BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU (1923 – 1975)
•“D grubu” ressamları arasındadır. Ressam kişiliğinden gelen ögeler şiirlerinde önemli yer tutar. Ressamlığın verdiği bakış açısıyla adeta renklerle tablo çizmiştir.
•Şiirlerinin sosyal içeriği de vardır. Anadolu insanının yoksul yaşamını anlatmıştır.
•Halk edebiyatının masal, şiir, deyiş, gibi türlerine karşı duyduğu hayranlık şiirlerine yansımıştır; halk kültüründen esinlenmiştir. Şiirlerinde gözlemlerine de yer vermiştir.
•Şiirlerinde biçim, ölçü, uyak kaygısı taşımamıştır. Şiirlerini doğal ve akıcı bir üslupla yazmıştır.
•Gezi ve deneme türündeki yapıtlarında halk kültürü, halk sanatı konusundaki düşüncelerini ortaya koymuştur.
•Eserleri
•Şiir: Dol Karabakır Dol, Karadut, Tuz, Yaradan’a Mektuplar, Üçü Birden, Dördü Birden, Yaşadım
•Düzyazı: Tezek, Delifişek, Canım Anadolu

“Yâr Yüreğin Yâr

Elmayı ikiye böldüler
İçinden kurt çıktığın gördüler
Ağacı lime lime dildiler
Böceğin halinden bildiler.
Ferman padişahınsa dağlar bizimdir denildi
Dağların bağrı deşildi
Çözüldü mevsimlerin sırrı yaprak yaprak
Yedi kat yerin dibinden haber getirdi
Gözünü sevdiğim tohum, gözünü sevdiğim toprak.
Kılı kırka yardılar oğul
Suyun sudan gizlisi kalmadı
Buğdayın macerası meydanda
Yıldızların sırrı aşikar oldu
Arı gözümüzün önünde sızdı balını
Karanfil alevini
Kırlangıcın alın yazısı
Penceremizin önünde yazıldı.

Bir sensin gizlenen oğul
Ağlarsın gizli gizli
Seversin gizli gizli
Ölürsün gizli gizli
Çatlarsın arzudan, iştihadan
Yer yarılır yere geçersin
Söyleyemezsin.
Yar yar yüreğin yar, vakit tamamdır
Neler aldın dünyamızdan bunca zamandır.
Yar yüreğin yar, gör ki neler var
Belki seyyar kuşların ömrü kadar sade aydınlık
Belki vişne çiçekleri kadar beyaz ılık
Belki de çürümüş yılanlar kadar murdar
Belki mahzende yıllanmış şarap kadar lezzetli
Bir aşktır fışkırıp çıkacak.
Ne çıkarsa bahtımıza.
Yar yüreğin yar bölüşelim
Beraber ağlayalım dertleşelim
Yar yüreğin yar, yarmaya değer
Bir insan tanımak oğul, bir cihan tanımaya bedel.”

Bedri Rahmi Eyüboğlu

ÖZDEMİR ASAF (1923 – 1981)
•Şiirlerini döneminden ayrı bir dil ve söyleyiş tarzıyla yazmıştır.
•Dize sayısını çoğu kez en aza indirmiştir. Şiirlerinde imajsız, anlamsız, yer yer ironik söyleyişe özen göstermiştir. Şiirlerde “sen – ben ikilemi”ni ele almıştır.
•Yaşadıklarını, çevresindeki olayları soyutlaştırarak düşünce planına aktarmıştır.
•Eserleri
•Şiir: Dünya Kaçtı Gözüme, Sen Sen Sen, Bir Kapı Önünde, Yuvarlağın Köşeleri (Özdeyişler-Etika), Benden Sana Mutluluk, Nasılsın, Yalnızlık Paylaşılmaz, Çiçekleri Yemeyin, Yumuşaklıklar Değil, Bir Kapı Önünde, Lavinia
•Düzyazı: Ça
•Hikâye: Dün Yağmur Yağacak

MAVİCİLER (MAVİ AKIMI)
Garip akımına karşı bir duruş sergilemeleri ve yenilikçi şiiri savunmaları, onları “Garip Dışında Yeniliği Sürdüren Şiir” akımına dâhil eder. Atilla İlhan’ın 1952 – 1956 yıllarında çıkardığı derginin adı olan “Mavi”nin etrafında toplanan Orhan Duru, Ferit Edgü gibi sanatçıların oluşturduğu bir edebi topluluktur.

          o    Maviciler
Atilla İlhan’ın 1952 – 1956 yıllarında çıkardığı derginin adı olan “Mavi”nin etrafında toplanan Orhan Duru, Ferit Edgü gibi sanatçıların oluşturduğu bir edebi topluluktur.

Bu sanatçılar, şairane bir sanat anlayışının temsilcisi olmuşlardır. Daha sonra Mavi dergisi Özdemir Nutku’nun yönetimine geçer ve Atilla İlhan’ın savunduğu toplumsal gerçekçiliğin (sosyal realizm) sözcüsü olur. Dergi, Nisan 1956’da çıkan 36. sayıdan sonra (Son Mavi) kapatılır.

Temsilcileri; Attila İlhan, Ferit Edgü, Orhan Duru, Özdemir Nutku, Yılmaz Gruda, Ahmet Oktay, Demirtaş Ceyhun, Demir Özlü ve Tahsin Yücel’dir.

Garip akımına karşı bir duruş sergilemeleri ve yenilikçi şiiri savunmaları, onları “Garip Dışında Yeniliği Sürdüren Şiir” akımına dâhil eder.

Maviciler’in Özellikleri:
•Garip akımına tepki olarak çıkmıştır. Bu topluluğun hedefinde Garip Akımı ve Orhan Veli vardır. Garipçilerin savunduğu birçok görüşe karşı çıkmışlardır.
•Özellikle şiirin açık olması gerektiği anlayışı Maviciler tarafından tamamen reddedilmişti.
•Maviciler şiirin bütünüyle açık olamayacağını, anlam kapalılığının şiiri düzyazıdan ayıran önemli bir faktör olduğu görüşündedirler.
•Şiirin basit olamayacağını zengin benzetmeli, içli, derin olması gerektiğini savunmuşlardır.

ATTİLA İLHAN (1925 – 2005)
•Günümüz şairlerinden olan Attila İlhan yüksek öğrenimini yarıda bırakmış, bir süre gazetecilik yapmış, yazarlıkta karar kılmıştır. Adını 1946 CHP şiir yarışmasında ikinci olan “Cebbaroğlu Mehemmed” duyurmuştur. Şiir, roman, eleştiri alanında eserler vermiştir.
•Şiirlerinde romantik bir duyarlıkla toplumsal gerçekçilik açısından çağımıza, yaşadığımız günlere bakar. İnançlarında ayak direyen, sert çıkışlar yapan, gerçeklerden çok anılara sığınan bir karakter yapısı vardır. “Serüven tutkunu” bir şair olan Attila İlhan en çok aşk, intihar, içki, ölüm, kavga, kahramanlık… temalarını işler.
•1952′de çıkan Mavi dergisiyle birlikte Türk şiirinde yeni bir eğilim ortaya çıktı. Attilâ İlhan, yazılarıyla bu eğilimi metot hareketine dönüştürmeye çalıştı. Mavi, hürriyet ve barışı temsil eden bir renktir. En büyük tepkisi de Garipçiler’edir.
•Şiirlerinde Divan şiirinin biçim özelliklerinden, imgelerinden de yararlanır. Canlı konuşma diline, argoya, halk deyimlerine geniş ölçüde yer vermiştir.
•Eserleri:
•Şiir: Duvar, Sisler Bulvarı, Yağmur Kaçağı, Ben Sana Mecburum, Bela Çiçeği, Yasak Sevişmek, Elde Var Hüzün.
•Roman: Sokaktaki Adam, Zenciler Birbirine Benzemez, Kurtlar Sofrası, Bıçağın Ucu, Sırtlan Payı, Fena Halde Leman, Dersaadet’te Sabah Ezanları.
“An Gelir
an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
 gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
  o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
 çalgılar susar heves kalmaz
  şatârâbân ölür

şarabın gazabından kork
 çünkü fena kırmızıdır
  kan tutar / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
 karakollar taranır
  yağmurda bir militan ölür

an gelir
ömrünün hırsızıdır
 her ölen pişman ölür
  hep yanlış anlaşılmıştır
   hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
 direkler çatırdar yalnızlıktan
  sehpada pir sultan ölür

son umut kırılmıştır
 kaf dağı'nın ardındaki
  ne selam artık ne sabah
   kimseler bilmez nerdeler
    namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
 kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar bâkî
 çeşmelerden akar sinan
  an gelir
   -lâ ilâhe illallah-
    kanunî süleyman ölür

görünmez bir mezarlıktır zaman
 şairler dolaşır saf saf
  tenhalarında şiir söyleyerek
   kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
 saatli bir bombadır patlar
  an gelir
   Attila İlhan ölür”

Attila İlhan
       6.    İkinci Yeni (1954-1960)
1950′li yıllarda Edip Cansever, İlhan Berk, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Sezai Karakoç ve Ece Ayhan gibi şairlerin başını çektiği bir şiir ve edebiyat akımıdır. Garipçiler’e ve 1940 Toplumcu Gerçekçi Kuşağı’na tepki olarak doğmuştur. Türk şiirinde değişik imge, çağrışım ve soyutlamalarla yeni bir söyleyiş bulma amacında olan bir akımdır.

İkinci Yenicilerin Özellikleri:
•II. Yeni, şiirimizde çok uzun soluklu olmasa da, geniş bir okuyucu kitlesi bulamasa da Türk şiirine yeni boyutlar getirmiştir.
•“Şiir için şiir” anlayışıyla hareket etmişler; erdem, ahlak, toplum ve gerçek gibi konuların şiirin dışında tutulması gerektiğini savunmuşlardır.
•Onlara göre anlamlı olmak şiir için önemli değildir.
•II. Yeni’ye göre şiir bir öykü anlatma aracı değildir. Öteki edebi türlerden kesin çizgilerle ayrılmalıdır. Bu yüzden konuyu ve olayı şiirden atmışlardır.
•Eşya, görünüm ve insanı gerçeküstücülükten daha aşırı bir soyutlama ile anlatmayı amaç edinmişlerdir.
•Onlara göre şiirde ahenk, ölçü ve uyakla değil; musiki ve anlatım zenginliği ile sağlanmalıdır.
•Garip’teki gibi ortak bir hareket olmayıp bağımsız şairlerin benzer bir çizgide şiir yazmasıyla oluşmuştur.

Topluluğun Sanatçıları

1. CEMAL SÜREYA (1931 – 1990)
•Kendine özgü söyleyiş biçimi ve şaşırtıcı buluşlarıyla, zengin birikimi ile duyarlı, çarpıcı, yoğun, diri imgeleriyle İkinci Yeni şiirinin en başarılı örneklerini vermiştir.
•Eserleri:
•Şiir: Üvercinka, Göçebe, Sevda Sözleri

2. TURGUT UYAR (1927 – 1985)
•Kaynak dergisinin bir şiir yarışmasında Arz-ı Hal şiiri ikincilik kazanınca Nurullah Ataç’ın güvendiği şairler arasına girdi.
•İkinci Yeni Şiir akımının önde gelen şairlerindendir.
•Eserleri:
•Şiir: Arz-ı Hal, Türkiyem, Dünyanın En Güzel Arabistanı

3. SEZAİ KARAKOÇ (1933 – …)
•Şiir üslubu bakımından, az çok İkinci Yeni’ye yakın sayılsa da, şiirinde işlediği temalar, inandığı değerler bakımından şiirimizde yeni ve değişik bir sestir.
•“Mona Rosa” şiiriyle sevilmiştir.
•Eserleri:
•Şiir: Körfez, Şahdamar, Ateş Dansı, Mona Rosa

4. EDİP CANSEVER (1928 – 1986)
•İkinci Yeni akımının özgün örneklerini verdi.
•Şirinde zamanla sevinç yerini bunalıma, toplumsal dengesizlikleri eleştirme kaygısı yerini yıkıcı bir umutsuzluğa bıraktı. “Dize işlevini yitirdi” gerekçesiyle yeni arayışlara yöneldi.
•İkinci Yeni içindeki bazı şairler gibi anlamsızlığı savunmadı. Kapalı, anlaşılması güç, yine de anlamdan ayrılmayan bir şiire yöneldi. Çok farklı imgeler kullanırken bile düşünce öğesini göz ardı etmedi.
•Eserleri:
•Şiir: İkindi Üstü, Yerçekimli Karanfil, Tragedyalar

5. ECE AYHAN (1931 – 2002)
•Kendine özgü çağrışımlar ve göndermelerle örülü şiirleriyle hem Türk şiirinde hem de İkinci Yeni’nin içinde farklı bir kanal açtı. Şiirinin kilit noktası dildir.
•Eserleri:
•Şiir: Ortadokslular, Sivil Şiirler, Son Şiirler

6. İLHAN BERK (1918 – 2008)
•Doğu şiirinin klasik kalıplarını denedi, beyit ve türkü biçimlerinden yararlandı.
•Araştırmacı kişiliği, özgün duyarlılıkları ve buluşlarıyla 20. Yüzyıl Türk şiirinin en önemli isimleri arasındadır.
•Eserleri:
•Şiir: İstanbul, Günaydın Yeryüzü, Pera

7. ÜLKÜ TAMER (1937 – …)
•İlk şiir kitabı “Soğuk Otların Altında” ile başlayarak İkinci Yeni duyarlılığını yansıtan soyutlamalara yönelik, yoğun ve özgün bir imge anlayışı geliştirdi.
•Yalın bir dil kullandığı şiirlerinde giderek toplumsal kaygılar ve düşünce öğeleri ağırlık kazandı.
•Eserleri:
•Şiir: Gök Onları Yanıltmaz, Sıragöller, Seçme Şiirler
       7.    İkinci Yeni Sonrası Toplumcu Şiir (1960-1980)
1960 kuşağı şairleri, 1961 anayasasının sağladığı özgürlükle birlikte, Nazım Hikmet’in kitaplarının yayımlanmasının serbestleştiği, siyasal ve güncel dergilerin yoğun olarak okunduğu ve gündemi belirlediği bir ortamın etkisindedirler.
“Yeni Gerçek”, “And”, “Halkın Dostları”, “Militan” gibi dergiler etrafında toplanan şairler, şiir anlayışlarını ve ideolojilerini bu dergilerde açıklamaya çalışmışlardır.
Marksist felsefeyi benimseyen toplumcu gerçekçi şairler, daha çok sosyal ve güncel politikayı konu edinmişler, halkın ve işçi sınıfının sorunlarını politik bir bakışla ortaya koymaya çalışan şiirler yazmışlardır.
Önemli temsilcileri Ataol Behramoğlu, İsmet Özel, Süreyya Berfe, Özkan Mert, Refik Durbaş ve Nihat Behram’dır.
İkinci Yeni Sonrası Toplumcu Şiirin Özellikleri:
•Umut ve yarına inanç, direnme ve isyan konuları şiire hâkimdir.
•Şairler, toplumun sözcüleri gibi şiirler yazmışlardır.
•İkinci Yeni Şiiri, kapalı bir özellik gösterirken; İkinci Yeni Sonrası Toplumcu Şiir açık anlatımıyla dikkat çeker.
•Biçimden çok içeriğe önem vermişler, toplumsal mesajları etkili kılmak için slogan üslubundan yararlanmışlardır.
•İkinci Yeni Sonrası Toplumcu Şiiri savunan şairlerde; 1940 toplumcuları ve Nazım Hikmet, Namık Kemal, Tevfik Fikret ve Mehmet Akif gibi şairler arasında şiire toplumsal bir işlev yükleme bakımından ortaklık vardır.

