Anlatmaya bağlı edebî metinleri de coşku ve heyecanı dile getiren metinlerdeki gibi belirli bir metodla ve bazı başlıklar altında inceleyebiliriz.
     Anlatmaya bağlı edebî metinler, metin ve zihniyet, metnin yapısı (olay örgüsü, kişiler, mekân, zaman), metnin teması , dil ve anlatım, metin ve gelenek, anlama ve yorumlama, metin ve yazar açısından incelenerek değerlendirilmeye çalışılır.

Metin ve Zihniyet

     Zihniyet; bir dönemdeki dini, siyasi, askeri hayatın, duygu anlayış ve zevklerin bütünü olduğuna göre; yalnız farklı milletlerden toplumların zihniyetleri arasında değil, aynı toplumun farklı dönemlerindeki zihniyeti arasında da çok önemli farklar vardır. Ülkemizde bundan 50 yıl öncesi ile bugünün beğenisi, anlayışı, zihniyeti arasında çok büyük farklılıklar vardır. Eski Türk filmleri televizyonlarda yayımlandığında şaşkınlıkla, belki biraz da üstten bakarak, burun kıvırarak seyretmemiz zihniyet farklılığındandır. Edebi metinler yazıldığı dönemin zihniyetinden, anlayışından izler taşır. Bir dönemin zihniyetini sosyal, ekonomik ve siyasi yapı, dini hayat, geçerli olan sanat anlayışı belirler.
     Zihniyet, toplumu yansıtan özelliklerin bütünüdür. Bir metin, toplumun siyasi şartlarından da ekonomik ve sosyal şartlarından da etkilenir; ancak hiçbir edebi metin yazıldığı dönemin siyasi şartlarını veya ekonomik durumunu açıklamak için yazılmaz. Kısacası, her edebi metin ait olduğu toplumun bütün özelliklerinden etkilenir. Bundan üç veya dört asır önce, tasavvuf toplumun zihniyetinde oldukça etkili belirleyici bir faktör bu etkisinin günümüzde zayıf da olsa sürdüğünü söyleyebiliriz. Necip Fazıl Kısakürek, Mustafa Kutlu gibi bir çok yazar ve şairin eserlerinden alınacak metinlerle bu etkiyi izah edebiliriz.
     Bir toplumdaki insanlar, o toplumun kültürüyle, değer yargılarıyla yetişir, toplumun sosyal ve ekonomik şartlarına göre hayatını düzenler. Hiçbir yazar, yaşadığı toplumdan kendini tamamen soyutlayamaz. O da ister istemez, beğense de beğenmese de toplumun zihniyetinden, anlayışından etkilenir.bu etkilenme, onun yazdığı metinlere de yansır. Bir yazar, eserindeki kişileri yakından tanıdığı içinden geldiği toplumdan seçer. Toplumun içinden seçtiği kişi ve kişileri toplumun zihniyeti ile anlatır. Bir yazar, eserinde savaş yıllarını anlatıyorsa o dönemin siyasi ve sosyal şartlarının izleri eserindeki kişilere de yansıyacaktır. Eserindeki kahramanlar bir şekilde dönemin şartlarından etkilenir. Her edebi metin, yazıldığı dönemin ortamını, şartlarını, etkilerini, dönemin zihniyetini yansıtır.
     Toplum hayatındaki büyük ve önemli değişiklikler elbette dönemin eserlerine de yansıyacaktır. Bu durumun örnekleri Türk edebiyatında çok açık görülebilir. Türklerin İslamiyeti kabulü, yerleşik hayata geçmeleri, devlet kurmaları, Lale Devri, matbaanın gelişi, Tanzimat fermanı, milliyetçilik hareketleri, Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet’in ilanı milletin hayatındaki çok önemli olaylardır. Bütün bu olayların izleri kendi dönemlerindeki edebi eserlerde vardır.
     Bir toplumun kültürel özellikleri diline yansır. Dil milli kültürün taşıyıcısıdır. Dil ürünü olan edebi metinler, toplumun kültürüne ait özellikler taşıyan her şeyden etkilenir. Dönemin siyasi, ekonomik şartları, toplumun gelenekleri, inançları diline yansır. Deyimler, atasözleri, dönemin şarkıları, türküleri toplumun zihniyetini yansıtır. Bu dil ürünlerinde ortaya konan görüş ve anlayış, hem o toplum tarafından üretilmiştir hem de toplumdaki bireyleri etkileyip yönlendirir.
     Edebi eser ait olduğu dönemin beğenisinden zevklerinden, geleneklerinden izler taşır. Bunlar da dönemin sanat anlayışı konusunda fikir verebilir. Bir dönemin sanat anlayışı o dönemde yaşayan kişilerin hareket tarzlarına konuşmalarına, giyim kuşamına yansır. Günlük hayattaki bir konuşmasında ‘melali anlamayan nesle aşina değiliz.’ Diyen bir kahraman az da olsa dönemin sanat anlayışı, konusunda ipucu verebilir.
     Bazen yazar bazen de eserdeki kahramanlar dönemin sanat anlayışını yansıtan ifadelere, sözlere yer verebilir. Bir eserdeki kahramanlardan biri karşısındakine en beğendiği şiir dergisini soruyorsa bu, o dönemde şiire ilgi duyulduğunu gösterir.

