Yazdır
Üst Kategori: Edebiyat
Kategori: Edebiyat Dersleri
Gösterim: 1620

1. Lirik Şiir: İçten gelen heyecanları coşkulu bir dille anlatan duygusal şiir türüdür. Genellikle her milletin ilk şairleri eserlerini saz eşliğinde söylerlemişlerdir. "Lir" de telli bir

saz olduğu için, sonraları içe doğan türlü duyguları anlatan şiirlere lirik denmiştir. Aynı anlamda Tanzimat döneminden sonra Türkçede rebâbî (rebâb: kemençeye benzer bir çeşitli telli sazdır) terimi de kullanılmıştır.

Divan edebiyatında özellikle gazeller, murabbalar, şarkılar, halk edebiyatında koşmalar, semailer lirik şiir türüne örnektir. Yeni Türk edebiyatında lirik şiirler türlü nazım biçimleriyle yazılmıştır. Lirik şiirlerin konuları çoğunlukla aşk, ayrılık, ölüm, tabiat sevgisi v.s olur. Yunus Emre, Fuzulî, Bakî, Nedim, Karacaoğlan A.Haşim, Yahya Kemal lirik şiirleriyle tanınır.

 

Örnekler:

Aşiyan-i mürg-i dil zülf-i perişanındadır

Kanda olsam ey peri gönlüm senin yanındadır

Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib

Kılma derman kim helakim zehri dermanındadır

Çekme damen naz edip üftadelerden vehm kıl

Göklere açılmasın eller ki damanındadır

Bes ki hicranındadır hasiyyet-i kat'-i hayat

Ol hayat ehline hayranem ki hicranındadır

Ey Fuzuli şem'-veş mutlak açılmaz yanmadan

Tablar kim sünbül rişte-i canındadır

                                                           Fuzuli

 

Senelerce, senelerce evveldi;

Bir deniz ülkesinde

Ya şayan bir kız vardı, bileceksiniz.

İsmi Annabel Lee;

Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten

Sevmekten başka beni.

O çocuk ben çocuk, memleketimiz

O deniz ülkesiydi,

Sevdalı değil karasevdalıydık

Ben ve Annabel Lee;

Göklerde uçan melekler bile

Kıskanırlardı bizi.

Bir gün işte bu yüzden göze geldi

O deniz ülkesinde,

Üşüdü rüzgârından bir bulutun

Güzelim Annabel Lee;

Götürdüler el üstünde

Koyup gittiler beni,

Mezarı ordadır şimdi

O deniz ülkesinde.

Biz daha bahtiyardık meleklerden,

Onlar kıskanırdı bizi,

-Evet! - bu yüzden (Şahidimdir herkes

Ve deniz ülkesi)

Bir gece bulutunun rüzgârından

Üşüdü gitti Annabel Lee;

Sevdadan yana kim olursa olsun,

Yaşça başça ileri,

Geçemezlerdi bizi;

Ne yedi kat göklerdeki melekler,

Ne deniz gibi cinleri,

Hiçbiri ayıramaz beni senden

Güzelim Annabel Lee.

Ay gelir ışır, hayalin irişir

Güzelim Annabel Lee;

Bu yıldızlar gözlerin gibi parlar

Güzelim Annabel Lee;

Orda gecelerim, uzanır beklerim

Sevgilim, sevgilim, hayatım, gelirim

O azgın sahildeki

Yattığın yer seni

Edgar Allan Poe (Çev.M.Cevdet Anday)

 

2. Pastoral Şiir: Tabiatın güzelliklerini, orman, yayla, dağ, köy ve çoban hayatını ve bunlara karşı duyulan özlemleri anlatan şiir türüdür. Pastoral sözcüğü "çobanlara ilişkin" demektir ve Türkçede bu anlamda râiyâne, rüstâî terimleri de kullanılmıştır.