İkinci Yeni Sonrası Toplumcu Şiirin Önemli Şairleri

1. ATAOL BEHRAMOĞLU (1942 – …)
•İsmet Özel’le “Halkın Dostları”, Nihat Behram’la “Militan” dergilerini çıkarmış ve bu dergilerin yöneticiliğini yapmıştır.
•İkinci Yeni etkisini taşıyan ilk dönem şiirlerinden sonra, 1970’li yıllarda işçi sınıfının, siyasal mücadele içerisinde bulunan insanların sıkıntılarını, duygularını ve umutlarını anlatmıştır.
•“Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var” şiiriyle geniş kesimler tarafından sevilmiştir.
•Şiirlerini günlük konuşma diliyle, yalın ve açık bir anlatımla yazmıştır.
•Eserleri:
•Şiir: Bir Ermeni General, Bir Gün Mutlaka, Yolculuk Özlem Cesaret ve Kavga Şiirleri, Kuşatmada, Mustafa Suphi Destanı, Dörtlükler, Ne Yağmur… Ne Şiirler…

2. İSMET ÖZEL (1944 – …)
•İkinci Yeni esintisiyle başlayan şiir serüveninde, 1960 ve1970’li yıllarda, toplumcu şiirin unutulmaz şiirlerini yazmıştır.
•Modern şiirin İkinci Yeni ile elde ettiği kazanımlara yeni bir açılım getirmiştir.
•1974’ten sonra İslami, mistik bir yöneliş içinde olmuştur.
•Eserleri:
•Şiir: Geceleyin Bir Koşu, Evet İsyan, Cinayetler Kitabı, Cellâdıma Gülümserken, Erbain.

3. SÜREYYA BERFE (1943 – …)
•İlk şiirlerinde İkinci Yeni akımının izleri görülür.
•1966’dan sonra halk geleneğinden beslenen yeni bir şiir dili kurmanın olanaklarını aramış, toplumsal ve halkçı bir yönelim gösteren şiirler yazmıştır.
•Eserleri:
•Şiir: Gün Ola, Savrulan, Hayat ile Şiir, Ufkun Dışında, Ruhumun, Nabiga.
       8.    1980 Sonrası Şiir
1980 sonrasında yazılan şiir, bazı edebiyat çevrelerinde kayıp dönem olarak adlandırılmaktadır. 2000′li yıllara değin süren sessizlik ve şiirdeki hareketsizlik, birçok kesimi bu dönem edebiyatını yok saymaya itmiştir.

Bu dönemde Haydar Ergülen, Hüseyin Atlansoy, Seyhan Erözçelik, Lale Müldür, Ahmet Erhan ve Küçük İskender gibi şairler şiirin hareketliliğini sağlamışlardır.

İkinci Yeni sonrasında 1980’e kadar şiiri toplumcu bir bakışla kavrayan şairlerin anlayışı, 1980 darbesiyle yerini özellikle 1970’lerin toplumculuğunu ön plana alan şiire karşı duran 1980 kuşağı şairlerine bırakmıştır.

1980 sonrası şairleri; şiirde geleneksel birikimin önemini vurgulamışlar ve Halk, Divan, İkinci Yeni ve saf şiir gibi ayrımlara girmeden en yeniden en eskiye kadar Türk şairlerini dikkatle okumayı savunmuşlardır.

1980 Sonrası Şiirin Özellikleri:
•Bu dönem şairleri birlikte dergiler çıkarmışlardır.
•1980 şairleri için ortak bir anlayıştan çok, grupların ve kişilerin ayrı ayrı şiir anlayışlarından söz edilebilir.
•Yazko Edebiyat, Üç Çiçek, Şiiratı ve Sombahar gibi dergiler bu dönemde etkilidir.
•İkinci Yeni Sonrası Toplumcu Şiirde olduğu gibi ideolojiyi şiirlerinde öncelikli bir öğe olarak görmemişlerdir.
•Düz yazıya yaklaşan bir üslupla, anlatmaya imkan veren temaları da şiirlerinde işlemişlerdir.
•İmge anlayışlarında uzak çağrışımlara önem vermeleri bakımından İkinci Yeni’yle yakınlıkları vardır.

1980 Sonrası Şiirin Önemli Temsilcileri

1. HAYDAR ERGÜLEN (1956 – …)
•Üç Çiçek dergisini çıkarmış, Şiiratı dergisinde emeği geçmiştir.
•Aşk, kardeşlik, yaşantılar, çocukluk gibi konuları çoğunlukla imgeli ve mecazlı bir dille işlemiştir.
•Alevi-Bektaşi şiir geleneğiyle birlikte Cemal Süreya ve Behçet Necatigil ile yakınlıklar kurmuştur.
•Eserleri:
•Şiir: Karşılığını Bulamamış Sorular, Sokak Prensesi, Kabareden Emekli Bir Kızkardeş, 40 Şiir Ve Bir.

2. HÜSEYİN ATLANSOY (1962 – …)
•Mistik metafizikçi yönü ağır basan bir şairdir.
•Metropol hayatını ve ilişkilerdeki hızlı değişimi, konuşma dilinin imkânlarından yararlanarak ironik bir biçimde işlemiştir.
•Eserleri:
•Şiir: İntihar İlacı, Balkon Çıkmazında Efendilik Tarihi, Şehir Konuşmaları, İlk Sözler, Su Burcu.
       9.    Cumhuriyet Döneminde Halk Şiiri

 IV. ÜNİTE: CUMHURİYET DÖNEMİNDE OLAY ÇEVRESİNDE OLUŞAN EDEBÎ METİNLER

       1.    Anlatmaya Bağlı Edebî Metinler (Hikâye-Roman)
Cumhuriyet’le birlikte halk kültürüne büyük önem verilmiş, halk müziği ve dili araştırmaları bilimsel bir kimlik kazanmıştır. Cumhuriyet döneminde de halkın duygu ve düşüncelerinin her zaman tercümanı olan halk şiiri örnekleri verilmiştir.


Cumhuriyet Dönemi Halk Şiirinin Özellikleri:
•Halk şairleri usta-çırak ilişkisi içinde yetişmeye devam etmişlerdir.
•Genel olarak saz eşliğinde şiir söyleme geleneğinin takipçisidirler.
•Saz çalma geleneğine uymayıp sadece şiir yazan şairler de vardır. (Abdurrahim Karakoç gibi)
•Bu dönem halk şairleri, şiirlerinde geleneksel konuların yanında güncel konuları da işlemişlerdir.
•19. yüzyıl halk şiirine göre Cumhuriyet dönemi halk şiirleri daha sade bir dille söylenmiştir.
•Divan şiiri etkisi ve Arapça-Farsça sözcüklerin kullanımı bu dönemde oldukça azalmıştır.

Cumhuriyet Dönemi Halk Şiirinin Önemli Temsilcileri:

1. ÂŞIK VEYSEL ŞATIROĞLU (1894 – 1973)

•Sivas’ın Şarkışla ilçesinde doğan şair, gözlerini küçük yaşlarda kaybetmiş ve öğrenim görememiştir.
•Şiirlerinde vatan, toprak sevgisi ve aşkı işlemiştir.
•Ahmet Kutsi Tecer tarafından keşfedilmiş, şiirlerini hece ölçüsüyle yazmıştır.
•“Kara Toprak”, “Uzun İnce Bir Yoldayım” gibi şiirleriyle oldukça sevilmiştir.
•Eseri:
•Şiir: Dostlar Beni Hatırlasın

2. ABDURRAHİM KARAKOÇ (1932 – 2012)

•Saz çalmamakla birlikte şiirlerini halk şiiri gelenekleri doğrultusunda yazmıştır.
•Politik taşlamalarıyla tanınan şair, “Mihriban” adlı şiiriyle geniş kesimler tarafından sevilmiştir.
•Eserleri:
•Şiir: Hasan’a Mektuplar, Haber Bülteni, Kan Yazısı, Vur Emri, Beşinci Mevsim
“Mihriban

Sarı saçlarına deli gönlümü
Bağlamışım, çözülmüyor Mihriban
Ayrılıktan zor belleme ölümü
Görmeyince sezilmiyor Mihriban

Yâr, deyince kalem elden düşüyor
Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor
Lambada titreyen alev üşüyor
Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban

Önce naz, sonra söz ve sonra hile
Sevilen seveni düşürür dile
Seneler asırlar değişse bile
Eski töre bozulmuyor Mihriban

Tabiplerde ilaç yoktur yarama
Aşk değince ötesini arama
Her nesnenin bir bitimi var ama
Aşka hudut çizilmiyor Mihriban

Boşa bağlanmamış bülbül gülüne
Kar koysan köz olur aşkın külüne
Şaştım kara bahtım tahammülüne
Taşa çalsam ezilmiyor Mihriban

Tarife sığmıyor aşkın anlamı
Ancak çeken bilir bu derdi, gamı
Bir kördüğüm baştan sona tamamı
Çözemedim çözülmüyor Mihriban”

Abdurrahim Karakoç

3. ÂŞIK MAHSUNİ ŞERİF (1940 – 2002)
•Halkın sıkıntılarını toplumcu bir bakış açısıyla anlatmış, güncel siyaseti konu alan politik şiirler ve taşlamalar yazmıştır.
•Şiirlerini saz eşliğinde söylemiştir.
•Eserleri:
•Şiir: İşte Gidiyorum Çeşm-i Siyahım, Bu Mezarda Bir Garip Var, Dom Dom Kurşunu, Yuh Yuh, Bizden Geriler

4. ÂŞIK MURAT ÇOBANOĞLU (1940 – 2005)
•Âşıklık geleneğinin bir parçası olan türkülü hikayeler anlatma konusunda oldukça başarılıdır.
•Kendi türkülerinin yanında usta malı türküleri de genç kuşaklara aktarmıştır.
•Eserleri:
•Şiir: Cumhuriyet Destanı, Öğretmen, Dertli Bülbül, Neyine Güvenemem Yalan Dünyanın, Yaradan

5. ÂŞIK ŞEREF TAŞLIOVA (1938 – …)
•Günümüz saz şiirinin önde gelen temsilcilerindendir.
•Şiirlerinde aşk, hasret, tabiat ve sosyal konuları işlemiştir.
•Eserleri:
•Şiir: Ben Bir Şeyda Bülbül, Güzel Görünür, Gönül Bahçesi

6. ÂŞIK FEYMANİ (1942 – …)
•Şiirlerinde tasavvufi deyişlere yer veren şair, atışma alanında büyük başarı göstermiştir.
•Çukurovalı âşıklar arasında büyük saygınlığı vardır.
•Eserleri:
•Şiir: Ahu Gözlüm, Barışmam, Anadolum, Mevlana, Elveda, Bugün Bayramdır
7.YAŞAR REYHANİ
8.ABDÜLVAHAP KOCAMAN
9.HİLMİ ŞAHBALLI

Cumhuriyet döneminde anlatmaya bağlı edebi metinler kaleme alan bazı önemli yazarlar şunlardır:
SAİT FAİK ABASIYANIK (1906 – 1954)
•Çağdaş öykücülüğün öncülerindendir.
•Hikâyelerinde “konu” ve “olay”dan çok “zaman”dan ve “insan yaşamı”ndan kesitler öne çıkar.
•Türk edebiyatında Çehov tarzı hikâyenin en önemli temsilcisidir.
•Genellikle gerçekçi olan yazarın bazı öykülerinde gerçeküstü ögeler öne çıkar.
•İstanbul, deniz, balık, yoksulluk, avare insanlar, doğa yaşama bağlılığın göstergesi olarak öykülerinde sıkça yer bulur.
•Hikâyelerini sade bir Türkçeyle yazmıştır.

Eserleri:
•Öykü: Semaver, Sarnıç, Mahalle Kahvesi, Tüneldeki Çocuk, Şahmerdan, Lüzumsuz Adam, Havada Bulut, Kumpanya, Alemdağ’da Var Bir Yılan, Son Kuşlar, Az Şekerli
•Roman: Medar-ı Maişet Motoru (Sonraki baskıda adı “Birtakım İnsanlar”), Kayıp Aranıyor
•Şiir: Şimdi Sevişme Vakti
•Röportaj: Mahkeme Kapısı

MEMDUH ŞEVKET ESENDAL (1883 – 1952)
•Durum (kesit, Çehov tarzı) öykücülüğünün ilk ustasıdır.
•Halkın içinden kişileri (memur, esnaf), onların önemsiz görünen davranışlarını konu edinmiştir.
•Halkı, iyi ve kötü yönleriyle, onları sevdirerek anlatmıştır.
•Sade, süssüz, kısa cümlelerle kurulmuş, yumuşak bir dili vardır.
•Toplumun çektiği sıkıntıları, sorunları abartmadan ve umutsuzluğa düşürmeden göz önüne sermiştir.
•“Haşmet Gülkokan” ve “Komiser” gibi hikâyeleriyle sevilmiştir.

Eserleri:
•Hikâye: Otlakçı, Mendil Altında, Temiz Sevgiler, Ev Ona Yakıştı
•Roman: Ayaşlı ve Kiracıları, Miras

HALİKARNAS BALIKÇISI (1886 – 1973)
•Asıl adı Cevat Şakir Kabaağaçlı’dır.
•Azra Erhat ve Sabahattin Eyüboğlu’yla birlikte topraklarımızda yeşermiş bütün kültürler, bizden önceki bütün uygarlıklar bizimdir, hemşerimizdir, anlayışıyla yola çıkan “Mavi Anadoluculuk” anlayışına bağlı Türk hümanistlerinden biridir.
•Eserlerinde denizi, deniz insanlarını, Bodrum’u, Ege Denizi’nin efsanelerini anlatmıştır.
•Üsluba ve tekniğe çok önem vermeyen yazarın, şiirsel, destanımsı ve coşkulu bir anlatımı vardır.
•Eski Yunan ve Anadolu uygarlıkları ve mitoloji birikimini de eserlerinde yansıtmıştır.

Eserleri:
•Öykü: Merhaba Akdeniz, Ege Kıyılarından, Yaşasın Deniz, Egenin Dibi, Gülen Ada, Gençlik Denizlerinde
•Roman: Aganta Burina Burinata, Ötelerin Çocuğu, Uluç Reis, Turgut Reis, Deniz Gurbetçileri
•Anı: Mavi Sürgün

MUSTAFA NECATİ SEPETÇİOGLU (1932 – 2006)
•Türk tarihini ve bugünkü toplumsal yapıyı anlatan eserler yazmıştır.
•Romanlarında Malazgirt Savaşı’ndan Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşuna kadarki Türk tarihini konu edinmiştir.
•İslamiyet öncesi Türk destanlarını “Yaratılış ve Türeyiş” adlı eseriyle günümüz diline çevirmiştir.
•Tiyatro türünde eserleri de vardır.

Eserleri:
•Roman: Kilit, Anahtar, Kapı, Konak, Çatı, Üçler Yediler Kırklar, Bu Atlı Geçide Gider, Karanlıkta Mum Işığı

BİLGE KARASU (1930 – 1995)
•Anlattığıyla, anlatımıyla özgün bir imzadır.
•Resimden, müzikten felsefeye, sinemaya uzanan geniş bir ilgi yelpazesi içinde bireyin sorunlarını sevgi, dostluk, yalnızlık odağında ele almıştır.
•Ben merkezli hikâyeler yazmıştır.

Eserleri:
•Öykü: Troya’da Ölüm Vardı, Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Göçmüş Kediler Bahçesi, Narla İncire Gazel

NEZİHE MERİÇ (1925 – 2009)
•Toplum içinde bile kendi iç yalnızlığını sürdüren genç kız ve kadınları başarıyla anlatmıştır.
•Çehov tarzı hikâyeye uygun eserler vermiştir.
•Öykü, tiyatro ve roman türlerinde eserler yazmıştır.