Yapı (Eserdeki Olaylar, Kişiler, Yer, Zaman)

     Roman, hikaye, masal, mesnevi gibi anlatmaya bağlı metinlerde yapıyı meydana getiren birimler bir ortak tema etrafında birleşir. Yapı, bütünü oluşturan birimlerin yazar tarafından bir araya getirmesiyle oluşur. Anlatmaya bağlı edebi metinlerde yapıyı oluşturan birimler; olay örgüsü, kişiler, mekan, zaman olarak sıralanır.
Olay Örgüsü : Aralarındaki herhangi bir ilgiden dolayı bir arada bulunan iki veya daha çok kişinin arasındaki çatışma, anlaşma, yakınlaşma gibi ilişkiye olay denir. Bir olayın ortaya çıkması, kişilerin karşılaşmasına veya çatışmasına bağlıdır.
     Edebi eserlerdeki olay kurmacadır. Dış dünyada yaşanmış bir olay, hiç değiştirilmeden, olduğu gibi edebi metne alınamaz. Anlatmaya bağlı edebi metinlerde tek bir olay yoktur. Birbirine neden-sonuç ilişkisi ile bağlanmış küçük olaylar vardır. Bu küçük olaylar olay örgüsünü oluşturur. Bir edebi metinde, eseri oluşturan bütün unsurların eserin teması etrafında bir araya gelmesiyle oluşan düzene olay örgüsü denir. Olay örgüsü bütünüyle kurmacadır. Yazar, olay örgüsünü okuyucuda merak uyandıracak biçimde, neden- sonuç ilişkisi içerisinde yapıyı oluşturan olay parçalarından bir seçmeyle oluşturur. Olay örgüsünde, metni meydana getiren olayların belli bir sıraya uygun olarak verilmesi gerekmez.
     Olay örgüsünün yaşanması mümkün değildir. Olay örgüsü, yazarın küçük olaylar arasından seçmeyle oluşturduğu kurmaca bir yapıdır. Yazar, okurda estetik duygu, etki uyandırmak için böyle bir düzenleme yapar. Gündelik olayların birbirine eklenerek anlatımında, okurda estetik etki oluşturma düşüncesi yoktur. Hayatta yaşanan olayların birbiri ardına anlatılmasındaki amaç gerçeği dile getirmektir. Yaşanmış bir olay anlatılırken olayın aşamaları arasında bir seçme yapılmaz, olayı gözlemleyip anlatan kişi, her şeyi sırasıyla anlatır.
     Olay örgüsünde sadece somut olaylara yer verilmez. İnsan yaşamı, insana ait gerçeklik somut, gözlemlenen olaylarla sınırlı değildir; hayal, tasarı, beğeni, zevk, izlenim gibi durumlar da insana ait gerçekliğin önemli unsurlarıdır. Bu nedenle olay örgüsünde somut olayların yanında kişilerin duygu, hayal ve izlenimlerin somut olaylarla birlikte ele alınmasıyla insana özgü gerçeklik somutluk kazanır.
Kişiler : Anlatmaya bağlı edebi metinlerde yazar, eserin temasına, eserde anlatmak istediği düşünceye uygun özelliklere sahip kişiler oluşturur. Edebi metinlerdeki kişiler kurmacadır, hayalidir. Ancak yazar, kurmaca kişiler oluştururken gerçek hayatın kurallarını göz ardı da edemez. Eserdeki kişiler, kendi kişilik özelliklerine uygun biçimde davranmalıdır.
     Edebi metindeki kişilerin o metin içinde gerçeklikleri vardır; onlar dış dünyada yaşayan gerçek kişilerin yerini tutamaz. Bir olayın gerçekleşebilmesi için en az iki kişinin veya canlının, bir arada olması ve onları birbirine bağlayan, birbiriyle ilgilenmeye zorlayana ilişkilerin olması şarttır. Olay, çeşitli sebeplerden dolayı bir arada bulunmak ve birbiriyle ilgilenmek zorunda olan kişiler arasındaki ilişkiden doğar. Edebi metinlerde bütün kişiler ayrıntılı kişilik özellikleriyle yer almaz. Kişiler tip ve karakter olarak ikiye ayrılır.
Tipler: Edebi metinlerde, ait olduğu toplum kesiminin veya zümrenin ayırt edici, belirgin özelliklerini üzerinde taşıyan kişiye tip denir. Tip, kişisel özelliklerinden pek söz edilmeyip daha çok dıştan görünüşüyle ele alınan kişidir. O, benzerlerinin temsilciliğini yapabilmek için genel nitelikleriyle donatılmış toplumun belli bir kesimini yansıtan biridir. O, insanlığın belirli bir halini, öznelliğin dışında yansıtır.
     Gerçekçi bir tipin üstün özelliklerinin yanında zaafları da vardır. Tipler, temsil ettikleri insanları evrensel olarak yansıtırlar: cimri, kahraman, korkak, bunak, dalkavuk, kumarcı, sarhoş…vb gibi. Türk edebiyatında bazı yazarların ısrarla üzerinde durdukları tipler vardır. Hoca, aydın, ağa, eşkıya, aşık, öğretmen… tipi gibi.
