Şiirde mısraların hece sayısına veya hecelerin ses değerine göre bir uyum içinde olmasına ölçü denir. Tanzimattan önce Türk edebiyatında aruz ve hece olmak üzere iki vezin kullanılmıştır. Cumhuriyetten sonra bunlara serbest vezin de eklenmiştir.

     Aruz vezni Arapların icadı olup oradan Acemlere geçen aruz vezni, mısralardaki hecelerin uzunluğuna kısalığına, açık veya kapalı olması esasına dayanır. Her mısraın ses değeri bakımından denk olması esas olarak kabul edilir. Aruz vezninde heceler açık hece ve kapalı hece olmak üzere ikiye ayrılır. Açık hece sesli harfle biten hecedir ve bu hece (.) veya (v) işaretiyle gösterilir. Uzun okunan seslilerle, sessiz harfle biten heceler kapalı hecelerdir ve hece altlarına konan (-) işaretiyle gösterilir, her mısraın sonundaki hece hangi harfle biterse bitsin kapalı sayılır. Türkler aruz veznini 11 .y.y'dan itibaren kullanmaya başlamışlar ve dokuz yüz sene bu vezinle mükemmel eserler vermişlerdir. Divan edebiyatının tüm nazım türlerinde aruz vezni kullanılmıştır.

     Hece vezni, millî veznimiz olarak kabul edilir. Bu ölçüde esas, her mısradaki hece sayısının eşit olmasıdır. Değişik nazım biçimlerinde kullanılan değişik hece sayıları vardır. (Koşma  l l’li  , Semai 8'li vb.) Hece ölçüsüyle yazılan şiirlerde bir mısrada, vurgu gayesiyle bir ya da iki kez durulur. Bu yerlere durak denir. Mesela l l’ i hece vezninde duraklar 4+4+3=11 veya 6+5=11 olabilir. Halk edebiyatı ürünlerimizin tamamına yakını hece ölçüsüyle yazılmıştır.

     Serbest vezinli şiirde mısralardaki hecelerin uzunluğuna kısalığına veya hece sayısına dayanmayan değişik bir şekildir. Mısraların sıralanması hiçbir kurala bağlı değildir. Serbest vezin Cumhuriyet sonrası şiirimizde; özellikle de Garip hareketleriyle birlikte çok kullanılır olmuştur.

 

KAFİYE (UYAK): Çoğu zaman mısra sonlarında, bazen de mısra içlerinde ya da başlarında; benzerliğini sağlayan kelime veya eklere kafiye denir. Kafiyeyi meydana getiren unsurların yazılışları ve okunuşları aynı, anlamları ve görevleri farklı olur.

 

Yel yapraklarımı savurur

Dört yanım yağmurla örtülü

Güz vaktim gerçek ya ne yağmur!

(Ahmet Muhip Dıranas)

 

Bir gece misafirim olsan yeter.

Dolar odama lavanta kokusu

Soğur sevincinden sürahide şu,

Ay pencerede durup durup güler.

(Cahit Sıtkı)