Eserleri:
•Öykü: Bozbulanık, Topal Koşma, Menekşeli Bilinç, Dumanaltı, Bir Kara Derin Kuyu, Yandırma, Gülün İçinde Bülbül Sesi Var, Çisenti

VÜS’AT ORHAN BENER (1922 – 2005)
•Vüs’at O. Bener, eserleri içinde daha çok özyaşamöyküsel nitelik taşıyan öyküleriyle bilinir.
•Bener, ham gerçekliği edebi bir temele oturtarak ele aldı. Gündelik olaylarla, bilinçaltında birikmiş yaşam parçalarını birleştirdi.
•Sürekli yeni anlatım biçimleri arayan yazar, bu yönüyle zaman zaman şematizme düşmekle, dış gerçekleri yanlış yerlere koymakla, hatta bozmakla eleştirildi.
•Bener’in eserlerinde ölüm izleği önemli bir yer tutar. Bunda yazarın genç yaşta doğum sırasında kaybettiği ilk eşi ve doğumdan sonra yaşatılamayan çocuğunun da etkisi vardır. Bu evlilikten sonra tekrar başından evlilikler geçmesine rağmen Vüs’at O. Bener’in çocuğu olmadı.
•Okurdan çaba isteyen, ayrıksı bir dili olan Bener’in kişilerinin gündelik hayatın ikiyüzlülüklerini dışa vuran bilinç akışlarını, Virgül dergisindeki yazısında, Orhan Koçak “iç konferans tekniği” olarak adlandırmıştır.
•Öykülerinin yanı sıra Vüs’at O. Bener’in şiirleri, kısa dizelerden oluşan, esprili, ironik ve şaşırtıcıdır.

Eserleri:
•Öykü: Dost, Yaşamasız, Siyah-Beyaz, Mızıkalı Yürüyüş, Kara Tren, Kapan
•Oyun: Ihlamur Ağacı, İpin Ucu
•Roman: Buzul Çağının Virüsü, Bay Muannit Sahtegi’nin Notları
•Şiir: Manzumeler

          o    Millî Edebiyat Zevk ve Anlayışını Sürdüren Eserler
Milli Edebiyat zevk ve anlayışını sürdüren eserlerin özellikleri şunlardır:
•Cumhuriyet’in ilk dönem ürünlerinde Milli Edebiyat zevk ve anlayışına uygun hikâye ve romanlar yazılmıştır.
•Cumhuriyet’le birlikte siyasi, ekonomik ve toplumsal hayattaki değişimler edebiyata da yansımış; Anadolu’ya açılma, Anadolu’yu görüp anlatma ve Anadolu insanını konu edinme öne çıkmıştır.
•Cumhuriyet döneminde Milli Edebiyat zevk ve anlayışını sürdüren hikâye ve romanlarla Milli Edebiyat dönemi roman ve hikâyeleri arasında; Anadolu coğrafyasını ve halkını anlatma bakımından bir ortaklık olmakla birlikte Atatürk ilke ve inkılâplarını konu edinme, savaş sonrası hayatı da anlatma bakımından farklılıklar söz konusudur.
•Roman ve hikâyelerde toplumsal ve kültürel farklılıklar, ülke ve toplum sorunları, Kurtuluş Savaşı, eski-yeni çatışması, köy ve kasaba insanının çelişkileri, tarihi konular, yanlış Batılılaşma konuları ağırlıkla işlenmiştir.
•Realizm akımından etkilenilmiş, Cumhuriyet döneminin hazırlayıcıları olan I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı konu edilmiştir.
•Atatürk ilke ve inkılâplarına uygun bir bakışla eserler yazılmış, yanlış Batılılaşma konusu ele alınmıştır.
•Batıl inançlar ve hurafeler eleştirilmiştir.
•Toplumsal faydayı esas alan eserler yazılmıştır.
•Doğu – Batı karşılaştırmaları yapılmıştır.
•Halkın sıkıntıları, aydın – halk çatışması konu edilmiştir.
•Milli Edebiyat zevk ve anlayışını sürdüren hikâyelerde Maupassant tarzının (olay hikâyesi) özellikleri görülür.

          o    Toplumcu Gerçekçi Eserler
Türk edebiyatında toplumcu gerçekçilik, 1930′lardan 1980′lere kadar özellikle roman alanında varlığını güçlü bir biçimde sürdürmüştür.

Toplumcu gerçekçi bakış doğrultusunda işçilerin, dar gelirlilerin dünyası, köydeki yaşam tarzı sunulmuş, köyden kente göçün ortaya koyduğu sorunlar, toplumcu dünya görüşüne uygun olarak sergilenmiştir.

1930′larda üretilen Anadolu insanının gerçeğini, toplumsal değişimle yaşanan sancıları anlatan öyküler ve romanlar, toplumcu gerçekçi edebiyatın kuruluşunun ilk örnekleri niteliğindedir.

Sabahattin Ali, özellikle Anadolu’ya yönelme ve ne anlattığı kadar nasıl anlattığına da önem veren nitelikli roman ve hikâyeleriyle toplumcu gerçekçilerin öncülerden biridir.

Toplumcu gerçekçi eser veren yazarların bir bölümü özellikle köy sorunlarına yönelmişlerdir.Tanzimat döneminde Nabizade Nazım’ın Karabibik kitabıyla başlayan köye yönelmenin ilk başarılı örnekleri Ebubekir Hazım Tepeyran’ın “Küçük Paşa” ve Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu adlı yapıtlarıyla Milli Edebiyat döneminde verilmiştir.

1950′li yıllarda Köy Enstitülü yazarların çabalarıyla köy olgusu romanlarda daha farklı bir şekilde ele alınmaya çalışılmıştır. Köy Enstitülerinde yetişen köy kökenli yazarlar konularını daha çok toprağa bağlı insanların hayatlarından alan eserler yazmışlardır. Anadolu köy ve kasabalarına yönelmişlerdir.

Mahmut Makal’ın 1950′de köy notlarını içeren “Bizim Köy” adlı kitabının yayımlanmasıyla, Fakir Baykurt ve Talip Apaydın gibi yazarların eserleriyle köye ve köy hayatına ilgi daha da artmıştır.

1960′lardan itibaren Fakir Baykurt, Kemal Bilbaşar, Yaşar Kemal gibi yazarlar köy – kasaba konularını işlemeyi sürdürürken Sabahattin Ali, Kemal Tahir, Orhan Kemal, Samim Kocagöz, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin gibi yazarlar bir süre sonra kent insanının ve büyük kentin sorunlarını da ele alan konulara yönelmişlerdir.


Toplumcu Gerçekçi Sanatçılar


SADRİ ERTEM (1900 – 1943)
•1930′lu yıllarda, konularını köylünün, işçinin, orta sınıfın sıkıntılarından alan romanlar yazmıştır.
•Sanatsal üsluba karakter ve duygu tahlillerine önem vermemiştir. Yani estetiği düşünmemiş; sadece ekonomik, sosyolojik, sınıfsal gerçekleri anlatmaya çalışmıştır.
•Eserleri:
•Roman: Çıkrıklar Durunca, Bir Varmış Bir Yokmuş, Düşkünler, Yol Arkadaşları
•Hikâye: Silindir Şapka Giyen Köylü, Bacayı indir Bacayı Kaldır, Korku, Bay Virgül, Bir Şehrin Ruhu


SABAHATTİN ALİ (1907 – 1948)
•Toplumcu gerçekçi bir sanatçıdır.
•Şiirler, hikâyeler, romanlar yazmış, çeviriler yapmıştır. Sabahattin Ali, 1930′lu yıllarda öyküye gerçekçi ve yeni bir soluk getirmiştir.
•Öykülerinde, tanımlamakta güçlük çektiğimiz kimi duyguları ustalıkla anlatmıştır.
•İnsanın zavallılığını ve gücünü aynı sarsılmaz üslupla, zaman zaman masalsı ve destansı bir biçimde yansıtmayı başarmıştır.
•Şiirlerini halk şiirinden esinlenerek yazmıştır. Romanlarında da insanın ruhuna ayna tutmuş ve gerçeğe bu aynadan bakmış, okurların gerçekliği daha derinden algılamasını sağlamıştır.
•Markopaşa adlı mizahi dergiyi çıkaranlar arasında (Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’la birlikte) yer almış, bu dergide başyazılar yayımlamıştır.
•Eserleri:
•Öykü: Değirmen, Kağnı, Ses, Yeni Dünya, Sırça Köşk
•Şiir: Dağlar ve Rüzgâr
•Roman: Kuyucaklı Yusuf, içimizdeki Şeytan, Kürk Mantolu Madonna


KEMAL TAHİR (1910 – 1973)

•Toplumcu gerçekçi bir romancıdır.
•Hapishane yaşamını, Kurtuluş Savaşı’nı, tarihi, köy yaşamını ve eşkıya hikâyelerini konu edindiği romanlarıyla tanınmıştır.
•Tasvire önem veren yazarın eserlerinde anlaşılır bir dili ve yalın bir anlatımı vardır.
•Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu anlattığı, Osmanlı toplumunun gelişim sürecinin Batı’dan farklı olduğunu ileri sürdüğü tezli romanı “Devlet Ana” romanıyla ve Kurtuluş Savaşı yıllarını konu edindiği “Yorgun Savaşçı” romanlarıyla tanınmıştır. “Yol Ayrımı” romanında da Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki çok partili hayata geçiş denemesini anlatmıştır. Bu romanları aynı zamanda tarihi roman türündedir.
•Ekonomik kaygıyla polisiye roman türünün önemli eseri olan Mayk Hammer’ın yerli versiyonlarını yazmıştır.
•Eserleri:
•Roman: Devlet Ana, Yorgun Savaşçı, Esir Şehrin İnsanları, Rahmet Yolları Kesti, Esir Şehrin Mahpusu, Bozkırdaki Çekirdek, Kurt Kanunu, Yol Ayrımı


AZİZ NESİN (1916 – 1995)
•Toplumcu gerçekçi bir yazardır.
•“Markopaşa” adlı mizahi hiciv dergisini çıkaranlar arasındadır.
•Dünyaca tanınmış mizahi öykü yazarıdır.
•Eserleri:
•Roman: Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Zübük
•Öykü: Toros Canavarı, Damda Deli Var, Fil Hamdi, Sizin Memlekette Eşek Yok Mu?


ORHAN KEMAL (1914 – 1973)
•Toplumcu gerçekçi bir yazardır.
•Gerçek adı “Mehmet Raşit Öğütçü” olan yazar daha çok öyküleriyle tanınır.
•Öyküleri dışında oyun, roman ve senaryolar da yazmıştır.
•Öykü ve roman kişilerini, günlük konuşma diliyle ve yerel sözcüklerle konuşturmadaki ustalığı dikkat çekmiştir.
•Çukurova’nın sanayileşmesini ve işçi sorunlarını, tarımın makineleşmesi ve ırgatların sıkıntılarını, mahpusları, bekçileri gardiyanları… konu edinmiştir.
•Eserleri:
•Öykü: Ekmek Kavgası, 72. Koğuş, Önce Ekmek, Mahalle Kavgası
•Roman: Baba Evi, Murtaza, Cemile, Bereketli Topraklar Üzerinde, Hanımın Çiftliği, Avare Yıllar, Gurbet Kuşları


YAŞAR KEMAL (1923 – )
•Toplumcu gerçekçi bir yazardır.
•Asıl adı Kemal Sadık Göğçeli’dir.
•Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan, Anadolu insanının ekonomik ve toplumsal sorunlarını dile getirdiği röportajları ile tanınmaya başlamıştır.
•1953-54′te Cumhuriyet’te tefrika edilen ilk romanı “İnce Memed” büyük ilgi uyandırmıştır. Türkiye’de tarımdan sanayileşmeye geçiş evresi olarak nitelenebilecek 1950′li yıllarda, Çukurova’nın geniş biçimde makineleşmeye açılması ve verimli topraklar üzerindeki ağalar arası rant savaşının kızışması, bunun yoksul Çukurova köylüsü üzerindeki sonuçları Yaşar Kemal’in romanlarının ilk evresinin ana temasını oluşturmuştur.
•Ağa baskısı karşısında dağa çıkan eşkıya “İnce Memed”le yazar, bir destan kahramanını anlatırken aynı zamanda toplumsal yapıdaki aksaklıkların da eleştirisini yapar.
•“Teneke”, Çukurova yöresindeki çeltik ağalarına karşı mücadele eden ve köylünün yanında yer alan genç ve idealist bir kaymakamın trajik öyküsünü işler, “aydının mücadele gücü”nü dile getirir. Daha sonra bu romanı iki perdelik oyun biçiminde sahneye uyarlamıştır.
•Halk öykücülüğünden yola çıkarak, sözlü gelenekte yaşayan Köroğlu, Karacaoğlan, Alageyik öykülerini “Üç Anadolu Efsanesi” adıyla yeniden kaleme almıştır.
•Yaşar Kemal 70′li yılların ortalarından itibaren yazarlığında yeni bir yönelimin ürünleri olarak nitelenebilecek ürünler vermeye başlar. “AI Gözüm Seyreyle Salih”, “Kuşlar da Gitti” ve “Deniz Küstü” romanlarında yazar ilk kez Çukurova dışına çıkarak kenti ve deniz insanını konu edinmiştir.
•Anadolu insanının sözlü anlatım geleneğinin ürünleri olan destanlardan, ağıtlardan, halk öykülerinden, masallardan, türkülerden ve çağdaş roman tekniklerinden yararlanarak vardığı bireşim ve üslup onu her bakımdan özgün bir çağdaş sanatçı kimliğine ulaştırmıştır.
•Kurduğu imge ve mit dünyası, benzetmeler, betimlemeler, doğanın tüm yönleriyle anlatımı, kullandığı dil, yerel sözcükler ve deyimler, atasözleri, yakarışlar, sövgüler onun anlatımını canlı ve etkileyici kılmıştır.
•Anlatımındaki özgünlük “düşle gerçeği, doğayla insanı iç içe” vermedeki başarısından kaynaklanmaktadır.
•Şiirsel üslubu ve olağanüstü düş gücüyle, modern romanla epik anlatım biçimlerini başarıyla bağdaştırması onu özgün ve güçlü kılmıştır.
•Eserlerinde kullandığı bölgesel sözler ve deyimlerle ilgili Ali Püsküllüoğlu tarafından Yaşar Kemal Sözlüğü adlı bir kitap yayımlanmıştır.
•Eserleri:
•Roman: İnce Memed, Teneke, “Dağın Öteki Yüzü” üçlemesi (“Orta Direk”, “Yer Demir Gök Bakır”, “Ölmez Otu”), “Akçasazın Ağaları” dizisi (“Demirciler Çarşısı Cinayeti”, “Yusufçuk Yusuf” ), “Hüyükteki Nar Ağacı”, “Kimsecik” üçlemesi (“Yağmurcuk Kuşu”, “Kale Kapısı”, “Kanın Sesi”), Ağrıdağı Efsnesi, Binboğalar Efsanesi, Çakırcalı Efe, Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca, AI Gözüm Seyreyle Salih, Kuşlar da Gitti, Deniz Küstü, “Bir Ada Hikâyesi” üçlemesi (“Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana”, Karıncanın Su içtiği”, “Tanyeri Horozları”),
•Hikâye: Sarı Sıcak
•Derleme: Ağıtlar, Üç Anadolu Efsanesi (Derleme – Özgün Anlatı)
•Röportaj: Bu Diyar Baştan Başa, Allah’ın Askerleri (Röportaj-Öykü)
•Deneme – Fıkra: Taş Çatlasa
•Folklor Denemeleri: Sarı Defterdekiler
•Antoloji: Gökyüzü Hep Mavi Kaldı (Sabahattin Eyüboğlu’yla birlikte yazmıştır.)
•Konuşma ve Yazıları: Ağacın Çürüğü, Zulmün Artsın, Baldaki Tuz, Ustadır Arı