Karakterler : Olaya bağlı edebi metinlerde toplumsal bir kesimi değil, sadece kendini temsil eden kahramandır. Karakterin kendine özgü özellikleri vardır; kendi iç dünyası, kişiliği ve başkalarına benzemeyen yönü ile ortaya çıkar. Duyguları, konuşmaları, olaylar karşısındaki tepkileri ile diğer kahramanlardan ayrılır. Karakter, yerel ve milli özellik taşır.
     Tipler, edebi metinde toplumsal yönü ile görünür, ait olduğu sosyal durum onun üzerinden işlenir. Karakterler ise birey, fert olarak ele alınır. Duyguları, hataları, tepkileri, mutlulukları sadece kendisine aittir.
Yer (mekan): Anlatmaya bağlı edebi metinlerde, mekan, anlatılan olayın sahnesi durumundaki ögedir. Olaylar nasıl kurmaca ise edebi metinlerdeki mekan da kurmacadır, hayali bir yerdir. Gerçek dünyada olan bir mekandan, semtten söz edilse bile yazar, kendi hayal gücüyle, anlatımıyla o mekanı istediği biçime getirir. Metinde anlatılan olay ile olaya sahne olan mekan arasında doğrudan bir ilişki vardır. Mekan, olayın gelişiminde rol oynar. Mekanla ilgili tasvirler, bazen kahramanların bazı özelliklerinin öne çıkmasını sağlar. Örneğin, bir odadaki eşyaların yerleşimi, orada yaşayan insanlar hakkında okura fikir verir. 
     Mekanla ilgili tasvirler, olay örgüsünün içeriğini ve kişilerin psikolojik durumunu aydınlatır, açıklığa kavuşturur. Bazı mekanlarla içinde yaşayan kişiler arasında öyle bir uyum vardır ki bunlardan biri diğerinden ayrı düşünülemez. Kimi zaman eserdeki kişilerden biriyle mekan arasındaki çok yönlü ilişki, o mekanı, olayın kahramanlarından biri durumuna getirir.
     Yazar, mekanı anlatırken bir seçmeye girişir. Yazar, kurguladığı olay örgüsüne, okuyucu üzerinde bırakmak istediği izlenime ve olaydaki kişilere göre mekanı anlatır, tasvir eder. Metin için gerekli olmayan ayrıntılara yer vermez. Çünkü sağlam bir kurmaca metinde, fazlalıklara yer yoktur.
Zaman : Zaman, anlatmaya bağlı edebi metinlerdeki temel unsurlardan biridir. Bu tür metinlerde zaman, olayın içinde geçen ve zaman anlamı taşıyan sözlerden çıkarılır. Zaman anlamı taşıyan ve zaman bildiren sözler, olayın gerçekleşme zamanını ortaya koyar. Geçen yaz, dün öğleden sonra, bu sabah, mayısın ilk pazarı…vb ifadeler kurmaca olayların zamanı konusunda bilgi içerir; ancak bu ifadeler kesin bilinen, ölçülebilen, tespit edilen bir tarih değildir.
     Eserin içinde geçen döneme ait kelimeler, bazı sosyal gelişmeler söyleyiş özellikleri metindeki zamanla ilgili bilgiler verilebilir. Ankara valisi Nevzat Tandoğan'dan bahsedilmesi olayların Türkiye Cumhuriyetinin ilk yıllarında geçtiğini gösterir. Karaköy'den Galata'ya tünelle çıkılıyorsa olaylar Sultan Abdülhamid devrinden önceye ait olamaz.
     Edebi metinlerde zaman tarih veya saat  sırasıyla ele alınmaz. Yazar, olayı tarihi sıralanışa göre, bir sıra dahilinde anlatmak zorunda değildir,  bazen geriye dönüşler olur. Edebi metinlerde her olay veya durumun üç ayrı zamanı vardır: Olay zamanı, yazma zamanı ve eserin okuyucu tarafından okuma zamanı.
     Anlatmaya bağlı edebi metinlerde olay örgüsü kurmaca olduğu gibi olayın temel unsurları olan kişiler, zaman ve mekan da genellikle kurmacadır. Yazar, anlatmak istediklerine, okuyucuya yaşatmak istediği duygulara uygun biçimde kişiler, mekan ve zaman arasında bir bütünlük oluşturur. Kişilerin belli yönlerini öne çıkardığı gibi mekanı da olaya ve kişilerin anlatımına katkı sağlayacak biçimde ele alır ve düzenler.
     Yazarı, zamanı düzenleme konusunda sınırlayan hiçbir bağ yoktur. Zamanı kronolojik biçimde sürdürmek zorunda değildir. Geriye dönüşler yapabileceği gibi farklı zamanları birbirinin içine geçmiş biçimde de anlatabilir. Önemli olan kişiler, zaman ve mekanın olay örgüsüne katkı sağlayan bir bütünlük içinde anlatılmasıdır. Anlatmaya bağlı edebi metnin yapısını oluşturan olay örgüsü, kişiler, zaman ve mekan yazarın okura ulaştırmak istediği iletiyi gerçekleştirmede birer araçtır. Yapıyı oluşturan bu unsurlar yazarın anlatmak istediklerini, mesajını somutlaştırmaya yardımcı araçlardır. Yazarın anlatmak istediklerini somutlaştırması; okurun, yazarın vermek istediği mesajı, duyguyu anlamasını kolaylaştırır.