Batı edebiyatlarında doğrudan doğruya doğa manzaralarını canlı bir biçimde anlatan şiirlere idil, konuşma biçiminde yazılan pastoral şiirlere de eglog denir.

 

Örnek:

 

Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum,

Bu dağların eskiden aşinasıdır soyum.

Bekçileri gibiyiz, ebenced buraların,

Bu tenha derelerin, bu vahşi kayaların

Görmediği gün yoktur sürü peşinde bizi,

Her gün aynı pınardan, doldurup testimizi

Kırlara açılırız çıngıraklarımızla.

Okuma yok, yazma yok, bilmeyiz eski, yeni,

Kuzular bize söyler yılların geçtiğini,

Arzu, başlarımızdan yıldızlar gibi yüksek;

Önümüzde bir sürü, yanımızda bir köpek

Dolaştırıp dururuz aynı daüssılayı,

Her adım uyandırır acı bir hatırayı.

Anam bir yaz gecesi doğurmuş beni burda,

Bu çamlıkta söylemiş son sözlerini babam,

Şu karşıki bayırda verdim kuzuyu kurda,

"Suna"mın başka köye gelin gittiği akşam,

Gün biter, sürü yatar ve sararan bir ayla,

Çoban hicranlarını basar bağrına yayla,

- Kuru bir yaprak gibi kalbini eline al

Diye hıçkırır kaval:

Bir çoban parçasısın olmasan bile koyun,

Daima eğeceksin başkalarına boyun;

Hülyana karışmasın ne şehir, ne de çarşı,

Yamaçlarda her akşam batan güneşe karşı,

Uçan kuşları düşün, geçen kervanları an,

Mademki kara bahtın adını koydu çoban!

Nasıl yaşadığından, ne içip yediğinden,

Çıngırak seslerinin dağlara dediğinden

Anlattı, uzun uzun.

Şehrin uğultusundan usanmış ruhumuzun

Nadir duyabildiği taze bir heyecanla,

Karıştım o gün bugün bu zavallı çobanla

Bingöl yaylalarının mavi dumanlarına,

Gönlümü yayla yaptım Bingöl çobanlarına

(Kemalettin Kamu)

 

 

3. Didaktik Şiir: Belli bir düşünceyi aşılamak ya da belli bir konuda öğüt, bilgi vermek, ahlak bir ders çıkarmak amacıyla öğretici nitelikte yazılan, duygu yönü zayıf şiir türüdür. Türk edebiyatında ta’limî terimi de aynı anlamda kullanılmıştır.

Manzum hikâyeler ve fabllar da bu gruba girer.

Örnek:

 

Bir dala konmuştu karga cenapları;

Ağzında bir parça peynir vardı.

Sayın tilki kokuyu almış olmalı;

Ona nağme yapmaya başladı:

"Ooooo! Karga cenapları, merhaba!

"Ne kadar güzelsiniz; ne kadar şirinsiniz

"Gözüm kör olsun yalanım varsa

"Tüyleriniz gibiyse sesiniz

"Sultanı sayılırsınız bütün bu ormanın."

Keyfinden aklı başından gitti bay karganın;

Göstermek için güzel sesini

Açınca ağzını düşürdü nevalesini.

Tilki kapıp onu dedi ki: "Efendiciğim,

Size küçük bir ders vereceğim;

Alıklar olmasa iş kalmaz açıkgözlere;

Böyle bir ders de değer sanırım bir peynire

Karga şaşkın, mahcup, biraz da geç ama

Yemin etti gayrı faka basmayacağına.

 

4. Epik Şiir: Konusu savaş, kahramanlık, yiğitlik ve yurt sevgisi olan ya da tarihî bir olayı coşkulu bir anlatımla işleyen uzunca şiirlere denir.

Bu şiir türü için destani şiir, hamasî şiir ve kahramanlık şiiri terimleri de kullanılır.