NECATİ CUMALI (1921 – 2001)
•Şiir, hikâye, roman ve tiyatro türlerinde eserler vermiştir.
•Gözlemlerinden yola çıkarak toplumsal sorunları ele almıştır.
•Ege bölgesinin kırsal insanının yaşantısını anlatmıştır.
•Sinemaya da uyarlanmış olan “Susuz Yaz” adlı eserini hem tiyatro hem de hikâye biçiminde kaleme almıştır.
•Eserleri:
•Şiir: Kızılçullu Yolu, Harbe Gidenin Şarkıları
•Roman: Tütün Zamanı (Zeliş), Yağmurlar ve Topraklar, Viran Dağlar
•Hikâye: Ay Büyürken Uyuyamam, Dila Hanım
•Tiyatro: Susuz Yaz, Nalınlar, Boş Beşik, Ezik Otlar, Yeni Çıkan Şarkılar ya da Juliet


SAMİM KOCAGÖZ (1916 – 1993)
•Toplumcu gerçekçi sanat anlayışı doğrultusunda ürünler vermiştir.
•Hikâyelerin konularını yaşadığı Söke çevresinden ve Menderes vadisinin toprak sorunlarından almış, alışılmış teknik ve anlatıma bağlı kalarak sınıfsal çelişkileri, ekonomik nedenlerle değişen düzen ve dünya görüşlerini incelemiştir.
•Eserleri:
•Roman: İkinci Dünya, Bir Şehrin iki Kapısı, Yılan Hikâyesi, Onbinlerin Dönüşü, Kalpaklılar, Doludizgin, Bir Karış Toprak, Bir Çift Öküz, İzmir’in içinde, Tartışma, Mor Ötesi, Eski Toprak
•Hikâye: Telli Kavak, Sığınak, Sam Amca, Cihan Şoförü, Ahmet’in Kuzuları, Yolun Üstündeki Kaya, Yağmurdaki Kız, Alandaki Delikanlı, Gecenin Soluğu


KEMAL BİLBAŞAR (1910 – 1983)
•Konularını özellikle Batı Anadolu kasabalarından almıştır.
•İnançlar, gelenek ve töreler, hayat görüşleri, çıkar çatışmaları ve yerli renklerle beslenmiş olayları gelenekçi bir anlatışla işlemiştir.
•Refik Halit’le başlayan memleket hikâyeciliğini, eleştirel ve sert bir gerçekçilik içerisinde ele almıştır.
•“Cemo” romanıyla geniş kesimlerce tanınmış ve sevilmiştir.
•Eserleri:
•Roman: Cemo, Memo, Yeşil Gölge, Başka Olur Ağaların Düğünü
•Hikâye: Anadolu’dan Hikâyeler, Irgatların Öfkesi, Cevizli Bahçe


MAHMUT MAKAL (1933 – )
•Yazarlık hayatına yeni bir köy öğretmeni olarak Varlık dergisine gönderdiği köy mektupları ve notlarıyla başladı.
•Bu notların toplandığı “Bizim Köy” kitabı geniş bir ilgi uyandırdı; edebiyatımızda köy edebiyatı çığırını başlattı.
•Eserleri:
•Notlar (hikâyemsi izlenimler): Bizim Köy, Köyümden, Hayal ve Gerçek, Memleketin Sahipleri


TALİP APAYDIN (1926 – )
•İlk şiir ve hikâyeleri Köy Enstitüleri Dergisi’nde yayımlanmıştır.
•Köy gözlemlerini notlar halinde kaleme almıştır.
•Konularını köy ve kasaba olaylarından alan hikâye ve romanlar yazmıştır.
•Eserleri:
•Köy Notları: Bozkırda Günler
•Şiir: Susuzluk
•Hikâye: Ateş Düşünce, Öte Yakadaki Cennet, Koca Taş, O Güzel İnsanlar (çocuklar için), Yolun Kıyısındaki Adam, Duvar Yazıları, Kökten Ankaralı, Hendek Başı, Hem Uzak Hem Yakın
•Roman: Sarı Traktör, Yarbükü, Emmioğlu, Ortakçılar (Sonraki basımda Ortakçının Oğlu adıyla basılmıştır), Define, Köylüler, Tütün Yorgunu


FAKİR BAYKURT (1929 – 1999)
•Köy Enstitüsü çıkışlı yazarlardandır.
•Hikâye ve roman türlerinde eserler vermiştir.
•Özellikle Orta Anadolu bölgesini konu edinmiştir.
•İçinde doğup yetiştiği köylülerin hallerini anlatmaya çalışmıştır.
•İnsanları, okurları aydınlatmayı, daha ileriye taşımayı görev edinmiştir.
•Eserleri:
•Roman: Yılanların Öcü, Irazca’nın Dirliği, Onuncu Köy, Kaplumbağalar, Tırpan


DURSUN AKÇAM (1930 – 2003)
•Gazete ve dergilerdeki röportajlarıyla edebiyat dünyasına girmiştir.
•Kuzey Doğu Anadolu’nun köy ve kasaba hayatını, dertlerini sergileyen, etkili ve yalın eserler yazmıştır.
•Eserleri:
•Gözlemler ve Köy Notları: Analar ve Çocukları
•Anı – inceleme: Doğu’nun Çilesi
•Röportaj: Kan Çiçekleri
•Hikâye: Ölü Ekmeği, Taş Çorbası, Köyden indim Şehire, Haley
•Roman: Kanlı Dere’nin Kurtları


ABBAS SAYAR (1923 – 1999)
•Edebiyata şiirle başlayan yazar sonraları roman türündeki ürünleriyle edebiyatımızda tanınmıştır.
•Köy gerçekliğini döneminin köy edebiyatçılarından farklı olarak kendine has bir üslupla yansıtmıştır.
•Yozgatlı olan ve burada uzun yıllar yaşayan yazar, yapıtlarında genellikle Orta Anadolu’yu anlatmıştır.
•“Yılkı Atı” romanıyla geniş kesimlerce sevilmiştir. Yılkıya (başıboş) bırakılan bir atın doğadaki yaşam mücadelesini arka planda köy gerçekliğini, halkın yoksulluğunu da vererek anlatmıştır.
•Oldukça şiirsel, günlük konuşma dilinin deyimlerin zenginleştirdiği bir dil ve anlatımı vardır.
•Eserleri:
•Roman: Yılkı Atı, Çelo, Can Şenliği, Dik Bayır, Tarlabaşı Salkım Saçak, Anılarda Yumak Yumak
•Hikâye: Yorganımı Sıkı Sar
•Şiir: Gönül Sandalı
          o    Bireyin İç Dünyasını Esas Alan Eserler
Bireyin iç dünyasını esas alan eserlerin özellikleri şunlardır:
•Bireyin iç dünyasını esas alan yazarlar insan gerçekliğini farklı bir bakışla anlatmak, modern hayatın insan üzerindeki etkilerini tespit etmek için psikoloji, psikoanalitik (psikoanaliz) gibi bilimlerden ve dolayısıyla Freud’un görüşlerinden faydalanmışlardır.
•Yazarlar, bireyin iç dünyasını anlatmak için, düş analizi (bireyin gördüğü rüyayı içerik olarak çözümlemek) ve bilinç akışı (insanın zihninden geçirdiklerini, çağrışımları, sınır koymadan, doğrudan peş peşe anlatmak) yolarından yararlanmışlardır.
•Bireyin iç dünyasını esas alan eserlerde; bunalım, yabancılaşma, bireyin toplumla hesaplaşması, yalnızlık, sıkıntı, bilinçaltı, bireysel sorgulamalar, evrenin düzeni gibi konular ele alınır.
•Mekân, olay ve zaman bireyin iç dünyasını esas alan eserlerde birey üzerindeki etkisiyle birlikte verilirken, toplumcu gerçekçi eserlerde toplumun sorunlarını, sınıflar arasındaki farklılıkları vermek için bir araç olarak kullanılır.
•Bireyin iç dünyasını esas alan eserlerde çağrışımlara açık sanatsal bir üslupla ruh tahlillerine; toplumcu gerçekçi eserlerde halkın günlük konuşma diline, yerel söyleyişlere, açık ve sade bir anlatıma yer verilir.

Bireyin İç Dünyasını Esas Alan Sanatçılar

PEYAMİ SAFA (1889 – 1961)
•Psikolojik roman türünün usta ismidir.
•Roman tekniği oldukça gelişmiştir.
•Batılı olamayan ama Doğulu da kalamamış Türk toplumunu konu edinmiştir; bu konu Fatih – Harbiye romanında daha da öne çıkar.
•Dokuzuncu Hariciye Koğuşu hasta bir gencin psikolojisini anlattığı, yazarın otobiyografik romanıdır.
•Olaylardan çok psikolojik tahlillere önem vermiştir.
•Ekonomik nedenlerle Server Bedii takma adıyla Cingöz Recai adlı polisiye romanlar yazmıştır.
•“Kültür Haftası” adlı bir dergi çıkarmıştır.

Eserleri:
•Roman: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Matmazel Noraliya’nın Koltuğu, Bir Tereddüdün Romanı, Sözde Kızlar, Fatih-Harbiye, Yalnızız, Mahşer
•Deneme: Eğitim – Gençlik – Üniversite
•Makale: Sanat, Edebiyat, Tenkit

TARIK BUĞRA (1918 – 1994)

•Öykü, roman, deneme ve tiyatrolarıyla tanınır.
•Öykü ve romanlarında Türk toplumunun tarihine yönelmiştir.
•Psikolojik ögelere yer vermiştir.
•Maupassant tarzı hikâyeye uygun hikâyeler yazmıştır.
•Kurtuluş Savaşı yıllarını anlattığı Küçük Ağa ve Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu anlattığı “Osmancık” romanlarıyla tanınır.

Eserleri:
•Roman: Küçük Ağa, Küçük Ağa Ankara’da, Osmancık, Firavun İmanı, İbişin Rüyası
•Öykü: Yarın Diye Bir Şey Yoktur, Siyah Kehribar, Oğlumuz

MUSTAFA KUTLU (1947 – )
•Bireyin iç dünyasını esas alan bir hikâyecidir.
•Dergâh dergisini çıkarmaktadır.
•İlk dönemlerinde Sait Faik ve Sabahattin Ali etkisinde hikâyeler yazmıştır. Bir dönem “sosyal değişim” konulu hikâye kitapları yazdıktan sonra bireylerin içlerinde olup bitenlerin aksettirildiği, çocukluk, aşk, çevre, köy varoş hayatı… gibi konuları daha çok nostaljik bir tarzla işlediği uzun hikayeler yazmıştır.

Eserleri:
•Hikâye: Ortadaki Adam, Gönül İşi, Yokuşa Akan Sular, Yoksulluk içimizde, Ya Tahammül Ya Sefer, Bu Böyledir, Sır, Arka Kapak Yazıları, Hüzün ve Tesadüf, Uzun Hikâye, Mavi Kuş
•Deneme: Şehir Mektupları

SELİM İLERİ (1949 – )
•On dokuz yaşındayken yayımlanan “Cumartesi Yalnızlığı” adlı ilk öykü kitabıyla dikkatleri çekmiştir.
•Bireyin zengin iç dünyasını yansıtmaya öncelik veren öyküler yazmıştır.
•Eserlerinde modernist ögelere yer vermiştir.
•Romanlarında bireyler arasındaki iletişimsizliği, yakın tarihte yaşamış bazı tanınmış kişilerin yaşamlarını vb. işlemiştir.
•Deneme, inceleme, anı, senaryo, tiyatro, antoloji vb. alanlarda eserleri de vardır.

Eserleri:
•Hikâye: Cumartesi Yalnızlığı, Pastırma Yazı, Dostlukların Son Günü, Eski Defterlerde Solmuş Çiçekler, Son Yaz Akşamları, Bir Denizin Eteklerinde
•Roman: Destan Gönüller, Her Gece Bodrum, Cehennem Kraliçesi, Ölüm İlişkileri, Bir Akşam Alacası, Yalancı Şafak, Saz Caz Düğün Varyete, Yaşarken ve Ölürken, Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın, Kırık Deniz Kabukları, Yarın Yapayalnız
•İnceleme: Aşk-ı Memnu ya da Uzun Bir Kışın Siyah Günler, Kamelyasız Kadınlar
•Anı: Annem İçin, Anılar Issız ve Yağmurlu
•Antoloji: İlk Gençlik Çağına Öyküler (2 Cilt), Gençlere Türk Romanından Altın Sayfalar
•Tiyatro: “Cahide Sonku Ölüm ve Elmas”
          o    Modernizmi Esas Alan Eserler
Modernizm; bilimsel, siyasal, kültürel gelişmelerle ve sanayi devrimiyle birlikte hareketlenen büyük toplumsal değişime eşlik eden zihniyetin tamamı için kullanılabilen bir terimdir.

Sanat, mimari ve edebiyat alanında on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren adından söz ettirmeye başlayan akım, yirminci yüzyılın birinci yarısında etkili olmuştur.

Latincede “şimdi”yi ifade eden modern us kelimesinden türeyen modernizm ilk planda geçmişe karşı şimdiki zamanın yüceltilmesini ifade etmektedir.

Temelde dayandığı fikir, geleneksel sanatlar, edebiyat, toplumsal kuruluşlar ve günlük yaşamın artık zamanını doldurduğu ve bu yüzden bunların bir kenara bırakılıp yeni bir kültür icat edilmesi gerektiğidir.

Modernizmde geleneksel olanı günün anlayışına uydurma, geleneksel yapıyı ve anlatımı reddederek yeniyi ortaya çıkarma anlayışı vardır.

Modernist eserlerde toplumdaki değer çatışmaları, bireyin bunalımları, karmaşık ruh hali, yerleşik değerlere isyan, şiire özgü söyleyişlerden de yararlanarak, çağrışımlara açık bir biçimde sembollerle anlatılır.

Dil ve anlatımda geleneksel tekniklerin dışında arayışlara gidilir.

Modernizmi esas alan metinlerde alegorik anlatıma önem verilir.

Yazarlar insanı çevreleyen toplumsal dünyayı yalın bir biçimde anlatmaktan kaçınırlar.

Modernizmi esas alan hikâyelerde olay olmakla birlikte esas olan, olayın birey üzerindeki etkisini anlatmaktır.

Modernizmi esas alan eserlerde yalnızlık, toplumdan kaçış, geleneksel değerlere başkaldırı gibi konular işlenir.

Modernizmi esas alan eserlerle bireyin iç dünyasını esas alan eserler arasında insan psikolojisine yaklaşım bakımından yakınlıklar vardır.

Modernizmi esas alan eserler, varoluşçuluk akımından etkilenmiştir. Varoluşçuluğa göre, dünyadaki diğer varlıklardan farklı olarak önce var olan sonra ne olduğu belirlenen birey kendi özünü arar, kendisi olmaya çabalar, bu bakımdan birey yaşadığı toplumla da çatışma içindedir.

MODERNİZM VE POSTMODERNİZM

Modernizm Batı’da 20. yy’ın başında, postmodernizm ise 20. yy’ın ikinci yarısında ortaya çıkmıştır. Postmodernizm, modernizmin bir uzantısı olarak ortaya çıkmıştır.

Modernizm “şimdi, yeni başlayan” anlamındadır. Postmodernizm ise “modernizden sonra gelen, modern sonrası” anlamına gelir. Anlaşılacağı gibi postmodernizm, ana ilkelerini modernizmden almış, modern roman üzerinde yeşermiştir.

Modernist eserler, 19. yy’ın “Balzac romanları” olarak da ifade edilen gerçekçi-gelenekçi roman anlayışının ardından “deneysel biçimcilik” arayışıyla gelişim göstermiştir.