Ana Fikir ve Ana Duygu

     Her edebî eser, yazarının hayatından, hayata bakış açısından, gözlemlerinden az çok izler taşır. Her metin; yazarının hayatının, kültürünün, zevkinin izlerini taşır. Bunun için yazarın, sanatının oluşmasında etkili olan hayat hikâyesinin bilinmesinde yarar vardır.
     Bir edebî metnin tamamen yazarın hayatının ve kişisel özelliklerinin yansıması değildir. Bunun yanı sıra edebî metinde yazarın kendi hayatının asla yansıtılmadığını düşünmek de yanlıştır. Yazar kendi devrinden bin yıl önceki olayları bile işlerken kendi duygu, düşünce ve hayallerini katar.
     Olay çevresinde oluşan edebi metinlerde, bazen yazar ile metin arasında benzerlikler bulunur. Roman, hikâye ve tiyatro eserlerinde karşımıza çıkabilecek bu özellik bir belge niteliği taşımaz. Olay çevresindeki edebi metinlerin tümü kurguya dayalıdır. Dolayısıyla gerçek hayat örnek alınarak yazılmış olsa bile bu yeniden kurgulanmıştır. Eğer yazar anlattıklarının birebir gerçek olduğu iddiasında ise zaten anlattıkları bizim konu aldığımız edebi metinlerin dışında tarih veya hatıra olarak değerlendirilir.
     Yazarların yaşadıklarından etkilenmeleri, olay çevresinde oluşturulmuş metinlerde bunları anlatmaları doğrudan doğruya değildir yaşadıklarını yenden kurgulaması ve yaşadıklarından yaptıkları seçki söz konusudur. Olay çevresinde oluşan edebi metinlerde belge niteliğinde yaşanmışlık yoktur; ancak yaşananlardan etkilenme söz konusudur.

