Mektup, haber ulaştırma amacı güden, son derece içten yazılardır. Bir düşünce, duygu veya dileğin iletilmesi amacı güdülür mektupla. Genele, bir topluluğa seslenen mektuplar da olabilir. Ünlü kişilerin, sanat adamlarının birbirine yazdıkları mektuplar edebi mektup özelliği gösterir. Bunlar bir düşünceyi, bir sanat görüşünü açıklayan mektuplardır.

Fuzuli'nin Şikâyetname’si edebiyatımızda ünlü bir mektup örneğidir. Tanzimat sonrası edebiyatımızda; Namık Kemal, Ziya Gökalp, Cenap Sahabettin, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Sıtkı Tarancı önemli edebî mektup örnekleri vermişlerdir.

 

TEVFİK FİKRET’TEN SÜLEYMAN NAZİF’E

2 Şubat 1314 (Û99)

Umutsuzluk... umutsuzluk... umutsuzluk!... Umutsuzum kardeşim; korkunç bir kızgınlık bunalımı içindeyim, sönüyorum. Biraz daha sürerse, eyvah!... Nedenini söyleyeyim mi? Fakat bu o kadar tuhaf ki, gülersiniz diye kendi halime gülüyorum. Koca bir dünya içinde yalnızım,

Nazif! En yakın arkadaşlarımın arasında, sokağa çıplak çıkmış bir adam duygusuyla titriyorum; herkesin vicdanı kapalı, örtülü; yalnız ben çıplak! Herkes hiç olmazsa üniformalarla - ne diyeyim – makes namuslu geçinerek alçak yaşamanın kolayını buluyor; herkes bu rezalet havasında nefes alabilmek için bir kolaylığa, bir çareye, bir büyüye

sahip.

İşte kalem namusu, basın namusu edebiyat namusu... O da öldü, o da çiğnendi. Gazetesinde bir jurnal basamayanlar artık gazeteci sayılamıyor. Sonra içimizde o edepsizleri kötülüklerinin üstün gelmesinden dolayı kutlamaya koşarak, ''Bir gazâ ettin ki hoşnûd eyledin

Peygamberi" alkışlarıyla onların bu danışıklı dövüşlerini, namussuzluğun bu vicdanı kıran yengisini alkışlayacak namuslular da var.

Elveda ey aşk-ı namus, elfirâk ey sıyt-ı âr!

(Ey namus aşkı, ey utanmanın iyi ünü, Allahaısmarladık)

Bilir misiniz/bu zamanda namus, kılıfını kemirir bir cevherden başka bir şey değil. Size koşuyorum; elbette siz beni anlar, benimle ağlarsınız.

Bayramın ilk günlerinden beri damarlarımın içinde bir kızgınlık zehiri dolaşıyor, kanımı kemiriyor. Burada artık herkesin benden ürktüğünü, kaçmak istediğini görüyorum. Herkes edepsizliğe hak veriyor; bana diyorlar ki: "Zaman haklıdır, akıllıdır; sen budalasın!"

Allah aşkına siz öyle yapmayın, siz bari deyiniz ki: "Sen budalasın; fakat zaman haklı, akıllı değildir!"

Umutsuzluğumun derecesini düşünemezsin, kardeşim; kendimi taşlara çarpacağım geliyor. Fakat hani benim yurtsever kanımla kirlenecek bir temiz taş?

(Tevfik Fikret)