Türk edebiyatına doğal bir süreçle değil de Tanzimat döneminde kültürel değişimle Batı’dan çeviri ve taklitlerle giren geleneksel roman, 1970′lerden sonra yerini modernist ve postmodernist romanlara bırakmıştır. Bu bakımdan Türk edebiyatında modernizm ile postmodernizm aynı zamanda görülmüştür. Türk edebiyatında postmodernizm, modernist özelliklerden 1990′lı yıllardan itibaren arınmaya başlamıştır.

Modernizm, Türk edebiyatında Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar”ıyla (1972) görülür. Tutunamayanlar’ın ardından Yusuf Atılgan’ın “Anayurt Oteli”, Ferit Edgü’nün “Hakkâri’de Bir Mevsim”iyle modernist ilk ürünler 1970′lerde verilmeye başlanır. 1950′lerden günümüze ise Latife Tekin (Sevgili Arsız Ölüm), Nazlı Eray (Ay Falcısı), Bilge Karasu (Gece), Orhan Pamuk (Kara Kitap, Yeni Hayat) eserleriyle modernist edebiyatın öncülüğünü yaparlar. Ayrıca Adalet Ağaoğlu, Peride Celal, Erhan Bener, Ahmet Altan, Selim ileri, Nedim Gürsel, Ayla Kutlu modernist ögelere ağırlık verirler.

Hilmi Yavuz’un “Fehmi K’nın Acayip Serüvenleri”, Pınar Kür’ün “Bir Cinayet Romanı”, Hasan Ali Toptaş’ın “Bin Hüzünlü Haz, Gölgesizler”, Metin Kaçan’ın “Ağır Roman, Fındık Sekiz”, ihsan Oktay Anar’ın “Puslu Kıtalar Atlası, Kitabü’l Hiyeradlı romanları ise Türk edebiyatında postmo­dernist edebiyatın en önemli ürünleridir.

Postmodern romanlar türlere ayrılır: Üst kurmaca romanlar, bilimkurgu romanları, fantastik romanlar, büyülü gerçekçilik romanları… Postmodernist anlatımda iki tür yaklaşım vardır. Birincisi, “seçkinci/elitist” eğilimdir ki seçkin okur için yazılan metinleri kapsar. ikincisi “Sıradan” okura hitap eden “popülist” eğilimdir. Örneğin, Murathan Mungan’ın “Üç Aynalı Kırk Oda” adlı metni popülist; Hasan Ali Toptaş’ın “Bin Hüzünlü Haz” adlı anlatısı popülizme hiç yer vermeyen seçkinci bir yapıttır.

Postmodernist Anlatıların Özellikleri:

Geleneksel (klasik) romanlardaki klasik olay kurgusuna karşın postmodern romanlarda kurgulanmış bir “olay” yoktur.

Postmodernist anlatılarda amaç, olay anlatmak değil, olayın yarattığı izlenimleri, duyguları anlatmaktır ki bu da “karamsarlık, yalnızlık, bunalım, gerçek arayışı” gibi duyguların ifadesidir.

Geleneksel (klasik) romanlardaki dün-bugün-yarın şeklindeki kronolojik/akıp giden zamana karşın postmodern romanlarda kronolojik bir olay veya anlatım olmadığından, zaman da akışkan değil durağandır; postmodern romanlarda yaşanan “an”lar vardır. Yazar, duruma göre zamanda geriye dönüş (yaşanılanı kesintiye uğratıp geçmişe bir parantez açmak) veya zamanda atlama gibi karışık zaman dilimlerini anlatır.

Postmodern romanlarda, geleneksel romanlarda bulunan neden-sonuç veya başı-sonu sıralaması yoktur.

Geleneksel romanlardaki ilahı anlatıcı, postmodern eserlerde konumdan konuma geçer. Yani bir eserde ilahi, I. tekil, III. tekil bakış açıları iç içe kullanılır.

Postmodern metnin tek/doğru ve mutlak bir yorumu yoktur, okur sayısı kadar yorumu vardır. Aynı şekilde metin birden fazla sonla bitirilebilir.

Metinler, okurun “yaratıcı” olmasını gerektiren bir okuma gerektirir. Geleneksel romanlardaki yazar-metin-kahraman üçlüsünün yerine postmodern romanlarda “okur” önemlidir.

Postmodern metinlerde yazar, anlatımın bir kurmaca olduğunu okura hissettirir; genellikle okurla konuşur ve anlatının bir hayal ürünü olduğunu vurgular, metni yazma serüvenini olmadık yerde anlatarak metni nasıl kurguladığını okurla paylaşır. Bu anlatım tekniğine, postmodern metinlerde vazgeçilmez olarak kullanılan “üstkurmaca” denir ki kurgunun serüveni olan postmodern metinlerde amaç, “roman yazmak değil roman kurmak”tır.

Postmodernist anlayış, “Dünya ne anlamlıdır ne de anlamsız, vardır o kadar.” (Alain Robbe Grillet) sözüyle özetlenebilir. Yazarlar, anlamsız yaşama anlam katılamayacağına inandıklarından eserlerde estetik bütünlüğü kaldırmak için çeşitli türlerde metin parçalarını bir araya getirirler. Örneğin, bir romanda hem şiir hem günlük hem makale hem masal gibi türler kullanılır veya ansiklopedi maddesi, reklam yazısı gibi parçalar alıntılanır. Böylelikle türler iç içe geçer, geleneksel roman estetiğinden uzaklaşılır, yapıt artık roman değil, tanımlanamaz bir “anlatı” veya “metin” olur.

Kimi zaman kolaj/montaj tekniğinden yararlanılır: Romandan bağımsız, gerçek bir eserden örneğin denemeden alıntı yapılır kimi kez de bir öykü, mektup, masal, anı gibi metin adaları üst üste yığılarak metnin bütünlüğü dıştan bozularak roman kurgusu karmaşıklaştırılır.

Postmodern romanlarda roman kişileri, başka romanların kahramanlarıyla konuşturulur veya kurgu içinde başka eserlere göndermeler yapılır. Buna “metinlerarasılık” denir.

Postmodern romanlarda, kimi zaman başka türlerin “üslubu” taklit edilir (pastiş). Örneğin Latife Tekin, Sevgili Arsız Ölüm’de destan, halk hikâyesi, masal gibi sözlü edebiyat ürünlerinin üslubunu örneksemiştir. Kimi zaman belli bir metnin “konusu” taklit edilir/örneksenir (parodi). Örneğin Orhan Pamuk, “Benim Adım Kırmızı” romanında daha adından itibaren Umberto Eco’nun “Gülün Adı” romanını örneksemiştir.

Modernizmi Esas Alan Sanatçılar

YUSUF ATILGAN (1921 – 1989)
•Modern Türk edebiyatının önde gelen ustalarındandır.
•Aylak Adam ve Anayurt Oteli adlı romanlarında psikolojik yabancılaşma ve yalnızlık temasını başarıyla işleyen bir yazar olarak tanınmıştır.
•“Aylak Adam” romanındaki “C”, “Anayurt Oteli”ndeki “Zebercet” gibi unutulmaz karakterler yaratmıştır.

Eserleri:
•Roman: Aylak Adam, Anayurt Oteli, Canistan
•Öykü: Eylemci, Bütün Öyküleri
•Çocuk Kitabı: Ekmek Elden Süt Memeden

OĞUZ ATAY (1934 – 1977)
•Oğuz Atay, hem söyledikleriyle hem de söyleyiş biçimlerindeki yeniliklerle modern edebiyatın öncü isimlerinden olmuştur.
•Toplum kurallarıyla çatışma içinde olan aydınların iç dünyalarını mizahın gücünden, modern ve postmodern anlatım tekniklerinden ustaca yararlanarak anlatmıştır.
•1970 yılında TRT’nin açtığı bir yarışmada “Tutunamayanlar” adlı romanı başarı ödülü almıştır.
•“Bir Bilim Adamının Romanı”, yazarın kendi hocası olan Mutafa İnan’ın hayatını anlattığı biyografik bir romandır.

Eserleri:
•Roman: Tutunamayanlar, Tehlikeli Oyunlar, Bir Bilim Adamının Romanı, Eylembilim
•Öykü: Korkuyu Beklerken
•Tiyatro: Oyunlarla Yaşayanlar
•Günlük: Günlük

RASİM ÖZDENÖREN (1940 – )
•Bireyin yalnızlığını, yabancılaşmasını, kuşak çatışmasını, modemlik, gelenek gibi sorunları, değerlerinden koparılmış ve modern kentlerin varoşlarında kıstırılmış bireyin veya ailenin acılarını yerli-İslami bir duyarlılık ve bakış açısıyla öykülerine taşımıştır.
•Hikâyelerinde varoluşçu felsefeden izler görülür, bireyin bilinçaltına iner, ruhsal çözümlemelerde bulunur.
•Hikâyeleri dışında denemeleri de vardır.

Eserleri:
•Hikâye: Hastalar ve Işıklar, Çözülme, Çok Sesli Bir Ölüm, Çarpışmalar, İmkânsız Öyküler

ORHAN PAMUK (1952 – )
•Modern ve postmodern anlatım tekniklerinden yararlanmış bir yazardır.
•2006′da Nobel Edebiyat Ödülü’nü almıştır.
•İstanbullu, zengin ve Orhan Pamuk gibi Nişantaşı’nda yaşayan bir ailenin üç kuşaklık hikâyesi olan “Cevdet Bey ve Oğulları” ilk romanıdır. Üç kardeşin babaannelerini ziyaret etmek üzere gittikleri İstanbul yakınlarındaki Cennethisar kasabasında geçirdikleri bir haftayı anlattığı “Sessiz Ev” adlı romanının ardından yazdığı Venedikli bir köle ile bir Osmanlı âlimi arasındaki gerilimi ve dostluğu anlatan romanı “Beyaz Kale”, pek çok dile çevrilmiştir.
•“Kara Kitap” romanında İstanbul’un sokaklarını, geçmişini, kimyasını ve dokusunu, kayıp karısını arayan bir avukat aracılığıyla anlatmıştır. Kara Kitap, geçmişten ve bugünden aynı heyecanla söz edebilen bir yazar olarak Orhan Pamuk’un ününü genişletmiştir. “Yeni Hayat” adlı şiirsel romanında esrarengiz bir kitaptan etkilenen üniversiteli bir genci hikâye etmiştir.
•“Benim Adım Kırmızı” romanında Osmanlı ve İran nakkaşlarını, Batı dışındaki dünyanın görme ve resmetme biçimlerini bir aşk ve aile romanının entrikasıyla hikâye ederek anlatmıştır. “İlk ve son siyasi romanım” dediği “Kar” adlı kitabını 2002′de yayımlayan yazarın 2003′te yayımladığı “İstanbul”, yazarın hem yirmi iki yaşına kadar olan hatıralarını aktardığı bir hatıra kitabı, hem de kendi kişisel albümüyle, Batılı ressamların ve yerli fotoğrafçıların eserleriyle zenginleştirilmiş, İstanbul üzerine bir denemedir.
•“Öteki Renkler” kitabında, söyleşi, hikâye ve denemeleri bir araya getirilmiştir. Nobel Edebiyat Ödülü konuşmasını ve diğer konuşmalarını “Babamın Bavulu” adlı kitapta bir araya getirmiştir. Son kitabı “Masumiyet Müzesi” bir aşk romanıdır.

Eserleri:
•Roman: Cevdet Bey ve Oğulları, Sessiz Ev, Beyaz Kale, Kara Kitap, Yeni Hayat, Benim Adım Kırmızı, Kar, Masumiyet Müzesi
•Söyleşi – Hikâye – Deneme: Öteki Renkler
•Anı – Deneme: İstanbul
       2.    Göstermeye Bağlı Edebî Metinler (Tiyatro Metinleri veya Drama Metinleri)
Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında tiyatronun özellikleri şunlardır:
•Cumhuriyet döneminde Tiyatro, yeni Cumhuriyet’in ilkelerini halka aktarmada bir araç olarak hızla yaygınlaşmaya başlamıştır.
•Bu dönemde çocuk tiyatrosu çalışmaları yapılmış, kadınlar sahnede daha çok yer almaya başlamış, devlet konservatuarı açılmıştır.
•Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında; değişen yaşam tarzının sonucunda yaşanan aile dramları, değer çatışmaları, köy gerçekliği, gelenekler, köyden kente göçün yarattığı problemler, toplumsal ve ekonomik adaletsizlikler, Osmanlı tarihindeki önemli olaylar ve kişiler konu olarak ele alınmıştır.
•Sade, açık bir dille nazım nesir karışık olarak tiyatrolar yazılmıştır.
•Geleneksel tiyatroyla (karagöz, orta oyunu vs.) modern tiyatronun özelliklerinin bir arada görüldüğü eserler ortaya konmuştur.
•Bireysel duygu ve düşünceler de sosyal kurumlardaki değişimler de tiyatrolarda sahnelenmiştir.
•Cumhuriyet dönemindeki ilke ve inkılâpların sonucunda akılcı ve bilimin öne çıktığı eserler yazılmıştır.
•Bu dönemde epik ve absürt tiyatro çeşitlerinden yararlanılmıştır.

Cumhuriyet Döneminde Tiyatro Yazarları

HALDUN TANER (1916 – 1986)
•Öykü ve oyun yazarıdır.
•Eserlerinde çağının sorunlarını ortaya koymuş, eser kişilerinden hareketle çözümler de sunmuştur.
•Epik tiyatronun, kabare tiyatrosunun bizdeki öncüsüdür.

Eserleri:
•Öykü: Yaşasın Demokrasi, Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu, On İkiye Bir Var, Sancho’nun Sabah Yürüyüşü, Ayışığında Çalışkur, Konçinalar, Yalıda Sabah
•Tiyatro: Günün Adamı, Dışarıdakiler, Huzur Çıkmazı, Keşanlı Ali Destanı, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, Fazilet Eczanesi, Zilli Zarife
•Portre / Anı: Ölür İse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil

TURAN OFLAZOGLU (1932 – )
•Tiyatro yazarıdır.
•Oyunlarının konusunu, köyden ve Türk tarihinden almıştır.

Eserleri:
•Tiyatro: IV. Murat, Deli İbrahim, Genç Osman, Kösem Sultan, Bizans Düştü, Sokrates Savunuyor

RECEP BİLGİNER (1922 – 2005)
•Şiirleri de olmasına karşın tiyatrocu olarak tanınmıştır.
•Oyunlarında toplumsal konuları işlemiştir.

Eserleri:
•Tiyatro: İsyancılar, Sarı Naciye, Yunus Emre, Parkta Bir Sonbahar Günüydü, Mevlana, Ben Kimim, Karım ve Kızım

REFİK ERDURAN (1928 – )
•Tiyatro eserleriyle tanınmıştır.
•Tiyatro eleştirisi, fıkra, roman türünde de eserler vermiştir.

Eserleri:
•Tiyatro: Cengiz Han’ın Bisikleti, Karayar Köprüsü, Bunu Yapan İki Kişi, Canavar Cafer

TURGUT ÖZAKMAN (1930 – )
•Tiyatro, roman, araştırma inceleme gibi alanlarda eserler vermiştir.
•Eserlerinde çoğunlukla Türk tarihinin çeşitli evrelerini ele almıştır.

Eserleri:
•Tiyatro: Pembe Evin Kaderi, Ben Mimar Sinan, Ah Şu Gençler
•Roman: Şu Çılgın Türkler, Diriliş-Çanakkale 1915

ORHAN ASENA (1922 – 2001)
•Edebiyata şiirle başlamış, tiyatro yazarı olarak tanınmıştır.
•Gılgamış Destanı’ndan esinlenerek yazdığı “Tanrılar ve İnsanlar” oyunuyla ünlenmiştir.
•Tarihten aldığı olayları ve topluma mal olmuş kişileri konu edinmiştir.