Dil ve Anlatım

     Anlatmaya bağlı edebî metinlerde yazar, anlatma görevini bir anlatıcıya yükler. Okuyucu bütün olup bitenleri bu anlatıcı aracılığıyla öğrenir. Aslında anlatan, gerçek dünyaya ait olan yazardır; ama yazar, metne kurgusallık özelliği kazandırmak için aradan çekilir ve metnin gerçekliğini oluşturması adına bu görevi, yarattığı kahramanlardan birine bırakır. Biz metindeki olayları, zamanı, mekânı hep bu anlatıcının gözüyle ve onun gördüğü kadar görürüz.
     Anlatmaya bağlı edebî metinlerde, yaşananları bize aktaran üç farklı anlatıcıyla karşılaşmak mümkündür:
Gözlemci Bakış Açısı : Tam bir tarafsızlıkla sadece yaşananları anlatan, olayların gördüğü kadarını anlatma olanağına sahip olan anlatıcıdır. O da bizim gibi, bir sonraki sayfada neler olacağını bilmez. Sadece olanı aktartır, gördüklerine dayanarak bizim gibi yorumlar yapar.
İlâhî Bakış Açısı : İlahi bakış açısında olaylara yine dışarıdan bakan fakat yukarıdakinin tam tersi olarak her şeyi bilen, olayların sonunu görmüş olan anlatıcıdır. Bu anlatıcı zaman ve mekanla sınırlı değildir; olayların öncesini ve sonrasını, kahramanların tüm geçmişini, akıllarında neler geçirdiklerini bilir. Bu tür metinlerde anlatıcı, kimi zaman olayların nasıl gelişeceğine ilişkin ipuçları vererek olay örgüsünün sürükleyiciliğini arttırır, metin üzerinde bir merak öğesi uyandırır.
Kahraman Bakış Açısı : Metnin içinde, olayları yaşayan kahramanlardan birinin anlatımına dayalıdır. Anlatıcı daha çok, olayların merkezinde yer alan kahramanlardan birdir. Hem yaşar hem anlatır. Anlattıkları iç konuşma şeklinde ve zihninden geçenlerdir. Bunları bizimle paylaşır; diğer kahramanları onun gözünden ve onun değer yargılarıyla tanırız. Otobiyografik anlatıcı da denilebilecek bu anlatıcı şeklinde kahramanlarımızı geçmişteki deneyimlerini bugüne aktararak düşünür, geleceğe ilişkin çıkarımlar yapmaya çalışır.
      Anlatmaya bağlı edebî metinlerdeki dilin, metnin kaleme alındığı dönemin sosyal hayatına, edebî zevkine ve anlayışına göre değişkenlik gösterebileceğini de unutmayalım. Edebî metinler anlam bakımından da diğer metinlerden farklıdır. Çünkü yan anlam bakımından zengindirler. Bu da her okundukların zaman yeniden kurulma ve anlaşılma imkanını beraberinden getirir.

Metin ve Gelenek

     Her yeni eser, kendinden önceki birikime bir basamak daha ekler. Yazar da eski eserlerden yararlanarak yeni eserler ortaya koyar. Yazar, geçmişin birikimini bugünü açıklamakta kullanır. Ondan sonrakiler de onun bıraktığı yerden alıp daha ötelere gidecektir. Bir edebî metni değerlendirmek demek, onun, kendinden önceki anlayışa neler kattığını saptamak demektir.
       Yalnız gelenek, geçmişe ait hemen her şeyi körü körüne, eleştirmeksizin kabullenmek değildir. Eğer öyle yapılırsa bu, yararlanmaktan ziyade bir taklit olur. Böyle bir durumda, sanatçının geleneğe bir şeyler katması bir yana, sanatçı kendinden de çok şey yitirir. Sanatta gelenek iki türlüdür: ulusal ve evrensel gelenek. Yazar, bir yandan ulusal gelenekten beslenirken bir yandan da evrensel geleneğe bağlanır. İki geleneğin ürünlerinde yoğrulur. Sanatçı, eserini ulusal ve evrensel geleneğin birikiminden yararlanarak oluşturduktan sonra, o da eseri yoluyla ulusal ve evrensel geleneğe katkıda bulunmuş olur.
       Türk edebiyatına baktığımızda durum farklıdır. Masallar ve destanlar halk hikayelerine, onlar da meddah hikayelerine ve sonrakilere kaynaklık etmiş, hepsi birbirinin üstüne kurulmuştur. Tanzimat Dönemi’nde Türk romanı kaynağını Batı’dan almış ve sonra da bunu kendine has bir roman geleneğine dönüştürmüştür.
       Kısaca her eser içinde bulunduğu dönemin bilgi birikimiyle, sanat anlayışıyla oluşur. Yazılan her eser belli bir sürecin sonucudur ve her metin kendi tarzında daha önce yazılmış birçok metinden yararlanır ve daha sonra yazılacaklara da kaynaklık eder. Gelenek kavramı içinde etkilenme kaçınılmazdır; önemli olan, geleneği itici bir güç olarak eserde bulabilmektir.