 

Örnekler:

 

Ay yansın ağalar güneş tutulsun

Parladı parladı çalın kılıncı

Oklar gıcırdasın ayyuka çıksın

Mevlanın aşkına basın kılıncı

 

Durmayın orada kargı kucakta

Dolansın yiğitler köşe bucakta

Bir savaş edelim kelle kucakta

Şehitler aşkına çalın kılıncı

 

Koç yiğitler melemeli dev gibi

Düşman kanı devrilmeli dağ gibi

Dest vurun avını almış bey gibi

Haykırı haykırı çalın kılıncı

 

Koç yiğitler bu kış burda kışlasın

Yılan dili eğri hançer işlesin

Kafir düşman el'amana başlasın

Kaçanı göndermen basın kılıncı

 

Koç yiğitler düğün bayram eylesin

Küheylan kişnesin aygır oynasın

Kazanlarda adam kanı kaynasın

Esir etmek yok ha çalın kılıncı

 

Yürü yiğit beyler namımız kalsın

Kelle getirenler bahşişin alsın

Öldürün atların hep yayan kalsın

Yaya kalana da çalın kılıncı

 

Koç Köroğlu girdi meydan almaya

Nara vurup düşmanına dalmaya

Yemin ettim yedi derya dolmaya

Doldurun denizi basın kılıncı

                                               Köroğlu

Kalktı göç eyledi Avşar elleri,

Ağır ağır giden eller bizimdir.

Arap atlar yakın eder ırağı,

Yüce dağdan aşan yollar bizimdir.

 

Belimizde kılıcımız Kirmani,

Taşı deler mızrağımın temreni.

Hakkımızda devlet etmiş fermanı,

Ferman padişahın,dağlar bizimdir.

 

Dadaloğlu'm birgün kavga kurulur,

Öter tüfek davlumbazlar vurulur.

Nice koçyiğitler yere serilir,

Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir

Dadaloğlu

 5. Satirik Şiir: Toplumsal düzensizlikleri; kişilerdeki dalkavukluk, düzenbazlık, kendini beğenmişlik, mevki düşkünlüğü gibi huylan; devlet yönetiminde umarsızlık, çıkarcılık ve beceriksizlikleri anlatan bunları yeren şiirlere satirik şiir denir.

Divan edebiyatındaki hicviyeler ve halk edebiyatındaki taşlamalar satirik şiir

türünün en güzel örnekleridir.

Edebiyatımızda Şeyhî, Bağdatlı Ruhî, Nef'î, Ziya Paşa bu tip manzumelerin

güzel örneklerini vermişlerdir.

 

Örnekler:

 

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı can-feza sizin

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını

Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini

Bütün ferağ ı halini, olanca şevk-i balını

Hemen yutun düşünmeyin haramını, helâlini…

Tevfik Fikret

 Ormanda büyüyen adam azgını,

Çarşıda, pazarda insan beğenmez.

Medrese kaçkını, softa bozgunu,

Selâm vermek için kesan beğenmez…

Kazak Abdal

 

 6. Dramatik Şiir: Manzum olarak yazılmış olan tiyatro eserleri dramatik şiir türüne girer, dramatik manzume, karşılıklı konuşma şeklinde yazılan manzumedir. Eski edebiyatlarda, özellikle klasik akıma bağlı olan tiyatrolar hep manzumdu.

            Anlattıkları konuyu okuyucunun gözünde canlandırırlar.

Batı edebiyatında Corneille, Racine, Shakespeare; Türk Edebiyatında Namık Kemal, Abdülhak Hamid Tarhan, Faruk Nafiz Çamlıbel bu türün örneklerini vermişlerdir.

Dramatik manzumeler, anlattıkları konulara göre şu çeşitlere ayrılır: İnsanların ve olayların gülünç yanlarını ortaya koyan tiyatro eseri ve oyunudur.

Bu eserler, sonu acıklı olmamakla beraber, en çok topluluğun kusurlarını ele alırlar.