Eserleri:
•Tiyatro: Tohum ve Toprak, Hürrem Sultan, Tanrılar ve İnsanlar, Fadik Kız, Atçalı Kel Mehmet, Karacaoğlan, Ölü Kentin Nabzı
       3.    Cumhuriyet Dönemi Edebiyatının Genel Özellikleri
Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatının genel özellikleri şunlardır:
•Yazı diliyle konuşma dili arasındaki fark ortadan kalkmış, dildeki sadeleşme çalışmaları sürmüştür.
•Edebiyatımız bu dönemde toplumcu bir karakter kazanmış, gerçekçi bir anlayış hedeflenmiştir.
•Aruz ölçüsünün yerini hece ölçüsü almış, şiirlerde de günlük konuşma dili kullanılmıştır. Şiirin biçimce daha da serbestleşmesi sağlanmıştır.
•Şiir, roman, hikâye, tiyatro ve öğretici metin türlerinde önemli gelişmeler olmuştur.
•Cumhuriyetin kuruluşuyla 1940 (İkinci Dünya Savaşı) yılları arasında eser veren şair ve yazarlar genellikle daha önceki Milli Edebiyat akımının etkisinde tam anlamıyla ‘yerli’ ve ‘halka doğru’; veya Batı’nın, özellikle Fransız edebiyatının etkisinde kişisel yollarında yürümüşlerdir.
•Cumhuriyet edebiyatının temelinde İstiklal Savaşı ve Atatürk devrimleri vardır. Şiirler, romanlar, hikâyeler bu iki konu ile doğrudan ya da dolaylı olarak bağlantılıdır. Milli duygu ve heyecan geliştirmeye yönelik bu çabalar Milli edebiyatın bir devamı niteliğindedir.
•Milli edebiyatla başlayan halka inme, Anadolu’yu tanıma çabası bu dönemin edebiyatında ana ilkelerden olmuş, Türk halkının her kesimi edebiyata girmiştir. Artık edebiyat İstanbul’un sınırlarını tamamen aşmıştır.
•Yeni kurulan devlet ile yapılan bazı devrimleri halka tanıtmak ve benimsetmek görevi Cumhuriyet dönemi sanatçılarına düşmüştü. Sanatçı, siyaset ile halk arasında bir köprü olmuş, devrimleri yorumlamış, açıklamış ve savunmuştur.
•Yeni dil ve eski dil tartışmaları Cumhuriyet ile noktalanmış, siyasi güç, olayı tekeline almış ve Türk Dil Kurumu’nu kurarak dilde geri dönülmez bir yenileşmeye yoluna gidilmiştir. Ancak bazen çok aşırıya gidilerek halkın anlayamadığı kelimeler dile konularak Türkçe yabancı bir dil haline gelmiştir.
•Cumhuriyet’ten önce sadece sempati duyulan Türk Halk sanatları ve folkloru ön plana alınmış, öncekilerin küçümsediği Karacaoğlan’ın, Yunus’un tarzı örnek alınmıştır. Artık harf benzerliği de kurulan Batı edebiyatı daha yakından takip edilmiştir. Türk edebiyatı, batı edebiyatının yeniliklerini, akımlarını uygulamaya başlamıştır.
          o    Cumhuriyet Döneminin Diğer Sanatçıları
ZEYYAT SELİMOĞLU (1922-2000)
•Hikâyelerinde denizcileri anlatır.
•Deniz yaşantısını yerli renkleriyle verir. Özellikle Karadeniz balıkçılarının yaşamını dile getirir.
•Yerel ağız ve şivelere de aşırıya kaçmamakla birlikte eserlerinde yer verir.
•Hikâye: Kavganın Sonu ve Başı, Direğin Tepesinde Bir Adam, Koca Denizde İki Nokta, Karaya Vurdu Deniz, Deprem (Uzun Hikâye), Soyunanlar, Çiçekli Dağ Sokağı, Gemi Adamları, Bir Şarkı Gibiydi, Aramızdaydı O Gün, Denizlerin İstanbul, Derin Dondurucu için Öykü, Bahar Yorgunluğu
•Roman: Tutkunun Köşeleri
•Çocuk kitapları: Yavru Kayık, Martılar Adası, Uyumsuz Nuri

NİHAT SIRRI ÖRİK (1894-1960)
•Hikâye ve romanlarında yaşadığı dönemden çok çocukluk yıllarının, geçmişin izlerini yansıtır.
•Aynı şekilde geçmiş dönemin siyasi hayatını işleyen romanlar da yazmıştır.
•Roman: Sultan Hamit Düşerken, Eve Düşen Yıldırım, Kıskanmak
•Öykü: Kırmızı ve Siyah, Sanatkârlar, Eski Resimler
•Oyun: Muharrir, Alın Yazısı, Sönmeyen Ateş

SELAHATTİN ENİS (1892-1942)
•Hikâye ve romanlarında natüralizme bağlı kalmıştır.
•Yapıtlarında yüksek sınıfın hayatını eleştirmiş, zina ve fuhuşu işlemiştir.
•Dili özensizdir.
•Roman: Zaniler, Cehennem Yolcuları, Sara
•Öykü: Bataklık Çiçeği

OSMAN CEMAL KAYGILI (1890-1945)
•Halk folkloru ve edebiyatı geleneğinden yararlanmış, İstanbul’un özellikle geleneği yaşatan kenar semtlerini anlatmıştır.
•Ahmet Mithat ve Hüseyin Rahmi geleneğini devam etmiştir. Mizah yazarlığıyla tanınmıştır.
•Roman: Çingeneler, Aygır Fatma, Bekri Mustafa
•Öykü: Bir Kış Gecesi, Çuvala Şeyhinin Halefi, Altın Babası, Eşkıya Güzeli, Çingene Kavgası, Gonca’nın İntiharı, Tekin Olmayan Kedi

ESAT MAHMUT KARAKURT (1902-1972)
•Romanlarında daha çok ulusal duyguları ya da kahramanlık duygularını güçlendirmeye çalışmıştır.
•Dünya Savaşı ve Milli Mücadele’yi de işlemiştir. Romanlarının çoğunda Türk askerinin gücünü ve kahramanlığını duyurmak ister.
•Kadın ve erkek bütün kişilere aynı ölçüde davranır.
•Roman: Vahşi Bir Kız Sevdim, Çölde Bir İstanbul Kızı, Dağları Bekleyen Kız, Allaha Ismarladık, Ölünceye Kadar, Son Gece, Kadın Severse, İlk ve Son, Kocamı Aldatacağım, Sokaktan Gelen Kadın, Ankara Ekspresi, Bir Kadın Kayboldu, Ömrümün Tek Gecesi, Erikler Çiçek Açtı, Son Tren, Kadın İsterse

KERİME NADİR (1917-1984)
•Romanlarının sayısı otuz beşi geçer.
•Gerçeklik akımına katılmadan romantik aşkı işlemiştir.
•İstanbul dışını tanımadığı için bütün romanları İstanbul’da geçer.
•Aşkla birlikte yalnızlık, kıskançlık, bunalım gibi konuları da işlemiştir. Genç kızlar, olgun erkekler, kıskanç kadın ve erkekler onun romanlarındaki önemli öğelerdir.
•Roman: Yeşil Işıklar, Sonbahar, Kalp Ağrısı, Gönül Hırsızı, Hıçkırık, Samanyolu, Seven Ne Yapmaz, Solan Ümit, Aşka Tövbe, Aşk Rüyası, Kahkaha, Balayı

AHMET ÜMİT (1960-…)
•Polisiye roman yazarıdır.
•Roman: Sokağın Zulası, Çıplak Ayaklıydı Gece, Bir Ses Böler Geceyi, Sis ve Gece, Agatha’nın Anahtarı, Kar Kokusu, Patasana, Şeytan Ayrıntıda Gizlidir, Kukla, Beyoğlu Rapsodisi, Aşk Köpekliktir, Başkomser Nevzat, Çiçekçinin Ölümü, Kavim, Ninatta’nın Bileziği, Olmayan Ülke, Bab-ı Esrar, İstanbul Hatırası
•Deneme: İnsan Ruhunun Haritası

AHMET ALTAN (1950-…)
•Romanlarında hayattan alınmış dolayısıyla gerçekmiş izlenimi veren, inandırıcı olay ve kahramanlar yerine doğal olmayan olay ve kahramanlar vardır.
•Roman: Dört Mevsim Sonbahar, Sudaki İz, Yalnızlığın Özel Tarihi, Kılıç Yarası Gibi, İsyan Günlerinde Aşk, Aldatmak, Tehlikeli Masallar
•Deneme: Kristal Denizaltı, Gece yarısı Şarkıları, İçimizde Bir Yer, Karanlıkta Sabah Kuşları

BEKİR YILDIZ (1933-1998)        
•Konusunu Güneydoğu Anadolu’dan ve orada yaşayan insanlardan, Almanya’da yaşayan Türklerin hayatlarından alır.
•Hikâye: Kara Vagon, Kaçakçı Sahan, Sahipsizler, Evlilik Şirketi, Beyaz Türkü, Alman Ekmeği, Dünyadan Bir Atlı Geçti, İnsan Postası, Demir Bebek, Mahşerin İnsanları, Bozkır Gelini.
•Roman: Halkalı Köle, Aile Savaşları
•Röportaj: Harran, Yaman Göç
•Çocuk Kitabı: Şahinler Vadisi, Canlı Tabanca, Arılar Ordusu, Kör Güvercin

MUSTAFA NECATİ SEPETÇİOĞLU (1932-2006)
•Romanlarıyla Türklerin Anadolu’ya girişi ve burada devlet kuruşlarını, Selçuklu ve Osmanlı devrinin hikâyesini anlatmıştır.
•Türk tarihi romancılığında özgün bir yol izlemiştir.
•Ahmet Yesevi dervişlerinin Anadolu’yu Türkleştirmesi ve İslamlaştırmasını ele almıştır.
•Tasvirleri, ruh tahlilleri, tarih içinde dilin gelişimini hissettiren üslubu ile romancılığımızda bir merhale sayılır.
•Çanakkale ile ilgili üç romanı vardır.
•Roman: Kilit, Anahtar, Kapı, Konak, Çatı, Üçler- Yediler-Kırklar, Bu Atlı Geçide Gider, Cevahir ile Sadık Çavuş’un Buğday Kamyonu, Karanlıkta Mum Işığı, Darağacı, Ebemkuşağı, Geçitteki Ülke Ve Çanakkale I / Geldiler ve Çanakkale II / Gördüler ve Çanakkale III / Döndüler
•Hikâye: Menevşeler Ölmemeli, Bir Büyülü Dünya Ki
•Oyun: Büyük Otmarlar, Çardaklı Bakıcı Köprü, Son Bloklar, Her Bizans’a Bir Fatih

TARIK DURSUN K. (1931-…)
•Roman ve öyküleriyle tanınmıştır.
•Konularını önce gençlik serüvenlerinden, zamanla fabrika, yapı ve deniz işçilerinin, esnaf ve küçük memur sınıfının hayat savaşlarından almış ve bu hayat kesitlerini şiirli bir dil ve yoğun bir duyarlılıkla işlemiştir.
•Sayısı onu geçen çocuk kitabı yazmıştır.
•Hikâye: Hasangiller, Vezir Düşü, Güzel Avrat Otu, Sevmek Diye Bir Şey, Yabanın Adamları, 36 Kasım Tekmili Birden, Bağrıyanık Ömer ile Güzel Zeynep, Bahriyeli Çocuk, İmbatla Dol Kalbim, Ona Sevdiğini Söyle, Ömrüm Ömrüm, Aşk Allahaısmarladık, Yaz Öpüşleri
•Roman: Rıza Bey Aile-Evi, İnsan Kurdu, Sabah Olmasın, Denizin Kanı, Kopuk Takımı, Gün Döndü, Kayabaşı Uygarlığın Yükselişi ve Birdenbire Çöküşü, Alçaktan Uçan Güvercin, Kurşun Ata Ata Biter, iyi Geceler Dünya, Ağaçlar Gibi Ayakta

BEKİR SITKI KUNT (1905-1959)
•Hikâye yazarıdır. Halktan küçük insanların sorunlarını; bunlara neden olan haksızlıkları; eleştiri ve yergiye de yer vererek dile getirmeye çalışmış bir yazardır.
•Gözlemlerden yararlanmıştır, daha çok kişilerin betimlemeleriyle ruhsal çözümlemelerine başvurmuştur.
•Hikâye: Memleket Hikâyeleri, Talkınla Salkım, Herkes Kendi Hayatını Yaşar, Yataklı Vagon Yolcusu, Ayrı Dünya, Yeni Hikâyeler

MAHMUT YESARİ (1895-1945)
•Kelimenin tam anlamıyla popüler bir yazardır. Romanlarının belkemiği olaylardır. Her seviyede okuyucuya seslenir. Sanat kaygısı yoktur.
•Roman: Çoban Yıldızı, Çulluk, Pervin Abla, Ak Saçlı Kız, Tipi Dindi, Bağrıyanık Ömer, Su Sinekleri, Ölü-nün Gözleri, Aşk Yarışı, Yakut Yüzük, Bir Kadın Geçti, Kanlı Sır, Gece Yürüyüşü
•Öyküsel röportajlar: Yakacık Mektupları
•Oyun: Ayrı Oda, Çürük Merdiven, Sancağın Şerefi, Soyulan Hırsız, Tablo, Asri Hülyalar, Antika Tablo

ERDAL ÖZ (1935-2006)
•Baskı karşısında bireylerin yalnızlığını, direncini, umudunu etkin bir duyarlılıkla işledi.
•Roman: Odalarda, Yaralısın
•Öykü: Havada Kar Sesi Var, Yorgunlar, Cam Kırıkları,
•Gezi: Allı Turnam
•Anı: Gülünün Solduğu Akşam, Defterimde Kuş Sesleri

ERCÜMENT EKREM TALU (1888-1956)
•R.Mahmut Ekrem’in oğludur.
•Popüler yazarlardandır.
•Yanlış batılılaşma, karaborsacılar, eski İstanbul yaşayışını ele almıştır.
•Yaygın şöhretini ‘Meşhedi’ adında bir İranlının abartılı yaşamını konu edinmiş, mizahi hikâye ve romanlarıyla tanınmasını sağlamıştır.
•Roman: Evliya-yı Cedid, Asriler, Gün Batarken, Kopuk, Sabri Efendinin Geliri, Meşhedi Aslan Peşinde, Kodaman, Papeloğlu, Gemi Aslanı, Beyaz Şemsiyeli, Çömlek Oğlu Ve Ailesi
•Öykü: Teravihten Sahura, Sevgiliye Masallar, Kız Ali, Meşhedinin Hikâyeleri, Gün Doğmayınca

METİN ELOĞLU (1927-1985)
•Ressamlığıyla da tanınır.
•Güney dergisinde Etem Olgunil adıyla eleştiriler de yazdı.
•Garip ve İkinci Yeni şiirine rağmen şiiri kendi yolunda devam etmiştir.
•Şiirlerinde umut ve yardım sevinci vardır.
•Oğuz Tansel’le Bektaşi fıkralarını şiirleştirdi.
•Kendi yaşama koşullarının ve çağının tanığı şiirlerine acıyı, ironiyi birlikte kattı.
•Şiir: Düdüklü Tencere, Sultan Palamut, Odun, Horozdan Korkan Oğlan, Tükiye’nin Adresi, Ayşemayşe,
•Dizi, Yumuşak G, Rüzgâr Ekmek, Hep, Yine, Şiirce, Ay Parçası, Önce Kadınlar, Bektaşi Dedikleri