Anlama ve Yorumlama

     Edebî metnin bir tek gerçeği, vermek istediği bir tek mesajı yoktur. Her okuyan ondan farklı sonuçlar çıkarabilir, eserle ilgili farklı yorumlar yapabilir. Bu da kişilerin kültür düzeyleri, yaşama bakış açıları, zevk anlayışlarıyla doğrudan ilgilidir. Edebî metnin değeri de buradan okundukça anlam zenginliği kazanmasından gelir.
     Sonuçta her edebî metin okura bir mesaj iletmektedir. Mesajın doğru algılanması, yazı yoluyla gerçekleşen iletişimin başarıyla sonuçlanmasını sağlar. Bizi bu olumlu sonuca götürecek temel şart, metni doğru anlamak, yani metnin içindeki öğeleri doğru yorumlamaktır.  
     Edebî metni doğru anlayıp yorumlamak için yazarın metin içine serpiştirdiği ipuçlarını doğru yorumlamak, bir amaç çerçevesinde oluşan olay örgüsünü iyi anlamak gerekir. Bunu yaparken şunu unutmamak gerekir. Metin içindeki tüm öğeler (olay, tema, kişiler, zaman, mekan…) mesajın aktarımına hizmet eden birer araçtır. Bu araçlardan yeterince yararlanabilirsek, metni anlamına da o ölçüde yaklaşmış oluruz.
     O halde bir edebî metinde yer alan ve edebî metne özgü öğeleri yerlerine doğru oturtur, onların metin içindeki işlevlerini doğru  algılarsak, o metnin anlamı da kendini hemen verecektir.

Metin ve Yazar

     Her edebî eser, yazarının hayatından, hayata bakış açısından, gözlemlerinden az çok izler taşır. Her metin; yazarının hayatının, kültürünün, zevkinin izlerini taşır. Bunun için yazarın, sanatının oluşmasında etkili olan hayat hikâyesinin bilinmesinde yarar vardır.
     Bir edebî metnin tamamen yazarın hayatının ve kişisel özelliklerinin yansıması olduğunu düşünmek yanlıştır. Bunun yanı sıra edebî metinde yazarın kendi hayatını yansıtmadığını düşünmek de o kadar yanlıştır.
     Olay çevresinde oluşan edebi metinlerde, bazen yazar ile metin arasında benzerlikler bulunur. Roman, hikâye ve tiyatro eserlerinde karşımıza çıkabilecek bu özellik bir belge niteliği taşımaz. Olay çevresindeki edebi metinlerin tümü kurguya dayalıdır. Dolayısıyla gerçek hayat örnek alınarak yazılmış olsa bile bu yeniden kurgulanmıştır. Eğer yazar anlattıklarının birebir gerçek olduğu iddiasında ise zaten anlattıkları bizim konu aldığımız edebi metinlerin dışında tarih veya hatıra olarak değerlendirilir.
     Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun, Halide Edip Adıvar’ın roman ve hikâyelerinde Kurtuluş Savaşı dönemi öncesi ve sonrasıyla, Türk toplumundaki sosyal değişmelerle birlikte dile getirilir. Bu anlatılanlar dönemin gerçekliğinin yorumlanarak dönüştürülmesidir. Bunlardan dönemin sosyal ve siyasal hayatı öğrenilemez. Ancak yazarlar sanat dünyalarını bireysel deneyimleri ve dönemlerinin gerçeklerinden hareketle oluştururlar. Bu da o dönemde kullanılan eşya ve görünüşlerden yararlanmalarını gerekli kılar.
     Yazarların yaşadıklarından etkilenmeleri, olay çevresinde oluşturulmuş metinlerde bunları anlatmaları doğrudan doğruya değildir yaşadıklarını yenden kurgulaması ve yaşadıklarından yaptıkları seçki söz konusudur. Olay çevresinde oluşan edebi metinlerde belge niteliğinde yaşanmışlık yoktur; ancak yaşananlardan etkilenme söz konusudur.