DİLAVER CEBECİ (1943-…)
•Türk tarihine yönelerek kahramanlık duygularını, vatan millet sevgisini işler; tarihten alınan ilhamla günün olaylarını yorumlar.
•Şiir: Hun Aşkı, Şafağa Çekilenler

MUZAFFER BUYRUKÇU (1930-2006)
•Konularını İstanbul’un kenar mahallelerinde yaşayan dar gelirli ailelerin dertli, çekişmeli hayatlarından almıştır.
•Öykü: Katran, Acı, Korkunun Parmakları, Bulanık Resimler, Kuyularda, Cehennem, Kavga, Mağara Şarkılar Seni Söyler, Günlerden Bir Gün, Hüznün Kar Çiçekleri, Her Yer Karanlık, Bir Hüzün, Şarkı Gibi, Yüzün Yarısı Gece, Bir Aşk Daha, Telefon Konuşmaları, Yalnızlığın Arkasındaki Gülümseme
•Roman: Gürültülü Birkaç Saat, Bir Olayın Başlangıcı, Dar Sokaklardaki Duvar, Gece Bitmedi, Ucu Güllü Kundura, Dışarıdaki Rüzgâr, Akan Sular Şarap Olsa, Arkası Yarın, Eski Defterler, Sıcak ilişkiler, Sayılı Günler

F.CELALETTİN (DR.FAHRİ CELAL GÖKTÜLGA) (1895-1975)
•Kahramanlarını genellikle kıyıda köşede yaşayan zararsız ruh hastalarından seçmiştir, onların dünyalarını, saplantılarını ölçülü bir abartma ve ince bir mizahla gün yüzüne çıkarmıştır.
•Canlı bir konuşma dili ve usta bir anlatışı vardır.
•Yapıtları: Talak-ı Selase, Kına Gecesi, Eldebir Mustafendi, Avurzavur Kahvesi, Salgın, Rüzgâr, Çanakkale’deki Keloğlan

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN (1926-1984)
•50′den fazla kitabı bulunan şair, şiir plakları, şarkı sözleri ve yergileriyle tanınır.
•Genellikle Faruk Nafiz duyarlılığında ve aşk, ayrılık, özlem temaları eksenindeki şiirini 1973′te büyük oğlu Vedat’ın ölmesi üzerine hayatın boşluğu, ölüm ve acı gibi derinliklere, biçim ve öz yoğunlaştırmalarına yöneltti.
•Şairlik başarısını aruzla yazdığı rubailerde gösterdi.
•Şiir: İnsanoğlu, Deniz Musikisi, Dillere Destan, Aşkımızın Son Çarşambası, Bir Daha Ölmek, İki Kişiye Bir Dünya, Beni Unutma, Karanlığın Gözleri, Akıllı Maymunlar, Seninle Ölmek İstiyorum, Üstüme Varma İstanbul, Sahibini Arayan Mektuplar, Yeni Dünya Rekoru, Sevenler Ölmez, Çigan Gözler, Hüzün Şarkıları, Bir Gün Anlarsın, Sadrazam Kol Kulağı, Mihriban Şiirler, Taşlar ve Başlar, Seni Sevmek, İnşallahla Maşallah, Toprak Oluncaya Kadar, Göbek Davası, Önce Sen Sonra Sen, Rubailer

BAHATTİN ÖZKİŞİ (1928-1975)
•Hikâye ve romanlarında insanı, insan sevgisini ele alır.
•İki tarihi romanında Osmanlı döneminin teşkilatçılığını sergiler.
•Roman: Köse Kadı, Sokakta, Uçtaki Adam
•Hikâye: Bir Çınar Vardı, Göç Zamanı
•Sokakta: Şehrin geleneklere en bağlı ve sessiz mahallelerinden birinde yaşlı bir kadın öldürülmüştür. Ölünün yaşlı vücudu yirmi yerinden yaralanmıştır. Polis tarafından katil olarak görülen, ölen yaşlı kadının küçük oğlu ise katili “ONLAR” olduğunu söylemektedir. Bu sırada olayla ilgilenmesi için bir komiser tayin edilir. Komiser, bu mahallede yetişmiş, bir süredir uzakta olan ve katil zanlısı olarak görülen adamın çocukluk arkadaşıdır. Arkadaşının kendi annesini öldürmediğinden emindir. Bu mahallede böyle bir cinayetin olduğuna da inanmamaktadır.

SEVGİ SOYSAL (SABUNCU) (1936-1976)
•Kadın sorunlarını gündeme getirdiği romanlarıyla konu sıkıntısı çeken Türk romancılığına yeni bir soluk kazandırmıştır.
•Öykü: Tutkulu Perçem, Tante Rosa, Barış Adlı Çocuk
•Roman: Yürümek, Yenişehir’de Bir Öğle Vakti, Şafak, Tante Rosa

AYLA KUTLU (1938-…)
•Romanlarında orta sınıf insanların özellikle kadınların sorunlarını ve iç dünyalarını anlatmayı benimser.
•Öykü: Hüsnüyusuf Güzellemesi, Sen de Gitme Triyandafilis, Mekruh Kadınlar Mezarlığı, Zehir Zıkkım Hikâyeler

İSKENDER PALA (1958-…)
•Türk profesörü ve divan edebiyatı araştırmacısıdır.
•Divan edebiyatı alanındaki çalışmalarıyla dikkat çeken yazarın çeşitli ansiklopedi ve dergilerde edebi makaleleri yayımlandı.
•İlköğretim ve ortaöğretim için Türkçe ve Edebiyat ders kitapları yazmıştır.
•“Divan Şiirini Sevdiren Adam” olarak tanınan İskender Pala, İstanbul Kültür Üniversitesi’nde öğretim üyesidir.
•Romanları: Od, Şah Sultan, Katre-i Matem, Boğaziçi’ndeki Mücevher, Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk, Ah Mine’l-Aşk



         o    Türkiye Dışındaki Çağdaş Türk Edebiyatı
•Azerbaycan Türk Edebiyatı: Bahtiyar Vahapzade, Mehemmed Hüseyin Şehriyar, Celil Mehmet Kulizade, Anar
•Bulgaristan Türkleri Edebiyatı: Recep Küpçü
•Kazak Türkleri Edebiyatı: Mağcan Cumabayulı
•Kazan Türkleri Edebiyatı: Ayaz İshaki
•Kıbrıs Türk Edebiyatı: Osman Türkay, Özker Yaşın
•Batı Trakya Türkleri Edebiyatı: Mehmet Hilmi, Abdura­him Dede
•Kırgızistan Türk Edebiyatı: Cengiz Aytmatov
•Kırım Türkleri Edebiyatı: İsmail Gaspıralı, Cengiz Dağcı
•Özbekistan Türk Edebiyatı:  Abdullah Kadiri, Abdülhamit Süleymanoğlu (Çolpan),  Musa Taşmuhammedov (Aybek), Abdullah Kahhar, Said Ahmed, Ötkir Haşimov, Tahir Malik, Nurali Kabul, Erkin Vahidov
•Türkmenistan Türk Edebiyatı: Ata Atacanoğlu
•Doğu Türkistan-Uygur Türkleri Edebiyatı: Ziya Samedi
•Yugoslavya Türkleri Edebiyatı: Nimetullah Hafız
•Irak Türkleri Edebiyatı: Ata Terzibaşı

TÜRK DÜNYASINDAN ÖNEMLİ SANATÇILAR

OSMAN TÜRKAY (1927 – 2001)
•Kıbrıs Türk edebiyatı şair ve yazarıdır.
•Gazetecidir; şiirleri dışında deneme ve incelemeleri de vardır.
•Nobel’e aday gösterilmiş, uluslararası birçok ödül almıştır.

Eserleri:
•Şiir: Yedi Telli, Uyurgezer, Beethoven’den Aydınlığa Uyan­mak, Kıyamet Günü Gözlemcileri, Evrenin Düşünde Gezgin

ÖZKER VAŞIN (1932 – )
•Kıbrıs Türk edebiyatı şair ve yazarıdır.
•Öykü, tiyatro ve romanları da vardır.

Eserleri:
•Şiir: Kıbrıs’tan Atatürk’e, Mehmetçik Kıbrıs’ta, Atatürk’e Saygı Duruşu

ŞEHRİYAR (1904 – 1988)
•Azeri Türk edebiyatının büyük şairlerindendir.
•Güney Azerbaycan’da yaşamıştır.
•Önceleri Farsça yazan tanınmış bir şair iken daha sonra şiirlerinde Azerbaycan Türkçesini kullanmıştır.
•Sade ve akıcı bir dili vardır.
•Farsça şiirleri İran Edebiyatı’nda da önem taşır.

Eserleri:
•Şiir: Heyder Baba’ya Selam, Türkçe Şiirlerinden Seçmeler, Divan (Farsça Şiirleri)
“Heyder Baba’ya Selam

Heyder Baba, ıldırımlar şakanda,
Seller, sular şakkıldayıb akanda,
Kızlar ona saf bağlayıb bakanda,
Selâm olsun şovketüze, elüze,
Menim de bir adım gelsin dilüze.

Heyder Baba, kehliklerin uçanda,
Kôl dibinden dovşan kalkıb, kaçanda,
Bahçaların çiçeklenib açanda,
Bizden de bir mümkün olsa, yâd ele,
Açılmayan ürekleri şâd ele.

Bayram yeli çardakları yıkanda,
Novruz gülü, kar çiçeği çıkanda,
Ağ bulutlar köyneklerin sıkanda,
Bizden de bir yâd eyleyen sağ olsun,
Derdlerimiz koy dikkelsin dağ olsun.

Heyder Baba, gün daluvı dağlasın,
Üzün gülsün, bulakların ağlasın,
Uşaklarun bir deste gül bağlasın,
Yel gelende ver getirsin bu yana,
Belke menim yatmış bahtım oyana.

Heyder Baba, senin üzün ağ olsun,
Dört bir yanın bulak olsun, bağ olsun,
Bizden sora senin başın sağ olsun,
Dünya kazov-kader, ölüm-itimdi,
Dünya boyu oğulsuzdu, yetimdi.

Heyder Baba, yolum senden kec oldu,
Ömrüm keçdi, gelemmedim gec oldu,
Heç bilmedim gözellerin nec oldu,
Bilmezidim döngeler var, dönüm var,
İtginlik var, ayrılık var, ölüm var.

Heyder Baba, igit emek itirmez,
Ömür geçer efsus bere bitirmez,
Nâmerd olan ömrü başa yetirmez,
Biz de vallah unutmarık sizleri,
Göremmesek helâl edin bizleri.

Heyder Baba, Mir Ejder seslenende,
Kend içine sesden-küyden düşende,
Aşık Rüstem, sazın dillendirende,
Yadındadır ne hövlesek kaçardım,
Kuşlar tekin kanad çalıb uçardım.

Şengülava yurdu, aşık alması,
Gâh da gedib orda konak kalması,
Daş atması, alma-heyva salması,
Kalıb şirin yuhu kimin yadımda,
Eser koyub, ruhumda her zadımda.

Heyder Baba, Kuru gölün kazları,
Gediklerin sazak çalan sazları,
Ket kövşenin payızları, yazları,
Bir sinema perdesidir gözümde,
Tek oturub, seyr ederem özümde.

Heyder Baba, Karaçemen caddası,
Çovuşların geler sesi, sedası,
Kerbelâ’ya gedenlerin kadası,
Düşsün bu aç, yolsuzların gözüne,
Temeddünün uyduk yalan sözüne.

Heyder Baba, şeytan bizi azdırıb,
Mehebbeti üreklerden kazdırıb,
Kara günün ser-nüviştin yazdırıb,
Salıb halkı bir-birinin canına,
Barışığı beleşdirib kanına.

Göz yaşına bakan olsa, kan akmaz,
İnsan olan hancer beline takmaz,
Amma hayıf, kör dutduğun bırakmaz,
Behiştimiz cehennem olmakdadır,
Ziheccemiz meherrem olmakdadır.

Hazan yeli yarpakları tökende,
Bulut dağdan yenib kende köçende,
Şeyhülislam gözel sesin çekende,
Nisgilli söz üreklere deyerdi,
Ağaçlar da Allah’a baş eyerdi.

Daşlı bulak daş-kumunan dolmasın,
Bahçaları saralmasın, solmasın,
Ordan keçen atlı susuz olmasın,
Deyne bulak, hayrın olsun, akarsan,
Ufuklara humar-humar bakarsan.

Heyder Baba, dağın daşın seresi,
Kehlik okur, dalısında feresi,
Kuzuların ağı, bozu, karası,
Bir gedeydim dağ-dereler uzunu,
Okuyaydım: 'Çoban, kaytar kuzunu'.

Heyder Baba, Sulu yerin düzünde,
Bulak kaynar çay çemenin gözünde,
Bulakotu, üzer suyun üzünde,
Gözel kuşlar ordan gelib keçerler,
Halvetleyib bulakdan su içerler.

Biçin üstü sünbül biçen oraklar,
Ele bil ki, zülfü darar daraklar,
Şikarçılar bildirçini soraklar,
Biçinçiler ayranların içerler,
Bir huşlanıb, sondan durub biçerler.

Heyder Baba, kendin günü batanda,
Uşakların şamın yeyib yatanda,
Ay bulutdan çıkıb kaş-göz atanda,
Bizden de bir sen onlara kıssa de,
Kıssamızdan çoklu gam u gussa de.

Karı nene gece nağıl deyende,
Külek kalkıb kap-bacanı döyende,
Kurd keçinin Şengülüsün yeyende,
Men kayıdıb bir de uşak olaydım,
Bir gül açıb ondan sora solaydım.

‘Emmecan’ın bal bellesin yeyerdim,
Sondan durub üs donumu geyerdim,
Bahçalarda tiringeni deyerdim,
Ay özümü o ezdiren günlerim,
Ağac minib, at gezdiren günlerim.

Heçi hala çayda paltar yuvardı,
Memmed Sadık damlarını suvardı,
Heç bilmezdik dağdı, daşdı, divardı
Her yan geldi, şıllak atıb aşardık,
Allah, ne koş, gamsız-gamsız yaşardık.

Şeyhelislam münâcatı deyerdi,
Meşed Rahim lebbâdeni geyerdi,
Meşdâceli bozbaşları yeyerdi,
Biz hoş idik, hayrat olsun, toy olsun,
Fark eylemez, her n’olacak, koy olsun.

Melik Niyaz verendilin salardı,
Atın çapıb kıykacıdan çalardı,
Kırkı tekin gedik başın alardı.
Dolayıya kızlar açıb pencere,
Pencerelerden ne gözel menzere.

Heyder Baba, kendin toyun tutanda,
Kız gelinler hena, pilte satanda,
Bey geline damdan alma atanda,
Menim de o kızlarında gözüm var,
Âşıkların sazlarında sözüm var.

Heyder Baba, bulakların yarpızı,
Bostanların gülbeseri, karpızı,
Çerçilerin ağ nebatı sakkızı,
İndi de var damağımda, dad verer,
İtgin geden günlerimden yad verer.

Bayram idi gece kuşu okurdu,
Adaklı kız bey çorabın tokurdu,
Herkes şalın bir bacadan sokurdu,
Ay ne gözel kaydadı şal sallamak,
Bey şalına bayramlığın bağlamak.

Şal istedim men de evde ağladım,
Bir şal alıb tez belime bağladım,
Gulam gile kaçdım, şalı salladım,
Fatma hala mene çorab bağladı,
Han nenemi yada salıb ağladı.

Heyder Baba, Mirzemmed’in bahçası,
Bahçaların turşa şirin alçası,
Gelinlerin düzmeleri, tahçası
Hey düzüler gözlerimin refinde,
Heyme vurar hatıralar sefinde.

Bayram olub, kızıl palçık ezerler,
Nakış vurub, otakları bezerler,
Tahçalara düzmeleri düzerler
Kız-gelinin fındıkçası, henası,
Heveslener anası, kaynanası.

Bakıçının sözü, sovu, kağızı
İneklerin bulaması, ağızı,
Çerşenbenin girdekânı, mövizi
Kızlar deyer: “Atıl-matıl, çerşenbe,
Ayna tekin bahtım açıl, çerşenbe”.

Yumurtanı göyçek, güllü boyardık,
Çakkışdırıb sınanların soyardık,
Oynamakdan birce meğer doyardık,
Eli mene yaşıl aşık vererdi,
İrza mene novruz gülü dererdi.

Novruz Ali hermende vel sürerdi,
Kâhdan enib küleşlerin kürerdi,
Dağdan da bir çoban iti hürerdi,
Onda gördün ulak ayak sahladı,
Dağa bakıb kulakların şahladı.

Akşam başı nahırçılar gelende,
Kodukları çekib, vurardık bende,
Nahır keçib gedib yetende kende,
Heyvanları çılpak minib kovardık,
Söz çıksaydı, sine gerib sovardık.

Yaz gecesi çayda sular şarıldar,
Daş kayalar selde aşıb, karıldar,
Karanlıkda kurdun gözü parıldar,
İtler gördün, kurdu seçib ulaşdı,
Kurd da gördün, kalkıb gedikden aşdı.

Kış gecesi tövlelerin otağı,
Kentlilerin oturağı, yatağı,
Buharıda yanar odun yanağı,
Şebçeresi, girdekânı, iydesi,
Kendi basar gülüb-danışmak sesi.

Şücâ haloğlunun Baki savgati,
Damda kuran samavarı, söhbeti,
Yadımdadı şestli keddi, kameti,
Cünemmegin toyu döndü, yas oldu,
Nene Kız’ın baht aynası kâs oldu.

Heyder Baba, Nene Kızın gözleri,
Rakşende’nin şirin-şirin sözleri,
Türki dedim, okusunlar özleri,
Bilsinler ki, adam geder ad kalar,
Yahşı-pisden ağızda bir dad kalar.

Yaz kabağı gün güneyi döyende,
Kend uşağı kar güllesin sövende,
Kürekçiler dağda kürek züvende,
Menim ruhum ele bilin ordadır,
Kehlik kimi batıb kalıb, kardadır.

Karı Nene uzadanda işini,
Gün bulutdan eyirerdi teşini,
Kurd kocalıb, çekdirende dişini,
Sürü kalkıb dolayıdan aşardı,
Badyaların südü aşıb-daşardı.

Hecce Sultan emme dişin kısardı,
Molla Bağır emoğlu tez mısardı,
Tendir yanıb, tüstü evi basardı,
Çaydanımız arsın üste kaynardı,
Kovurkamız saç içinde oynardı.

Bostan pozub getirerdik aşağı,
Doldurardık evde tahta tabağı,
Tendirlerde pişirerdik kabağı,
Özün yeyib, tohumların çıtlardık,
Çok yemekden lap az kala çatlardık.

Verzeğan’dan armud satan gelende,
Uşakların sesi düşerdi kende,
Biz de bu yandan eşidib bilende,
Şıllak atıb bir kışkırık salardık,
Buğda verib armudlardan alardık.

Mirza Tağı’ynan gece getdik çaya,
Men bakıram selde boğulmuş aya,
Birden ışık düşdü otay bahçaya,
”Eyvay dedik, kurddu”, kayıtdık, kaşdık,
Heç bilmedik ne vakt küllükden aşdık.

Heyder Baba, ağaçların ucaldı,
Amma hayıf cevanların kocaldı,
Tokluların arıklayıb acaldı,
Kölge döndü, gün batdı, kaş kereldi,
Kurdun gözü karanlıkda bereldi.

Eşitmişem yanır Allah çırağı,
Dayır olub mescidüzün bulağı,
Râhat olub kendin evi, uşağı,
Mensur Han’ın eli kolu var olsun,
Harda kalsa, Allah ona yar olsun.

Heyder Baba, Moll’ İbrahim var, ya yok?
Mekteb açar, okur uşaklar, ya yok?
Hermen üstü mektebi bağlar, ya yok?
Menden onada yetirersen selâm,
Edebli bir selâm-ı mâ lâkelâm.

Hecce Sultan emme gedib Tebriz’e,
Amma ne Tebriz ki, gelemmir bize,
Balam durun, koyak gedek evmize,
Ağa öldü, tufakımız dağıldı,
Koyun olan yad gediben sağıldı.

Heyder Baba, dünya yalan dünyadı,
Süleyman’dan, Nuh’dan kalan dünyadı,
Oğul doğan, derde salan dünyadı,
Her kimseye her ne verib alıbdı,
Eflatun’dan bir kuru ad kalıbdı.

Heyder Baba, yaru yoldaş döndüler,
Bir-bir meni çölde koyub, çöndüler,
Çeşmelerim, çırahlarım, söndüler,
Yaman yerde gün döndü, akşam oldu,
Dünya mene harâbe-i şâm oldu.

Emoğluynan geden gece Kıpçağ’a,
Ay ki çıkdı, atlar geldi oynağa,
Dırmaşırdık, dağdan aşırdık dağa,
Meşmemi Han göy atını oynatdı,
Tüfengini aşırdı, şakkıldatdı.

Heyder Baba, Kara gölün deresi,
Hoşgenâb’ın yolu, bendi, beresi,
Orda düşer çil kehliğin feresi,
Ordan keçer yurdumuzun özüne,
Biz de keçek yurdumuzun sözüne.

Hoşgenâb’ı yaman güne kim salıb?
Seyyidlerden kim kırılıb, kim kalıb?
Amir Gafar dam daşını kim alıb?
Bulak gene gelib gölü doldurur,
Ya kuruyub, bahçaları soldurur.

Amir Gafar seyyidlerin tacıydı,
Şahlar şikar etmesi kıykacıydı,
Merde şirin, nâmerde çok acıydı,
Mazlumların hakkı üste eserdi,
Zalimleri kılıç tekin keserdi.

Mir Mustafa dayı, uca boy baba,
Heykelli, sakkallı, Tolustoy baba,
Eylerdi yas meclisini, toy baba,
Hoşgenâb’ın âb-ı rûsu, erdemi,
Mescidlerin, meclislerin görkemi.

Mecdüssâdât gülerdi bağlar kimi,
Guruldardı, buludlu dağlar kimi,
Söz ağzında erirdi yağlar kimi,
Alnı açık, yahşı, derin kanardı,
Yaşıl gözler çırağ tekin yanardı.

Menim atam süfreli bir kişiydi,
El elinden tutmak onun işiydi,
Gözellerin âhire kalmışıydı,
Ondan sonra dönergeler döndüler,
Mehebbetin çırağları söndüler.

Mir Sâlih’in deli sevlik etmesi,
Mir Aziz’in şirin şahsey getmesi,
Mir Memmed’in kurulması, bitmesi,
İndi desek, ahvâlâtdı, nağıldı,
Keçdi getdi, itdi, batdı, dağıldı.

Mir Abdül’ün aynada kaş yakması,
Çövçülerinden, kaşının akması,
Boylanması, dam-divardan bakması,
Şah Abbas’ın dürbini, yâdeş behayr,
Hoşgenâb’ın hoş günü, yâdeş behayr.

Sitâr’ emme nezikleri yapardı,
Mir Kadir de her dem birin kapardı,
Kapıb, yeyib, dayça tekin çapardı,
Gülmeliydi onun nezik kappası,
Emmemin de, ersininin şappası.

Heyder Baba, Amir Heyder neyneyir?
Yakın gene samavarı keyneyir,
Day kocalıb, alt engiynin çeyneyir,
Kulak batıb, gözü girib kaşına,
Yazık emme, havâ gelib başına.

Hanım emme Mir Abdül’ün sözünü,
Eşidende eyer ağzı, gözünü,
Melkâmıd’a verer onun özünü,
Da’vaların şuhlugılan katallar,
Eti yeyib, başı atıb yatallar.

Fizze hanım Hoşgenâb’ın gülüydü,
Amir Yahya em kızının kuluydu,
Ruhsâre artist idi, sevgiliydi,
Seyid Hüseyn Mir Salih’i yansılar,
Amir Cefer geyretlidir, kan salar.

Seher tezden nahırçılar gelerdi,
Koyun kuzu dam bacadan melerdi,
Emme Can’ım körpelerin belerdi,
Tendirlerin kavzanardı tüstüsi,
Çöreklerin gözel iyi, istisi.

Göyerçinler deste kalkıb uçallar,
Gün saçanda kızıl perde açallar,
Kızıl perde açıb, yığıb kaçallar,
Gün ucalıb, artar dağın celâli,
Tebietin cevanlanar cemâli.

Heyder Baba, karlı dağlar aşanda,
Gece kervan yolun aşıb çaşanda,
Men hardasam, Tehran’da, ya Kâşan’da,
Uzaklardan gözüm seçer onları,
Hayâl gelib, aşıb keçer onları.

Bir çıkaydım Damkaya’nın daşına,
Bir bakaydım keçmişine, yaşına,
Bir göreydim neler gelib başına,
Men de onun karlarıylan ağlardım,
Kış donduran ürekleri dağlardım.

Heyder Baba, gül konçesi handandı
Amma hayıf, ürek gazası kandı,
Zindegânlık bir karanlık zindandı,
Bu zindanın derbeçesin açan yok,
Bu darlıkdan bir kurtulub kaçan yok.

Heyder Baba, göyler bütün dumandı,
Günlerimiz birbirinden yamandı,
Birbirizden ayrılmayın, amandı,
Yakşılığı elimizden alıblar,
Yakşı bizi yaman güne salıblar!

Bir soruşun bu karkınmış felekden,
Ne isteyir bu kurduğu kelekden?
Deyne, keçirt ulduzları elekden,
Koy tökülsün, bu yer üzü dağılsın,
Bu şeytanlık korkusu bir yığılsın.

Bir uçaydım bu çırpınan yelinen,
Bağlaşaydım dağdan aşan selinen,
Ağlaşaydım uzak düşen elinen,
Bir göreydim ayrılığı kim saldı?
Ölkemizde kim kırıldı, kim kaldı?

Men senin tek dağa saldım nefesi,
Sen de kaytar, göylere sal bu sesi,
Baykuşun da dar olmasın kefesi,
Burda bir şîr darda kalıb bağırır,
Mürüvvetsiz insanları çağırır.

Heyder Baba, gayret kanın kaynarken,
Karakuşlar senden kopub kalkarken,
O sıldırım daşlarıynan oynarken,
Kavzan, menim himmetimi orda gör,
Ordan eyil, kâmetimi darda gör.

Heyder Baba, gece durna keçende,
Köroğlunun gözü kara seçende,
Kıratını minib, kesib biçende,
Men de burdan tez matlaba çatmaram,
Eyvaz gelib çatmayıncan yatmaram.

Heyder Baba, merd oğullar doğginan,
Nâmerdlerin burunların oğginan,
Gediklerde kurdları dut boğginan,
Koy kuzular ayın şayın otlasın,
koyunların kuyrukların katlasın.

Heyder Baba, senin könlün şad olsun,
Dünya varken ağzın dolu dad olsun,
Senden keçen yakın olsun, yad olsun,
Deyne menim şâir oğlum Şehriyâr,
Bir ömürdür gam üstüne gam çalar.”

Şehriyar

BAHTİYAR VAHAPZADE (1925 – 2009)
•Azeri Türk edebiyatının büyük şairlerindendir.
•Edebiyat profesörüdür.
•Şiirlerinde özellikle yurt ve dil sevgisini işlemiştir.
•Genellikle hece ölçüsünü kullanmıştır.
•“Menim Anam” şiiriyle tanınmış ve sevilmiştir.

Eserleri:
•Şiir: Menim Dostlarım, Çınar, Kökler ve Budaklar, Gün Var Bin Aya Değer, İnsan ve Zaman

İSMAİL GASPIRALI (1851 – 1914)
•Kırım Türk edebiyatı yazarıdır.
•Gazeteci ve fikir adamı kimliğiyle tanınmıştır.
•Rusya’daki ve tüm dünyadaki Türklerin birliğini savunmuştur.
•Fikirleriyle Milli Edebiyatçılar üzerinde etkili olmuştur.
•Son yıllarını Türkiye’de geçirmiştir.

Eserleri:
•Rusya Müslümanları, Avrupa Medeniyetine Bakış, Atlaslı Cihanname

CENGİZ DAĞCI (1920 – )
•Kırım Türk edebiyatının ve dünya edebiyatının büyük romancısıdır.
•İkinci Dünya Savaşı’nın ardından İngiltere’ye yerleşmiştir.
•Sade ve anlaşılır bir dili vardır.
•Sovyet egemenliği altındaki Kırım halkının zorlu yaşamla­rını, kendi gözlemlerinden yola çıkarak anlatmıştır.

Eserleri:
•Roman: Korkunç Yıllar, O Topraklar Bizimdi, Onlar da İn­sandı, Dönüş, Ölüm ve Korku Günleri, Genç Temuçin, Ba­dem Dalına Asılı Bebekler, Üşüyen Sokak, Yurdunu Kaybe­den Adam, Yoldaşlar
•Anı: Anneme Mektuplar

AYAZ İSHAKİ (1878 – 1954)
•Kazan Türk edebiyatının yazar ve düşünce adamıdır.
•Roman, hikâye ve tiyatroları vardır.
•1917 Ekim Devrimi’nden sonra ülkesini terk etmiştir.
•Türkiye’de ölmüştür.

Eserleri:
•Öykü: Zindan, Familye Saadeti, Ulug Beyrem
•Roman: Üyge Taba, Ulug Muhammed, Tatarın Kızı

ABDÜLHAMİT SÜLEYMANOĞLU ÇOLPAN (1897-1938)
•Özbek Türk edebiyatı şairlerindendir.
•Şiirlerinde bağımsızlığı, kadın haklarını konu edinmiştir.
•Tevfik Fikret, Mehmet Akif gibi toplumcu şairlerimizi oku­muş ve onlardan etkilenmiştir.

Eserleri:
•Şiir: Uyanış, Tan Sırları, Koşuklarım…

ATA ATACANOGLU (1922 -1989)
•Türkmen edebiyatı şairidir.
•Heceyle veya serbest lirik şiirler yazmıştır.

Eserleri:
•Şiir: Guşgı Galası, Sallancağım Sehra Benim, Çakmak, Men Size Baryan…

CENGİZ AYTMATOV (1928 – 2008)
•Kırgız Türk edebiyatının ve dünya edebiyatının tanınmış romancısıdır.
•Doğa, aşk ve vatan sevgisi başlıca konularıdır.
•Anlatımında Manas destanı gibi Kırgız destanlarının ve efsanelerin etkisi vardır.
•“Selvi Boylum” adlı öyküsü oldukça sevilmektedir.

Eserleri:
•Roman: Cemile, Kopar Zincirlerini Gülsarı, Toprak Ana, Yüz Yüze, Gün Uzar Yüzyıl Olur (Gün Olur Asra Bedel), Beyaz Gemi
•Oyunları: Yıldırım Sesli Manasçı, Kızıl Elma, Cengiz Hana Küsen Bulut, Dişi Kurdun Rüyaları, Sultan Murat…

ZİYA SAMEDİ (1914 – 2000)
•Doğu Türkistan edebiyatı yazarıdır.
•Tiyatro, roman ve öyküleri vardır.

Eserleri:
•Roman: Yılların Sırrı, Gani Batur – Mayimhan, Ahmet Efendi
•Öykü: Bir Tane Sigara, Kaysılar Olgunlaştığında, Dertlinin İnleyişi…